|
BİR YAZ PROGRAMI PROJESİ
Peygamberimiz (S.A.V.)'in "Sizin
en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir" (Buhari, Fedail, 21)
müjdesine nail olabilmek için ömrünü dine ve Kur'an'a adayan insanların
hayatlarını ibretle okumuşuzdur. Bir dönem, köşe bucak saklanarak gizlice Kur'an
öğretenleri, Kur'an öğrettiği için kendilerini tutuklayıp tokat atan amirlere
"Evladım! siz Kur'an okumayı biliyor musunuz? Gelin size de Kur'an öğreteyim"
diyen mübarek insanları , Ankara-İstanbul arası tren yolculuklarında Kur'an
öğretmek için çırpınan fedakar önderleri düşündükçe yüreğimiz burkulur ve
gözlerimiz nemlenir.
Hadis-i şerifteki müjdeye bugün de
nail olmak isteyenlere Rabbimiz bir çok kapılar açıp kolaylıklar göstereceğine
inanıyoruz. Bu vesileyle, önümüzdeki yaz tatilini düşünerek Dinimizi ve
Kur'an'ı daha güzel ve çabuk nasıl öğretebileceğimiz hakkında bazı teklifleri
dikkatinize sunuyoruz.
A. ANNE-BABALARA DÜŞEN VAZİFELER:
1. Her şeyden önce evlatlarımıza
dinini ve Kitabını öğretmeyi, asli vazifemiz bilip, onların Kur'an
öğrenmesi gerektiğine samimiyetle inanmalıyız.
2. Yavrularımızın dünya
hayatlarını kazanmalarını düşündüğümüz kadar, kamil bir mü'min olmalarını ve
ebedi mutluluğu kazanmalarını da düşünmek zorundayız.
3. Gazete okumaya, televizyon
seyretmeye ayırdığımız vaktin hiç olmazsa bir kısmını Kur'an'ı okuyup öğrenmeye,
anlamaya ve öğretmeye de ayırmalıyız.
4. Ev halkımızın kulaklarının ve
gönüllerinin Kur'an'a aşina olması için teyp kasetlerinden bol bol Kur'an
dinlemeliyiz ve dinletmeliyiz. Radyolardan (Maalesef islami olanlarda bile)
geyik muhabbeti dinlemeye ayırdığımız vaktimizi ve ilgimizi Kur'an'dan
esirgememeliyiz.
5. Teknolojinin yeniliklerinden
istifade ederek Kur'an okumayı bilmesek dahi bir mealden anlamını takip ederek
Kur'an dinleyebiliriz.
6. Boş ve lüzumsuz haber gürültüleri
yerine, aile fertlerimizle birlikte Kur'an saatimizin olduğunu
düşünün....Tıpkı haber saatleri gibi... Ötelerden ve gerçeklerden haberler veren
kurtuluşumuzun şifresi olan Kur'ani haberler daha çok dinlenmeye layıktır.
Üstelik bu haberleri veren de Rabbimiz olduğuna göre...
7. Bilgisayar imkanı olduğunda
Kur'an öğreten CD lerden istifade edilebilir.
8. Küçük çocuklar evlerimizdeki olay
ve hareketlerin (konuşmaların) resmini çekerler. Bu sebeple evlerimizin
gündemi islam ve Kur'andan uzak kalmamalıdır. Bu ortamda büyüyen çocuklar seve
seve Kur'an öğrenmeyi isteyeceklerdir.
9. Pembe dizileri ve lüzumsuz
programları izleyen anne ve babanın yavrularının Kur'an sevgisiyle büyümeleri
mümkün değildir. O ailedeki çocuklar, ancak Pokemon, Himen, Süpermen....
muhabbetiyle büyüyecek ve şuuraltına yerleşen bu kimliklerin ilah
gösterilmesinin problemlerini yaşayacaktır. Bunların hastası olan çocukların
Peygamber ve Kur'an sevgisiyle büyümeleri mümkün olmadığı gibi tevhid
akidelerinde de yaralanmalar olacaktır.
10. Çocuklarımızı, Okullara ve
Üniversitelere gönderirken gösterdiğimiz ilgi ve alakayı, yazın Kur'an öğrenmesi
için camiye veya hocaya giderken de göstermediğimizde bu işi savsakladığımızı,
önem vermediğimizi onlar da anlayacaklardır. Bu şekilde Yaz kursuna giden
çocuktan bir şeyler öğrenmesini beklemek yanlış olur.
11. Çocuklarımızın ellerinden tutup
bizzat hocasına götürmeli ve derslerini takip etmeliyiz. Yaz eğitiminde
görev aldığı halde sorumluluğunu yerine getirmeyen insanı gerektiği gibi uyarmak
da anne-babaların vazifesidir.
12. Kur'an ve dini bilgiler
öğrenmesi için çocuklara sevecen yaklaşılmalı, çeşitli hediyelerle teşvik
edilmelidirler.
