|
Eşref-i Mahlûkât olarak yaratılmış olan insanlar,
toplu olarak yaşamak zorundadırlar. Toplu olarak yaşayan insanların oluşturmuş
olduğu en küçük topluluğa aile denir. Aile; ana-baba ve çocuklardan meydana
gelen en küçük topluluktur. Buna çekirdek aile de denir. Aile hayatının temeli
anne-baba ile kurulur. Aile, cemiyet hayatının en küçük uzvudur. Ailede
çocukların ana ve babaları üzerinde hakları olduğu gibi ana babaların da
çocukları üzerinde hakları vardır Ana ve babanın haklarına riâyet, İslâm dininde
en temel görevlerdendir
Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde Allah’a
kulluk ve itaatten hemen sonra ana ve babaya iyi davranma konusuna
değinilmiştir. Bir insanın Allah’a şirk koşması, ana ve babasına kötü davranması
ve fakirlik endişesiyle çocuklarını öldürmesi, Allah’a karşı yapılabilecek en
büyük itaatsizliktir Bu hususu Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade
etmektedir:
قُلْ
تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ
شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ
إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ
مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي
حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ
تَعْقِلُونَ
“De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri
söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın,
yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren
Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız
yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır."(1)
Allah’a ortak koşmanın herhangi bir mazereti olmadığı
gibi, anne ve babaya kötü davranmanın haklı bir tarafı da yoktur Bir başka
Ayet-i Kerime de de Allah (cc) şöyle buyuruyor:
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً
إِمَّا
يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَا
أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيماً {} وَاخْفِضْ
لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا
رَبَّيَانِي
صَغِيراً
“ Rabbin, yalnız Kendisine tapmanızı ve ana babaya
iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında
iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı "Öf" bile demeyesin, onları
azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin.” “ Onlara acıyarak alçak
gönüllülük kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen
de onlara merhamet et!" de. söyleyesin.” "Onlara acıyarak alçak gönüllülük
kanatlarını ger ve: "Rabbim! Küçükken beni yetiştirdikleri gibi sen de onlara
merhamet et!" de.(2)
Birçok âyet-i kerîmede Allah’a ibadet emrinin hemen
peşinden ana ve babaya itaatin gelmesi çok mânalıdır. Anne ve baba ile alakayı
kesmek ve sıla-i rahimde bulunmamak, onlara itaatsizlik sayılır, onları kırar ve
üzer. Evlat onları üzmemek için elinden gelen çaba ve gayreti göstermelidir. Ana
ve baba, evlatlarının var olmasına sebebdir. Onları sevgi ve muhabbetle
yetiştiren büyüten ve terbiye eden kişilerdir. Çocuğun bakımı, temizliği,
eğitimi ve her türlü ihtiyacının karşılanmasında anne ve babalar büyük çaba
gösterirler.
Onlar senin yanında yaşlanacak olursa, hoşuna
gitmeyecek bir hareket yaptıklarında sakın onları azarlama; gönüllerini kırma!
Bir zamanlar sen de hoşa gitmeyen işler yaptığında, ana ve baban seni anlayışla
karşılardı. Şimdi onlar yaşlandı. Senin çocukluk günlerinde yaptıklarına benzer
garip hareketler yapabilirler; yersiz bulacağın sözler söyleyebilirler. Sen de
onlara aynı şekilde anlayış göster; şefkatli ve merhametli ol! Bununla da kalma,
onlara merhamet etmesi, günahlarını bağışlaması için Cenâb-ı Hakk’a dua edip
yalvar!
Bir başka ayet-i kerimede de Allah (cc) şöyle
buyuruyor:
وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ
وَهْناً عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ
إِلَيَّ الْمَصِيرُ
“Biz insana, ana ve babasına iyi davranmayı emrettik.
Özellikle de anası nice sıkıntılara katlanarak onu karnında taşımış; emzirmesi
de iki yıl sürmüştür. İşte bu sebeple, bana, ana ve babana şükret, diye tavsiye
ettik.”(3)
Birine teşekkür etmenin de bir şekli vardır. Teşekkür
edilecek kimseye karşı mütevâzi olunur. Ona duyulan sevgi belirtilir. Yaptığı
iyilik anılır ve bundan dolayı kendisine teşekkür edilir. Onun sağladığı imkân,
kendisini üzecek ve gücendirecek şekilde kullanılmaz. Ana ve babaya
yaptıklarından dolayı teşekkür ederken de bu esasa uymalı, kendilerine tevâzu
göstermeli, ne çok sevildikleri hissettirilmeli, bir zamanlar kendisi için ne
zahmetlere katlandıkları –fırsat düştükçe- söylenmeli, kendilerine duyulan
minnet ifade edilmeli ve onların hoşnut olmayacağı işler yapılmamalıdır.
