|
BİRLİK VE BERABERLİK
İnsan, fıtratı gereği daima mutluluğu aramaktadır.
Kişinin aradığı mutluluğa kavuşabilmesi ve onu huzurlu bir şekilde yaşayabilmesi
için toplum hayatına ihtiyacı vardır. Toplu yaşamaktan başka alternatifi olmayan
insanın huzuru ve mutluluğu da, toplumun huzur ve mutluluğuna bağlıdır. İnsan,
karşılaştığı sıkıntıları, içinde yaşadığı toplumun bireyleri ile paylaşma
ihtiyacını hisseder. Çünkü, insan karşı karşıya kaldığı bazı problemleri,
kişisel imkan ve gayretiyle her zaman aşması mümkün olmayabilir. İşte bu
noktada, bir çok değişik mesleklerden ve farklı yetenek sahibi kimselerden
teşekkül etmiş olan birlik ve dayanışma içerisindeki bir toplum büyük önem arz
etmektedir. Farklı görüş ve özelliklere sahip, çeşitli bireylerden oluşan toplum
fertlerinden hiç birinin üslendiği görev, diğerine kıyasla küçümsenemez.
Toplumda âlim-cahil, zengin-fakir bütün kesimleriyle tam bir birlik-beraberlik
oluştuğunda birlikte yaşamanın bir anlamı olabilir.
İnsanlığın mutluluğunu hedefleyen yüce dinimiz İslâm, Tevhid dinidir. Tevhid,
tek Allah inancı etrafında birleşmektir. Bilindiği gibi “لااله
الا الله Allah’tan başka ilah yoktur”
sözü, bu tevhidin özünü teşkil etmektedir. İslâm dininin üzerinde durduğu en
önemli konulardan birisi, mutluluğun vazgeçilmez şartlarından olan birlik ve
beraberliktir. Birlik ve beraberliğin olduğu yerde kardeşlik, huzur, bolluk,
bereket ve rahmet vardır. Dünya ve âhirette mutlu olmak ancak Allah’ın Kitabına
sarılmak, birlik ve beraberlik içinde olmakla mümkündür.
Bu gerçeği Yüce Allah şöyle dile getirmektedir:
وَاعْتَصِمُوا
بِحَبْلِ اللّهِ جَميعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ
اِذْكُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه
اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا
كَذلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ ايَاتِه لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur'ân’a) sımsıkı
sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani
sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte
O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam
kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle
apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz”
(Al-i İmran, 3/103)
Yüce Allah bu uyarının ardından birlik ve
beraberliğin ihmal edilmemesini:
وَلَا تَكُونُوا
كَالَّذينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ
وَاُولئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظيمٌ
“Kendilerine
apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte
onlar için büyük bir azap vardır. “
(Al-i
İmran, 3/105)
ayetiyle hatırlatmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ise.
عَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ
وَإِيَّاكُمْ وَالْفُرْقَةَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ مَعَ الْوَاحِدِ وَهُوَ مِنَ
الاِثْنَيْنِ أَبْعَدُ مَنْ أَرَادَ بُحْبُوحَةَ الْجَنَّةِ فَلْيَلْزَمِ
الْجَمَاعَةَ مَنْ سَرَّتْهُ حَسَنَتُهُ وَسَاءَتْهُ سَيِّئَتُهُ فَذَلِكَ
الْمُؤْمِنُ
“… Size cemaati tavsiye ederim.
Ayrılıktan sakının. Zira şeytan, tek kalanla birlikte olur. İki kişiden uzak
durur. Kim cennetin ortasını dilerse, cemaatten ayrılmasın. Kimi yaptığı hayır
sevindirir ve kötülüğü de üzerse, işte o, mü'mindir”
المُؤمِنُ
لِلمؤمنِ كَالبُنْيَان يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضاً
إِنَّ
“Mü’minin mü’mine karşı durumu yekpare bir binayı
meydana getiren, perçinlenmiş kayaların birbirlerine karşı durumu gibidir”
لا
يؤمن أحدكم حتى يحب لأخيه ما يحب لنفسه
“Sizden
biriniz, kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçekten
iman etmiş olamaz”
buyruklarıyla cemaatten uzaklaşmamayı sık sık hatırlatmış ve her vesile
ile birlik ve beraberliğin önemini vurgulamıştır.