13. Kur'an öğrendiğinde aile içi
küçük bir tören yapıp çocuğumuzdan Kur'an dinlemek ve dini sorular sormak
sonra da hediyeler takdim etmek diğer kardeşlerini ve arkadaşlarını teşvik etmek
için çok güzel olur.
14. Haftada bir akşam belirli bir
saatimiz, Kur'an veya sohbet saatimiz olmalı; ailenin bütün fertlerinin
iştirakiyle anlaşılan bir tefsir ve hadis kitabından en az yarım saat
kadar bir bölüm okunmalı ve mütalaa edilmelidir. Eğer okuma işini çocuklarımız
sırayla yaparlarsa evimizde de ayrı bir manevi havanın estiğini fark ederiz.
15. Bütün bunlar anlık olmayıp daimi
olmalıdır. Bu süreç devam ettiği müddetçe evimizde bir bereketin olduğunu
hepimiz hissedeceğiz. Ekonomik bunalımlarınız azalacak, Allah'ın rahmet
ve bereketinin üzerimize sağanak halinde indiğini yaşayacağız. Lütfen
deneyiniz...
ÖĞRENCİLERE DÜŞEN VAZİFELER
1. Kur'an öğrenmenin müslümanlığın
bir gereği olduğunu bilmek
2. Hocalarını can kulağı ile
dinlemek
3. Arkadaşlarına da bu güzel şeyleri
anlatmak ve onları da derslere götürmek için çalışmak.
4. Daha kısa sürede daha çok şey
öğrenmek için gayret etmek ve hocalarıyla, anne-babasıyla istişarelerde
bulunmak.
5. Öğrendiklerini evde uygulamaya
çalışmak. (Yemek duası yapmak, namaz kılmak, anne ve babasına da uygun
zamanlarda tekrar etmek gibi...)
6. Kendi arkadaşlarına ve özellikle
de kendinden küçüklere öğretme çabası içinde olmak. En güzel öğrenme;
öğretmekle mümkündür.
7. Kur'an ve dini eğitimi
önemsemeyen arkadaş çevresiyle ilişkileri sınırlı tutmak. Onların etkisinde
kalmamaya gayret etmek.
8. Sadece bu kursların dinimizi
öğrenmek için yeterli olmadığını bilerek daha çok okumaya ve araştırıp
öğrenmeye çalışmak.
9. Anne-baba, hoca ve diğer
büyüklerinin Kur'an ve dinimizi öğrenmek hususunda dualarını almak.
10. Allah'a adanan
bir hayatın boşa gitmeyeceğini hiçbir zaman
unutmamak.
CAMİ ÇOCUK BULUŞMASI
Yaz kursları ülkemizin eğitim öğretim
faaliyetleri açısından görmezden gelinemeyecek kadar yaygın olan ve milyonlarca
çocuğumuzun katıldığı çok ciddi, bir o kadar da ciddiye almadığımız bir
gerçeğimizdir. Ben burada gereği gibi değerlendiremediğimiz yaz kurslarındaki
bazı gerçekleri tespit etmek ve bazı önemli yanlışlara dikkat çekmek istiyorum.
Sosyal Açıdan
Yaz Kursları, her türlü siyâsî yaklaşımlar bir
kenara itilip, halkımızın "Dinini-Kur'ânını öğrensin." diye çocukların büyük bir
içtenlik ve katılımla mahalle camilerine göndermeleri ile gerçekleşen çok ciddî
bir faaliyettir. Ayrıca ellerinde elifbâlar, Kurân-ı Kerîmlerle camilere
koştuğu, "Şeâir-i İslâm" denilen dinin en temel unsurlarıyla tanıştığı,
kaynaştığı ve bütünleştiği bir mevsimdir.
Ülkemizde her Müslüman aile, hem çocuğunun
normal okuluna devam etmesini hem de yazları devam edeceği yaz kurslarında
çocuklarının Kur'anını öğrenmesini, namazını-niyazını bilmesini, temel dini
bilgileri almasını büyüdüğünde namazlı-niyazlı bir insan olmasını, hiç olmazsa
Cumalara gitmesini ister, arzu eder. Bu sebeple de yaz geldiğinde camiler kıpır
kıpır, cıvıl cıvıl çocuklarla dolup taşar.
İnsanımızın özellikle günümüzde, bu konuda ciddî
arayışlar içinde olduğunu görüyoruz. Şu denebilir ki toplum bir yandan çocuğunun
iyi bir Müslüman olarak yetişmesini, diğer yandan da her türlü siyasî- kaygıdan
uzak olarak bunu sağlamalı istiyor. Bu açıdan bakıldığında yaz kurslarının önemi
kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Toplumun bu beklentisi sonucu hemen her kesimden
insan çocuğunu camilere yolluyor ve kimse kimseyi Kur'an okuyor diye dışlamıyor.
