Güncel Vaaz ve Hutbeler Güncel Vaaz ve Hutbeler
  • ANASAYFA
  • VAAZ BÖLÜMÜ
    • RAMAZAN VAAZLARI
    • BAYRAM VAAZLARI
    • Gençler İçin Vaazlar
  • CUMA VAAZLARI
  • 52 Vaaz
  • HAFTANIN VAAZI

Allah'ın sevgili Kulu Hz. Muhammed (s.a.s)

ALLÂH’IN SEVGİLİ KULU HZ. MUHAMMED

Tahir Tural

I- Konunun Plânı

A-    Hz. Peygamberi genel manada tanıma

B-    Hz. Peygamberin bazı vasıfları

a-      O, bir insandı ve insanlara değer verirdi

b-      O, çalışan ve tembelliği sevmeyen bir insandı

c-      O, müsamahakar ve hoş görülü bir insandı

d-     O, inançlara saygılıydı

e-      O, barış insanıydı

II- Konunun açılımı ve işlenişi

Konuya Peygamberimizin bir insan olduğunu, peygamberlikle vazifelendirildiğini anlatmakla girilir ve bunun insanlık için bir rahmet olduğu aktarılır. Peygamberimizin bizlere örnek olduğu ve onu örnek aldığımızda hayatımızın huzurlu olacağı aktarılır. Daha sonra da onun yüce vasıflarından toplumu ilgilendiren beş ana vasfı anlatılarak konuya son verilir.

III- Konunun özet sunumu

Yüce Allâh Kurân-ı Kerim'de Peygamberimiz (s.a.v. )’in bizim gibi bir insan olduğunu, O’nun peygamberlikle vazifelendirildiğini belirtiyor. (Kehf, 18/ 110)  Diğer bir ayeti kerimede ise âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.v. )’in büyük ahlak sahibi olduğunu (Kalem, 68/ 4) ve Allâh’ın Rasûlünde müslümanlar için güzel bir örnek bulunduğu (Ahzab, 33/ 21) bildiriliyor.

O’nun çevresinde yaşamış ve onun rahle-i tedrisinden yetişmiş olan Ashâbı Kirâm,  O’nun yaşayışının Kur’ân’ı yansıttığını belirmektedirler. Âlemlerin hürmetine yaratıldığı, O büyük insanı tanıtmak ve O’nun vasıflarını aktarmak çok zordur. Ancak günlük hayatından misaller anlatarak O, yüce insanı tanıtmaya çalışacağız

O bir insandı ve insanlara değer verirdi.

Bizler gibi oturup kalkan, yiyip içen, yatan uyuyan, evlenen ve çocuk sahibi olan, nihayet sonunda da ölen örnek bir peygamberdir. Şayet melek bir Peygamber olsaydı başarılı olmayacağı bilinen bir husustur. Zira insanlar emir ve yasaklar konusunda onun melek olduğunu, dolayısıyla da dini rahat yaşadığını öne sürecekler ve yaşamamaya mazeret ve malzeme yapacaklardı. Ayrıca Küreyş onun insan olmasını yadırgadı. “Bu ne biçim bir Peygamber, bizim gibi yemek yiyor ve sokaklarda dolaşıyor” (Furkan, 24/78) demekten kendilerini alamadılar. Halbuki O, melek olsaydı, meleklerden oluşan bir toplumun Peygamberi olması gerekecekti. (İsra, 17/ 95) Ama o, her seferinde kendisinin bir kul, bir insan olduğunu, bir Peygamber olduğunu kendilerine hatırlatıyor ve Allah dilemedikçe normal insanlar gibi gaybı bilmeyeceğini, fayda ve zarar veremeyeceğini, yağmur yağdıramayacağını ve hazinelerin yanında olmadığını kendilerine anlatarak insan olduğuna vurgu yapıyordu. Aralarındaki farkın sadece ona vahiy gelmesi ve bunu insanlığa tebliğle görevlendirilmesi olduğunu belirtiyordu.

İnsan, varlıkların en şereflisi ve mümtaz olanıdır. Dolayısıyla da her türlü saygıyı hak etmekte ve ona karşı yapılan hatalarda en büyük günahları oluşturmaktadır.

Zaten dinin gayesi, insanların inanç, can, ırz, nesil ve mal güvenliğini korumaktır. Bu beş hususu insan için zaruri saymıştır. Bu nedenle insanı haksız yere öldürme, inancından dolayı aşağılama, gıybet, iftira, haset, gurur, kibir, kin vb. gibi insanı manen yaralayan hususlar haram kılınmıştır. Aksine insanın en güzel ahlakla donatılmasını emretmiştir. Bu konuda da en güzel örnek kendisidir.

O, insana büyük değer verirdi. Yolda karşılaştığı kişilere önce kendisi selam verir, onlarla musafaha eder ve kendilerine dua ederdi. İnsanlara mütevazı bir şekilde yaklaşır, asla kibirlenmezdi. “Ey insanlar! Hepiniz Ademdensiniz, Adem ise topraktandır. İnsanlar tarağın dişleri gibi birbirine eşittir. Kimsenin diğerine takva dışında üstünlüğü yoktur”[1] buyurarak insanların aynı haklara sahip olduğunu ifade etmiş ve tek cümlede özetlemiştir.

O çalışan ve tembelliği sevmeyen bir insandı.         

Hz. Peygamber her konuda olduğu gibi bu konuda da öncüdür. O, daima çalışmış, zamanını en iyi ve en verimli şekilde planlayarak dolu dolu bir hayat yaşamıştır. “İki günü birbirine eşit olan zarardadır”[2] buyurarak her gün bir önceki güne göre daha ilerde olmak durumundadır.

Hz. Peygamber meşru kazanç için yapılan uğraşıların ibadet olduğunu vurgulamıştır. Bir gün sahabilerle birlikte oturmuş sohbet ediyorlardı. Bu sıralarda bir genç erkence kalkıp biraz ilerde kazma kürek çalışıyordu. Ashaptan bazıları, “Ya Rasulellah! Keşke bu delikanlı burada sizin sohbetinizde bulunsa da Allah yolunda mesai sarf etmiş olsa” dediler.

Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır: “Böyle söylemeyin. Eğer o genç insanlara el açmamak, onlardan müstağni olmak, çocuklarının nafakasını kazanmak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı ve zayıf düşmüş olan anne babasına yardımcı olmak, onların ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa Allah yolundadır.”[3]

Diğer bir hadislerinde ise “Dünya işlerinizi ıslah edip yoluna koyunuz. Ahiretinizi de ihmal etmeyip onun için çalışınız.”[4] Peygamberimiz bu hadisleriyle dünya ahiret dengesinin kurulmasını temine çalışmaktadır. Biri diğeri aleyhine tercih edilmemeli belki ikisi birlikte dengeli olarak götürülmelidir. Bu husus oldukça önemli olduğu için Allah Teala Kurân-ı Kerim'de de bizleri bu dengeli yaşama yönlendiriyor.  Yüce Allah Kur’an da :“Allah’ın sana verdiği mallardan onun yolunda harcayarak ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma “buyurmaktadır. (Kasas ,77 )

