Salı, 27 Haziran 2017

Kardeşlik Ahlakı

Bizler sadece bir Âdem’den meydana gelmedik. Yüce Rabbimiz, Hz. Âdem’le beraber Hz. Havva’yı yaratarak beraberliğin ve birlikteliğin ilk başlangıcını oluşturdu. Bu durum ise bize Kuran-ı Kerimde şöyle bildirildi.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Muhakkak Allah her şeyi hakkıyla bilendir, her şeyden hakkıyla haberdar olandır.”[1]

Ayet-i kerimede ifade edildiği üzere, yaratılış vasıflarımızdan dolayı üstün değiliz. Gerçek üstünlüğümüz, ancak takva sahibi olmakla, yani emredilen güzellikleri yerine getirmek, yasaklanan çirkin şeylerden uzak kalmamızladır.

Yüce Allah dünyamıza bir kanun koymuş, bütün canlıları birbirlerin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yaratmıştır. Bütün canlılara verilen bu özellik insanoğluna da verilmiş yaşamı tek başına geçirmemek için diğer insanlar var edilmiştir. Sosyal bir varlık olan insan, kendisinden başka bir varlığa, hele hele bir başka insana muhtaçtır. Nitekim “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” atasözümüz bu hususu ne kadar da güzel vecizeleştirmiştir. Bu muhtaçlık ise, sadece maddi alanlarda değil manevi alanlarda da söz konusudur. Nasıl ki, kendimizde bulunmayan maddi bir şeye ihtiyaç duyuyorsak, sevgi, muhabbet, dostluk, vb. gibi manevi alanlarda da bir başka insana ihtiyaç duymaktayız.

Kardeşlik ahlakımızı birbirimizin haklarına saygı duymakla tesis edeceğiz.

Toplumumuzda yaşayan bütün insanlar için birlik ve beraberliği sağlamak üzerimize düşen vazifelerdendir. Bu vazifeyi gerçekleştirmemizin en önemli yolu ise aramızda bulunması gereken kardeşlik ahlakımızı tesis etmektir. Kardeşlik ahlakımızı ise, birbirimizin haklarına, diline, dinine, ırkına cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan olduğu için tanınan haklara riayet etmekle gerçekleştireceğiz. Çünkü Müslüman, başkalarının hakkına saygı gösteren ve insanlara zarar verecek davranışlardan sakınandır. Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

  اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ  “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”[2]

Yüce Ecdadımız asırlarca aynı toplumda farklı dinlere mensup ve farklı milletlere ait insanlarla bir arada yaşamanın en güzel örneklerini vermiştir. Peygamber Efendimizin yukarıda okumuş olduğum hadis-i şerif doğrultusunda Yüce Milletimiz, beraber yaşadığı bütün insanlara ne yaptıklarıyla nede konuştuklarıyla asla bir zarar vermemiştir. Bizler özümüzden getirdiğimiz o eşsiz değerler ve Yüce Dinimizden aldığımız ölçüler ile bütün insanlığa faydalı olacak davranış şekillerini geliştirmişizdir. Yunus Emre bu hususu bir dörtlüğe ne güzelde sığdırmıştır.

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz.

İslam Dini inananlar arasında manevi bir kardeşlik kurmuştur. Yüce Rabbimizin bizler için istemiş olduğu ve Sevgili Peygamberimizin ümmetinin hayatında değiştirmiş olduğu en önemli ahlaki ilkelerden biride kardeşliktir. Sadece kan bağıyla değil, inananlar birbirlerine gönül bağıyla kenetlendirilmiştir. Yüce Rabbimiz bir ayette müminleri şöyle vasıflandırmaktadır.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”[3] Sevgili Peygamberimizde birçok hadislerinde inananlar arasında bulunan kardeşliği ve bu kardeşliğin gereksinimlerini şöyle ifade etmektedir.

المسلمُ أَخــو المسلم لا  يَظلِمُه ولا يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ فِي حاجةِ أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ، ومنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عنه بها كُرْبةً من كُرَبِ يومَ القيامةِ ، ومن سَتَرَ مُسْلماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَومَ الْقِيامَةِ

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.”[4] Bir başka hadiste ise şöyle buyrulmaktadır. “Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir Müslüman’a, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.”[5]

Kardeşlik ahlakımızı devam ettirmek için gönül dünyalarımızı yıkmayalım.

Kardeşlik ahlakımızı kardeşlerimizin haklarına riayet etmekten başka birde kardeşlerimizin gönül dünyalarını yıkmamakla da gerçekleştireceğiz.  Yunus Emre bir başka şiirinde bu hususun önemini şöyle ifade etmektedir.

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil

Gönül yıkanlar sadece incittiği insana saygısızlık yapmıyorlar, aynı zamanda o gönlü insana yerleştiren Yaratana karşıda saygısızlık yapıyorlar demektir. Bu durumda hem kul hakkına hem de Allah’ın hakkına riayet etmemek anlamına gelir ki, kul hakkı ise ahirette Müslüman için çok sıkıntılar açacak bir durumdur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), bir hadislerinde Kul hakkının önemini bizlere şöyle aktarmaktadır. Ebû Hüreyre  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb:

- Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.[6]

Kardeşlik ahlakımızı sevgi sözcüklerini aramızda yaygınlaştırmakla yüceltelim.