Zîra toplu bir katılım var. Hatta mahallemizde oturan bir şarkıcı hanımın "Oğlum
senin yüzünden galiba ben Cennete gideceğim." Sözü hala kulaklarımda çınlıyor.
Neticede toplum yıllardır var olagelen yaz kurslarından hiçbir şekilde rahatsız
olmuyor, hatta memnuniyetini ifade ediyor.
Yaz kursları kanaatimce dini eğitimin yanında
önemli bir toplumsal görev de ifa ediyor. Camiye toplumun zengin-fakir her
kesiminden çocukların katılmasından dolayı fakir-zengin arasındaki iletişim
kopukluğunu azaltmakta ve en azından birbirine yabancı olarak büyümeleri
engellenmiş olmaktadır. Bu ise sosyal barış açısından çok mühim bir husustur.
Diğer yandan yaz kurslarında okul gibi yoğun bir
ödev anlayışının olmaması, çocuğa geniş bir özel zaman bırakmakta, camilerde
başlayan güzel ilişkiler mahalle arkadaşlığı (çocukluk arkadaşlığı) gibi ömür
boyu unutulmayacak dostlukların temelinin atılmasına sebep olmaktadır. Bu husus
da sosyal barış açısından görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçektir.
Sosyal yönden bu kadar önemli fonksiyonları olan
yaz kurslarının kıymetini maalesef hem veliler olarak, hem hocalar olarak
yeterince kavradığımız söylenemez.
Çocuk Açısından
Öncelikle yaz kurslarına biz büyükler çocukların
bakışıyla bakamıyoruz; problemin asıl kaynağı bana göre burada toplanıyor. Bu
hususu biraz açmak isterim.
Okullar kapandığında çocuklarımız "tatile
çıktım" diye rahatlıyor. Bütün heyecanlarının temelinde tatilin tadını çıkarma
gayreti var. Çocuk her ne kadar camiye de gelse birazcık ders daha çok oyun
anlayışıyla dopdolu. Bulduğu her fırsatta oynamak istiyor. Eğer hoca çocuğun bu
ruh halini iyi okuyamamışsa başlıyor sürtüşme ve bazen çocukta hiç te hoş intiba
bırakmayan tavırlar ortaya çıkıyor. Burada kayıplar başlıyor. Çocuğun bu ruh
halini okuyamayan veya önemsemeyin aile büyükleri de "Çocuğumuz dinin diyanetini
öğrensin." derken yanlış tutumları görmezden geliyor ve bazen o da çocuğa
yükleniyor, yada "boşver canım" deyip geçiştirip gidiyor. Ailesinden bu tavrı
gören çocuk iyice serbestliğe bürünüyor ve binlerce çocuk başı boş şekilde
sokaklarda günlerce kalmış oluyor. Burada asıl sorumluluk hocada yoğunlaşıyor.
Eğer Hoca taşıdığı misyonun farkında olsa
"Senin elinle bir kişinin hidayete ermesi dünyadan ve içindekilerden
hayırlıdır." hadisini bir de bu gözle görüverse millet olarak ne kadar büyük
kazançlarımız olur değil mi? Yapılacak iş sadece çocuğun ruh halini iyi çözmek
ve onun dilinden anlamak. Bize hal lisanı ile "Buyur hocam! Bak sen çağırmadığın
halde ben geldim. Ailem de istiyor. Kış dönemi yanıp tutuşsan gelemem. İşte ne
öğreteceksen buyur öğret." dediğini bir duyabilsek. Bu şekilde gelen çocuklara
sert davranarak çocukları camiden - dinden soğutmak millet adına din adına ve
büyük bir vebaldir. Çünkü bu günün küçüğü yarının büyüğü demektir. Bir şekilde
yanlış tavır ve davranışla karşılaşan çocuğu siz yarın camiye getirebilir
misiniz? Yanlış tutum ve davranışlardan dolayı dinden soğuyan ya da ibadetlerden
uzaklaşan insan sayımızın hiç te azımsanamaz bir yekün tuttuğunu üzülerek
hepimiz görüyoruz.
Veli Açısından
Veliye göre mevsim yaz. Tatil de gelmiştir.
Yöreye göre bağlara - bahçelere, kaplıcalara gidilecektir veya gurbette olanlar
memleketlerine gidecektir. Çocuk ta orada fırsat buldukça camiye gönderilecek
"Ne kadar öğrenebilirse" o kadar işte. Eğer çocuğun devamlı gittiği bir çevre
değilse oradakilerle kaynaşıncaya kadar tatil bitecektir. Çocuklardan hep
duymuşumdur. "Hocam tam Kur'an'a çıktım, kurs bitti." Bu o kadar üzücü ve o
kadar da yaygın bir ifadedir ki olayın vahâmetini anlatmaya yetiyor aslında.
