Mübarek
gün ve geceler toplumumuzda büyük şevk ve iştiyakla kutlanan gecelerdir. Bu
geceler bayram havası içerisinde geçmektedir. İşte bu gecelerden biri de Kadir
gecesidir. Kadir; değer, kıymet ve itibar demektir. Bu geceye Kadir Gecesi
denilmesi şeref ve kıymetinden dolayıdır. Zaman ve mekânlar; kendilerinde
meydana gelen önemli olaylarla değer kazanırlar. Kadir Gecesini bu derece
değerli kılan en önemli sebep de Kur’ân-ı Kerîm’in bu gece indirilmeye başlanmış
olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’in nüzulü ve Peygamberimizin insanlığa son peygamber
olarak gönderilmesi, dünya tarihinin en önemli hadisesidir.
Konuya
cami ve mescid kavramları hakkında bilgi verilerek başlanır. İbadetlerin ifası
için ortak mekan olan camilerin, aynı zamanda bir çok ortak değerlerin
kazanıldığı ve paylaşıldığı mekanlar olduğu anlatılarak konu genişletilir.
Mescid ve cami temalarının işlendiği ayet ve hadislere yer verilerek konu
başlıkları bu eksende yorumlanır.
III- Konunun
Özet Sunumu
Cami;
"Toplayan, bir araya getiren"manasına gelen ve "cem'an" mastarından türeyen bir
kavramdır. Dini anlamda; belirli bir amaçla insanları bünyesinde toplayan mekana
cami denir. Bu amaç da Allah'a kulluktur. Cami kelimesi, başlangıçta sadece Cuma
namazı kılınan "El mescidü'l Câmi" (Cemaati toplayan mescid) tamlamasının
kısaltılmış şekli idi. Camiler dinî ve millî kültürümüzden ayrı
düşünemeyeceğimiz değerlerimizin başında gelir. Camilerimiz, çok çeşitli
fonksiyonları ifa etmesi bakımıdan önemli müesseselerimizdendir. Camilerimiz
mabet olarak görev yapmanın yanında, birer halk üniversitesi olarak da görev
yapmaktadır. Camilerde, müminlere her türlü kötülüklerden uzak durmalarının
yanında; her türlü iyilik ve güzellikler, insan sevgisi, vatan, bayrak, ezan,
Kur'an sevgisi, ana-babaya, öğretmene, ulu'l-emre... itaat anlatılır! Camiler,
zengin-fakir, köylü-şehirli, amir-memur, resmi-sivil, yaşlı-genç, siyah-beyaz,
yerli-yabancı... herkesi bünyesinde toplayan mekanlardır. Bir ülkenin, Müslüman
ülkesi olmasının mührü ve tapu senetleridir. Camiler; aynı safta omuz omuza, diz
dize namaz kıldığımız mabetlerimizdir. Üzüntülerimizi giderdiğimiz, moralimizi
müspet anlamda düzelttiğimiz, birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik
duygularımızı, hoşgörü anlayışımızı güçlendirdiğimiz ve pekiştirdiğimiz
yerlerdir. Birbirimize merhamet etmeyi, acıları paylaşmayı, kimsesiz-yoksul, dul
ve yetimlere yardım etme duygularını kazandığımız mabetlerdir. Kâmil manada
insan olmanın yollarını ve esaslarını, camilerimizde yapılan telkin ve
nasihatlerden öğrenmekteyiz.
“Allah’a
ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın
mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir.
Onlar ateşte ebedî kalacaklardır. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret
gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından
korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları
umulur.”[1]
“Allah’ın
mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için
çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka
korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir
azap vardır.”[2]
Konu ile
ilgili faydalanılabilecek diğer bazı ayetler:2/114; 7/31; 9/107-110; 22/39-40;
24/36-38; 72/18
IV- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler
قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﺼﻠﻌﻡ: مَنْ بَنَى مَسْجِداً يَبْتَغِى بهِ وَجْهَ اللّهِ
بَنَى اللّهُ تَعالى لَهُ بَيْتاً في الْجَنَّةِ؛ وَفي رواية أخْرَى: بَنَى اللّهُ
لَهُ مِثْلَهُ في الْجنَّة
Resulullah (s.a.v)buyurdular ki:"Kim Allah'ın rızasını talep ederek bir mescid
inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder."Bir diğer rivayette: "Allah,
onun için, cennette bir mislini inşa eder" buyrulmuştur.[3]
Abdullah
İbnu Ömer (r.a) anlatıyor: "Mescid, Resulullah Aleyhissalâtu vesselâm zamanında
kerpiçten yapılmıştı. Tavanı hurma dallarıyla örtülmüştü. Direklerini hurma
kütükleri teşkil ediyordu. Hz. Ebu Bekr (r.a)buna (gerek tezyin ve gerekse tevsi
yönüyle) hiçbir ilave getirmedi. Hz. Ömer (r.a), (enini boyunu) artırarak
mescidi, Resulullah devrindeki tarz üzere [kerpiç ve hurma dallarıyla] yeniden
inşa etti. Onu esaslı şekilde Hz. Osman (r.a)(hem tezyin hem tevsi yönleriyle)
değiştirdi ve pek çok ilavelerde bulundu. Duvarlarını nakışlı taşlarla ve
kireçle inşa etti. Direklerini de nakışlanmış taşlardan yaptı. Tavanını da (pek
kıymetli olan) sac ağacından yaptı."[4]
Hz.