Yüce Allah’ın bizim için koyduğu hayat kurallarına dikkat ederek beden sağlığımızı, ibadetlerimizi eda ederek ruh sağlığımızı koruruz. Zira biri diğerinin aleyhine ihmal edildiği vakit bazı huzursuzluklar baş gösterir. Bu nedenle Peygamberimiz de; “Sizin hayırlınız dini için dünyasını, dünyası için de dinini terk etmez. Belki her ikisini birlikte  çalışarak (kemale yürür.)[5] Diğer bir hadislerinde ise “Başkalarına muhtaç olmamak, çoluk-çocuğunun mutluğu ve komşularına yardım niyeti ile çalışan ve helalinden para kazananlar, yüzleri ak olarak Allah’a ulaşacaklardır.”[6] “Helalinden çalışarak, yorgun bir vaziyette yatağa giren insanın günahları affedilecektir.”[7]

Tembellik kişinin en büyük düşmanıdır. Önce çalışma ruhunu öldürür, azmini kırar sonrada ümitsizliğe iter ve kişinin başarısızlığına sebebiyet verir. Bu nedenledir ki Peygamberimiz tembellikten Allah’a sığınmışlardır.[8] Dikkatlerimizi çekmek ve bizleri bu tehlikeden uzaklaştırmak amacıyla bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

”Benim hakkınızda korktuğum şu dört şeyden sizde sakının:

1- Şişmanlık,

2- Çok uyumak,

3- Tembellik,

4- İman zayıflığı.[9]

O müsamahakar ve hoş görülü bir insandı.

Peygamberimiz (s.a.) müsamahakar ve hoşgörülü bir büyük gönle sahipti. O’nun adı Allah tarafından “çok acıyan, çok şefkatli” (Tövbe, 9/ 128) manasına gelen kelimelerle birlikte yazıldı. Hizmetinde 10 sene  bulunan Hz. Enes’in ifadesiyle bir defa bile “öf” dememişti, yapılan bir işe “niçin böyle yaptın” veya yapılmayana “niçin yapmadın” demeyecek kadar engin hoşgörü sahibiydi.

Hz. Enes (r.a.) naklettiğine göre, Peygamberimizle birlikte giderken bir bedevi peygamberimizin cübbesinden öylesine sert çekti ki, boynuna baktığımda tırmalandığını gördüm. Bedevi: Ey Muhammed! Yanında bulunan Allah’ın malından bana bir miktar verilmesini emret, dedi. “Peygamberimiz (s.a.) döndü, güldü ve ona bir şey verilmesini emretti.”[10]

Ebu Sa'îdi'l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: "Bir bedevi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek, Efendimizin uhdesinde bulunan alacağını istedi ve bunu yaparken sert davrandı. Hatta: "Borcunu ödeyinceye kadar seni tâciz edeceğim" dedi. Ashab-ı Kiram hazretleri bedeviyi azarlayıp: "Yazık sana! Kiminle konuştuğunu bilmiyorsun galiba!" dediler. Adam: "Ben hakkımı talep ediyorum" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm, ashabına: "Sizler niçin hak sahibinden yana değilsiniz?" buyurdu ve Havle Bintu Kays radıyallahu anhâ'ya adam göndererek: "Sende kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız gelince borcumuzu sana öderiz" dedi. Havle: "Hay hay! Babam sana kurban olsun Ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Kadın, Resûlullah'a borç verdi, O'da bedeviye olan borcunu kapadı ve ayrıca yemek ikram etti. (Bu tavırdan memnun kalan) bedevi: "Borcunu güzelce ödedin. Allah da sana mükafatını tam versin" diye memnuniyetini ifade etti: Peygamberimiz de: "İşte bunlar (borcunu hakkıyla ödeyenler) insanların hayırlılarıdır. İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir cemiyet iflah olmaz" buyurdular."[11]

O inançlara saygılıydı.

Din ve vicdan hürriyeti, insanın sahip olduğu en önemli haklardan birisidir. İnsanlık bu hakkı koruma noktasında hiç çekinmeden ölümü dahi göze almıştır. Savaşlar en çok bu yüzden meydana gelmiştir ki tarih de bunun canlı şahididir. Dolayısıyla da günümüzde din ve vicdan hürriyeti hakkında kaydedilecek her gelişme, dünya barışına büyük katkı sağlayacaktır.

Hz. Peygamber (s.a.) ve güzide ashabı bu hak ve hürriyetlere çok değer verdikleri için herkesi, kendi dinini yaşama ve öğretmesine izin vermişlerdir. Zira inanç kişinin hür iradesiyle yapacağı bir seçimdir. Bu hususu Kurân-ı Kerim “Dinde zorlama yoktur, artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır” (Bakara, 2/ 256) diyerek açık bir şekilde ortaya koyar. Zira insanları yaratan ve onlara her türlü nimeti veren Allah bile hiçbir zorlamaya yönelmeksizin, kendi yarattığı insanlara, kendisine inanıp inanmama hürriyeti vermişken (İnsan, 76/ 3), bazılarının kendilerini bu konuda yetkili görmelerinin anlamsızlığı ortadadır.  Kurân-ı Kerim’de Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Sen öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verirsin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.” (Gaşiye, 88/21-22) İnsanlığı kurtuluşa ve doğruya davet etmek için gönderilen Peygambere tanınmayan bir yetki başkalarına nasıl tanınır!

Peygamberimiz (s.a.) Mekke’den Medine’ye hicretinden hemen sonra tanzim ettiği Medine sözleşmesinin 25. maddesinde özellikle bu konuya hasretmiş ve şöyle yazdırmıştır: “Yahudilerin dinleri kendilerine, mü’minlerin dinleri de kendilerinedir.[12]

Necran heyetini İslama davet etmesine rağmen onlar bunu kabul etmemiş ancak kendileriyle imzalanan anlaşmada bu konu garanti altına alınmıştır. Şöyle ki: “Onların mallarına, canlarına, dini yaşamlarına, hazır bulunan ve bulunmayanlarına, ailelerine, mabetlerine ve az olsun çok olsun onların mülkiyetinde bulunan her şeye şamil olmak üzere, Allah’ın himayesi, Rasulullah’ın zimmeti Necranlılar ve onların tabileri üzerine haktır. Bütün piskopos ve papazlar görev yaptıkları kilisenin dışına, hiç bir rahip de kendi manastırı dışında bir yere alınıp gönderilmeyecektir.”[13]

İnsanların dinleri ya da dinlerine göre kutsal saydıkları şeyleri hafife almak, alay etmek veya onlara inananları rencide edecek kötü şeyler söylemek müslümana yakışan bir davranış değildir.Nitekim Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi islerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.” (Enam, 6/ 108)

O, barış insanıydı.

Hz. Peygamber (s.a.) iç barışa fevkalade önem verir, doğan ihtilafları anında bertaraf etmeye çalışır, dargınları barıştırır ve kavgaları önlemeye uğraşırdı. Sulha ve barışa yanaşmayan, affetmeyi kabullenmeyen inatçı kişiye Allah’ın buğzettiğini anlatırdı. Hatta Peygamberimiz insanların arasını bulmak için aslı olmadığı halde bir güzel ifade, bir hayrı söyleyenin [14] yalancı sayılmayacağını belirtmiştir.

