“(O sayılı günler, Ramazan ayı), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.” (Bakara, 2/185)
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her peygambere mutlaka iman edilen (veya insanların iman etmesini sağlayan) mucizeler verilmiştir. Bana verilen mucize de Allah’ın bana vahyettiği (Kur’an)dır. Sonuçta ben kıyamet günü kendisine tâbi olanları en çok olan peygamber olacağımı umuyorum.”
İndirilmeye başlandığı aya değer veren o ayı onbir ayın sultanı yapan, indirildiği geceye değer veren o geceyi bin aydan daha hayırlı yapan Kur’an-ı Kerim, 14 asırdır kimin kalbine nüfuz ediyor, onun hayatına giriyor ise onu da değerli yapıyor, kamil insanlar seviyesine çıkarıyor. Ramazanın değerini daha iyi anlayabilmek, ondan daha iyi istifade edebilmek için Ramazan ayının neden önemli olduğunu, neden bu aya kıymet verildiğini öncelikle idrak etmemiz gerekmektedir.
Ramazan ayının çok kıymetli olması Yaratanımızın kendisine kıymet vermesiyledir. Bu ayda İnsanlığa son ilahi kitap indirilmeye başlanmıştır. Karanlıklar içerisinde kalan ve cehalet dönemini yaşayan insanoğlu Kuran’ın inmesiyle altın çağını yaşamaya başlamıştır. Sahabeler Efendimiz tarafından gökte parlayan yıldızlara benzetilmiştir. Bu dönüşümün yaşanmasının ana unsuru ise Kuran-ı Kerim’dir.
Kur’an Ramazan ayında inmiştir. Ramazan Kur’an ayıdır. Bu ayda Peygamber Efendimizle Cebrail bir araya gelirler Kur’an-ı Kerimi okurlardı. Bugün hem evlerimizde hem de camilerimizde okuduğumuz mukabelelerin ana menşei budur. Peygamberimiz (s.a.s.) ve Cebrail (a.s.)’ın sünnetini bugün Ramazan münasebetiyle tekrar etmekte ve bu önemli buluşmayı bizlerde gerçekleştirmekteyiz.
İslam Dinimizde dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmamız için mübarek gün ve geceler vardır. Bu mübarek gün ve geceler çölde yolculuk yapan kişinin su bulduğu gözeler misalidir. Her bir gözeye gelindiğinde ayrı bir heyecan, susuzluğun giderilmesi sonucunda yaşanan ayrı bir lezzet vardır. Ayrıca her bir göze suyunda ise ayrı tatlar vardır. Kandil geceleri de işte böyle gözelerdir. Manevi hayatımızda çekmiş olduğumuz susuzluğumuzun giderildiği ve uzun bir müddet manevi âlemde rahatlık getiren gecelerdir kandil geceleri.
Kandil geceleri, Yüce Rabbimizin biz günah işleyen kulları için vermiş olduğu bir fırsat zamanıdır. Bu geceler kişilerin manevi hayatlarında kandillerin yanmasına vesile olan, maneviyatımızı nurlandıran gecelerdir. Camilerde yanan kandiller gönüllerimize nasıl bir sürur verirse, işte bu geceler gönüllerimize öyle bir neşe öyle bir huzur vermektedir.
Bu gecelerin bir başka güzelliği ise mevlit programları, hatim programları vesilesi ile camilerde, mescitlerde birlik ve beraberlik içersinde bir araya gelmemizdir. Aynı dine inanmış, aynı duygularla, milli ve manevi değerlerle yoğrulmuş olan bizlerin birbirimizi hatırlamamızda en önemli zaman dilimlerinin başında gelmektedir kandil geceleri. Bu sebeple bu gecelerin bütün güzelliklerinden istifade etmeye gayret gösterelim.
Hayatımıza nice güzellikler katan gecelerden birisi de Regaib kandilidir. Regaib kandili, Üç ayların birincisi olan Recep ayının ilk cuma gecesidir. Regaib, istenilen, değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir ve "Rağibe" kelimesinin çoğuludur.
Regaib kandili üç ayların arifesidir. Manevi hayatımızda olgunluğu yakalama fırsatı olan üç aylara giriş gecesidir. Bir aydınlanma, nurlanma gecesidir. Çünkü üç aylar dediğimiz Recep, Şaban ve Ramazan, manevi hayatımıza saadet katan, rahmetin, merhametin, mağfiretin sağanak sağanak yağdığı aylardır. İşte bu aylara başlamak üzereyiz.
Recep Ayına ulaştık. Manevi atmosferin üzerimizde durmaya başlayacağı ilk güne kavuştuk. İşte Bu gecede üç aylara hazırlanmanın başladığı ilk gece. Bu gece rahmet iklimine açılma gecesi. Bu gece arınma gecesi. Bu gece bağışlanma gecesi. Bu gece, bedenini ve ruhunu uyanık bırakanlara ikramların bollaştığı bir gecedir. Bu gece Muhsinlere ihsanların ulaştırıldığı gecedir.