İslâm dini, âyet ve hadislerle temellendirdiği
kardeşlik bağıyla, toplumda ilişkilerin sağlıklı ve düzgün olmasını hedeflemiş
ve aynı zamanda bunu imanla ilintilendirmiştir.
Tek bir Allah’a, aynı Peygambere ve aynı Kitaba
inanmış olan Müslümanların Kur'ân’ın etrafında birleşmeleri, “birlikte dirlik
vardır.” ilkesine sarılmaları, asla bölünüp parçalanmamaları öğütlenmiştir.
Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, birlik ve
beraberliğini devam ettiren milletler, yücelmiş ve yükselmişlerdir. Bölünüp
parçalanan ve bölücülüğün pençesine düşen milletler ise tarih sahnesinden
silinip gitmişlerdir.
Milli
Şairimiz Mehmet Akif ERSOY :
“Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,
Toplu
vurdukça gönüller, onu top sindiremez.
Sen,
ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır.
Milletler için, işte kıyamet o zamandır” dizeleriyle bu gerçeği açık bir
şekilde ifade etmiştir.
Tevhit inancına dayalı birlik ve beraberlik ruhuna
sahip olamayan, en temel asgari müştereklerde bile bir araya gelemeyen milletler
kendi sonlarını hazırlamış olurlar. Bu sebeple Yüce Rabbimiz:
وَاَطيعُوا اللّهَ وَرَسُولَهُ
وَلَاتَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ريحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّهَ مَعَ
الصَّابِرينَ
“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle
çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun.
Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” buyurmakta,
( Enfal, 8/46),
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de
مَنْ خَرَجَ عَنِ الطَّاعَةِ،
وَفَارَقَ الجََمَاعَةَ فَمَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً.
"Kim
itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü
ile ölür"
öğütleriyle, ilahi beyanı açıklamaktadır.
İslâm'ın Birlik Ve Dayanışmaya Verdiği Önem
İnsan, yaratılışı gereği toplum içinde yaşamak
mecburiyetindedir.Toplum içinde fertler karşılıklı bir takım hak ve vazifelerle
yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün yerine getirilebilmesi için, kişinin hak ve
vazifenin kutsiyetine inanması gerekir. Bu kutsiyeti belirleyecek olan en önemli
kaynak dindir. Allah’a ve ahirete inanan, yaptığı işlerden dolayı Allah’ın
huzurunda hesaba çekileceğini kesinlikle bilen bir insan, başta sorumluluk gibi,
bir takım mefhumlara bağlı olarak hareket eder. Cemiyetin nizam ve bekası, dini
duyguların geliştirilmesi ve bu anlayışın yerleşmesi ile sağlanır. Bir cemiyette
dinin boşluğu, hiçbir şeyle doldurulamaz. Filozof Jül Simon’un dediği gibi, “Din
duygusu, kuvvetli içtimai bir bağdır. Bir milletten, Allâh fikrini
kaldırırsanız, o zaman onlar, ancak menfaat korkusunun tesiri altında bulunan
bir topluluk olurlar. O topluluğu teşkil eden vatandaşlar ise, birer kardeş
değil, sadece müşterek menfaatli birer ortaktırlar.” Menfaat bağları çözülmeye
başlayınca da, birlik ve dirlikten eser kalmayacağı tabiidir.
Toplumu
oluşturan fertlerin birlik ve dayanışma içinde olmaları, dinî ve millî
varlığımızın korunup devam ettirilmesinin zorunlu kıldığı bir sorumluluktur.
Ayrıca bu, barış ve huzurun da teminatıdır.