عن أبي عبد الرحمن عبد اللَّه بن مسعود رضي اللَّه عنه قال : سأَلتُ النبي صَلّى
اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: أَيُّ الْعملِ أَحبُّ إلى اللَّهِ تَعالى ؟ قال : «
الصَّلاةُ على وقْتِهَا » قُلْتُ : ثُمَّ أَيُّ ؟ قال: «بِرُّ الْوَالِديْنِ » قلتُ
: ثُمَّ أَيُّ ؟ قال : «الجِهَادُ في سبِيِل اللَّهِ
Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Mes`ûd
radıyallahu anh
şöyle dedi:
Peygamber
aleyhisselâm’a:
- Allah’ın en çok beğendiği amel hangisidir? diye
sordum.
- “Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap verdi.
- Sonra hangi ibadet gelir? dedim.
- “Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” buyurdu.
- Daha sonra hangisi gelir? diye sordum.
- “Allah yolunda cihâd etmek” buyurdu.(4)
Allah Teâlâ’nın en fazla beğendiği ibadetlerden üçünü
bu hadîs-i şerîften öğrenmekteyiz. Bunlar: Vaktinde kılınan namaz, ana babaya
itaat ve Allah yolunda cihaddır.
Namaz dinin direğidir. Namazı kılmayan ve namazı
önemli bir ibadet olarak görmeyen kimseden, Allah’ın diğer buyruklarına saygı
göstermesi de beklenemez.
Bu hadise göre bir namazın Allah katında en makbûl
ibadet olabilmesi, vakti girince kılınmasına bağlıdır. Vaktinde kılınmayan,
ihmâl edilerek son vaktine bırakılan bir namaz, kabul edilmekle beraber, Allah
Teâlâ’nın en çok sevdiği bir ibadet olma özelliğini kaybeder.
Ana-babaya itaat, Cenâb-ı Hakk’ın pek önem verdiği ve
kendisine şirk koşulmamasını istedikten hemen sonra tavsiye ettiği önemli bir
görevdir. Çocuğunu binbir sıkıntı ile dünyaya getiren, hayata atılacağı zamana
kadar yıllar boyu onun eziyetini çeken ana ile baba, şüphesiz her iyiliğe ve en
üstün saygıya lâyık insanlardır. Bu sebeple Allah Teâlâ onlara “of!” bile
denmemesini emretmektedir. Kendisine sayılamayacak kadar çok iyilik yapmış olan
ana ile babanın haklarına saygılı olmayan bir kimsenin, diğer insanların
haklarına saygılı olması elbette düşünülemez.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيوْمِ الآخِرِ ، فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ ، وَمَنْ
كانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ والْيوم الآخِر ، فَلْيصلْ رَحِمَهُ ، وَمَنْ كَانَ
يُؤْمِنُ بِاللَّه وَالْيوْمِ الآخِرِ ، فلْيقُلْ خيراً أَوْ لِيَصمُتْ
Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet edildiğine
göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine
ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin.
Allah’a ve ahret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”(5)
Peygamber Efendimiz çok önem verdiği bazı konuları,
çoğu zaman çarpıcı ifadelerle ortaya koyar. Bu hadiste de üç ahlâk esasını,
imânın iki ana konusuyla destekleyerek sunmaktadır. Müslüman olduğunu söyleyen
kimse mutlaka bu üç esasa uysun demektedir. Ben müslümanım diyen kimse,
misafirine iyilik ve ikram etmelidir. Çünkü İslâm dini insanların dayanışmasına
çok önem verir.
Denebilir ki, İslâmiyet’in bütün emir ve yasakları,
insanların birbiriyle yardımlaşmasını ve iyi geçinmesini sağlamak için ortaya
konmuştur. Misafiri iyi karşılamak ve maddî imkânlar ölçüsünde ona ikramda
bulunmak, bu dayanışma ve yardımlaşmanın bir gereğidir.
