 Vehbi AKŞİT
Kütahya Kur’an Kursları Müdürü
İsraf ve Tasarrufun Önemi
İsrafın Tarifi ve Hükmü:
Arapça bir kelime olan israf “serefe” kökünden
gelmektedir. Seref, yemek, içmek, giyip, gezmek gibi meşru ve mübah olan
hususlarda ma’kul ve ma’ruf sınırı aşmak demektir.
İsrafın Lugat Manası:
Lüzumsuz yere harcama yapmak, ihtiyaçtan fazla
tüketmek, saçıp savurmaktır.
Istılah manası ise;
İnsan fiillerinde sınırı aşana, aşırılık yapana,
dengesiz harcama yapan kimseye de müsrif denir.
Tüketim ve harcamada; en aşağı derecede
cimrilik, ortası iktisat, aşırısı ise israftır. Allah (c.c.): İsraf ve cimriliği
de haram kılmıştır. İşte Rabbimizin hükmü:
“Elini boynuna bağlı tutma (cimrilik yapma).
Onu, büsbütün de açıp-saçma (İsraf da yapma), sonra kınanır, kaybettiklerinin
hasretini çeker durursun.”
[1]
İslam’ın emri iktisattır. İktisat; tüketim ve
harcamada itidal üzere olmak, lüzumundan fazla ve noksan harcamaktan
kaçınmaktır. İsrafın mukabili olan iktisat, mü’minlerin bâriz vasıflarından
birisidir.
[2]Allah şöyle buyurdu:
Onlar ki, (Rahman’ın has kulları)
harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol
tutarlar.[3]
Kur’an, israf yasağıyla anlayışındaki orta
yol veya denge ilkesinin bir görünümünü sergilemektedir. Bu prensiplerin
bir uzantısı olarak ferdin terkibinde yer alan madde ve ruha aynı anda haklar
tanıyarak, evvela bu temel ve çekirdek yapıda bozulma ve sapmaları önlemektedir.
İtidal prensibinin en önemli belirişlerinden
biri Kur’an’da ekonomik ahlak diye ifade edebileceğimiz; harcamada
denge esprisidir.
Kur’an, dünya nimetlerinden yararlanmayı
“ilahi istek ve arzu” olarak tespit eder...
İsraf, Kur’an ahlakının özündeki denge
prensibini bozmaktadır. Çünkü birimizin gerektiğinden çok harcaması için, bir
ötekimizin gerektiğinden az harcaması icap edecektir. Allah, yeryüzü sofrasına
nimetleri dengeli bir biçimde göndermiştir. İsrafa gidenler, bu dengeyi, kendi
lehlerine bozan isyancılardır.
[4]
İSRAF İLE İLGİLİ AYETLER
Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri,
ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde
zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin.
Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf
etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
[5]
Yani zekatınızı verirken: Sakın ha! Bu benim
malımdı da ben veriyorum. Yani bu adamın bu işte hiç hakkı yokken ben veriyorum
veya malınızın öşrünü verirken, ben bu malı bu adama veriyorum, bunun hakkı
yokken” demeyin. O adamın hakkı vardır.
Eğer vermiyorsanız o adamın hakkını gasbetmiş
oluyorsunuz. Zekatı ve öşrü vermemekten ayrıca hesaba çekileceğimizi bilelim.
“Sakın israf etmeyiniz” buyuruyor.
[6]
Allah (c.c.), kitabımızda bize Firavun’u
tanıtıyor. O, kâfir ve zalimdi. Bozguncu ve kibirli idi. Nüfuz ve iktidarını
ölçüsüz ve acımasız olarak kullanan müsrif birisiydi. İşte, bize Firavun’u
tanıtan bir ayet:
“Çünkü Firavun, yeryüzünde ululuk taslayan bir
diktatör ve haddi aşanlardan (müsriflerden) idi.”