Zira seneye tekrar okula gidecek ve bir daha Kur'an’ı eline alamayacak ve ertesi
yıl yine baştan, yine baştan. Sonunda çocuk büyüyecek ve ergenliğin
sorunlarıyla boğuşmaktan bir daha fırsat bulamayacaktır. Sonuçta, milyonlarca
çocuğumuz - gencimiz yaz kurslarından din imajı açısından sadece hocadan gördüğü
tavırlar, ezberlediği birkaç namaz duası ve arada duyduğu birkaç şey alırsa
alacaktır. Diğer yandan veli yaz kursuna giden çocuk ne öğreniyor, ne yapıyor?
Çoğu zaman umursamıyor. Hocayla bir diyalog kurulmuyor. Her hangi bir takip yok.
Bunun sonucu ilgi ve takip görmeyen çocuğun bir süre sonra motivasyonu kırılıyor
ve tekrar sokağa dönüyor. Yıllardır edindiğim tecrübelerim sonucunda, velîsi
ilgilenen çocukla ilgilenmeyen çocuğun başarısının % 80 fark ettiğini
gözlemledim.
Yine en büyük yıkım kursun ortasında tatile
giden çocuklarda oluyor. Her işinde bir şekilde plan yapan veli, bu konuda
nedense duyarsız kalıyor. Özellikle çocuğuna din eğitimi vermeyi ve çocuğunun
Kur'an öğrenmesini isteyen velilere şunu gayet açık ve net olarak
söyleyebiliriz. "Eğer çocuğunuzun Kuran öğrenmesini istiyorsanız ve Kur'an
Kursuna gönderemeyecekseniz 7 yaşına gelmiş çocuğunuzun önünde 5 yaz mevsimi
vardır. İyi planlamak suretiyle 5 yıllık tatilde Kuran ve din eğitimi almaları
temin edilebilir. Şöyle ki 8 haftalık bir yaz kursu 1 yıllık din kültürü dersi
saatine eşittir. Ayrıca çocuk hafta içi her gün devam ettiği için ve Kur'an
eğitimi ile dini bilgiler birbirini tamamlayıcı nitelik arz ettiğinden daha
kalıcı olacaktır. Halbuki din dersleri haftada bir olduğundan verim daha az
olmaktadır. 5 yıl aşağıda arz edeceğim anlayışla yaz kursuna devam edecek bir
çocuk yaz kursundan elde edebileceği verimin seviyesini çok yükseltecektir.
TATİLDE KUR'ÂN EĞİTİMİ VE AİLELER
Rabbimiz'in emâneti olan yavrularımız, eğitim-öğretim maratonlarının bir
yılını daha bitiriyorlar... Ne zamandır iple çektikleri yaz tatili sırada
şimdi... Yoğun ders, ödev ve imtihanlarla yorgun düşen çocuk ve gençler, sağlık,
sıhhat ve neşeyle geçirirler tatillerini...
Yaz tatili, ailelerin bir arada
vakit geçirebilmeleri açısından pek çok imkânı barındırıyor. Çoğu zaman bu büyük
nîmet ve fırsatlar, yaz tatili bitince fark ediliyor ve "Hay Allah, tatil de ne
çabuk geçti; hiçbir şey anlamadık; keşke planlı davransaydık ya da şöyle
yapsaydık, v.s." diye hayıflanmalar oluyor. Bunu dile bile getirmeyen; tatilini
süresiz eğlence, sınırsız oyun ve gezinti ile geçirmek isteyen çocuk ve gençlere
-"bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığıyla- karışmadan kendi hallerine
bırakıveren ebeveynlerin sayısı da azımsanmayacak ölçüde maalesef? Ele avuca
sığmayan ciğer-pârelerimize tabiî ki merhamet, sevgi ve iyilik bu değil?
Diğer taraftan öncelikle kul, sonra
ebeveyn olarak sorumluluklarının bilincinde olanlar dikkat çeken ölçüde
çoğalıyorlar elhamdülillah. Anne-babalar arkadaşlarıyla istişâre ediyor; daha
iyi bir eğitimi nasıl ve ne şekilde verebileceklerinin sancısını çekiyorlar.
Öyleyse yaz tatilinin sonunda ailece güzel şeyler başarmanın mutluluk ve
huzurunu tadabilmek için tatil başlamadan, tatilde yapılabileceklerin en iyisine
ulaşma konusunda bilinçli ve planlı kararlar vermek en doğru olandır kuşkusuz?
Bu doğrultuda çocuğun fikrî ve
ahlâkî gelişimine faydalı olması amacıyla tercih edilen en yaygın seçenek yaz
Kur'ân Kursları olmaktadır. Kurslarımızın kapıları, karnelerin alınmasının hemen
ardından minik eller tarafından çalınmaya başlar. Çeşitli yaş gruplarında,
rengârenk çiçek demeti misâli çocuklar, sıralara biraz merak, biraz heyecanla
otururlar. Aileler ve çocuklar, "yer kalmaz" endişesiyle tatilin ilk günlerinde
isimlerini yazdırırlar. Ellerinde elif cüzleri, yüreklerinde farklı bir ortamın
getirdiği heyecanla ağzınızdan çıkacak cümleleri ve onlarla nasıl bir diyalog
kuracağınızı merakla bekleyen yaz kursu talebeleri karşınızdadır artık.