Bu dünyada birbirimize karşı haksız yere yapmış olduğumuz davranışlardan olan sövmek, hakaret etmek, kötü söz söylemek, iftira etmek, namuslu insanların namusuna dil uzatmak, haksız yere birinin malını yemek, kanını dökmek, insanları dövmek, iyilikleri ve onlardan elde edilen sevabı ortadan kaldırır. Bu durum ise aramızda oluşturmaya çalıştığımız kardeşlik ahlakımızı bitirir. Bu sebeple kâmil bir insan olmak istiyorsak, ibadetlerimizi yerine getirmekle beraber, ahlakımızı ve davranışlarımızı da en olgun bir hale getirmeliyiz. Böyle yaparsak kardeşlik ahlakımızı tesis etmiş ve bu kardeşliğimizi yücelere ulaştırmış olacağız. Aramızda sevgi sözcüklerinin yayılmasını sağlamamız ayrıca bizlere musallat olan şeytanların vesveselerine kapılmamamıza da sebep olacaktır. Yüce Rabbimiz bir ayette bu hususu bizlere şöyle bildirmektedir.

وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوّاً مُّبِيناً

“Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.”[7] Ayette de ifade edildiği üzere şeytan kardeşliğimizi bozmak için çabalayan ve bizlere vesveseler veren bir varlıktır. Ona o fırsatı vermemenin ve aramızın bozulmamasının yolu ise aramızda bulunan sevgi ve muhabbeti devamlı hale getirmektir.

Bu hayata bir kez geliyoruz ve bu dünyadan ayrıldıktan sonra bu hayata bir daha dönemeyeceğiz. Bu sebeple, dünyamızı mutluluğa eriştirmenin yolu içimizdeki sevgi ve saygı tohumlarını etrafa saçmaktan geçmektedir. Biz bu dünyaya birbirimizle kavga etmeye, dünyamızı ve ahiretimizi sıkıntılar içine sokmak için gelmedik. Yunus Emre’nin dizelerinde dile getirdiği üzere;

ben gelmedim davi için
benim işim sevi için
gönüller dost evi için
gönüller yapmaya geldim

Kardeşlik ahlakımızı yıkmamak için Öfkemize hâkim olalım.

Aramızda bulunan kavgaların ve beraber yaşadığımız insanlara elimizden, dilimizden ve davranışlarımızdan zarar gelmesinin en temel sebeplerin başında öfkemize hâkim olamamak gelmektedir. Öfkenin kontrol altında tutulması neticesinde insanlar arasında anlaşmazlıklar ve kavgalar meydana gelmektedir.

Sevgili Peygamberimiz bizlerden öfkemizi kontrol altında tutmamızı istemekte ve bizlere şöyle seslenmektedir.

لَيس الشَّديدُ بِالصُّرعَةِ ، إِنَّما الشديدُ الذي يَملِكُ نفسهُ عِند الغضبِ

“Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiğinde nefsine hâkim olan kimsedir.”[8]

Kur’an-ı Kerim’de Al-i İmran Süresi 134. ayette takva sahiplerinin özellikleri arasında          عَنِ النَّاسِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ  “Öfkelerini yutanlar ve insanları bağışlayanlar”[9] olduğu zikredilmiş, bu meziyette olanlar övülmüştür.

Öfke, insanın kendisini dengede ve güvende tutan bütün duygularını iptal etmesidir. Bu hal üzerinde olanların neler yapabileceği tahmin edilemez. Bu sebepten dolayı, daima kendimizde olmalıyız. Aklımızı kısıtlayan, şefkat duygularımızı hiçe sayan öfkemize hâkim olmamızda kendimiz için birçok fayda vardır. Öfkeyle kalkan zararla oturmuş, sabretmeyenlerin sonu ise hep hüsranlık olmuştur. Nasıl ki, meyvelerin olgunlaşması sabırla olmakta ise, insanlarda sabırla ve öfkelenmemeyle ahlaken kemale erebilirler.

Kardeşlik ahlakımızı üzerine tesis edeceğimiz Kur’an-ı Kerimden bir ayetle ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’den bir hadisle vaazımızı sonlandıracağız.

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”[10]

 

لا يُؤْمِنُ أَحدُكُمْ حتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”[11]

Ya Rabbi! Bizi birbirimizden ayırma. Bizi sevgiden ve saygıdan ayırma. Bizleri incitmeden ve incinmeden bir hayat geçirenlerden, öfkesine hâkim olanlardan eyle ve bizi Kardeşlik Ahlakından ayırma.  

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz

 


 

[1] Hucurat, 49/13

[2] Tirmizî, Îmân, 12

[3] Hucurat, 49/10

[4] Buhari, Mezalim 3

[5] Buhârî, Edeb, 57

[6] Müslim, Birr 59

[7] İsra, 17/53

[8] Sahi-i Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih, Hadis No: 1999

[9] Ali İmran, 3/134

[10] Al-i İmran, 3/103

[11] Müslim, İman 7, Vaazımızda kullandığımız hadislerin metinleri ve tercümeleri Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam yay. alınmıştır.