[7]
KUR’AN-I KERİM’DE İSRAF
İnsanın, kendini ve sahip olduğu değerleri
acımasız olarak harcaması israftır. Allah (c.c.), koyduğu ölçülere riayet
etmeyip haddi aşanları, müsrifleri sevmez... İşte Rabbimizin hükümleri.
Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel
elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf
edenleri sevmez.
[8]
Yeryüzü mescit olduğuna göre daima güzel ve
temiz giyinmeye, güzel konuşmaya, güzel davranmaya devam etmemiz lazımdır.
Allah İsraf Edenleri Sevmez
Kur’an-ı Kerim’de 17 yerde israfla ilgili ayet-i
kerime vardır. Bunlardan 4 tanesi yeme-içme-giyme ile ilgilidir. Yani insanların
tabiattan ürettiklerinin israf edilmemesi konusundadır. Geri kalan 13 tanesi ise
(insanın israf) edilmemesi ile ilgilidir.
Bakara suresinin 29. ayetinde ifade edildiği
gibi “yeryüzünde her ne varsa Allah sizin için yarattı” diyor. Elektrik-su insan
için yaratılmış. Ekmek insan için yaratılmış. Bütün yediğimiz-içtiğimiz,
giydiğimiz, kullandığımız şeyler insan için yaratılmış, bunları israf
etmeyeceğiz.
[9]
İSRAF EDENLER, ŞEYTANLARIN KARDEŞLERİ OLUR
“Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını
ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.”
[10]
“Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların
dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”
[11]
Mutluluk yayıldıkça çoğalır. Aile yuvasında
yaşanan mutluluklar dalga dalga etrafa yayılmalıdır. Yakın akrabalara sevgi,
saygı ve yardımlarımız esirgenmemelidir. Fakirlere, yolda kalmışlara yardım
edilmeli. Allah’ın kulu ve Hazreti Adem’in çocuğu diye bakmalı ve iman ettiğimiz
Peygamberin çocuğu yolda bırakılmamalı.
Saçıp savuranlar yani mal varlığını haram
yollardan harcayanlar şeytanın kardeşleri olurlar. Bu tür insanlardan birine
sormuşlar. En çok duymak istediğin haber hangisidir? Bu şeytanın kardeşi cevap
vermiş. “Babamın öldürülüp, katilinin yakalanması. Hem diyet alırım, hem de
mirası yerim” demiş.
[12]
İnsanlar, tabii ki bu arada Müslümanlar lüks
eşyalar alıyorlar. Pahalı mobilyalar, baş döndürücü elektronik aletlerle 250
metrelik evlerini ve villalarını döşüyorlar. Marketlerden arabalar dolusu
yiyeceklerle çıkıyorlar. Akılları dolduracak bir şekilde konforizme ve
“mide”lere hizmet ediyorlar.
Halbuki bizim “iktisat etmek” gibi bir ilkemiz
vardı. Allah’ın Rasülü “İktisad eden darlık çekmez” buyurmuştu. Yüce Allah’ın
“İsraf edenler (saçıp savuranlar) şeytanların kardeşleri olurlar.”
[13] fermanıyla savurganlığın manevi
fecaatini haber vermişti.
[14]
İSRAFIN ÇEŞİTLERİ
İnsanın sahip olduğu değerleri ve imkanları
ölçüsüz kullanmak israftır. Bunun da birçok çeşitleri vardır. Bazılarını
sıralayalım.
İsraf deyince, hatırımıza elektrik düğmesine
basmak, çeşmelerimizin eskiyen lastiklerini değiştirmek, ekmek artıklarını
atmayıp tirit yapmak gelir. Bütün bunlar israftır. Ancak, israf edilen şeylerin
değerine göre israf önem kazanır. Mesela bir gram altını atıvermekle bir dilim
ekmeği atıvermek aynı şey değildir. Günümüzde altının israfı daha büyüktür.
1. İNSANIN İSRAFI
Yaratılmışlar içinde en değerli yaratık insan
olduğuna göre, yerde ve göktekilerin insan için yaratılıp, insana hizmet
ettiğine göre, asıl israf edilmemesi gereken şey insandır.