Müslüman olmanın gereği akrabasıyla ilgisini devam
ettirmek ve onlara iyilikte bulunmaktır. Bu ihmâl edilmemesi gereken bir
görevdir. Akrabalarıyla ilgiyi koparmak ve onlara kötü davranmak büyük bir
günahtır. Akrabaya iyiliğin ölçüsü, onların yakınlık derecesine, ihtiyaç
durumlarına, bizim de maddî gücümüze göre değişiklik gösterir. Amcalar, dayılar,
teyzeler ve bunların çocukları yakın akrabalardır. Aç açık kalmışlarsa, onları
doyurmak, giydirip kuşatmak şart olur. Böyle muhtaç bir durumda değil iseler,
zaman zaman kendilerini ziyaret etmek, elden geliyorsa müşkillerini çözmeye
çalışmak, mektupla veya telefonla hatırlarını sormak, sevinç ve kederlerine
ortak olmak, hiçbir şey yapılamıyorsa selâm vermek veya selâm göndermek
suretiyle akrabalık ilgisini devam ettirmek gerekir.
Bir diğer ahlâk esası da insanlara faydalı sözler
söylemektir. Faydalı söz söyleme imkânına sahip değilse susmaktır. İyi ve
hayırlı söz insanı nasıl iyi ve güzele yönlendirirse, kötü ve zararlı sözler de
kötü yola ve zararlı davranışlara sevkeder. Bir defasında Peygamber Efendimiz’in
ağlamakta olan ashâbına, gözyaşından veya üzüntüden dolayı azâba
uğramayacaklarını, fakat dil yüzünden ilâhî azâbı veya merhameti kazanacaklarını
söylemesi (Buhârî, Cenâiz 45), konumuzun önemini göstermektedir. Yunus Emre
dilin insana neler kazandırıp neler kaybettirdiğini ne güzel anlatmıştır:
Dil ola kese savaşı
Dil ola kestire başı
Dil ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz
Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’den rivayet edildiğine
göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ varlıkları yaratma işini tamamlayınca,
akrabalık bağı (rahim) ayağa kalkarak:
- (Huzurunda) bu duruş, akrabalık bağını koparan
kimseden sana sığınanın duruşudur, dedi.
Allah Teâlâ:
- Pekâlâ, seni koruyup gözeteni gözetmeme, seninle
ilgisini kesenden rahmetimi kesmeme râzı değil misin? diye sordu.
Akrabalık bağı:
- Evet, râzıyım, dedi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ:
- Sana bu hak verilmiştir, buyurdu.
Bunları anlattıktan sonra Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- İsterseniz (bunu doğrulayan) şu âyeti okuyunuz,
buyurdu:
“Ey münâfıklar! Siz iş başına geçecek olursanız,
yeryüzünde fesat çıkarır, akrabalarla ilginizi kesersiniz, değil mi? İşte
Allah’ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler
bunlardır”(6). Buhârî’nin bir rivayetine göre
Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu:
“Ey akrabalık bağı! Seni gözeteni gözetirim. Seninle
ilgiyi kesenden ben de ilgimi keserim.”(7)
رغِم أَنْفُ ، ثُم رغِم أَنْفُ ، ثُمَّ رَغِم أَنف مَنْ أَدرْكَ أَبَويْهِ عِنْدَ
الْكِبرِ ، أَحدُهُمَا أَوْ كِلاهُما ، فَلمْ يدْخلِ الجَنَّةَ
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber
sallallahu aleyhi ve selem
şöyle buyurdu:
“Ana ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık
günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun,
perişan olsun” (8)
Ana ve baba hangi yaşta bulunursa bulunsun, evlâdın
onlara karşı görevlerini yapması gerekir. Ana, baba varlıklı olabilir; evlâdının
parasına puluna ihtiyaç duymayabilir. Hatta kendilerine bakan, işlerini gören
hizmetkârları da bulunabilir. Bu durumda evlâda düşen görev, onların gönlünü
almak; isteklerini yerine getirmektir. Çünkü paranın her şeye gücü yetmez. Sevgi
dolu bir bakış, candan bir davranış, muhabbetle kucaklayış parayla alınabilecek
şeyler değildir.
Ana ve babasının veya onlardan birinin ihtiyarlık
zamanına yetişip de kendilerine evlâtlık vazifesini yapamadığı için cennete
giremeyen bir zavallının acıklı sonu anlatılmaktadır. Böylesi bir kimse ana ve
babasına veya onlardan birine şefkat ve merhamet göstermediği, elindeki imkânı
onlarla paylaşmadığı için Allah Teâlâ’nın merhametini kaybetmiş, sonuç
itibariyle zillete ve sıkıntıya düşmeyi, perişan olup gitmeyi haketmiştir.
