|
Bu hayata doğumla merhaba diyip, hayatımızı
belli zaman geçirdikten sonra ölümle karşı karşıya geliyoruz. Yaşadığımız dünya
hayatına Yüce Rabbimizin koymuş olduğu kanun bu. Her canlı doğup, gençlik ve
yaşlılık hayatını geçirdikten sonra dünyadan ayrılıyor. Bazen hayat yaşlılığa
varmadan gençlikte de son bulabiliyor. Bu sebeple ne zaman ayrılacağımızı
bilemediğimiz bu dünya hayatında Yaratanın ve insanların razı olacağı davranış
şekillerini yapmak suretiyle mutluluğu yakalamamız mümkün olacaktır.
İnsan hayatının en verimli çağı gençliğidir. Her
şeyin tadının en güzel alındığı, her zorluğun üstesinden gelebilme gücünün en
üst seviyede olduğu, hayatın her renginin insana en canlı geldiği zaman
dilimidir gençlik. Gençliğini güzellikler içinde geçiren insanlar bahtiyar,
gençliğini yanlışlıklar içinde geçirip gençliğinin kıymetini bilmeyenler ise hep
üzüntü içerisine olmuşlardır.
Genç dilimizde, yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar
karşıtı anlamında kullanılmaktadır. Zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy
anlamında mecazi anlamı da mevcuttur. Gençlik ise, insan hayatının ergenlikle
orta yaş arasındaki dönemini ifade etmektedir. Tariflerden yola çıkarak, gençlik
hem maddi anlamda kişinin bedeninde tezahür eden bir zaman dilimi olarak
karşımıza çıkmakta, hem de manevi anlamda ruhsal yapıyı teşkil eden
duygularımızı ifade eden bir anlam olarak ta ifade edilmektedir.
Gençlik dönemi ister kendisine sıkıntı getirmesi
anlamında isterse kendine mutlu bir gelecek hazırlaması anlamında insanoğlunun
en önemli dönemidir. Gençlik o kadar önemli bir dönemdir ki, Yaratanın razı
olacağı bir hayat içerisinde olunması halinde müjdelerin en büyüğü vardır. Bu
müjdeyi Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Yedi sınıf
insan vardır ki, Yüce Allah hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının
gölgesinde gölgelendirecektir. Bu yedi sınıftan biride Allah’a ibadet ederek
temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen gençtir.”
Gençlik dönemi kişinin buluğ çağına ermesiyle
daha farklı bir boyut kazanır. Artık kişi kendisinin fizyolojik yapısını
keşfetmeye başlamakta, biyolojik değişimlerini daha yakından takip
edebilmektedir. Bu sebeple gençliğin başladığı dönem kişinin eğitim ve öğretim
hayatının en yüksek seviyede devam ettiği, zihin melekelerinin daha iyi
çalıştığı, enerjinin doruğa çıktığı bir dönemdir. Bu sebeple gençlik çağında
bulunan evlatlarımızı kontrol altında tutabilmek çok kolay olmamaktadır.
Kültürün aktarılmaya başlandığı, bir milletin
geçmişinden getirdiği önemli örf ve geleneklerin insanlara benimsetildiği en
önemli dönem gençliktir. Milli ve manevi değerler ışığında kişilerin kimliğinin,
karakterlerinin ve kişiliklerinin oturması yine bu döneme rastlamaktadır. Ayrıca
ister iyi alışkanlıklar isterse kötü alışkanlıklar olsun bu gençlik dönemi
insanoğlunun hayatının birçoğuna aktaracağı alışkanlıkları kazandığı bir çağdır.
Arkadaşlık döneminin geliştiği, insanların belki de uzun yıllar hayatlarını ve
fikirlerini paylaşacağı insanlarla dostlukların kurulduğu bir dönemdir gençlik.
Yine aile yuvasının kurulması, bu yuvanın kurulması neticesinde aile hayatının
mutluluk veya sıkıntılar içerisinde devam etmesini sağlayan temeller yine
gençlik döneminde atılmaktadır. Saymış olduğumuz ve daha birçok önemli
sebeplerden dolayı gençlik hayatı, asla boş verilecek ve umursanmayacak bir
dönem değildir. Bunun aksine ihmalin en minimum seviyeye indirilmesi gereken
dönemlerin başında gençlik gelmektedir ki, bu dönemin ihmalinin telafisi hem
bireylere hem de toplumlara çok yaralar açmakta ve çok zararlar getirmektedir.