Sevgili peygamberimizin iç barışı sağlamak ve insanlar arasını ıslah etmek ile alakalı bir misal aktaralım: [Kübalılardan Amr b. Avf oğulları arasında kavga çıkmıştı. Hatta birbirlerine taş bile atmışlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz ashaptan Übey b. Ka’b ve Süheyl b. Beyza (r.a.) gibi bazı zatları da yanına alarak hadise yerine gitti. Anlaşmazlığı önlemeye ve kavgaya son vermeye ve onları barıştırmaya gayret ediyordu. Bu sırada da namaz vakti girmiş Hz. Bilal ezanı okumuştu. Epey beklenip de Peygamberimizin gelmedi görülünce Hz. Bilal , Hz. Ebu Bekir (r.a.)’a hitaben “Peygamberimiz insanların arasını ıslah ile meşgul, istersen namazı sen kıldırıver” dedi. O da namaza durdu. Sonra efendimiz gelerek ilk safa durdu. Hz. Ebu Bekir hemen geri çekildi ve mihraba Peygamberimiz geçerek namazı kıldırdı.][15] Görüldüğü gibi Müslümanların arasını bulmak ve onları barıştırmak için namazı dahi ertelemiştir. İşi hallettikten sonra da namazı kılmıştır. Bu ise iç barışa verdiği önemi göstermektedir.

Diğer bir hadisi şeriflerinde Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır: “Müslümanın müslümana üç günden fazla dargın durması helal olmaz.”[16]

IV- Konu işlenirken başvurulabilecek bazı ayetler

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

“De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Su var ki) bana, İlâh’ınızın, sadece bir İlâh olduğu vah yolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi is yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf, 18/110)

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ

 

“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, kati yürekli olsaydın, hiç Süphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Su halde onları affet; bağışlanmaları için dua et.” (Ali İmran, 3/ 159)

V- Konu işlenirken başvurulabilecek bazı hadisler

أنَّ النبيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « لا تَباغَضُوا ، ولا تَحاَسدُوا، ولاَ تَدابَرُوا ، ولا تَقَاطعُوا وَكُونُوا عِبادَ اللَّهِ إخواناً ، ولا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فَوقَ ثلاثٍ »متفقٌ عليه . "

“Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir.”[17]

لَيْس الكَذَّابُ الَّذي يُصلحُ بيْنَ النَّاسِ ، فيَنْمِي خَيْراً أوْ يَقولُ خَيْراً

“İnsanların arasını bulmak amaçla (aslı olmadığı halde) bunun için hayır kasdıyla söz ulaştıran veya hayır kastiyle yalan söyleyen,  yalancı değildir.”[18]

‏أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏يَقُولُ ‏ ‏مَنْ هَجَرَ أَخَاهُ سَنَةً فَهُوَ كَسَفْكِ دَمِهِ

"Kim, din kardeşini bir yıl terkedip küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girer."[19]

َليْسَ خَيْرُكم مَنْ تَرَكَ الدُّنْياَ لِلآخِرَةِ وَلاَ الآخِرةَ لِلدُّنْياَ وَلَكِنْ خَيْرُكُمْ مَنْ أَخَذَ مِنْ هَذِهِ  لِهَذِهِ

“Sizin hayırlınız dini için dünyasını, dünyası için de dinini terk etmez. Belki her ikisini birlikte  alarak (kemale yürür.)[20]

VI- Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar

Konu aktarılırken yararlanılabilecek bazı ayetler: Kehf, 18/ 110; Kalem, 68/ 4; Ahzab, 33/ 21; Furkan, 24/78; İsra, 17/ 95; Kasas ,77; İnsan, 76/ 3.

Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v. ), Diyanet İlmi Dergi, Özel Sayı.

Doç. Dr. İbrahim Sarıçam, Hz. Peygamberin Evrensel Mesaji.

İ. Canan, Hadis Ansiklopedisi.

Asım Koksal, Peygamberler Tarihi.

Muhammed Hamidullah, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed.


 

[1] Tirmizi, Sünen, Menakıb 73 (3955) c. 5, s. 734; Müsned, 2/ 361,524

[2] Acluni, Keşfu’l-Hafa, 2/ 323 (2406)

[3] Beyhaki, Sünen 7/ 479

[4] İbni Mace, Sünen 2142,2143, c. 2 s. 725; Beyhaki, Sünen 7/264

[5] C. Sağir 2/116; F.Kebir, 3/ 59; Keşf el-Hafa 2139

[6] H. Basri Çantay, No: 33

[7] C. Sağir 2/287

[8] Müslim, Sahih, Zikir ve’d-dua 15/50 (2706) c.3 s. 2079

[9] Suyuti,Cem’u’l-Cevami, 832

[10] Buhari, Sahih, Farzu’l-Humus 19 (2980) c.4 s.60

[11] İbn mace, Ahkam 17 (2426) c.2 s.810

[12] M. Hamidullah, İslam Peygamberi (çev.Salih Tuğ), İstanbul 1990, 1, 196,208

[13] M. Hamidullah, el-Vesaik, s.179; Diyanet İlmi Dergi, Özel Sayı, Peygamberimiz Hz. Muhammed

[14] Tecrid, 8, 111 (1156)

[15] Tecrid, 8/ 114-115 (1157)

[16] Tecrid, 12/ 145 (1996)

[17] Buhari, Edeb  57 c. 7 s.88

[18] Tecrid, 8/ 111- 1156

[19] Ebû Dâvûd, Edeb 55 (4915) c.5 s. 216

[20] F.Kebir,3/ 59;Keşf el-Hafa 2139

ahmet ünal Vaaz Projeleri 12 May 2011

Aile Resi Olarak Hz. Peygamber (s.a.s)

AİLE REİSİ OLARAK HZ.MUHAMMED (A.S)

Mehmet KAPUKAYA

I- Konunun Plânı

            A- Hz. Muhammed (a.s)’ın Aile İçindeki Örnek Davranışları                    

B- Evlilik ve Aile Hayatı

C- O’nun Nazarında Ailenin Önemi

D- Bir Eş ve Baba olarak Hz. Peygamber (a.s)

E- Hz. Muhammed’in  Örnek yaşantısı

П- Konunun Açılımı ve İşlenişi

Konuya ailenin önemine ve kudsiyetine vurgu yapılarak başlanır.Hz. Peygamber (a.s)’ın aileye verdiği önem anlatılarak O’nun aile yaşantısından örnek kesitlere yer verilir.Her konuda örnek bir rehber olan Hz. Muhammed (a.s)’ın aile hayatındaki uygulamalarında, topluma verdiği mesajın iyi algılanması gerektiğine dikkat çekilerek konu özetlenir.

Ш- Konunun Özet Sunumu

İslam dini, aileyi yaratılıştan itibaren varolan, insanlığın en eski ve en köklü kurumu olarak kabul etmiş; bütün insanlığın, bu saygın kurum sayesinde neşv-u nema bulduğunu  bildirmiştir. Bu birlikteliğe bütün insanlık tarihinde rastlanmış olup, aile bugün dahi, önemini korumaktadır.

Kur'an-ı Kerim aile hayatını, karşılıklı anlayış, saygı, sevgi ve olgunlukla yürütülebilecek insani bir müessese saydığından, aile fertlerinin hak ve görevlerini tam olarak yerine getirebilmeleri için, aile bireylerinde temel insani ve ahlaki erdemlerin oluşmasını, kişilerin Allah'tan çekinir, kuldan utanır bir sorumluluk bilincine ulaşmasını, aile müessesesinin sağlam kurulması ve iyi işlemesi için vazgeçilmez bir ön şart olarak belirlemiştir.

Hz. Peygamber yirmi beş yaşına kadar, hemşehrileri arasında iffetli, şerefli ve namuslu bir şahsiyet olarak tanınıyordu. Yirmi beş yaşında iken, kendisinden yaşça büyük ve iki defa evlenip dul kalmış olan Hz. Hatice ile evlenmiş; onunla uzun yıllar mutlu bir hayat geçirmiştir. Hz. Peygamber'in, Hz. Hatice ile beraberliğinde göze çarpan en önemli husus, sıcak bir dostluk ve arkadaşlıktır.