[15]
İsraf:
“İnsanın yaptığı şeylerde haddi aşmasıdır” diye tarif edilmiş.[16]
Rabbine ibadet etmesi için yaratılan insanın, isyan etmesi haddi aşmaktır.
Dünyadan cennete doğru uzanan sırat-ı müstakimden çıkıp, cehenneme doğru yol
olması haddi aşmaktır, israftır.
Sırat-ı müstakimde, insanlara kılavuzluk yapan
peygamberlere uymaması, onların kılavuzluğunu reddetmesi kendini israftır.
Kur’an-ı Kerim’de insan israfından bahseden
ayetler, yiyecek, içecek maddelerinin israfından bahseden ayetlerden fazladır.
Çünkü güneş ve güneş enerjisi, su enerjisi, toprak ve ürünleri, deniz ve
ürünleri hepsi insan için yaratılmış, öyle ise hiçbir şey israf edilmemeli,
yaratıldığı gayenin dışında kullanılmamalı, özellikle de israf edilmemeli.
Kur’an-ı Kerim’e göre “Neysen mensiye olmak”
unutulup gitmek de bir israftır. Rabbini unutanların unutulacağı, böylece israf
edenlerin cezalandırılacağı haber verilir.
[17]
Şimdi bu hususu Kur’an’dan öğrenelim. Taha
Suresi.
Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz
onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak
haşredeceğiz.
Allah’ın zikri olan Kur’an’dan yüz çevirenler
için yaşam sıkıntısı, darlığı vardır. “Dank” kelimesi darlık manasına geldiği
gibi vücudun kırgın ve hasta olması manasına da gelir.
Allah’ın kitabına sırt çeviren toplumların
sosyal bünyelerindeki uyuşturucu, aids, soygun, köşe dönme, vurgun, hortumlama,
terör, cinayet ve hıyanet hastalıklarının toplumu nasıl yıprattığını gördük.
Asıl büyük tehlike ahiretteki körlüktür.
O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin?
Oysa ben, hakikaten görür idim!, der.
(Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana
âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen
unutuluyorsun!
İki gözü dünyaya kapalı, Allah’a açık olanlar,
iki gözü dünyaya açık, Allah’a kapalı olanlardan daha iyidirler. Hac suresinin
46. ayetinde açıklandığı gibi, asıl körlük gönül körlüğüdür. Gözleri görmeyen
kaldırımdan düşebilir. Ancak gönül gözü kör olan kafirler ise cehenneme düşerler
ve unutulmuş muamelesi görürler.
İki gözü de kör olan İbni Ümmü Mektum, İran’ın
fethinde Kadisiye’de kör gözleriyle sancağı elinde tutarak İranlıların hakkı
görmelerine sebep olmuştur.
[18]
İnsanlık tarihinde tanınan en eski insan Hz.
Adem (A.S.) dır. Sonra diğer peygamberler, Kâbil, Firavun, Nemrud gibilerin
unutulmaması ise Allah’ın gazabına uğrayanlardan bir kaçının teşhir edilmesiyle
insanların aynı duruma düşmesini önlemektir. Onların da Kur’an’da teşhiri,
elektrik direklerine asılan, çarpılmış insan kafası iskeleti gibidir.
Başkalarını sakındırmak içindir.
Kendi canına acımayıp, inkarla israf eden
kafirler de bu dünyada unutularak cezalarını çektikleri gibi ahirette cehenneme
atılıp, orada ebediyen kalmalarıyla cezalarını çekecekler.
Kur’an-ı Kerim’de israfçı insanlardan bir
kısmının da yeryüzünde bozgunculuk yapan, islah etmeyenler olduğunu ve onlara
katiyen itaat edilmemesi gerektiğini şöyle haber verir:
“Yeryüzünde bozgunculuk yapan, islah etmeyen
israfçıların emrine itaat etmeyiniz.”