İslam Dini gençliğin güzel geçirilmesine çok
önem vermiş, bu zaman diliminde insanlığın hayatını sıkıntıya sokacak
davranışlar yasaklanmıştır. Bu dönemde yetişen bireylerin görev ve
sorumluluklarını tam anlamıyla yerine getirebilme gücünü kazandırma vazifesi
başta anne ve babalara, sonra da bütün topluma düşmektedir.
Gençlerimize hem maddi alanda hem de manevi
alanda vermemiz gereken birçok önemli hususlar mevcuttur. Manevi hayatlarının
gelişmesinde ilk başta vermemiz gereken en önemli sorumlulukların başında
inanç gelmektedir. Bu manada Allah’ı, Peygamberimizi, Kitabımızı ve Dinimizi
tanımanın kalbe yerleşeceği çağ gençlik çağıdır. İman alanında bireyin sağlam
bir inançla donatılması gelecekte hatalara düşmesini engelleyecekken, inanç
problemlerinin en çok yaşandığı gençlik döneminde bu problemler bitirilmezse
hayatın kalan kısmında dünya ve ahiret açısından sıkıntılar getirecek bir hayat
yaşanmaya başlanacaktır. Bu sebeple gençlerimize kazandıracağımız en önemli
değerlerin başında iman ve inanç hususları gelmektedir. Sevgili Peygamberimizin
ifadesiyle, hiç bir doğan çocuk yoktur ki; (İslam) fıtratı üzere doğmuş olmasın!
Sonra annesi; babası onu Yahûdileştirir, Hıristiyanlaştırır ve
müşrikleştirirler.
Bu sebeple iman açısından ana-babalara çok görevler düşmektedir.
İman ilkelerinden sonra bir başka önemli husus
ise, ibadetlerdir. Gençlerimize Allah’ın razı olacağı bir ibadet hayatını
kendilerine aktarmalı ve ibadet hayatlarının gelişmelerine yardımcı olmalıyız.
İbadetlerin başında ise namaz gelmektedir. Çünkü namazın önemini Yüce
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere şöyle bildirmektedir.
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ
وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء
وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı
da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı
anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.”
Kendimiz namaz kıldığımız gibi gençlerimize de namaz kılma alışkanlığını
kazandırmalıyız. Bu hususta Sevgili Peygamberimiz bir hadiste “çocuklarınız yedi
yaşına geldikleri zaman onlara namazı emredin”
buyurmuş, namaz kılmayı çocuklarımızın hayatına dahil etmemizi bizlerden
istemiştir. Bir başka ibadet ise Efendimizin ifadesiyle kişiye kalkan vazifesi
sunan oruçtur. Oruç insanları kötülükten koruyan bir ibadettir. Yüce Rabbimiz
bir ayette bu hususa şöyle dikkat çekmektedir. “Ey iman edenler! Allah’a karşı
gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de
farz kılındı.”
Namaz ve oruç ibadetlerinin farz olunmasındaki
hikmetleri daha iyi kavrayabilirsek şunu görmekteyiz ki, namazın kılınması ve
orucun tutulması kişiyi kumar, içki, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan,
zina gibi fuhşiyattan, hırsızlık gibi haramlardan ve saygısızlık, yalan, hile,
aldatma gibi ahlaki kötülüklerden koruyacaktır. Sadece namaz ve oruç değil, Yüce
Rabbimizin bizlere emrettiği bütün ibadetlerin insanoğlunun hayatına aktarılmaya
başlandığı en önemli zaman dilimi gençliktir. Bu sebeple gençlerimizin ibadet
hayatlarını güzelleştirmek için onlara örnek olmalı ve ibadet yapmaları için
güzel sözler ve güzel davranış modelleriyle teşvik olmalıyız.
Gençlerimizin hayatına aktarmamız gereken bir
başka önemli husus ise ahlaki ilkelerdir. Ahlaksızlık bir insan için en büyük
yıkımdır. Bu yıkım hem maddi alanda, hem bedeni alanda, hem de manevi alanda
gerçekleşmektedir. İslam Peygamberinin gönderilme amacı olarak ahlaki
güzelliklerin tamamlanması ilkesinin ön planda tutulması, Peygamber Efendimizin
ahlaki yaşantısının “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin”
ayetiyle yüceltilmesi unutulmamalıdır. Ahlaki ilkelerin hayata aktarılacağı ve
yaşantı haline dönüştürüleceği en önemli çağ gençliktir.