Büreyde (r.a)anlatıyor: "Bir adam mescidde yitiğini ilan etti ve: "Kim kızıl
deveyi gördü?" dedi. Bunu işiten Aleyhissalâtu vesselâm: "Bulamaz ol! Mescidler
neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir (gayesinden başka maksadla
kullanılamaz)!" buyurdular."[7]
عن
ابن عمرو رَضِيَ اللّهُ عَنهما قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ ﺼﻠﻌﻡ: إذَا نَعَسَ
أحَدُكُمْ وَهُوَ في الْمَسْجِدِ فَلْيَتَحَوَّلْ مِنْ مَجْلِسِهِ ذلِكَ اِلى
غَيْرِهِ
İbnu Ömer
(radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular
ki:"Biriniz mescidde iken uyuklayacak olursa, bulunduğu yerden bir başka yere
gidip orayı değiştirsin."[8]
11-Cimriler tarafından biriktirilen altın
ve gümüş sırtlarını, alınlarını ve yanlarını dağlayacak olan cehennem ateşinden
kızdırılır[13]
F. Cehennem Azabının Ebediliği
G. Cehennemin
kapıları(tabakaları)
1-Cehennem: Cehennem tabakalarına ait yedili tasnif sisteminde azabı en hafif
olan en üst tabakadır. Cehennem, genel olarak ahiretteki azap yerinin bütününün,
özel olarak da en üst tabakasının adıdır. Kur'an-ı Kerîm'in yetmiş yedi ayetinde
geçmektedir.
2-Lazâ (Halis
ateş): Kur’an’da bir yerde geçmektedir. “Bedenin uç organlarını söküp koparan “
diye nitelendirilmektedir.[14]
3-Saîr
(Tutuşturulmuş, alevli ateş): Kur’an’da biri fiil şeklinde olmak üzere on yedi
ayette geçmektedir.[15]
4-Sakar
(Şiddetli bir ısı ile yakıp kavuran,yaktığı şeyi tüketircesine tahrip etmekle
birlikte sönmeyip yakmaya devam eden ve insanın derisini kavuran): Dört yerde
cehennem kelimesi yerine kullanılmıştır.[16]
5-Hâviye
(Uçurum,derin çukur): Kur’an’da yalnız bir yerde geçmektedir. Kâria, 101/9-11).
Cehennemlikler cehennemin içine atılıp da azab çekmeye başlayınca, oradan
çıkabilmenin çarelerini aramaya başlayacaklardır. Öncelikle cehennem
bekçilerinden yardım isteyecekler, sonra da Allah’a yalvarmaya başlayacaklar,
fakat o ateşin içine düştükten sonra oradan kurtulmak, oradaki yalvarmalarla
olabilecek bir şey değildir. Bu dünyada oradan kurtulabilmenin şartlarını yerine
getirmemişse, oradan nereye sarılsa boş çıkacaktır.[43]
“Sizin şu
yaktığınız ateş, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür. Oradakiler ;
Vallahi ey Allah’ın Rasülü ! bu kadarı da (dünya ateşi kadar da olsa) yeterlidir
dediler. Rasülullah (s.a.v); o ateş bu ateşten altmışdokuz kat daha fazla
şiddetli kılındı. Cehennem ateşinin herbir katı dünya ateşinin şiddeti
kadardır”[44]
"Cehennem,
Rabbine şikayet ederek: "Ey Rabbim! Bir parçam diğer bir parçamı yemektedir"
dedi. bunun üzerine, Allah ona, iki nefes almaya izin verdi: Bir nefes kışta,
bir nefes de yazda. (Yazdaki nefesi) sizin rastladığınız en şiddetli sıcaktır.