Hz. Peygamber, Allah'tan aldığı vahyi, gelip ilk defa O’na anlatmış ve O’nunla paylaşmıştır. Hz. Hatice de kendisini anlayış ve olgunlukla karşılamıştır. Hz. Hatice'nin vefat ettiği yıl, Rasul-i Ekrem'in en çok üzüldüğü yıl olarak "hüzün yılı'' tabiriyle anılmıştır. Hz. Peygamber, onun sağlığında başka bir kadınla evlenmemiştir. Halbuki, o dönemin örf ve adetleri, çok kadınla evliliğe müsaitti. Hz. Hatice'nin vefatından sonra, O’nun aziz hatırasına saygı duyarak, yaklaşık iki buçuk yıl yalnız ve bekar olarak yaşadıktan sonra Sevde bint-i Zem'a ile evlenmiştir.

Hz. Peygamber, Hz. Hatice'ye olan saygısını, onun sağlığında olduğu gibi, vefatından sonra da unutmamış, her fırsatta onu sevgi ve saygı ile anmıştır. Yine O’nun hatırasını andığı bir günde; Hz. Aişe:

"O yaşlı kadını ne diye anıp duruyorsun? Allah onun yerine sana daha iyisini verdi" deyince; Peygamberimiz buna tepki göstermiş ve:

"Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. O, hiç kimsenin kabul etmediği bir zamanda bana iman etti, herkesin beni yalanladığı bir zamanda O beni tasdik etti, kimsenin bana bir şey vermediği esnada; O, malını benim için harcadı ve kimsenin çocuk vermediği bir dönemde O, bana çocuk verdi" diye cevap vermiştir.[1]

Sevgili Peygamberimiz (a.s)’ birçok hadislerinde, ailenin önemine işaret etmiş ve ailenin bir huzur yeri olduğunu belirtmiştir. O, aile reisi olarak bir müslümanın aile fertlerine nasıl davranması gerektiğini emir ve tavsiyeleriyle ifade ettiği gibi, bizzat kendi uygulamaları ile de örnek olmuştur.

O'nun, iman, ahlâk ve aile fertlerine yumuşak davranma arasında kurduğu bağlantıyı dile getiren şu sözü çok manidardır:

عَنْ أَبِي هُرَيْ‏.‏رَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَكْمَلُ الْمُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا وَخِيَارُهُمْ خِيَارُهُمْ لِنِسَائِهِمْ

 ''Mü'minlerin iman bakımından en mükemmel olanı, onların ahlak bakımından en güzel olanlarıdır, onların en hayırlıları da aile fertlerine karşı hayırla muamelede bulunanlarıdır.''[2]

İnsanın üzerinde hakkı olan kişilerin başında aile fertleri gelmektedir. Kişinin sevincini ve üzüntüsünü ilk önce paylaştığı kimseler aile fertleridir.

Sevgili Peygamberimiz örnek aile reisi idi. Hanımlarına ve çocuklarına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirirdi. O'nun evi örnek bir evdi, hanesinde her zaman burcu burcu mutluluk kokardı.

Hz. Peygamber (a.s)’ın aile hayatı ve aile içindeki davranışları, taşıdığı özellikler nedeniyle, maddi alanda olduğu kadar, manevi alanda da örnek konumdadır. O’nun aile hayatında uyguladığı prensipler, her dönemde önemini kaybetmeden varlığını sürdürmüştür.Toplumların en küçük ünitesi olan ailenin mutlu ve huzurlu olmasının, toplumun huzurunu sağlayacağı gerçeğini, en güzel örnekleriyle Hz. Peygamber'in aile hayatında görmek mümkündür.

IV- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Ayetler

َقَدْ كَانَ لَكُمْ في رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثِيرًا

“Andolsun, Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”[3]

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in hanımları ve aile hayatı hakkında bilgi verilmektedir. Eşleri ile aralarında geçen tartışmalarda hem Peygambere ve hem de hanımlarına öğütlerde bulunulmakta ve yol gösterilmektedir. Bunun yanısıra Hz. Peygamber'in eşlerinin mü'minlerin anneleri oldukları bildirilmekte ve mü'minlerin O'ndan sonra, O’nun eşleriyle asla evlenemeyecekleri belirtilmektedir.

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitabına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır”.[4]

 “Ey Peygamber! Hanımlarına de ki, “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a vereyim ve sizi güzelce bırakayım. Eğer Allah’ı, Resülünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.”[5]

Aile hayatı, evlenme ile başlar. Evlilik eşlerin evlenerek cinsel ihtiyaçlarını karşılamasına, böylece neslin devam ettirilmesine, hem de eşlerin birbirlerine maddî ve manevî destek olarak hayat arkadaşlığı kurmasına vesile olduğundan çok yönlü yarar ve hikmetler taşır.

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[6]

V- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler

Hz. Peygamber, kadınları erkeklerin şiddetinden korumak için gerekli uyarılarda bulunmuş ve daima onlara hayırla muamelede bulunmayı tavsiye buyurmuşlardır.

 عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه وسلم‏ خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ ‏

“En hayırlılarınız hanımlarına karşı iyi davrananlarınızdır."[7]

Hz. Peygamber, çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah'tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını istemiştir. Kocasını şikayet için kendisine gelen kadınların sayısı artınca, kadınlara kötü davranışta bulunanların iyi kimseler olmadıklarını söylemiştir.[8]

Peygamberimiz, karı- kocaya karşılıklı sorumluluklar yüklemiştir:

أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

Abdullah b. Amr, Rasulullah (s.a.s)’i şöyle söylerken işittiğini söylüyor:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İmam çobandır ve sürüsünden sorumludur.Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve ondan sorumludur. Hizmetçi efendisinin malının çobanıdır ve onu korumaktan sorumludur."[9]

Bu hadis, aynı zamanda aile içerisinde edep, ahlak, fazilet ve bilgi açısından eğitime de işaret etmektedir. Peygamberimiz de tasvip ettiği veya etmediği durumları açıklamak suretiyle, aile içi eğitimin en güzel örneklerini vermiştir. Diğer yandan Hz. Peygamber, çocuklarını İslami terbiye altında yetiştirmiş, evliliklerinden sonra da onlarla ilgilenmeye devam etmiştir. Bu ilgi, onların birtakım maddi ihtiyaçları yanında, manevi ihtiyaçlarını da kapsamaktadır. Bu konuda kendi çocukları ile daha sonra evlendiği hanımların önceki evliliklerinden olan çocukları arasında bir farkta gözetmemiştir. Onlara da aynı sevgi ve şefkati göstermiş, zaman zaman da gerekli uyarılarla onları eğitmiştir. Bir defasında Hz. Peygamber, Ümmü Seleme'nin önceki eşi Ebu Seleme'den olan oğlu Ömer'in yemek yerken tabağın her tarafından yediğini görünce onu:

‏يَا غُلاَمُ سَمِّ اللَّهَ، وَكُلْ بِيَمِينِكَ وَكُلْ مِمَّا يَلِيكَ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ طِعْمَتِي بَعْدُ‏.

‏"Oğul, besmele çek, sağ elinle ye ve hep önünden ye. (Ömer diyor ki:) Bundan sonra bu benim huyum olmuştur."[10]

Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine, her gün sabah namazına kalktığı zaman, uğrayıp onları namaza kaldırması ,[11] O'nun çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine verdiği önemi göstermesi açısından son derece önemlidir.