Bu gece ellerimizi semaya gönlümüzü Mevla’ya açalım. Bu gece günahlardan olabildiğince kaçmaya çalışalım. Bu gece en güzel kelimeleri söylemeye, dualarla niyazda bulunalım. Kuran’ı okumaya, Salat-u Selamları getirmeye gayret gösterelim. Unutmayalım ki, bu gece bizler için büyük bir lütuf.
Kandil Gecelerini ihya etmek, gönlümüzü ihya etmektir. Böyle günler ve geceler bizler için birer fırsattır. Bu sebeple bu gecede şu hususları yerine getirmemiz, İnşallah bu günün feyiz ve bereketinden yararlanmamıza vesile olacaktır.
Tevbe ve istiğfarda Bulunmak: Hayatımızın her anında hataya düşen biz kullar için vazgeçemeyeceğimiz en temel husustur tevbe ve istiğfar. Yapmış olduğumuz hatalarımızı gözden geçirmenin en güzel anlarından biride bu kandil geceleridir. Bu gece Rabbimizin bizlerden istediği Nasuh tövbesi için bir fırsat gecesidir. Ayette يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحًا
“Ey iman edenler! Allah’a samimiyetle tövbe edin!”[1] buyurmaktadır. Neden tövbe etmemizin cevabını yine Kur’an’dan öğrenmekteyiz. Rabbimiz şöyle buyurmakta.
“Hepiniz Allah’a tövbe edin, ey mü’minler! Belki böylece korktuğunuzdan kurtulur, umduğunuzu elde edebilirsiniz.”[2] Bu sebeple, regaib gecemizde, Yüce Rabbimize yapmış olduğumuz günah, hata ve isyanlarımız için tevbe edelim, istiğfarda bulunalım. Regaib kandilinde, Sevgili Peygamberimize tabi olarak tövbemizi çokça yapalım. Günahlar insanların sırtında yüktür. Bu gece ise bu yükü hafifletme vaktidir. Onun yolu ise tövbedir.
Kur’an-ı Kerim okumak: Bizlere hidayet rehberi olarak gönderilen, gözümüzün nuru, kutsal kitabımız Kuran- Kerimi okumak bu geceye daha güzel bir anlam katacaktır. Faziletlerin en büyüğü olan Kuran-ı Kerim’i bu gecemizde okumaya özen gösterelim. Çünkü Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. اقْرَؤُا القُرْآنَ فإِنَّهُ يَأْتي يَوْم القيامةِ شَفِيعاً لأصْحابِهِ
“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir”[3] Geçmişlerimizi Kuranın nuruyla nurlandıralım. Ölmüşlerimizin ruhlarını Yasinlerle, Tabarekeler ile, Amme suresiyle, en azından fatiha ve ihlas sürelerini okumak suretiyle ruhlarını şad edelim.
“…Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.” (Maide, 5/6)
Kur’an ve Sünnet bizi oruç ibadetine yönlendirir
Medine’ye hicret ile birlikte İslâm dini, kendi müesseselerini oluşturmaya başlamıştı. Mescid-i Nebevî’nin yapılmasının ardından hayat, vahyin kılavuzluğunda, “inanç-amel bütünlüğü” içinde gelişmeye devam ediyordu. Medine’ye geleli daha on sekiz ay olmuştu. Kısa bir süre önce kıbleyi Mescid-i Aksâ’dan Kâbe’ye çeviren Yüce Allah, (Bakara, 2/144) bu sefer Hicrî takvimin 8. ayı olan Şaban ayında, Ramazan orucunu farz kılan şu âyetleri indirdi:
“Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı.” (Bakara, 2/183)
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz ise hadislerinde oruç tutmanın farziyetini ve ramazan ayının önemini bizlere şöyle bildirmiştir.
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurur: “Mübarek Ramazan ayına kavuştunuz. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda sema (cennet) kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.” (Nesâî, Sıyâm, 5)
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurur: “Kim Allah’a inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân, 28)
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ مُكَفِّرَاتٌ مَا بَيْنَهُنَّ إِذَا اجْتَنَبَ الْكَبَائِرَ
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz ile cuma bir sonraki cumaya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar, aralarında işlenen günahlara kefarettir.” (Müslim, Tahâret, 16)
Kadir Bilenler İçin Bin Aydan Daha Hayırlı Bir Gece: Kadir Gecesi
هَلْ جَزَاء الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ
“İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.” (Rahman, 55/60)
Yaratanımız bizi çok sevmiştir. Çünkü bizi yaratmıştır. Yaratanımız bizi sevmişte, değer vermişte yaratmıştır. İlm-i ezelisinde bizi yaratacağının olması ne kadar değerli olduğumuzun göstergesidir. O (c.c.) yaratmasaydı biz olmayacaktık.