İslâm dini
söz konusu birlik ve dayanışmanın sağlanması için, öncelikle mü'minleri kardeş
ilan etmiştir. Nitekim Kur'ân'da,
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ
اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّهَ لَعَلَّكُمْ
تُرْحَمُونَ
“Mü’minler
ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı
gelmekten sakının ki size merhamet edilsin" buyurulmuştur
(Hucurât, 49/10)
Nitekim
Nu'man İbn Beşîr (r.a.) anlattığına göre Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i
şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
مَثَلُ
المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ
إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ
وَالحُمَّى
“Resulullah (a.s.v.) buyurdular ki: Birbirlerini sevmede, birbirlerine
merhamette, birbirlerine şefkatte mü'minlerin misâli, bir bedenin misâlidir.
Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak
ederler."
Vücudu meydana getiren organlar, tam bir âhenk içinde
çalıştığı zaman vücut sıhhatli olduğu gibi, cemiyetin birer üyesi olan fertler
de, şuurlu ve düzenli çalışırlarsa, o toplumda huzur ve barış kendiliğinden
oluşur. Çünkü insanlar dâima birbirlerine muhtaçtırlar ve hiçbir insan tek
başına ihtiyaçlarını ve güvenliğini sağlama imkânına sahip değildir
Binaenaleyh İslâm, sadece kendini düşünmeye karşı çıkmıştır. Tarihte de pek çok
acı örneklerine şahit olunduğu gibi, birlik ve dayanışmadan uzak, sadece kendi
şahsî çıkarları peşinde koşmayı âdet haline getiren fertlerin oluşturduğu
toplumlar, bu yanlışlığın bedelini çok ağır bir şekilde, tarih sahnesinden
çekilmek suretiyle ödemişlerdir.
Toplumları
sağlıklı bir şekilde ayakta tutan faktörlerin başında birlik ve beraberlik yer
alır. Bu önemli faktörün zıddı olan tefrika yani bölücülük hastalığına müptela
olmak ise, toplumları içten içe yiyerek temelden çökmelerine neden olur.
Toplumu
birleştiren, gerçek manada huzur, barış ve güven ortamını sağlayan tek yol;
milli ve manevî birlik anlayışı içerisinde, yardımlaşma ve dayanışmayı
sağlamaktır.
İnanan
insanların huzur ve barışı bozucu davranışlardan sakınmaları, karşılıklı hoşgörü
anlayışına sahip olmaları, kenetlenme ve birleşmenin tek yoludur. Tüm insanların
aynı görüş, düşünce veya çizgide olmaları mümkün olmadığı gibi zorlama kaba
davranma ve dayatmalarla birlik ve beraberliğin sağlanamayacağı, aksine bölünüp
parçalanmalara neden olunacağı unutulmamalıdır. Nitekim Yüce Allah Kur'ân'da
Peygamber (s.a.s.)'e hitaben:
"فَبِمَا
رَحْمَةٍ مِنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَليظَ الْقَلْبِ
لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ ..."
"O vakit
Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli
olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi" (Al-i
İmran, 3/159) buyurmuş, başka bir âyette ise
yine Peygamber (s.a.s.)'e hitaben:
وَاَلَّفَ
بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِىالْاَرْضِ جَميعًا مَا اَلَّفْتَ بَيْنَ
قُلُوبِهِمْ وَلكِنَّ اللّهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْ اِنَّهُ عَزيزٌ حَكيمٌ
“Şayet
yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın sen onların kalplerini uzlaştıramazdın.
Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O mutlak güç sahibidir, hüküm
ve hikmet sahibidir" (Enfâl, 8/ 63.)buyurmuştur.
Peygamberimiz bu buyrukları ile toplumun huzuru, birliği dirliği ve düzeni için
vazgeçilmez evrensel düsturlar ortaya koymuştur. Bu düsturların ışığında toplum
fertlerine düşen en önemli görev, birlik ve beraberliği pekiştirmek, el ele,
gönül gönüle, omuz omuza vererek gece gündüz demeden çalışmaktır. Arzu edilen
hedefe ulaşmanın sırrı iman, irâde, sabır ve çalışmadan geçmektedir.