[19]
Eşlerin arasını bozan, ürettikleri pisliklerle
havanın, toprağın, denizin dengesini bozan, gül gibi insanların ahlakını bozan,
çiçeklerin rengini solduran, insanlara itaat etme. Onlar insan israfı
yapmaktadır. Bir araya geldiklerinde “benim elimdeki silah iki milyon insan
öldürür, seninki bir milyon insan öldürür yarışı” yapmaktadır. Rabbimiz onlar
için “kalpleri hasta”
[20] tabirini kullandıktan sonra “onlara
bozgunculuk yapmayın denildiği zaman, onlar; biz, islah ediyoruz derler. İyi
bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir. Ancak (hasta olmaları sebebiyle)
bunu fark edemezler.” buyurur.
[21]
Peygamberi inkar edenlerin
[22] Kur’an’a inanmayanların müsrif
olduğunu
[23] haber verir Rabbimiz. Kılavuzu takip
etmeyen, cehalet ve küfür bataklığına çakılıp boğulan insan kendisini israf
etmiştir.
Rabbimiz “Kadınlarınız sizin için tarladır”
buyurmuştur. Tohumunu tarlaya atmayan, erkeklerle ilişki kuran ve Hz. Lut
(a.s.)’a inanmayan topluluk hakkında da israfçı kelimesini kullanmaktadır
Rabbimiz.
[24]
İnsanın da israfı; (Hani ekmeğin israfı
nasıldır? Yenilmesi gerekirken çöplüğe atılması israftır) İnsanın da cennete
girmesi gerekirken cehenneme gitmesi israftır. Onun için en büyük israf budur.
Allah Kur’an-ı Keriminde (daha çok insan) israfının yapılmaması ile ilgili ayet
indirmiştir.
Bu dünyada iken Rabbimin insana vermiş olduğu
nimetleri değerlendirmemek bir israftır. Bir insanda fevkalade cevval bir zeka
varsa, öbüründe fevkalede bedeni bir kabiliyet varsa. Öbüründe sanata, ticarete
bir kabiliyet varsa, bunlar değerlendirilmeden gidiyorsa, keşfedilmemiş madenler
gibi yok olup gidiyorlar.
Madenler yine ileride değerlendirilir ama bu
insanlar ölünce, bu dünyada değerlendirilmeden gidiyorlar. Maazallah bir de
imanı elinden alınmışsa o da Cehennem çöplüğüne atılmış olduğundan dolayı israf
edilmiş oluyor.
[25]
2. ZAMAN İSRAFI (VAKİT ÖLDÜRME)
Şu imtihan dünyasında en kıymetli sermayemiz
zamandır. İyi veya kötü bir iş yaparken, saatimizin saniyesine bakarak zamanın
çok hızlı geçtiğini daha iyi anlarız. İslam büyükleri zamanı keskin bir kılıca
benzetirler. Onu iyi kullanırsak, iş görür. Eğer onu iyi tutamaz isek, o bizi
keser, mahveder.
İslam’ı yaşamak ve hayata hakim kılmak için
zaman, bizlere bir emanet ve fırsat olarak verilmiştir. İmam Râzi şöyle
nakleder: “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu: Sermayesi eriyen bu şahsa
merhamet edin. Onun bu sözünü duyunca, bu söz: Asr suresinin anlamıdır” dedim.
İnsana verilen ömür, bir buz gibi erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış
yere harcarsa, insanın hüsranına neden olur.
[26]
O halde ömür sermayemizi ve nefeslerimizi, Allah
yolunda, Allah’ın rızasını tahsil etmek için harcayalım. Şu ilahi ikazı
unutmayalım:
Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız)
nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.
[27]
Zaman nimetinden hesaba çekileceğiz. Efendimiz
buyuruyor: “Bir kulun, ömrünü nerede tükettiği, ilmiyle nasıl davrandığı, malını
nasıl kazanıp nereye harcadığı, vücudunu nerede yıprattığı sorulmadıkça, onun
ayakları kıyamet gününde Rabbinin huzurunda hesaba çekildiği yerden
ayrılmayacaktır.”