Hz. Peygamber'e Medine hayatı boyunca on yıl hizmet eden ve O'nun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Malik şöyle der: "Çoluk-çocuğuna ve aile fertlerine karşı Hz.Peygamber’den daha şefkatli olan bir kimse görmedim."[12]

Hz. Peygamber, evinde bulunan hizmetçi ve işçilere son derece şefkat ve merhametle muamele eder, hiçbir zaman onları incitecek söz ve davranışta bulunmazlardı. Hz. Enes bu konuda şöyle der:

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ خَدَمْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشْرَ سِنِينَ وَاللَّهِ مَا قَالَ لِي أُفًّا ‏.‏ قَطُّ وَلاَ قَالَ لِي لِشَىْءٍ لِمَ فَعَلْتَ كَذَا وَهَلاَّ فَعَلْتَ كَذَا

"Rasul-i Ekrem'e on yıl hizmet ettim. Allah'a yemin ederim ki, bana hiçbir zaman 'öff' demedi. Herhangi bir şey için de bana: "Bunu niçin böyle yaptın? Şöyle yapsaydın ya" dememiştir.[13]

Hz. Peygamber, bir baba olarak, çocuklarının sevinçleriyle sevinmiş, üzüntüleriyle üzülmüştür. Büyük kızı Zeyneb'in kocası Ebu'I-As, Bedir Harbi’nde müşrikler safında savaşa katılmış ve müslümanlara esir düşmüştü. Fidye karşılığında esirlerin serbest bırakılması esnasında Ebu'l-As,  hanımının bir gerdanlığını vermek suretiyle serbest kalmak istemişti. Hz. Peygamber, Hz. Hatice'nin evlilik hediyesi olarak kızına verdiği bu gerdanlığı görünce çok üzülmüş ve ashabına: "İsterseniz bunu alır, isterseniz geri verirsiniz" demişti.

Peygamberimizin çok üzüldüğünü gören ashabı da bu gerdanlığı hemen kendisine iade etmişlerdi. Daha sonra Hz. Peygamber, Ebu'I-As'dan kızını Medine'ye getirmesini istemiş, o da verdiği söz üzerine Zeyneb'i Rasulüllah'a getirmişti. Kızının kendi yanına gelmesine sevinen Hz. Peygamber, bu konuda Ebu'l-As'ı takdir etmiştir. Aynı şekilde kızı Rukiyye, kocası ile Habeşistan'a hicret ettikten sonra, Peygamberimiz, uzun süre O’ndan haber alamaması nedeniyle üzülmüş, bir kadının onları gördüğünü ve iyi olduklarını haber vermesi üzerine de sevinmiştir.

Yine diğer kızı Ümmü Gülsüm'ün kabri başında göz yaşı dökmüştür. Diğer kızı Fatıma, damadı Ali ile torunları Hasan ve Hüseyin hakkında buna benzer  birçok örneği, tarih ve hadis kaynaklarında görmek mümkündür.[14]

VІ- Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar

1-A. H. BERKİ, O. KESKİOĞLU, Hz. Muhammed ve Hayatı, D.İ.B.yay. Ankara 1991

            2- Doç. Dr. İbrahim SARIÇAM, Hz. Peygamber'in Çağımıza Mesajları, T.D.V. yay. Ankara, 2000

            3- Dr. M. Bahaüddin VAROL, Hz. Muhammed'in Ailesi ve Yakın Akrabaları İle İlişkileri (Makale), Diyanet İlmî Dergi, Özel Sayı 2000, I49-160.

            4- Prof. Dr. Hüseyin ALGÜL, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed, T.D.V. yay. Ankara 1994


 

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/117-118.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/250.

[3] Ahzab, 33/21

[4] Ahzab, 33/6

[5] Ahzab, 33/28-29

[6] Rum, 30/21

[7] İbn-i Mace, Sünen, Nikah, 9/50. (I.636.)

[8] İbn-i Mace, Sünen, Nikah, 9/3-4 (I. 593-594.)

[9] Buhari, Sahih, Cum’a, 11/11.(I. 215.)

[10] Buhari, Sahih, Et’ıme, 70/2,3. (VI. 196); Müslim, Sahih, Eşribe, 36/108. (Π. 1599)

[11] Ahmed b. Hanbel, Müsned, Ш/259

[12] Tirmizi, Sünen, Birr ve’s-Sıla, 25/69, ( IV/368

[13] Müslim, Sahih, Fazail, 43/51. (Π. 1804)

[14] Dr. M. Bahaüddin VAROL, Hz. Muhammed'in Ailesi ve Yakın Akrabaları İle İlişkileri (Makale), Diyanet İlmî Dergi, Özel Sayı 2000, s. I49-160.

ahmet ünal Vaaz Projeleri 12 May 2011

Aklı, Malı, Nesli, Dini ve Canı Muhafaza

AKLI, MALI, NESLİ, DİNİ VE CANI MUHAFAZA

Bünyamin OKUMUŞ

I- Konunun Plânı

A-İslam Dininin Korumayı Amaçladığı Beş Temel Unsur

1-Akıl sahibi bir varlık olarak insan

2-İnsanın yaşama hakkı

3-Neslin devamı ve korunması

4-Malın Korunması

5-Fıtrî bir olgu olarak Din ve Dinin Korunması

B- Beş Temel Unsurun Evrensel Niteliği

1-Diğer Semavî Dinler Açısından

2-Ahlakî Öğretiler Açısından

3-Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi Açısından

II- Konunun Açılımı ve İşlenişi

Vaaza başlarken İslam dininin insana akıl sahibi olması hasebiyle yüklediği  sorumluluğa değinilir. Bu sorumluluğun başta Allah’ın tevhidini ikrar etmeyi gerektirdiği ve buna bağlı olarak aklın, canın, neslin, malın ve dinin korunmasının amaç edinildiği belirtilir. İnsanın yaradılış gayesinin bunu gerçekleştirmek olduğu vurgulanır. İnsanın doğuştan gelen haklarıyla sonradan kazanılmış olan haklarının İslam dinince hem fert hem toplum hem de devlet tarafından korunması gereken haklar olduğuna dikkat çekilir. İnsanın fıtratı itibariyle dine ihtiyacı olduğu, dinin ise insana hem dünya hem de ahret hayatını kazandırmak için gönderilen ilahi emirler manzumesi olduğu hatırlatılır. İlahî dinlerle birlikte diğer dinlerin ve ahlakî öğretilerin de bu beş temel unsura atfettiği öneme işaret edilir. İslâm dininin temel haklar olarak teslim ettiği bu hakların, İnsan Hakları Beyannamesinde ifade edilen hususlarla arzettiği benzerliğe dikkat çekilir.

III- Konunun özet sunumu

İslam dininin insanı bütün mahlukâttan muazzez tutması, Cenab-ı hakkın ona verdiği değeri gösterir. Bununla birlikte bu durum aynı zamanda insanın sorumluluğunun öneminin bir ifadesidir. İnsan birey olarak aklını, dini, canını, namusunu ve malını muazzez tuttuğu kadar başkalarının haklarını da muazzez bilmeli ve inandıkları değerleri anlayışla karşılamalıdır. Bu bağlamda İslam dininin aklın korunmasına atfettiği önem ve Kur’an’da aklın kullanılması ve düşünmenin öneminin vurgulanması gerçekten ayrıcalıklı bir nitelik arz ettiği ifade edilir. İslâm dininin insana yüklediği teklifler canın, malın, neslin ve aklın korunmasıyla doğrudan ilgilidir. İnsan ve toplum açısından birinci dereceden sorumluluk alanına giren bu haklar ihlal edildiği zaman kendi güvenliğimizin ve toplumsal huzurun da tehdit altında olduğu ahret saadetinin de buna bağlı olduğu vurgulanarak vaaz bitirilir.  