Birlik Ve
Beraberliğin Korunması
Toplum halinde yaşamanın kendisine göre ilke ve
kuralları vardır. Cemiyet hayatını zinde tutan bu ilke ve kuralların bazılarını
dinî ve ahlakî normlar belirlerken, bazılarını da gelenek ve görenekler
belirlemektedir. Kurallar yaklaşık her toplumda bir birine benzemesine rağmen
toplumun bütün fertlerinin bu kurallara aynı ölçüde uyması doğal olarak
beklenemez. Vakıa da bunu göstermektedir. Sonuçta ise, uyulması gereken bu
kuralların çiğnenmesiyle, toplum fertleri arasındaki ahenk bozularak, kişilerin
birbirleriyle olan ilişkileri kötüye gitmekte veya tamamen kesilmektedir. Başka
bir ifade ile toplumsal dayanışma zayıflamakta ve huzur yok olmaktadır.
İnsan olmak noktasında İslam
toplumlarında da farklı sebeplerle birbirleriyle karşılıklı çekişmeler,
çatışmalar olabilmektedir. Bu durumda, söz konusu olumsuzlukların, ileri
boyutlara taşınması engellenerek, İslam dininin getirmiş olduğu güzel yollarla
problemlerin çözümü için her bireyin üzerine düşeni yerine getirmesi
gerekmektedir. Nitekim İslâm, bu tür hadiselerin çözümü için bir takım tedbirler
almış ve problemleri giderecek yolları inananlara açık bir şekilde göstermiştir.
Toplumda meydana gelen problemlerin halledilmesinde takip edilecek yol Kur’ân’da
şöyle gösterilmiştir:
و ان طلئفتان من المؤمنين اقتتلوا فاصلحوا بينهما فان بغت احديهما على الاخرى
فقاتلوا التي تبغي حتى تفيئ الى امر الله فان فائت فاصلحوا بينهما بالعدل و اقسطوا
ان الله يحب المقسطين انما المؤمنون اخوة فاصلحوا بين اخويكم وا تقوا الله لعلكم
ترحمون
"Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle
savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın
buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın
emrine) dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın.
Çünkü Allah, adaletli davrananları sever. Müminler ancak kardeştirler.
Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki,
size merhamet edilsin.".
Bu âyette, çeşitli etkenler sonucunda meydana gelecek anlaşmazlıklarda takip
edilecek metoda işaret edilmektedir. Kısaca ifade ettiğimiz bu tür olayların
çözümünde İslam, kendisinin tesis ettiği “Kardeşlik” metodunu
öngörmektedir.
Kur’ân’ın öngördüğü kardeşliğin tesisi kadar,
korunması ve sürdürülmesi de önem arz etmektedir. İnsani ilişkilerde bireylerin
aralarını bozacak ve kardeşliğe zarar verebilecek pek çok husus meydana
gelebilmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde bütün bu hususlar açık
bir biçimde belirtilmekte ve insanlara yol gösterilmektedir.
Bir Müslüman, tefrika ve bölünmenin zararlarını ve
bunun yaşanan acı tecrübelerini bile bile, birlik ve beraberliği bozacak
davranışlarda bulunamaz. Bir saadet güneşi olarak doğan ve insanlığı eşsiz bir
medeniyet seviyesine eriştiren İslamiyet, renkleri ve dilleri farklı olan
insanları, aynı inanç etrafında birleştirmiş, kin ve düşmanlıkları ortadan
kaldırarak gerçek anlamda huzur ve barışı getirmiştir.
Esasen İslam kelimesinin bir anlamı da "barıştır” Bu
sebeple Müslüman, huzur ve barış içinde yaşayan insan demektir. Huzur ve barış
içinde olmak, ancak birlik ve beraberliğimizi pekiştirmekle mümkündür.
Yüce Rabbimiz, yukarıda metnini vermiş olduğumuz
وَاعْتَصِمُواْ
بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ
"Hepiniz birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, sakın
ayrılıp bölünmeyin"(Al-i
İmran, 3/103) ayetiyle, Müslümanları felakete
sürükleyen bölücülüğe karşı uyarmakta, inananları birlik ve beraberliğin
muhafazasına çağırmaktadır.