Rabbimizin kelâmının deryasından
nasiplerini almaya gelmiş minik martılar gibidirler bu talebeler? Uzun süre
kalamazlar; tatillerinin ancak bir kısmıdır sizinle geçirdikleri, ya
memleketlerine giderler ya da sizin kursunuzun çevresine tatile gelmişlerdir ve
dönerler?
Bu kısa birlikteliklerde yapılmak
istenen çok şey vardır. Öyleyse verim alınması istenen her girişimde olduğu gibi
hedef ve rota iyi belirlenmeli; gayret ve çalışmalar kişinin konum ve
kapasitesine uygun olmalıdır.
Bu çerçevede eğitimcilerin ve
ailelerin elele vermeleri en idealidir. Ama bu olmayabilir. Yani ilgisiz bir
ailenin çocuğuyla muhatap bir eğitimci ya da yakın çevresinde iyi bir kurs
imkânı bulunmayan bir ebeveyn de olabilirsiniz. Her hâlükârda herkes elinden
geleni ihlâsla yaparsa Rabbimiz de mutlaka çalışanların yardımcısı olacaktır.
Öğrenilecek olan ne kadar
şerefliyse, ilim de öyle şerefli olduğuna göre, Kur'ân talebesi en güzel
ihtimama lâyıktır. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetinin en hayırlıları
olarak Kur'ân'ı, öğrenen ve öğretenlere dikkat çekiyor. Kur'ân talebesinin
ebeveyni ve Kur'ân öğreticileri. Vazifelerinin kutsallık ve hassasiyetinin
farkında oldukları nisbette metod, çözüm ve alternatifler üretmekte gayretli
olacaklardır. İşin ucunda, hayat defterlerinin kapanmasını önleyecek salih ve
saliha evlât ya da talebe gibi kıymetli bir nîmete sahip olmak; evlâtlarının ya
da kendilerine teslim edilen talebelerin hakkını gücü nisbetinde vermiş olup,
sorumluluktan kurtulmak vardır.
KENDİNİZİ SEVDİRİN
Hayat ve meslek tecrübelerinden
faydalandığımız hocalarımızın Yaz Kur'ân Kursları'nda hocalık yapacak olanlara
"altın tavsiye"si: "Kendinizi Sevdirin" olmuştur hep. Yaz kursunun süresi kısa
olduğu için en pratik yolun bu olduğunu söylerler. Talebe hocasını sevdiğinde,
tatilden belleğinde en başta güzel bir birliktelik, hoşça geçirilen vaktiler
kalacaktır. Hocasını özleyecek, bir sonraki yazı iple çekecektir. Hocasının
şahsında İslâm'ı tanıyacak, onun yaşantısını kendisine örnek alacak, onun
bildiklerine gıpta edecek, islâmî ilimlere merakı artacaktır. Yine böylece
Rabbinin kelâmını, hocasının örnek aldığı Allah Rasûlü'nü (s.a.v.), diğer İslâm
büyüklerini de kendiliğinden sevecektir. Kimbilir bu sayede Kur'ân Kursu
ortamından herhangi bir sebeple uzak yaşayan birçok ailenin çocuklarından oluşan
okul ve mahalle arkadaşlarına bu sevgisinden bahsedecek; onun özlemle andığı
mutlu yaz günlerine diğerlerinin de ilgisi çekilecektir. Altın tavsiye gerçekten
de altınmış değil mi?
Bu ütopik ya da pembe bir tablo
değil aslında? Eğitimci bu yönde gayretini yoğunlaştırır, dört bir yandan
gelmiş, belki de Kur'ân'la ve Kur'ân Kursu'yla ilk defa tanışmış mâsum
yavrularla birlikteliğin her dakikasını elinden geldiğince dolu dolu geçirmeye
çalışırsa, Rabbimizin de yardımıyla pek çok güzellikler yaşanabilir. Geleceğin,
İslâm ahlâkına sahip yetişkinleri için ne yapsak az, öyle değil mi?
Öncelikle sabır hoşgörü ve tebessümü
elden bırakmamak, muhataplarımızın âdetâ yıllar sonraki hallerini gözlerimizin
önünde canlı tutmaya gayret ederek görevimizin hassasiyetinin şuurunda olmak
gerekli şüphesiz. Belki de bazıları sâdece "güvenli bir ortamda olsun ve
başımdan gitsin de ne olursa olsun" fikriyle hocanın yanına bırakılıvermiş olan
talebelerin, o ortamdan en güzel şekilde istifâde edebilmeleri ne büyük
adımlardır aslında. Toplumun yapı taşları bireylerin İslâm ahlâkından pırıltılar
yüklenip; bunu ailelerine ilettiklerini düşününce, ulaşılan muhatap sayısı bir
anda nasıl da üçe dörde katlanır?