IV- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Ayetler

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتيمِ اِلَّا بِالَّتي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلاً.

“Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.” [1]

يَآ اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌ مِنْ نِسَآءٍ عَسٰىٓ اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّۚ وَلَا تَلْمِزُوٓا اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْايمَانِۚ وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ.

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” [2]

Konuyla ilgili diğer âyet-i kerimeler: Rûm, 30/30; Mumtehine, 50/12; İsrâ, 17/33, 35; Bakara, 2/188, 256.

V- Konu İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler

وعن عمرو بن احوص رضى اللّه عنه قال: سَمِعْتُ رسولَ اللّهِ صلى الله عليه وسلم في حَجَّةِ الَوَداعِ يقولُ  الاَ وَ إنَّ كُلَّ دَمٍ منْ دِمِ الجاهِلِيَّةِ مَوْضُوعٌ، وأوَّلُ دَمٍ أضَعُ مِنْهُا دَمُ الحارِثِ بنِ عَبْدِ المُطَّلِبِ، وَكانَ مُسْتَرْضَعاً في بَنِى لَيْثٍ فَقَتَلَتْهُ هُذَيْلٌ. قال: اللَّهُمَّ هلْ بَلّغْتُ. قالوا: نَعَمْ ثلاثَ مَرَّاتٍ. قالَ: اللَّهُمَّ اشْهَدْ ثَلاَثَ مرَّاتٍ.

Amr İbnu'l-Ahvas (ra) Hz. Peygamber (sav)'in Veda Haccında, şöyle dediğini nakleder:

“Haberiniz olsun cahiliye devrindeki bütün kan dâvaları kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvası da el-Hâris İbnu Abdilmuttalib'in kan dâvasıdır." Bu kimse, Benû Leys'te süt anadaydı. Hüzeyl onu öldürmüştü. Resûlullah (sav):

"Yâ rabbi tebliğ ettim mi?" dedi. Cemaat:

"Evet tebliğ ettin" dediler ve üç kere tekrarladılar. Resûlullah (sav)

"Ya Rabbi şahid ol!" dedi ve üç kere tekrar etti.”[3]

عن سعيد بن العاص رَضِيَ اللّهُ عَنْه عن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: قال رسولُ اللّهِ صلى الله عليه وسلم: لَن يزَالَ الْمُؤْمِنُ في فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ مَالَمْ يُصِبْ دَماً حَرَاماً.

وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: إنّ مِنْ وَرْطَاتِ الامُورِ الّتِى لآ مَخْرَجَ لِمَنْ أوْقَعَ نَفْسَهُ فيهَا سَفْكَ الدّمِ الْحَرَامِ بِغَيْرِ حِلِّهِ.

Said İbnu'l-As, İbni Ömer’in şöyle dediğini rivayet ediyor: "Resulullah (sav), "Mü'min, öldürülmesi haram kılınan bir cana kıymadıkça “dinî tesâmüh” içerisindedir.”

Bu bağlamda İbni Ömer’in şöyle dediği rivayet edilir: "Bir kimsenin içine düştüğü, kurtuluşu çok zor olan işlerden biri de haksız yere haram kan dökmesidir."[4]

وعن معاوية بن أبي سفيان رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ اللّهِ صلى الله عليه وسلم: كُلُّ ذَنْبٍ عَسى اللّهُ أنْ يَغْفِرَهُ الاَّ الرّجُلُ يَقْتُلُ الْمُؤْمِنَ مُتَعَمّداً، أوِ الرَّجُلُ يَمُوتُ كافِراً.

“Muaviye İbnu Ebi Süfyan (ra)  Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet edilir. "Kasten bir mümini öldüren veya kâfir olarak ölen kimse hariç Allah’ın her günahkârı affedeceği ümit edilir.”[5]

وعن عبد اللّه بن عمروبن العاص قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ  صلى الله عليه وسلم:والذى نفسي بيده لقَتْلُ الْمُؤْمِنِ أعْظَمُ عِنْدَ اللّهِ مِنْ زَوَالِ الدُّنْيَا.

  Büreyde (ra) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki: “Bir mü’minin öldürülmesi, Allah katında dünyanın yok olmasından daha büyük (bir günah)tır.” [6]

وَعَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ عَن النبيِ صلى الله عليه وسلم قَال إنَّ مِنْ أرْبَى الرِّبَا الاِسْتِطَالَةَ فِى عِرْضِ الْمُسْلِمِ بِغَيْرِ حَقٍّ.

  Sa'îd İbni Zeyd’den Resûlullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Faizin en kötüsü, haksız yere müslümanın ırzını (şeref ve haysiyyetini) rencide etmektir" [7]

وعن عُبيد بن عمَيْر عن أبيه أنَّ رَجُلاٌ سَألَهُ فقَالَ يا رَسُولَ اللّهِ ما الْكَبَائِر فَقَالَ: هُنَّ تِسْعٌ: الشِّرْكُ بالله، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ التي حرم الله الا بالحق، وَأكْلُ الرِّبَا، وَأكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الغافِلاتِ المؤمناتِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ المُسلِميْنِ، وَاسْتِحَْلالُ الْبَيْتِ الْحَرَامِ قِبْلَتِكُمْ أحْيَاءً وَأمْوَاتاً.

Ubeyd İbni Umeyr babasından şöyle rivayet ediyor: Bir adam Hz. Peygamber’e büyük günahların neler olduğunu sorması üzerine O, büyük günahlardan dokuz tanesinin şunlar olduğunu sıralamıştır: “Şirk, sihir, insan öldürmek, faiz yemek,  yetim malı yemek, savaştan kaçmak, namuslu kadınlara iftirada bulunmak, anne ve babaya haksızlık etmek, sağlığınızda ve ölümünüzde kıbleniz olan Beytu'l-Haram’da Allah’ın haram kıldığını helal saymak” [8]

عَنْ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ ‏"‏‏.‏

Amir (ra)’dan rivayet edildiğine göre Abdullah İbn Ömer, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Müslüman Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir. Muhacir, Allah'ın yasakladığı şeyleri yapmayan kimsedir.”[9]

VI- Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar

1-Şa’ban, Zekiyyüddîn, İslâm Hukuk İlminin Esaslar (Usûlü’l Fıkh), Notlar Ekleyerek tercüme Eden, İbrahim Kafi Dönmez, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2001, s. 413-418.

2-Hallâf, Abdulvahhab, İslâm Hukuk Felsefesi (İlmu Usuli’l-Fıkh), Giriş ve Notlar Ekleyerek Çeviren, Hüseyin Atay, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara 1985, s. 379-395.

3-Afzalur Rahman, Sîret Ansiklopedisi, İstanbul 1996, c. 1, s. 398-403.

4-Umara, Muhammed, İslam ve İnsan Hakları: Haklar Değil Gereklilikler, İstanbul, Denge Yayınları, 1993.


 

[1] İsrâ, 17/34.

[2] Hucurât, 49/11.

[3] Ebu Dâvud, Büyû 5 (3334)

[4] Buharî, Diyât 1.

[5] Nesâî, Tahrîm 1 (3983, c. 7. s. 81)

[6] Nesâî, Tahrîm 2.(3984, c. 7. s. 82)

[7] Ebû Davdu, Edeb 40, (4876).