Kur'ân’ın ve Hz. Peygamberin gösterdiği doğrultuda
örnek bir kardeşlik ve birlik-beraberlik tesis edilmiş ve bu, tarihe önemli bir
numune olarak sunulmuştur. İslamiyet öncesi büyük bir kargaşanın hüküm sürdüğü,
her türlü vahşet ve zulmün yaygın olduğu Arap toplumu İslamiyet’in gelişi ile
birlikte, birlik ve beraberliğin en güzel örneğini oluşturmuştur. Fakat bu
birlik ve beraberliğin oluşması kadar sürdürülmesi de bir o kadar önem arz
etmektedir. Resulullah döneminde ara sıra bu birlik ve beraberliğe zarar
verebilecek bir takım olumsuzluklar da olmuş ve ancak O’nun yerinde
müdahalesiyle bu hadiseler önlenmiştir. Bunlardan bir tanesi şu şekilde cereyan
etmiştir:
Medine’de Evs ve Hazrec adında iki kabile vardı.
Bunlar İslam’dan önce birbirleri ile nesiller boyu savaşmışlardı. İslamiyet’in
gelişi ile birlikte kaynaşarak kardeş olmuşlar ve aralarındaki kavgaya son
vermişlerdi. Bu iki kabileden bir grup Müslüman, birbirleri ile sohbet ederken
gören ve bu manzaradan hoşlanmayan Ş’as b. Kays adındaki azılı bir münafık,
bunların arasını açmak ve onları yeniden kavgaya sürüklemek maksadıyla bir fesat
planı tasarlamış ve planını gerçekleştirmek için de bir Yahudi gencini çağırarak
orada oturup kardeşçe sohbet eden Müslümanlara, aralarında geçen eski savaşları
hatırlatarak onları birbirine düşürmesini istemişti
Genç, onun dediği şekilde hareket etti. İki kabile
arasında daha önce geçmiş olan Buas harbinden söz açarak eski yaraları
kurcaladı. Bunun üzerine iki kabileye mensup Müslümanlar eski günlerini
hatırlayarak galeyana geldiler ve birbirlerine kırıcı sözler söylemeye
başladılar. Derken tartışma büyüdü. Her iki taraf, silahlarıyla birlikte Harre
Meydanında buluşmak üzere harekete geçtiler. Böylece silahlı bir çatışmanın
eşiğine gelinmiş oldu.
Durum çok vahimdi. Düşmanlıkları unutup samimi din
kardeşi olanlar, dostça sohbet edenler, şimdi bir İslam düşmanının tahriki ile
tuzağa düştü ve birbirlerinin kanını dökmek için karşı karşıya geldi. Bu durumu
haber alan Peygamber Efendimiz, bir grup ashabı ile birlikte hemen olay yerine
geldi ve onlara şöyle hitap etti:
“Ey Müslümanlar Topluluğu!
Bu yaptığınız nedir? Allah sizi İslam ile hidayete
erdirdikten ve sizi küfürden kurtarıp kardeş yaptıktan sonra yine küfre mi
dönmek istiyorsunuz?”
Peygamberimizin bu nasihati üzerine kabileler,
şeytanın oyununa ve düşmanlarının tuzağına düştüklerini anladılar. Silahlarını
atıp birbirleri ile kucaklaştılar ve Peygamberimizle beraber oradan ayrıldılar.
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّهِ
جَميعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ اِذْكُنْتُمْ
اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه اِخْوَاناً
“Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın, Allah'ın
size olan nimetini anın. Bir zamanlar birbirinize düşmandınız, kalplerinizin
arasını uzlaştırdı da, onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz." (AI-i
İmran,3/103), ayetiyle onları daha önce kardeş
yapan İslam dini, bu olaydan sonra da, yine aynı kardeşliğin, birlik ve
beraberliğin devam etmesini sağladı.