Yaratanımız bize çok lütufkârdır. Yaratmakla kalmayan Rabbimiz (c.c.) bize nimetlerin her türlüsünü bahşetmiştir.
Yaratanımız bize çok merhametlidir. Dünyamız ve ahiretimiz cennet olsun diye Peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bizi en doğru yola (Sırad-ı Müstakime) iletmiştir. Hatalarımızı affetmek için bize mühlet vermiştir. Günahlarımızdan dolayı hemen bizi cezalandırmamıştır.
Yaratanımız bize çok şefkatlidir. Affedilmemiz için bize vesileler vermiştir. Abdest almakla günahlarımız bedenimizden süzülmüş, Beş vakit namazı, Cuma namazını kılmakla günahlarımızı affetmiştir. Ramazan ayına kavuşmakla küçük günahlarımızı bağışlamıştır.
الصَّلَواتُ الخَمْسُ والجُمُعةُ إلى الجُمعةِ ، وَرَمَضَانُ إلى رمَضَانَ ، مُكَفِّرَاتٌ ما بيْنَهُنَّ إذا اجْتُنِبَتِ الكبَائِرُ
“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur.” (Müslim, Taharet 16)
Hatta ayağımız sürçmüşte, Rabbimiz bu durumdan dolayı bir günahımızı affetmiştir.
“Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” (Müslim, Birr 49)
Ya Rabbi! Bize karşı vermiş olduğun tüm iyilikler için sana ham ediyoruz.
“Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim, 14/7)
Ya Rabbi! Rahmetinin tecellisi olan Ramazana ulaştırdığın için ve bir ömre bedel hayırları elde edebileceğimiz bir geceye, Kadir Gecesine kavuşturduğun için sana sonsuz hamd-ü sena ediyoruz. Nimetlerini artırman için ve nankör olmamak için sana şükrediyoruz.
Yaratılmanın kadrini bilen elbette Rabbine yönelir. Kadr-ü kıymet bilenin kadr-ü kıymeti bilinir.
“O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim, 14/34)
Rabbimiz her istediğimizden bizlere ikram etti. Şimdi sıra bizdedir. Yaratanımızı bilme, O’na (c.c.) yönelme, dinimizi hayat tarzı haline getirme vaktidir. Bu günler, bu geceler kadir vaktidir. Kadr-ü kıymet bilme vaktidir.
Bu gece, Kadir Gecesinin niçin değerli olduğunu anlama vaktidir.
Kadir Gecesinin değeri bu gecede Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlanmasıdır.
“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.”(Kadir, 97/1-5)
Bu gece, Kadir gecesini değerli kılan Kur’an-ı Kerim’i aklımıza, gönlümüze ve hayatımıza indirme vaktidir.
Ramazan ayı on bir ayın sultanıdır. Kur’an bu ayda nazil olmaya başladığı için.
“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır…” (Bakara, 2/185)
Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. Kur’an bu gecede nazil olmaya başladığı için.
إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِالْقَدْرِ
“Şüphesiz, biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik…” (Kadir, 97/1)
Bir ayı onbir ayın sultanı yapan, bir geceyi bir ömürden bereketli kılan Kur’an-ı Kerimi eğer biz aklımıza, vicdanlarımıza indirirsek ve hayat tarzı haline getirirsek bizlerde en hayırlı insan olacağız. En hayırlı insan olmamız ise elbette bizim için. Dünya ve ahiret mutluluğumuz için.
Kur’an-ı Kerimden istifade edemeyenler için Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor.
إنَّ الَّذي لَيس في جَوْفِهِ شَيْءٌ مِنَ القُرآنِ كالبيتِ الخَرِبِ
“Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” (Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân 18)
“Bu Kur’an çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki âyetlerini düşünsünler ve aklıselim sahipleri öğüt alsınlar.” (Sâd, 38/29)
Geçmişte meydana gelen hadiselerden ibretler alalım. İblisin şeytanlaşmasından ibret alalım. Kibrin sonunun felaket olduğunun, Allah’ın emirlerine karşı gelmenin, tövbe etmek yerine hatada ısrar etmenin ne kadar değersiz ve yanlış olduğunu iblisin şeytanlaşmasından bilelim. Bilelim ki; bizde şeytanın avenesi olmayalım. Bilelim ki; dünyamız ve ahiretimiz cehennem olmasın. Firavundan, nemruttan, karundan, Ebu cehil, Ebu leheb’ten ibret alalım. Makamına-mevkiine, malına-servetine aldananların hüsrana olduklarının farkında olalım.