(Kıştaki nefesi de) sizin rastladığınız en şiddetli (soğuk olan) zemherirdir."[45]
“Ateş
cehennemliklerin bazılarının topuklarına kadar ulaşır. Bazılarının dizlerine
kadar ulaşır, kiminin uyluklarına kadar ulaşır, bazılarının ise kürek
kemiklerine kadar ulaşır”[46]
“Son
derece sıcak su başlarından aşağı dökülür, bu su geçtiği yerleri yarıp yol
açarak kişinin karnına kadar ulaşır. Karnının içindekilerini de iyice eritip
parçalayarak, ayaklarından çıkar. Sonra o kişi yeniden eski haline döndürülür”[47]
Ebu
Hureyre anlatıyor: "Resûlullah (a.s) buyurdular ki:
"Cehennem
ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle
ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o siyah ve karanlıktır."
[48]
II- Konunun
Açılımı ve İşlenişi
Konuya
iman esaslarını özetleyerek girebiliriz. Sonra cehennem kavramı üzerinde
dururuz. İnsanların orada ceza görmeleri ilâhi adaletin tecellisinden başka bir
şey değildir. Dünyada Allah’ı ve dinini unutanlar, alaya alıp eğlenenler
ahirette cezalandırılacaklardır.A’raf ise cennet ile cehennem arasında bir
yerdir. Bu husus A’raf suresi 7/40-51. ayetlerde anlatılmaktadır. Cehennem
yaratılmıştır ve ebedidir. Herkes dünyada yaptıklarının karşılığını orada
görecektir. Cehennemde kişinin göreceği cezanın şiddeti işlediği günahın
büyüklüğüne göre olacaktır. Cehenneme atılan müslümanlar yaptıklarının cezasını
çektikten sonra cennete gireceklerdir.
III- Konunun
Özet Sunumu
Cehennem,
inkarcıların ve günahkârların ahirette cezalandırılacakları yerdir. Cehennem’in
varlığı, Allah Teala’nın ilahi adaletinin bir tecellisidir. İyilerle kötülerin,
zalimle mazlumun eşit muamele görmesi adalete aykırıdır. Bu sebeple herkes
yaptığının karşılığını mutlaka görecektir. Bunun yeri de cennet veya
cehennemdir. Kur’an-ı Kerim’de çok ca cennetin nimetlerinden ve cehennemin
özelliklerinden bahsedilmek suretiyle, insanlar imana, salih amele çağrılmıştır.
Allah Teala’nın rahmeti sonsuzdur. Bununla birlikte müstehak olanlara vereceği
ceza da çok şiddetli olacaktır. Bu sebeple müslüman, Allah’ın rahmetinden
ümidini kesmemeli bununla birlikte O’na karşı gelmekten sakınmalı ve azabından
korkmalıdır.
IV- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Ayet ve Hadisler
Yukarıda
yeterli miktarda ayet-i kerime verilmiştir. Hadisler için de yukarıda verilen
hadisler dışındaki hadisler için hadis kitaplarının ilgili bölümlerine
bakılabilir.
V-
Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
Şa’rabi,
Muhammed Mütevelli, Ehval-ü Yevmi’l Kıyame, Kahire, 1989.
Kelam,
Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak, Konya,1991,s.399-400
TDV.
İslam Ansiklopedisi” Cehennem” maddesi
Kuran-ı
Kerim’e Göre Cennet ve Cehennem,Mehmet Tekin,Kayseri
Kur’an’da
Kıyamet Sahneleri (Cennet-Cehennem), Seyyit Kutup, çev. Süleyman Ateş, Ankara
3-Din birliği olanlar arasında kardeşlik, din ayrılığı
olanlar arasında vatandaşlık bağlarını kuvvetlendirmek
II- Konunun
Açılımı ve İşlenişi
Konuya
birlik ve beraberlik kavramları açıklanarak başlanır. Daha sonra ilgili ayetler
ve hadislerle birlik ve beraberlik konusunda dinimizin emir ve yasakları izah
edilir. Toplumun birliğini temin eden; inanç, kültür, vatan, dil, ülkü ve amaç
birliğinin önemi anlatılır. Birlik ve beraberliğin zıddı olan ihtilaf ve
ayrılıklardan ve bunların kişiye ve topluma getireceği zararlardan bahsedilir.