Görüldüğü gibi İslam’ın önerdiği “kardeşlik”
toplumsal dayanışma ve huzuru tesis ederek cemiyet hayatını beslemektedir. Din
kardeşliği, toplum fertlerini daima birlikteliğe davet eder. Bu bakımdan
insanlığın, özünü dinden alan ve böylesine sağlam temeller üzerine oturan bu
kardeşliğe ve birlikteliğe muhtaçtır.
Allah Birlik
ve Beraberlik İçinde Olanlara Yardım Eder
Dinimizin emirlerine uygun olarak birlik ve
beraberlik içinde hareket eden ecdadımız, tarih boyunca büyük işler başarmış,
vatanımıza ve milletimize yönelen tehlikeleri de bu sayede etkisiz hale
getirmiştir. Tarihte eşine ender rastlanan pek çok zaferler kazanmış olan
milletimiz, çok yakın bir geçmişte Çanakkale Savaşı'nda büyük bir kahramanlık
destanı yazarak, tarihine yeni ve muhteşem yeni bir sayfa eklemiş, birlik ve
beraberliğin en güzel örneklerinden birisini daha sergilemiştir.
Bugün sahip olduğumuz milli kültürümüzün her alanı
dinle yoğrulmuştur. Milletimizin İslam dinini kabul ettikleri tarihten bu güne
kadar dinimiz, milli kültürümüzle adeta özdeşleşmiştir. Milli kültürümüzden,
dini motifler çıkarıldığı zaman geriye fazla bir şey kalmaz. Bu da, milli
kültürümüzün dinden soyutlanamayacağını gösterir. Çünkü İslam dininin tebliğ
etmiş olduğu ilahi mesajın özü, bilgi, hikmet, adalet, hak, hukuk, huzur ve
mutluluktur.
Yüce dinimiz kavgaları sona erdirmiş, haksızlıkları
ortadan kaldırmış, insanlığa huzur, barış ve istikrar getirmiştir. Enerji dolu
milletimizi tarih boyunca büyük bir medeniyetin mimarı yapan ve onu yücelten
İslam'ın bu kutlu mesajıdır. Bugün de, aziz milletimizi birlik ve beraberlik
içinde tutan, aynı gayelere yönelten yine yüce dinimizin emirleridir ve öyle
olmaya devam etmelidir.
Türkiye'de farklı kökenlerden gelen insanların, bu
aziz milletin bir ferdi olarak en geniş ortak paydası İslamiyet ve
vatandaşlıktır. İslamiyet’ten beslenen milli kültürümüz, tarih boyunca vatandaşı
olan fertlerin kökenlerine göre değil, sahip oldukları kıymet ve değerlerine
göre davranmayı öğretmiştir. Etnik milliyetçiliğin dünyayı sardığı bir dönemde,
bizi birleştirecek olan yegane güç, yine İslam dinidir.
Unutmayalım ki, tarih boyunca bizi ayakta tutan,
milli ve manevî değerlerimizdir. Dün olduğu gibi bugün de, birlik ve
beraberliğimizi bozmaya, kutsal değerlerimizi sarsmaya çalışanlar alacaktır. Bu
çabalar, sağduyu sahibi milletimizin sağlam ve sarsılmaz imanı karşısında
elbette başarıya ulaşamayacaktır. Çünkü Müslüman milletimiz, kesin olarak
bilmektedir ki, Kur'ân-ı Kerim’de Cenab-ı Hak:
وَاَنَّ هذَا صِرَاطى
مُسْتَقيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ
سَبيلِه ذلِكُمْ وَصّيكُمْ بِه لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
“İşte bu,
benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar,
sizi parça parça edip, doğru yoldan ayırır. İşte bunları, sakınasınız diye Allah
size emreder”
(En’âm, 6/153)
buyurarak, Kur'ân’ın çizdiği dosdoğru yolu göstermiş ve bu yoldan sapmanın,
parçalanarak haktan sapmak olduğunu bildirmiştir.