İslam Dini en güzel ahlaki prensipleri ortaya
koyan bir dindir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz tarafından bizlere
miras bırakılan başlıca güzel ahlaki ilkeler şunlardır. Doğruluk, sözünde
durmak, temizlik, cömertlik, sabır, tevazu, iffet ve haya, tevekkül, kanaat
etmek, şükür, çalışma, şefkat, cesaret, nezaket, vefa, hoşgörülü olmak, güler
yüzlü, güzel sözlü olmak, sadelik. Güzel ahlakın yanında birde kötü huy ve
davranışlar vardır. Bunlar; yalan, iftira, gıybet, kötü zan, alay etme, iki
yüzlülük, sözünde durmama, gösteriş, haset, kin, düşmanlık, öfke, kibir,
cimrilik, nemelazımcılık vb. Güzel huy ve davranışları gençlerimizin hayatlarına
aktarmada elimizden gelen gayreti göstermeli, onların çirkin davranışlara
düşmelerine engel olmalıyız. Nitekim Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde
şöyle buyurmaktadır.
مَا
نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
“Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün
bir hediye veremez.”
Gençlerimizin özellikle günümüzde en çok içinde
bulundukları tehlike zararlı alışkanlıklardır. Günümüzde sigara kullanımı, alkol
tüketimi, fuhuşun yaygınlaşması, esrar, eroin ve extazi gibi uyuşturucu
maddelerin kullanımı ve kumar oynama gibi zararlı alışkanlıklara en çok müptela
olanların başında gençler gelmektedir.
Günümüzde gençler arasında yaygın olarak
kullanılan zararlı alışkanlıkların başında alkollü içecekler gelmektedir. Oysaki
alkollü içecekler dinimizde haram kılınmıştır. Bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ
وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ
مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
"Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapınmaya mahsus)
dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için
bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz.”
Dinimizin haram kıldığı alkollü içeceklerin bedenimize de çok büyük zararları
mevcuttur. Alkol, kalp ve cilt damarlarını genişletir. Karaciğer hücrelerinde
yağlanma meydana gelmesine, siroz hastalığına sebep olur, Alkollü içkinin hangi
çeşidi olursa olsun böbrekleri bozar, zamanla iş göremez hale getirir, mideyi
bozar, ağrı yapar, mide hastalıklarından olan gastrit ve ülsere sebep olur. İçki
akıl ve hafızayı zaafa uğratır. Sinirler alkole karşı hassastır,sinir hücreleri
zedelenir. El titremeleri, tikler, felçlerden tutun, bütün ani ölümlere
varıncaya kadar nice felaketlere sebebiyet verir.
Dinimizin yasak kapsamına aldığı, tıbbende birçok zararların olduğu alkollü
içeceklerden gençlerimizi korumalı, “bir kereden bir şey olmaz, düğündür,
eğlencedir, bu zamanda olmayacakta başka ne zaman olacak” gibi çok yanlış
sözleri bırakmalı, evlatlarımızın geleceklerini karartmamalıyız.
Bir başka zararlı alışkanlık ise sigaradır.
Günümüzde tütün kullanımının gençlik yaşından gerilere çocukluk dönemine kadar
indiğini üzülerek takip etmekteyiz. “Bir kereden bir şey olmaz” diye başlanan ve
diğer zararlı alışkanlıklardan kurtarılabilse bile kendisinden kurtarılamayan en
önemli ve en yaygın zararlı alışkanlıkların başında sigara içilmesi gelmektedir.
Oysaki Yüce Rabbimiz bizlere kendi elimizle kendimizi tehlikeye atmamızı tavsiye
etmekte ve israfı haram kılmaktadır. İlgili ayetler şöyledir.
وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ
“Kendinizi elinizle tehlikeye atmayın...”
“Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz, Çünkü
O, israf edenleri sevmez.”
Sigara, kişiyi belki aniden öldürmese bile yavaş yavaş hastalıklara ve sonucunda
sağlıksız bir yaşam ve sağlıkla sürdürülemeyen bir hayata ve ölüme
sürüklemektedir. Ayrıca hem bedenen hem de mali anlamda israftır. Bunun yanında
bedene verdiği zararlar ise saymakla bitmemektedir.
Tıp ilerledikçe her geçen gün sigaranın vücuda
verdiği zararlar ortaya çıkmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır.
Ülkemizde yılda yaklaşık 100 bin
kişi sigara ve bağlı hastalıklardan hayatını kaybetmekte, Sigara dumanının
içerdiği karbon monoksit kan dolaşımına girerek pıhtılaşmaya yol açmakta ve
atardamarların iç duvarlarına zarar vererek kalp krizlerine neden olmaktadır.