Hocasını zaten sevmeye hazır olan
talebeler, onun da bunu şevk ve heyecanla istediğini görünce ne de hoş
birliktelikler olur kimbilir?.. Küçük çaplı bir kır gezintisi, kursun
bahçesindeki ya da içindeki bir oyun halkası, yaşlarına uygun ibretli ve güzel
hikâyeler, bilmeceler, neşeli ilâhiler, hatta sayıları epey çoğalan birbirinden
güzel mesajlar yüklü olan çocuk şarkıları, geride kursun tadı damağında kalmış
çocuklar bırakmaz mı?
ZAMAN PROBLEMİ
Peki bunları hangi zamana
sığdıracağız? Aileler çocuklarının cüzlerinde ilerlemesini, namaz sûrelerini,
namazı abdesti öğrenmelerini haklı olarak bekliyorlar. Nitelikli beraberlikler,
kısa da olsa iz bırakacaktır. Dersler de planlı ve sistemli olursa, pek çok
güzellikler elde edilebilir. Hele muhataplarımızın bellekleri taze, öğrendikleri
taşa yazılan yazılar misâli olunca avantajımız büyük demektir.
Yalnız bu noktada, genelde velilerin
haklı olarak yakındığı bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Geleni geri
çevirmenin vebâlini üstlenmemek için, çoğu zaman kursun kapasitesinin çok
üzerinde talebeye kapılarını açan Yaz Kur'ân Kursu hocaları, bu yoğunluk
sebebiyle çoğu zaman yetişmiş talebelerinden yardım almak zorunda kalıyorlar.
Her talebeye, hocanın her gün bizzat ders vermesi imkân dışı kalıyor çoğu zaman.
Bu sebeple ihmal edilmemesi gereken iki önemli tedbiri hatırlatabiliriz:
Talebeyi okutan talebenin okuyuşunun mutlaka düzgün olması; bir liste yardımıyla
dönüşümlü olarak her talebenin en az iki ya da üç günde bir hocanın elinden
geçmesidir bu tedbirler. Aksi takdirde ya talebe gevşeyip emekler boşa
gidecektir ya da bütün talebeleri her gün okutacağım derken Kur'ân'ın rûhu,
ahlâkî güzellikler, temel dînî vazîfelerin anlatılmasına, hoşça vakitler
geçirilmesine yeterince fırsat kalmayacaktır.
Ayrıca Kur'ân Kursu hocaları, diğer
meslektaşlarıyla irtibat içinde olup, onların tecrübelerinden faydalanırsa daha
çok çeşitli alternatifler bulunabilir. Bu işbirliği geliştirilirse, kursun
kendi bünyesinde bilgi yarışmaları düzenlenip, talebeler buna kursun başından
itibaren teşvik edilebilir. Başarılı olanları karınca kararınca ödüllendirmek de
bu teşviği güçlendirir tabiî. İkinci aşamada, bu yarışma renkli ve neşeli bir
şekilde çevre kurslar arasında da yapılabilir. Hocalar arasındaki işbirliğinden
oluşan heyecanlı birliktelikler, talebelerin hafızalarında hoş izler
bırakacaktır şüphesiz?
Yine kurs süresince öğrenilen çocuk
şarkısı, ilâhi ve şiirlerin, hatta varsa kabiliyetli talebelerce yapılacak mini
piyeslerin halka sunulması; talebelerin sosyal faaliyetlerde tecrübe kazanması,
hazırlık ve sunum safhalarında hoşça vakit geçirmeleri ve kursun tanıtımı
açısından pek çok faydayı barındırabilir. Belki de bu programların yapıldığı
kurslar çoğaldığında, çeşitli kursların talebeleri bu birikimlerini bir şenlik
havasında birleştirip sergileyebilirler.
AMAN DİKKAT
Gerçekleşmesini ve yaygınlaşmasını
arzu ettiğimiz bu ortamların aksini ise düşünmek bile istemiyorum. Yani disiplin
(!) adına azarlama ve sert tavırlarla monoton dersler sayesinde hocasından,
dolayısıyla Kur'ân Kursu ve Kur'ân Kursu'nun kapılarını açması beklenen tüm
güzelliklerden uzaklaşan; bu sebeble hayatının daha sonraki safhalarında yolu
oralara düşmeyen bireyler? Korkunç bir vebal değil mi? Demek ki İslâm'ın
güzelliklerine kapılar açmakla, güzelliklerden uzaklaştırmak arasında çok mühim
bir çizgi var? Kulluk ve sorumluluk bilincinde olan herkes de, o çizginin
tehlikeli tarafının ürpertisini hep duymak ve en güzele ulaşma çabasını elden
hiç bırakmamak zorunda tabiî ki?