Arzu edilen birliğin sağlanması, inananların içten
gelen samimi bir duyguyla birbirlerini severek kardeşlik duygularını
pekiştirmesi ile mümkündür. Kuvvetli bir rüzgarın önünde savrulan bir kum
yığınını çimento ile yoğurduğumuzda oluşan beton nasıl sağlam olursa, İslam
kardeşliği ile yoğrulmuş toplum da tıpkı bunun gibi sağlam olacaktır.
Tarih boyu milyonlarca Müslüman’ı birbirine
kenetleyip tek vücut ve parçalanmaz bir millet haline getiren harç, İslam
kardeşliğidir. Bu kardeşliğin sağlam ve kalıcı olabilmesi için Müslümanların,
dinin bu emrine uymaları ve Allah rızası için birbirlerini sevmeleri gerekir.
Peygamber Efendimiz:
ََﻻ تُؤْمِنُوا حَتّى
تَحَابُّوا
“Birbirinizi
sevmedikçe mü'min olamazsınız…."
buyurarak, gerçek Müslüman olabilmek için
birbirimizi sevmenin şart olduğunu belirtmiştir.
Birliğimizi ve dirliğimizi bozmaya çalışan
düşmanların aramıza sokmak istedikleri fitne ve fesat karşısında son derece
uyanık ve tedbirli olmalıyız. Unutmayalım ki hepimiz aynı geminin yolcularıyız.
Kurtuluşumuz için tek çıkar yol, içinde bulunduğumuz gemiyi hep birlikte
korumak ve kollamaktır.
İslam'da kardeşlik, inanç temeline oturtulduğu
içindir ki, mü'minlerin arasını bozacak her türlü sunî ayrımlara ve
kırgınlıklara götüren hususlar şiddetle yerilmiştir. Irk, soy, cins vs. türünden
cahil toplum değerleri yerine, takva kriteri getirilmek suretiyle toplumsal
kardeşlik ahengini sağlanmıştır. Nitekim bu amaçla bir araya gelen kimseler
övülmüş ve onlara Allah'ın rahmet edeceği bildirilmiştir. Kardeş olmak; sevinçte
ve kederde beraber olmayı göze almak ve bunu her türlü eyleminde göstermektir
ki, bunun sonucunda, sevmek, saymak, güvenmek, merhamet etmek, yardımlaşmak ve
dayanışmak gibi huzur ortamının temel taşları olan değerler oluşmaktadır.
Dinimizin öngördüğü kardeşlik, bütün bunları içeren bir hayat biçimidir. Dinde
kardeşliğin en güzel numunesini Hz. Peygamber’in zamanında O’nunla birlikte
yaşayan seçkin sahabeler ortaya koymuşlardır. Âyet-i kerime ve hadis-i
şeriflerle bize anlatılan Muhacir-Ensar ilişkisi, kardeşliğin ne anlama
geldiğini canlı olarak bizlere gösteren son derece mükemmel bir örnekliktir.
Milli ve manevi değerlerin zayıflamaya başladığı,
basit menfaatler uğruna karşılıklı diyalogun terk edildiği, buna karşın;
dostlukları, menfaat ilişkilerinin belirlediği günümüz toplumunda Müslümanlar
kendilerine bir huzur reçetesi gibi verilmiş olan “din kardeşliği”
mefhumunu ve bu çerçevede birlik-beraberlik anlayışlarını yeniden gözden
geçirmeleri gerekmektedir.
Bizi dünyada ve ahirette hüsrana götürecek olan
tefrikaya düşmeyelim. Bilakis hem dünyada, hem de ahirette bizleri huzur ve
mutluluğa götürecek olan İslam'ın sesine kulak verelim. Tarih boyunca yaşanan ve
bu gün de dünyanın birçok bölgesinde yaşanmakta olan felaketlerden ders alalım.
Hepimizin bildiği gibi huzur ve güven içinde
yaşayabilmemiz için daima güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmanın en önemli şartı
milletçe dayanışma, birlik ve beraberlik içinde bulunmaktır.
Tirmizî, Fiten 7. IV, 465-466.
|