Koroner kalp hastalıklarından ve bu hastalıkların yol açmakta, sigara dumanı;
katran, karbon monoksit ve nikotine ek olarak, amonyak, arsenik, hidrojen
siyanür ve metan gibi son derece zehirli olan 4 binden fazla kimyasal madde
içermektedir. sigara
kullanımı, insan vücudunun savunma sistemini çökertmekte, akciğer, ağız boşluğu,
yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan kanserine yol
açmaktadır. Sigara ayrıca; peptik ülser, kronik bronşit, felç, astım, reflü,
erken menopoz, diş eti iltihabı, kemik erimesi ve katarakt hastalıklarına zemin
hazırlarken, hamilelerde erken doğum ve düşük doğum ağırlığı risklerini de
beraberinde getirmektedir. Sigara içmeyi bir kez deneyen her dört kişiden üçü
sigara tiryakisi olmaktadır.
Günümüzde özelikle gençler arasında en yaygın
kullanılan zararlı alışkanlıkların başında ise esrar, afyon, eroin, kokain,
morfin gibi uyuşturucu maddeler gelmektedir. Ayrıca alkol oranının düşük tutulup
sanki zararı yokmuş gibi sunulması gibi, uyuşturucu maddelerden olan ekstasi (ecstasy)
gibi haplarda gençlere zararları yokmuş ve bağımlılık yapmıyormuş gibi
sunulmaktadır. Oysaki insan hayatında bir kere başladıktan sonra her daim
istenilmesine sebep olan ve tıbbi müdahalelere rağmen çoğu zaman bırakılamayan
en tehlikeli alışkanlıkların başında uyuşturucu bağımlılığı gelmektedir.
Gençlerimizin böyle bir zarara bulaşmamaları için öncesinde gerekli bütün
tedbirleri almalıyız.
Diğer bir zararlı alışkanlık ise zamanın boşa
geçirilmesine ve haksız şekilde paranın el değiştirmesine sebep olan kumardır.
Oysaki kumar haksız bir kazançtır, hakız kazanç ise Yüce Dinimizde haram
kılınmıştır. Kumar ve alkolün insanoğluna vereceği ortak zararlar mevcuttur.
Kur’an-ı Kerim bu hususa şöyle işaret etmektedir. “Şeytan içkide ve kumarda
ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan
alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değil mi?”
Hayatların baharında ve yaşam enerjisinin en üst seviyede olduğu gençlerimizi,
zamanı boş geçirmeye ve bir başkasının parasını haksız yere yemeğe sevk eden
kumarın zararlarından korumalı, kendi yaşantımızla onlara örnek olmalıyız.
Günümüzde gençlerin içinde bulunmuş olduğu bir başka
problem ise, gayri meşru birlikteliklerin fazlalaşmasıdır. İslam Dini insanların
meşru yollardan yani kabul edilen bir nikah akdi ile aile yuvası kurmaları için
teşvik getirirken, gayri meşru ilişki olan zinayı ise haram kılmaktadır Yüce
Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.
وَلاَ
تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء
سَبِيلاً
“Zina’ya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir
iştir ve çok kötü bir yoldur.”
Yüce Rabbimiz sadece zina yapmayı yasaklamamakta zinaya yaklaşılmamasını murat
etmektedir. Yani zina ne kadar tehlikeli bir husus ise, zinaya götüren
unsurlarda aynı şekilde insan hayatına sıkıntılar veren bir husustur. Bu sebeple
gençlerimizin kabul gören bir nikah çerçevesinde aile yuvası kurmalarını teşvik
etmeli ve bu konuda üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz. İnsanlara
sıkıntı ve külfet getirin maddi zorluklara zemin hazırlanmamalıdır. Maddi
olanakları olmayan gençlere ise her kesimden yardım edilmeli, meşru bir aile
birlikteliği sağlanmalıdır.
Bir milleti millet yapan temel değerlerin
başında milli değerleri gelmektedir. Vatan, bayrak, kültür, dil, marş vb. gibi
unsurlar milli değerlerimizi ifade etmektedir. Üzerinde yaşanılan ve kültürün
oluşturulduğu topraklara vatan denilmektedir. Vatan sadece toprak parçası
değildir. Vatan üzerinde yaşayan insanlar için hürriyet demektir. Esaret altında
olmamak demektir. Bir milletin, belli bir topluluğun veya bir kuruluşun simgesi
olarak kullanılan, renk ve biçimle özelleştirilmiş, genellikle dikdörtgen
biçiminde kumaş, olarak tarif edilen bayrak, sadece kumaştan ibaret değildir.
Bayrağa değer veren bir milletin kendisidir. Şanlı bayrağımız ise varlığımızı
devam ettirdiğimizin nişanesidir. Al bayrağımızı dalgalandırmak ise hepimize
düşen şerefli bir görevdir.