[8] Ebu Davud, Vesaya 10, (2875); Nesâî, Tahrim 3.

[9] Buharî, Rikâk, 26.

ahmet ünal Vaaz Projeleri 12 May 2011

Adalet

ADALET

Tahir Tural

I- Konunun Plânı

A- Adaletin manası

B- Kavram olarak adalet

C- Kur’ân’da Adalet

D- Sünnette adalet

E-  İslam tarihinde adalet olgusu

F-  Sosyal hayatta adaletin önemi ve çeşitleri

1-Kurumsal adalet (Devlet ve organlarında adalet)

2-Ferdi adalet;

a-kendisine karşı,

b-aile ve çocuklarına karşı,

c-çevresinde var olan insan, hayvan ve doğaya karşı adalet

II- Konunun açılışı ve işlenişi

Adaletin mana ve kavramı aktarılarak konuya giriş yapılır. Sonrada Kur’ân ve sünnette adaletin açılımı misallerle izah edilir. Sosyal hayatta adalet ve önemi, adaletin gösterilmesi gerekli olan alanlar maddeler halinde kısaca arz edilir. Adaletin hayatın bütün alanlarında lazım olduğunu gösteren birkaç hadisle konu özetlenerek sunuma son verilir.

III- Konunun özet sunumu

Adalet: Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamlarındadır.[1] Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, hıyanet ve insafsızlıktır.

Adalet, sadece devlete ve yöneticilere has bir olgu değildir. Adalet, hukuki, içtimai ve ahlakı alanların hepsini kapsar. Bu bağlamda adalet “kişinin kendine, ailesine ve çevresinde yer alan insan, doğa ve hayvanlara karşı görevlerini ve haklarını yerine getirmesidir. Peygamberimiz (s.a.)’in hadislerinde “Hükmünde, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler”[2] geçen adalet, bu geniş boyutuyla ele alınan adalettir. Çünkü adalet, kişinin görevlerini yerine getirmesi ve haklarını almasıdır. Bu itibarla kişi hem kendine karşı hem de aile efradına karşı, ayrıca yöneticiler emri altında olan memur, işçi ve halklara karşı görevlerini adil ve dengeli bir şekilde yerine getirmek zorundadırlar. Aksi takdirde kendisine emanet edilen “nefsi, ailesi ve emri altında bulunanlara” zulmetmiş olurlar.

İslam Dini’nde adalet: İslam dininin her alandaki temel kaynaklarından olan, Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu konuda bir çok emir ve tavsiyeler bulunmaktadır. Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır:  "De ki, Rabbin adaleti emretti." (7/29), "Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder." (16/90), "Allah size, mutlaka emanetleri (görev ve vazifeleri) ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (4/58), "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kendiniz, ana - babanız ve akrabanız aleyhinde olsa da Allah için şahitlik eden kimseler olun." (Nisa, 4/135)

Bunlar ve bunlara benzer daha birçok ayet-i kerimede adalet kavramının sadece müslüman olanlara değil, kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden bütün insanlara, sadece insan oldukları için, aynı değer ve ölçüde uygulanması emredilmiştir. Allâh Teâlâ şöyle buyurmuştur:”Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut sâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”Nisa, 4/135

İslam tarihinin her safhası ve dönemi, Resûlüllah'ın, sahabelerinin ve onlar gibi dini doğru anlamış ve hayatına tatbik etmiş kişi ve toplumların bu tarz düşünce ve uygulamalarının örnekleri ile doludur. Öyle ki, Adalet kavramı, islam toplumuna, "Adalet Mülkün Temelidir. " özdeyişi ile mal olmuştur. Resûlüllah'ın ikinci halifesi olan Hz. Ömer, bu anlamda adalet ile sembolleşmiş bir şahsiyet olmuştur. İslâm bu anlamda her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak işlerinde değişmez bir ölçü şeklinde yerini almış, istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık gözetilmemiş, zengin-fakir, kuvvetli - zayıf ayırımı yapılmamıştır.

Bir gün Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. 0 kadını cezalandırmaması için Ashabdan Üsameyi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma kızan ve üzülen Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.”[3]  Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri çok yakını da olsa sert bir şekilde reddetmiş, suçluya layık olduğu cezasını vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir. Zira adalet dünyadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. Ayrıca ülkeler kılıçla alınır ama adaletle korunur. "Allah insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder." (en-Nisâ, 4/58) İlâhî emrinin hikmeti gayet açıktır.

Adaletin İslâm toplumunda, yönetimde, muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam anlamıyla uygulanması zorunludur. Çünkü adalet mülk'ün temelidir. Adaletin olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur. Kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşeceklerdir. Kan davaları ve ihkakı hak peşinde koşan bu cemiyetlerde yıkılıp tarihe karışacaktır. Bu hususta peygamberimiz bizleri uyarmıştır. “Bir kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır”.[4]

Hz. Peygamber (s.a.)’in adalet ve adaletle hükmedenler hakkında birçok hadîs buyurmuşlardır: "Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah'ın yüce lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir." [5]

Hz. Ömer, hilâfeti döneminde ashaptan Übey b. Ka'b ile aralarında bir konuda anlaşmazlık meydana gelmiş ve bu anlaşmazlığı çözmek üzere o dönemin Medine kadısı olan Zeyd b. Sâbit'e gitmişlerdi. Kadı olan Zeyd hemen devlet başkanı olan Hz. Ömer'e karşı saygılı davranıp ona oturması için yere bir minder sermişti. Fakat adil insan Hz. Ömer bu davranış karşısında şöyle demişti:"İşte bu davranışın, şimdi vereceğin hükümde yaptığın ilk adaletsizliktir. Ben davacımla beraber aynı yerde oturacağım." Sonra davacı Übey b. Ka'b davasını ileri sürünce Hz. Ömer bu iddiayı kabul etmedi. Bu durum karşısında Hz. Ömer'in yemin etmesi gerekiyordu. Kadı Zeyd İbn Sâbit, Übey'e şöyle dedi: "Gel Halife'ye yemin ettirme, onu bundan muaf tut. Davacı olduğun kişi bir başkası olsaydı sana böyle bir feragatten söz etmezdim." Bu teklifi duyan Hz. Ömer son derece kızarak böyle bir ayrıcalığı kabul etmeyip derhal yemin etti. Sonra da Zeyd b. Sâbit hakkında şöyle dedi:"Halife ile herhangi bir müslüman hakkında eşit davranmasını öğrenmedikçe ona dava götürülmemelidir."[6]

İslâm'da adaleti gerçekleştirmek için çeşitli müesseseler kurulmuştur. Rasulullah davalara bizzat kendisi bakmıştır. Bu durum ikinci halife Ebu Bekir (rh.a.) zamanında da böyle devam etmiş, Hz. Ömer zamanında ise İslâm toprakları oldukça genişlediğinden bazı sahâbiler kaza işleriyle görevlendirilmiş ve birer kadı olarak vazife görmüşlerdi.

Divânü'l-Mezâlim, Şurta ve Hisbe gibi teşkilâtlarla haksızlıklar önlenmeye ve adalet dağıtılmaya çalışılmıştı. Eyyubiler Mısır'da "Dâru’l Adl"adıyla bir adalet dairesi meydana getirmişler ve yanlarına bazı müşavirler de alarak bu mahkemeye bizzat başkanlık etmişlerdir. Osmanlılar zamanında 'adliye teşkilatı' ise düzenli bir şekilde kurulup yaygınlaştırılmıştır.