Evlât çocukluk günlerinde güçsüzdü. Ne karnını
doyurabilmek için parası, ne de yiyeceklerini ağzına götürebilecek idrâki ve
kuvveti vardı. Anne ve baba sâyesinde büyüdü, gelişti, iş güç sahibi oldu. Şimdi
evlat güçlendi; fakat ilâhî takdirin gereği, bu defa anne ve baba güçsüz kaldı.
Sadece güçsüz kalmadı; tıpkı o evlâdın idrâkten ve anlayıştan yoksun olduğu
günlerdeki gibi idrâkleri zayıfladı; büsbütün çocuklaştılar.
Ana ve babası veya onlardan sadece biri bu durumda
olan evlât, vaktiyle onların kendisine gösterdiği anlayışın yarısı kadar
hoşgörülü olsaydı, şüphesiz ondan hem anne ve babası, hem de Allah Teâlâ râzı
olacaktı. Ne yazıkki evlâdın anlayışlı olmaması ve bu sebeple görevini lâyıkıyla
yapmaması, ona, ayağına kadar gelmiş olan cenneti kaybettirdi.
Şayet kendisinden bahsettiğimiz kimse iyi bir evlat
olsaydı, nice sıkıntılarına katlanarak kendisini yetiştirenlere vefa borcunu
öder, sonra da el açıp -âyet-i kerîmede tavsiye edildiği üzere- şöyle niyâz
ederdi:
“Rabbim! Onlar beni küçüklüğümde nasıl koruyarak
büyüttülerse, şimdi sen de onlara öyle merhamet et!”(9) .
Ebû Hüreyre
radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e
gelerek: - Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir? diye sordu.
Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Anan!”
buyurdu.
Adam:
- Ondan sonra kimdir? diye sordu.
- “Anan!”
buyurdu.
Adam tekrar:
- Ondan sonra kim gelir? diye sordu.
- “Anan!”
dedi.
Adam tekrar:
- Sonra kim gelir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Baban!”
cevabını verdi.
Bir rivayete göre o adam:
- Ey Allah’ın Resûlü! Kendisine en iyi davranılması
gereken kimdir? Diye sordu.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
-“Anan, sonra anan, daha sonra yine anan, sonra
baban, sonra da sana en yakın olan akraban” buyurdu.(10)
Abdullah İbni Amr İbni Âs
radıyallahu anhümâ
şöyle dedi: Bir adam Peygamber
aleyhisselâm’ın
yanına gelerek:
- Hicret ve cihâd etmek üzere sana bîat ediyorum.
Bunların sevabını Allah’tan dilerim. dedi.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Ana ve babandan hayatta olanlar var mı?” diye
sordu.
Adam:
- Evet, her ikisi de hayatta, dedi.
Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Allah’tan sevap kazanmak istiyorsun değil mi?”
diye sordu.
Adam:
- Evet, deyince:
- “Ana ve babanın yanına dön. Onlara iyi bak!”
buyurdu.(11)
Bu rivayet
Sahîh-i Müslim’den alınmıştır. Buhârî ile
Müslim’in bir başka rivayeti ise şöyledir: Bir adam Resûlullah’ın yanına gelerek
cihâd etmek üzere ondan izin istedi.
Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Anan, baban sağ mı?” diye sordu.
Adam:
- Evet, deyince:
- “Öyleyse onlara hizmet etmeye çalış!” buyurdu.(12)
الرَّحمُ مَعَلَّقَةٌ بِالعَرْشِ تَقُولُ : مَنْ وصلني وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَن
قَطَعَني ، قَطَعَهُ اللَّه
Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
“Akrabalık bağı Arş-ı âlâ’ya tutunarak şöyle
demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini
kesenden Allah rahmetini kessin.”(13)
İLHAMİ TEMEL
MEDİNE CAMİİ İMAM-HATİBİ
ÜMRANİYE/ İSTANBUL
1.Enam, 6/151
2.İsra, 17/23-24
3.Lokman, 31/14
4. Riyazü’s-Sâlihîn, 314 nolu hadis
5. Riyazü’s-Sâlihîn, 316 nolu hadis
6.Muhammed, 47/22-23
7. Riyazü’s-Sâlihîn, 317 nolu hadis
8. Riyazü’s-Sâlihîn, 319 nolu hadis
9.İsra, 17/24
10. Riyazü’s-Sâlihîn, 318 nolu hadis
11. Riyazü’s-Sâlihîn, 323 nolu hadis
12. Riyazü’s-Sâlihîn, 323 nolu hadis
13. Riyazü’s-Sâlihîn, 325 nolu hadis
|