ANNE-BABAYA GELİNCE?
Ebeveynlere ayrıca dönersek, hayat
boyu süren sorumluluk çizgilerinin yaz tatili safhasında özellikle dikkat
etmeleri gereken hususlar var: Eğer çocuk ya da genç Yaz Kur'ân Kursu'na katılma
imkânına sahipse, sağlanabilecek en iyi düzeyli imkânlar tercih edilmelidir.
Kurs hocasıyla mutlaka görüşmeli, kursun programı hakkında bilgi alınıp bu
programın takipçisi olunmalıdır. Kursta öğrenilenler evde anlattırılarak hem
anlatım kabiliyeti geliştirilmiş, hem de bilgileri pekiştirilmiş olur. Bu gerçek
hemen herkes tarafından bilindiği halde, genelde tatilin yoğun temposu arasında
kolayca ihmal edilebildiği de unutulmamalıdır.
Verim açısından önemli bir diğer
husus da çocuğun kurs sonunda geldiği Kur'ân okuma düzeyinin ebeveynine emânet
olduğudur. Eğitim süreklilik ister. Bu yüzden, cüzdeyse öğrendiği kuralları
muhafaza etmesi için diğer yaza kadar her gün ya da en az haftada bir tekrar
etmesi sağlanmalıdır. Kur'ân'a geçtiyse, her gün bir âyet bile olsa okumasına
teşvik edilmelidir. Aksi takdirde, biz istemesek de genelde olduğu gibi çocuk
bir dahaki yaza öğrendiklerini unutmuş olarak sil baştan başlar. Rabbimizin
kelâmının en güzel ve doğru bir şekilde seslendirilmesi uğrunda emeklerinin zâyi
olmasını istemeyen herkes bu hususu unutmamalıdır.
Ayrıca "İşte Kur'ân Kursu'na
gönderiyorum. Ben vazifemi yaptım." Anlayışıyla gevşekliğe düşmek, her şeyi kurs
eğitiminden beklemek de çokça düşülen bir yanlıştır. Bunun tam aksine günün geri
kalan bölümünde en az bir saat, ailenin toplanıp sohbet etmesine, kitap okuyup
fikir alışverişinde bulunmaya ayrılmalıdır. Hele Kur'ân Kursu'na gönderme
imkânı, herhangi bir sebeble yoksa, o ev Kur'ân Kursu'nun rolünü üstlenmelidir.
Günün uygun bölümlerine keyifli ders saatleri konulmalı, bu vakitlerin çocuğun
istekle beklediği saatler haline getirilmesi için elden gelen yapılmalıdır.
Özlediğimiz altın nesle ulaşmak,
sorumluluklarını yerine getirmenin iç huzurunu ve mutluluğunu duymak; sonradan
pişmanlık duymayacağımız zaman dilimleriyle mümkün olacaktır inşaallah. Rabbimiz
neslimizi âhir zamanın tüm fitnelerinden muhafaza eyleyip, Kur'ân rûhuyla ve
nûruyla süslesin. Âmin..
AMEL DEFTERİ VE KARNE
Bugün ilköğretimde okuyan öğrenciler
karnelerini alıyor. Bu karne heyecanını öğrencilerle beraber veliler de yaşıyor.
Daha şimdiden karnedeki duruma göre alınacak hediyeler düşünülüyor. Çok farklı
bir heyecandır karne...
Her yıl öğrencilerimiz iki defa bize
karne getirir. Karneyi getirirken, “Baba, anne bak karnemi getirdim” diye
sevinçle eve geldiklerinde, heyecanla kucağımızı açıp çocuğumuzu kucağımıza
alıp, “Aferin benim oğluma, kızıma” sözlerini duymak isterler.
Şöyle bir düşünürsünüz... Daha dün
dünyaya gelmişti sanki.... Ne çabuk da büyüdüler, önlüklerini giydiler ve
koskoca bir yıl bitti. Şimdi de karşıma geçip, bana karnelerini gösteriyorlar.
Evet, zaman su gibi akıp gidiyor. Zamanı en iyi şekilde değerlendirmek bizim
için çok önemli olmalıdır.
Ben, bu yazımda siz değerli
okuyucularımı karnelere başka bir gözle bakmaya davet ediyorum. Evet, başka bir
gözle bakmak.
Aklınıza, aldığınız ilk karneyi
hatırlayın. Duyduğunuz ilk karne heyecanını çocuğunuzla birlikte duymaya karar
verin. Karneye alelâde bir kağıt parçası değil de, ahirette biz kullara
verilecek, dünyada benimsediğimiz inançlar ve yaptığımız amellerin kayıtlı
bulunduğu bildirilen defter (kitap) veya mahşerde görülmesinden sonra sahibinin
durumunu açıklayan belge diye tarif ettiğimiz Amel Defteri verilmiş gibi
baksak acaba nasıl bir duygu içinde oluruz?