Aile içinde çocuklar, okullarda öğrenciler, iş yerlerinde çalışanlar arasında
ayrım yapmanın birlik ve beraberliği bozucu etkilerinden, kişi ve kuruluşları
hedef almayan genel örnekler verilir. Farklı inançlara mensup, ayrı bölgelerde
yaşayan, değişik etnik kökenlerden gelmiş, farklı siyasi görüşlerdeki
insanların, aynı vatanda birlik ve beraberlik içinde yaşamalarının zarureti ve
faydaları anlatılır. Her türlü farklılığın hoşgörü ile karşılanması, her değerin
saygıya layık olduğu ve saygı ve hoşgörünün; karşı saygı
ve
hoşgörüyü getireceği, buna karşılık tahammülsüzlük ve ayrımcılığın da; karşı
tahammülsüzlük ve ayrımcılığı getireceği izah edilir.
III- Konunun
Özet Sunumu
İnsanlar
bir arada yaşamak zorundadırlar. Çağımızın modern araştırmaları, hayvanların
bile birlikte yaşadıklarını hatta uyum içinde yaşamak için aralarında bir takım
kurallarının olduğunu göstermiştir.
Eşref-i
mahlukat olarak yaratılmış olan[1]
insanların da elbette belli kurallar içinde yaşaması gerekmektedir. Bu
kuralların en önemlisi birbirlerine ve tabiata zarar vermeden yaşamaktır. Bunu
gerçekleştirebilmek için de; Kur’an’ın ve Sevgili Peygamberimizin getirdiği,
salim aklın da kabul ve tasdik ettiği birlik ve beraberlik içinde yaşamanın
kurallarını, hayatımızın her anında uygulamak zorundayız. Dünyanın çok küçüldüğü
çağımızda, insanları ayrılıklara, dolayısıyla huzursuzluk ve mutsuzluğa
götürecek her şeyi bertaraf etmek zorundayız. Önce din kardeşi, sonra aynı
vatanın ve aynı dünyanın vatandaşları olduğumuzu, en sonunda da hepimiz Hz.
Adem’in çocukları olarak insanlıkta kardeş olduğumuzu ön plana çıkararak, birlik
ve beraberlik içinde yaşamalıyız. Kendimiz için istediğimizi başkaları için de
istediğimiz, kendimiz için istemediğimiz şeyleri başkaları için de
istemediğimiz zaman, herkes için mutlu bir hayata kavuşacağız. İnsanların
maddi çıkarlar için, birbirlerinin evlerini eşyalarını yağmaladıkları bir
çağda, insanları hidayete ulaştırmak için gönderilen Sevgili Peygamberimiz;
aynı inançtaki insanları kardeş yaparak, farklı inanç sahiplerini vatandaşlık ve
dostluk anlaşmaları ile birbirlerine bağlayarak, mutlu bir toplum meydana
getirmiş, saadet asrını gerçekleştirmiştir.
“Hep
birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.
Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz
de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler
olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan
kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola
eresiniz.”[2]
“Allah’a
ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve
gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle
beraberdir.”[6]
V- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler
عن
بن عمر رضي الله عنهما أخبره: أنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قال: المُسْلِمُ
أخُو الْمُسْلِمِ، لا يَظْلِمُهُ ولاَ يُسْلِمُهُ، ومَنْ كانَ فِي حاجَةِ أخِيهِ
كانَ اللهُ فيِ حاجَتِهِ، ومَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللهُ
عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَباَتِ يَوْمَ اْلقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا
سَتَرَهُ اللهُ يَوْمَ القِيامَةِ.
“Müslüman,
müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim
etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını
giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin
kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve
kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter. ”
[7]
“Allah’a
ve âhiret gününe iman eden kimse komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret
gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman
eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”[8]
عن
أبي هُرَيرَةَ قال: قال رسُولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسَلَّم: "مَنْ نَفَّسَ
عَنْ مُسْلِمٍ كُربةً مِنْ كُرَبِ الدُّنيا نَفَّسَ اللّهُ عنهُ كُرْبَةً مِن
كُرَبِ الآخرةِ، ومَنْ سَتَرَ على مُسْلِمٍ سَتَرهُ اللّهُ في الدُّنيا والآخرةِ،
واللّهُ في عَوْنِ العَبْدِ ما كانَ العَبْدُ فِي عَوْنِ أخِيهِ".
“Hz. Ebu
Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular
ki: "Kim bir mü'minin dünyevi kederlerinden birini giderirse, Allah da onun
kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir müslümanın sırrını örterse,
Allah da onun dünya ve ahirette sırlarını örter. Kişi kardeşinin yardımında
olduğu müddetce, Allah da onun yardımındadır.”[9]