Hz. Mevlana, geçmişten ibret almanın ve geçmişte yaşananların farkına varmanın ne kadar değerli olduğunu hepimizce malum olan bir hikâyeyle şöyle anlatır.
Aslan, kurt ve tilki arkadaş olmuş, avlanmaya çıkarlar. Akşama doğru bir yaban öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan yakalarlar. Avlar ormana getirilince aslan kurda dönüp: “Bunları, aramızda adaletle taksim et” diye emir verir.
Kurt: “Padişahım, yaban öküzü en büyük av olduğu için size layıktır. Keçi orta boyda, orta irilikte, o da benim olsun. Tilki de tavşanı alsın” der.
Aslan, kurdun taksimine şiddetle karşı çıkar ve “Sen kim oluyorsun da ben varken pay istiyorsun?” diye kükrer. Bir pençe ile kurdu yere yıkıp parçaladıktan sonra tilkiye döner ve ona, “Haydi, avlarımızı bir de sen taksim et!” der. Tilki kalbinde bulunan korkuyla beraber, “Aman efendim, pay etmekte neymiş? Bu semiz öküz sizin kuşluk yemeğinizdir, keçiyi gün ortasında yer, akşama doğru da tavşanla kendinize ziyafet çekersiniz!” der. Aslan, tilkinin taksimini pek beğenir, yüzü gülmeye başlar ve “İşte taksim etmek dediğin böyle olur” diye mırıldanır.
Aslan bu taksimden çok hoşlanır ve tilkiye “Bu çeşit pay etmeyi sen kimden öğrendin” diye sorar. Tilki başını çevirip yerde yatan kurdu gösterir ve “Padişahım, yerde yatan kurttan” diye cevap verir.
Bu gece, günahlarımızı affettirme vaktidir.
Kadir Gecesini değerlendirmek günahların affedilmesine bir vesiledir.
مَنْ قام لَيْلَةَ القَدْرِ إِيماناً واحْتِسَاباً ، غُفِر لَهُ ما تقدَّم مِنْ ذنْبِهِ
“Faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman 25)
Haddi aşmış olabilir, günah deryasında boğulmaya yüz tutmuş olabiliriz. Rabbimizden bugün af dilenme vaktidir.
“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer, 39/53)
Yüce yaratan tövbe etmemizden dolayı memnun olmaktadır. Peygamberimiz, Sevdiğimiz, Resulullah (s.a.s) Efendimiz şöyle buyuruyor.
للَّهُ أَفْرحُ بتْوبةِ عَبْدِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ سقطَ عَلَى بعِيرِهِ وقد أَضلَّهُ في أَرضٍ فَلاةٍ
“Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” (Müslim, Tövbe 1)
Bu gece dua vaktidir.
Hz. Aişe (r.a) Annemiz, Peygamberimize (s.a.s.) “Ey Allah'ın Resulü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim?” diye sorunca, Efendimiz (s.a.s) şöyle dua edilmesini istemiştir.
“Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni de affeyle!” (Tirmizi, Daavât 84)
Bu gece dualarımızı kendimiz, ailemiz, ana-babamız, nesillerimiz, Müslüman kardeşlerimiz ve tüm dünyanın selameti için. Bu gece dualarımız mazlumlar için. Bu gece dualarımız yüreğimizi burkan zulmün bayrama girmeden bitmesi için. Bu gece dualarımız dünyanın selameti için. Çünkü zulüm bitmediği müddetçe ne insanlar nede dünya selamet içindedir.
Bu gece birlik ve beraberliğimizi daim hale getirme vaktidir.
“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27)
Dünyanın birçok yerinde zulme uğramış kardeşlerimiz var. Bu gece bir vücudun uzuvları olduğumuz bilinci ile yeniden beraber olma vaktidir. Benlikten kurtulup biz olma vaktidir. Artık renklere, ırklara, cinsiyete bakma vakti değildir. Artık mümin olmamızın bilinciyle yaşama vaktidir.
Bu gece artık Kur’an-ı Kerime hep beraber sarılma vaktidir.
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Al-i İmran, 3/103)
Ey Muhammed Ümmeti!
Cennet ve nimetler bizi beklemektedir. Yeter ki hak edelim. Yeter ki Kur’an’a sarılalım, Resulullah’a tabi olalım. Rabbim kadr-ü kıymet bilenlerden eyleyerek Ramazanı ve kadir gecesini ihya edenlerden eylesin. Rabbim kadir gecesinin hürmetine, kendimiz, ailemiz, neslimiz, vatanımız ve milletimiz, tüm Müslüman kardeşlerimiz için yaptığımız dualarımızı kabul eylesin. Dünyadaki tüm mazlumların sıkıntılarını dindirsin. Müslümanlar olarak birlik ve beraberlik içinde yaşam sürmeyi bizlere nasip eylesin.