Kültür, toplumların oluşturduğu bütün
güzellikleri ifade eden bir kavramdır. Bugün, kendi kültürümüzde olmayan birçok
şey kendi kültürümüz gibi yansıtılmaktadır. Düğünlerimizde, eğlencelerimizde,
cenazelerimizde toplum yaşantımızın her kesiminde kendi özümüze ait şeylerin
yavaş yavaş yıpratılarak hayatımızdan çıkarılmaya çalışıldığına şahit
olmaktayız. Kültür bizi birbirimize bağlayan en önemli faktörlerdendir. Kültürün
yozlaşması, önceki nesle ait önemli örf ve adetlerin bir sonraki nesle
aktarılamaması bizler için büyük sıkıntılar doğuracaktır. Gençlerimize geçmişten
getirdiğimiz milli ve manevi değerlerle yoğrulan kültürümüz mutlaka aktarmalı,
onlarında bir sonraki nesle bu mirası aktarmalarına yardımcı olmalıyız.
En büyük zenginliklerimizden biri de
Türkçe’mizdir. Bugün üzülerek görmekteyiz ki, güzel dilimiz Türkçe yerine
yabancı kelimelerin kullanımı çokça fazlalaşmıştır. Bu sebeple gençlerimize
dilimizin en güzel ifadelerini aktarmalı, yabancılaştırılmanın etkisinden
kurtarmalıyız.
Her milletin kendine özgü bir marşı vardır.
Bizim marşımız İstiklal Marşı ise, toplumsal birlikteliğimizden, düşmana esir
olmamayı şeref saymaktan, bu vatan uğruna can vermekten, cennet vatanı kimselere
bırakmamayı ahdetmekten ortaya çıkmıştır. İstiklal Marşı Mehmet Akif Ersoy
tarafından kaleme alınsa da hepimizin ortak düşüncelerinin tezahürüdür.
Gençlik yıllarını güzellikler içinde geçiren
insanlar bahtiyar, gençliğini yanlışlıklar içinde geçirip onun kıymetini
bilmeyenler ise hep üzüntü içerisine olmuşlardır. Bu sebeple gençlik, Allah
katında da kullar nazarında da ömür sermayesinin en kıymetli zaman dilimidir.
Kur’an-ı Kerimde bizlere verilen bütün nimetlerden sorguya çekileceğimiz ifade
edilmiştir.(1) Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde gençliğin önemini
bizlere şöyle bildirmektedir. “İnsanoğlu kıyamet gününde; gençliğini nerede ve
nasıl harcadığından… sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz.”(2)
Gençler meyve vermeye hazırlanan bir ağaç
gibidir. İlgi gösterilirse en güzel meyveleri alma imkanı vardır. Bu sebeple
gözümüzün nuru, ailelerimizin neşesi ve toplumumuzun geleceği olan gençlerimize
sahip çıkmalı, onlara değer vermeli, görüş ve önerilerine saygı duymalı, milli
ve manevi değerlere bağlı bir hayat tarzı benimsemeleri için gerekli tedbirleri
almalıyız. Ana-baba olarak bizler başta kendi çocuklarımız olmak üzere, bütün
gençlerin ıslahı için çalışmalı, olgun davranış şekillerini kendilerine
kazandırmalı, milletimiz ve vatanımız için faydalı birer insan olmalarına gayret
göstermeliyiz. Dini bir terbiye almış, milli geleneklerine bağlı insanların
kendilerine ve başka insanlara faydalı olacağı da hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Bir ülkenin geleceği, en büyük enerjisi
gençliktir. Gençliğin başıboş bırakılması, milli ve manevi değerlerden yoksun
olarak yetiştirilmesi toplumlar için büyük sıkıntılar doğuracaktır. Bu sebeple
gözümüzün nuru olan gençlerimizi ilimle, imanla, güzel ahlakla yetiştirmek için
elimizden gelen bütün gayretleri göstermeliyiz. Unutmayalım ki, zararlı
alışkanlıklara müptela olmuş, çirkin ahlakla donatılmış, milli ve manevi
değerlerden uzaklaşan gençlerin zararı hem kendisine hem ailesine hem de bütün
topluma olacaktır.
Yüce Rabbim imanla, irfanla, güzel ahlakla,
vatanına, milletine bağlı geçmişten almış olduğu enerjisini geleceğe aktarabilen
gençler yetiştirmeyi cümlemize nasip etsin. Zararlı alışkanlıklarına müptela
olmuş kardeşlerimizi bu sıkıntılardan kurtarsın. Hayırlı gelecekler görmeyi
nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|