IV- Konu işlenirken başvurulabilecek bazı ayetler

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardim etmeyi emreder, çirkin isleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” [7]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقَيرًا فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

“Ey iman edenler adaleti ayakta tutarak Allah için şahitlik* edenler olun. Kendinizin, ana ve babanızın aleyhinde bile olsa (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adaleti yerine getirebilmek için hevâ ve hevesinize uymayın. Eğer eğri davranır veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."[8]

V- Konu işlenirken başvurulabilecek bazı hadisler

قال رسُولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسَلَّم " إنَّ أحبَّ النَّاسِ إلى اللهِ يَوْمَ القِياَمةِ، وأدْناهُم منهُ مَجْلِساً، إمامٌ عادلٌ. وأبْغضَ النَّاسِ إلى اللهِ، وأبْعدَهُم منهُ مجلِساً إمامٌ جائِرٌ".

Peygamber (s.a.s.):"Kıyâmet gününde insanların Allah'u Teâlâ'ya en sevgili olanı ve Allah'a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. "  buyurmuşlardır.[9]

عَنْ اِبْنِ عَباَّسٍ قاَلَ: قالَ النَِّبيُّ عليه الصلاة والسلام: وَلآ حَكَمَ قَوْمٌ بِغَيْرِ الْحَقِّ إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ الدَّمُ

“Bir kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır”.[10]

‏عَنْ‏عَبْد ِاللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ ‏عَنْ النَّبِيِّ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏قَالَ ‏ ‏إِنَّ ‏ ‏الْمُقْسِطِينَ ‏ ‏عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى مَنَابِرَ مِنْ نُورٍ عَن يَمِينِ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَعْدِلُونَ فِي حُكْمِهِمْ وَأَهْلِيهِمْ وَمَا وَلُوا ‏

 ‏“Peygamberimiz (s.a.)’in hadislerinde “Hükmünde, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler”[11]

‏قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏إِنَّ أَحَبَّ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏ ‏وَأَدْنَاهُمْ ‏ ‏مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ عَادِلٌ وَأَبْغَضَ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ وَأَبْعَدَهُمْ مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ ‏ ‏جَائِرٌ

Peygamber (s.a.s.):"Kıyâmet gününde insanların Allah'u Teâlâ'ya en sevgili olanı ve Allah'a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyâmet gününde insanların Allah'a en sevimsizi ve makamca da Allah'tan en uzak bulunanı zalim devlet başkanıdır.[12]

‏‏عَنْ‏ عَائِشَةَ  ‏أَنَّ  ‏أُسَامَةَ ‏ ‏كَلَّمَ النَّبِيَّ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ‏ ‏فِي‏ ‏امْرَأَةٍ ‏ ‏فَقَالَ ‏ ‏إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا يُقِيمُونَ الْحَدَّ عَلَى ‏ ‏الْوَضِيعِ ‏ ‏وَيَتْرُكُونَ الشَّرِيفَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ ‏ ‏فَاطِمَةَ ‏ ‏فَعَلَتْ ذَلِكَ لَقَطَعْتُ يَدَهَا ‏

“Bir gün Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. 0 kadını cezalandırmaması için Ashabdan Üsameyi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma kızan ve üzülen Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: [Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. “Sizden öncekilerin mahvolmasının sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı. Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da cezasını verirdim.”][13]

IV- Yaralanılabilecek bazı kaynaklar

1- Konu aktarılırken başvurulacak bazı ayetler: Nisa, 4/135; en-Nisâ, 4/58; Maide, 5/42; Maide, 5/8; Nisa, 4/58

2-Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

3-Şamil İslam Ansiklopedisi

4-İ. Canan, Hadis Ansiklopedisi

5-Macid Hadduri ; trc. Selahattin Ayaz, İslamda adalet kavramı


 

[1] Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1/341; Şamil İslam Ansiklopedisi, Md. Adalet

[2] Müslim, Sünen, İmare 5 (1827) c. 2 s.1458

[3] Buhari, Hudud 11,12 c.8 s. 16;  Müslim, Hudud, 8-9 c.2 s. 1315.

[4] Muvatta, Cihad, 26 (II, 460)

[5] Müslim, Sahih, İmare 5, 18 (1828) c.2 s.148

[6] Şamil Ansiklopedisi, Md. “Adalet”

[7] Nahl, 16 /90

[8] Nisa, 4/135

[9] Tirmizî, Ahkâm, 4 (1329) c.3 s.617

[10] Muvatta, Cihad 26 (2, 460)

[11] Müslim, Sahih, İmaret 5 (1827) c.2 s. 1458

[12] Tirmizi, Sünen, Ahkam 4 / 1344 c.3 s.617

[13] Buhari, Sahih, Hudud 11 c.8 s. 16

ahmet ünal Vaaz Projeleri 12 May 2011

Sayfa 2 / 2

  • 1
  • 2

Cuma Vaazları

  • Sosyal Yaşantıyla İlgili Vaazlar
  • Ahlaki İlkelerle İlgili Vaazlar
  • Kur'an-ı Kerim Vaazları
  • Peygamberimizle İlgili Vaazlar
  • Aile Hayatı İle İlgili Vaazlar
  • Önemli Gün ve Haftalarla İlgili Vaazlar
  • İbadet İle İlgili Vaazlar
  • İman Konuları İle İlgili Vaazlar
  • Kadın Haklarına Yönelik Vaazlar
  • Kutlu Doğum Vaazı
  • Mübarek Gün ve Gecelerle İlgili Vaazlar

Kuran-ı Kerim

  • Kur'an-ı Kerimde Ahlak Esasları (Vaaz)
  • Kur'an-ı Kerim'de Haramlar (Vaaz)
  • Yaz Kur'an Kursları Başlıyor
  • Kur'an-ı Kerimde Adab-ı Muaşeret (Vaaz)
  • Dua İbadetin Özüdür
  • Kur’an-ı Kerim’in Özellikleri (Vaaz)

Peygamberimiz

  • Kutlu Doğum Vaazı Peygamberimizin Örnek Ahlakı
  • Peygamber Efendimizin Hadislerinde Namazın Önemi (Vaaz)
  • Peygamberimizin Çocuk Terbiyesi (Vaaz)
  • Hz. Peygamberin Eşsiz Ahlakı (Vaaz)
  • Peygamber Efendimizin Dua ve Zikirleri (Vaaz)

İman

  • Müslümanın Sevme ve Güvenme Anlayışı Vaaz
  • Kur’an-ı Kerim’de Şeytan ve Vesveseleri (Vaaz)
  • Müslümanın Gerçek Kaybı Vaaz
  • Bidat ve Hurafeler (Vaaz)
  • Allah’ın (c.c.) Sevgisini Kazanma Yolları (Vaaz)
  • İslamda Sihir (Büyü) Yasağı (Vaaz)

İbadet

  • Umrenin Fazileti (Vaaz)
  • Haydi Umre Yolculuğuna
  • Cemaatle Namazın Önemi ve Fıkhi Boyutu (Vaaz)
  • Kurban İbadetinin Önemi (Vaaz)
  • Abdestin Fazileti ve İbadetler Açısından Önemi (vaaz)
  • Ezanın Hayatımıza Kattığı Anlam (Vaaz)
  • ANASAYFA
  • VAAZ BÖLÜMÜ
    • RAMAZAN VAAZLARI
    • BAYRAM VAAZLARI
    • Gençler İçin Vaazlar
  • CUMA VAAZLARI
  • 52 Vaaz
  • HAFTANIN VAAZI