O zaman, karneye normal bir kağıt
parçası olarak mı, yoksa birden ahireti hatırlayıp, bize cennet ve cehenneme
gideceğimizi açıklayan bir belge verildiğini mi hissederiz?
Evet, lütfen bu sefer karnelere bu
gözle bakalım.
Bugün derslerinde zayıf alan bir
oğlumuzu, kızımızı azarlarken, derslerine çalışmadığı, oyuna dalıp derslerini
ihmal ettiği için, ödevlerini yapmadığı için azarlarken; karneye bakıp da
kızarken acaba aklımıza şunlar gelmiyor mu?
“Bir gün bu karne gibi bana da bir
karne, amel kitabı, defteri verilecek. Yapmış olduğum her şeyin yazılı olduğu,
kayıtlı olduğu bir amel defteri... Büyük-küçük ne varsa, ne yaptım ise her
şeyin, zerre miktarına kadar iyilik veya kötülüğün yazılı olduğu bir amel
defteri... Ben çocuğumu zayıf aldı diye azarlarken, derslerine çalışmadı diye
kızarken, Allah Teala da “Kulum! Sana o kadar nimet verdim. Mal, mülk, evlat,
servet verdim. Niçin bana kulluk etmedin? Ben sana beş vakit kılmayı emrettim.
Sen ise günde beş defa okunan ezanlara kulak vermedin, derse ben ne cevap
veririm? Beni azarlayıp, cehennemine koyarsa ben ne yaparım?”
Çocuğumuzun karnesine bakarken,
biraz da ahireti, hesabı, mizanı, sırat köprüsünü, mahşeri düşünelim. Bakın o
zaman ruhen ve bedenen kendinizi nasıl daha rahat hissedeceksiniz? Daha evvel,
alelade bir belge olarak baktığınız, iyi olduğu zaman, teşekkür aldığı, takdir
aldığı zaman sevindiğiniz, öğündüğünüz o karne size çok şeyler anlatacaktır.
Çocuğunuz kötü bir karne getirdiği zaman bile, Allah Teala’nın eşsiz merhametini
düşünerek, acıyarak çocuğunuza güzel tavsiyelerde bulunacaksınız. Halbuki bu
tavsiyelerin öncelikle kendinize lazım olduğunu asla unutmayacaksınız. Böylece
daha amel defteri açılmadan, kendinize gerekli olan dersi alacak, hayatınıza bir
çeki düzen vereceksiniz.
Karneye bakarken, amel defterinizde
yazılı olan şeyleri görecek ve gayr-i ihtiyari olarak “Ben yapmadım...”
diyeceksiniz. Fussilet suresinde; kulakların, gözlerin ve derilerin, Yasin
suresinde de kıyamet günü ağızların mühürlenip ellerin ve ayakların insanın
işlediği fiiller şahitlik yapacağını bildirmesi amel defteriyle ilgili olarak
Allah Teala’nın kıyamet sahnelerinden bizi haberdar ettiğini göstermektedir.
Bizleri bu dünyaya hangimizin daha
iyi iş yapacağını, hangimizin daha iyi bir kul olacağını tesbit için ölümü ve
hayatı yaratan Allah (C.C.), bizlerin karnesini, amel defterini görevlendirdiği
melekler tarafından yazdırmaktadır.
Kur’an’da zikredilen kitap ve
suhufun insan ömrünün muhasebesinin yazılı bulunduğu defter anlamını ifade
ettiği gibi, bir çok müfessir tarafından da kişinin hesabının görüldüğünü
bildiren bir belge anlamına gelebileceği belirtilmiştir. Ehl-i sünnet alimleri
amel defterlerinin bilinemeyeceği, bu dünyadaki defterlere de benzetilemeyeceği
görüşündedirler.
Teşbihte hata olmaz, derler. Bir
nebze de olsa, dünyadan misal getirerek, ahireti hatırlayabildiysek ne mutlu...
Artık karnelere bir başka gözle
bakarız inşallah...
Cumanız mübarek olsun..
Tahir Yılmaz, “Bir Yaz Programı Projesi, Altınoluk Dergisi, Sayı:196.
http://www.altinoluk.com/Sayfa.php4?MakaleNo=d196s014m1
Hüseyin SAÇMALI, “Cami Çocuk Buluşması, Altınoluk Dergisi, Sayı: 196.
http://www.altinoluk.com/Sayfa.php4?MakaleNo=d196s016m1
Meltem Erdem, “Tatilde Kur’an Eğitimi ve Aileler, Altınoluk Dergisi,
Sayı:196, s.7.
http://www.altinoluk.com/Sayfa.php4?MakaleNo=d196s007m1
Vehbi AKŞİT
Kütahya Kur’an Kursları Müdürü
|