[28]
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlarda
aldanmıştır. Sağlık ve boş (müsait vakit).”[29]
İbadet, tâat, iyilik ve hayır yapmak için diğer
bir ifadeyle mücahede için sıhhat ve vaktin önemi ortadadır. Ne var ki
insanoğlunun devam edip gideceğini sandığı, fakat günün birinde, ansızın uçup
gittiğini görerek aldandığını anladığı iki büyük nimet de yine sıhhat ve boş
vakittir. “Her işin başı sağlık”, “sağlık olsun”, “olmaya devlet cihanda bir
nefes sıhhat gibi” sözleri, dilimizde çokça kullandığımız ifade ve atasözleridir
ve bunlar sıhhatin önemini yeterince anlatmaktadır. Önemli olan sıhhatin
kıymetini güzel sözlerle değil, ondan gereği gibi yararlanarak takdir
etmektedir.
Boş vakit, özellikle din ve mesâi açısından
giderek daha zor bulunur bir nimet haline gelmektedir. Hele büyük şehirlerin
gürültülü, hızlı, çalkantılı ve yorucu günlük yaşantısına mahkum olan insanlar,
boş vaktin kıymetini çok daha iyi takdir etmektedirler. Gündüzü koşuşturma,
gecesi televizyon işgali altında geçen çağın insanı, mânevî hayatı için
değerlendirilebileceği boş vakte, ya da vakitlerini bu manevî mutluluğu için
kullanmaya ne kadar muhtaçtır?....
Sağlık ve boş vakit, mücadele yolunda
değerlendirildiği ölçüde kazanılmış olur. Aksi halde bütünüyle kaybedilmiş
demektir. Zira geçen hiçbir saniyenin geri döndürülmesi mümkün değildir. “Vakit
kılıçtır”, dikkat edilmezse insanı biçer. Sağlık da değeri elden çıktıktan sonra
anlaşılan bir nimettir.
Bu iki nimeti Allah’a yakınlık yolunda
kullanmakta dikkatli ve titiz olmak, bunları değerlendirmede başarılı olamayan
çoğunluk içinden yakayı sıyırıp mücahedeyi kazanmak için ilk ve temel şarttır.[30]
Bazıları diyorlar ki:
“VAKİT GEÇİREMİYORUM, VAKİT GEÇMİYOR, VAKİT
GEÇİRMEK İÇİN YAPTIM”
Genelde haram ve malayani işlerler meşgul olan
kimselerin kabahatlerine mazeretleri böyledir. Vakit geçmiyor. Nedir vakit?
Müslümanın vakti nasıl geçmelidir? Boş zamanlar kimler için vardır?
Vakit, zamandan bir bölümdür. Müslüman için
vakit azizdir. Zira geçirilen her anın hesabını herkes Allah’a vermek zorunda
kalacaktır.
Vakit mü’minlere emanet olarak verilmiştir.
Vakit mü’min için o kadar dardır ki nefes verse tekrar almaya garantisi yoktur.
Beş vakit namaz günde beş defa mü’mine vaktin kıymetini telkin eder.” Vakit
geçiremiyorum” felsefesi müslümanın lügatında yoktur. O, her anını yeryüzünden
fitnenin kalkması için değerlendirmekle mükelleftir.
İnsanın boş zamanı yoktur. Boş zaman
tembellerin, ahmakların ve akılsızların uydurduğu bir kelimedir. Allah (c.c.)
zamanı insanlar için, insanları da “kendisini bilmesi” için yaratmıştır.
Harcanan zaman değil, insandır. Öldürülen de zaman değil, insanın kendisidir.
Boş zamanlar boş kafalar için vardır.
Hasılı, “Vakit geçiremiyorum”, “vakit geçirmek
için yapıyorum” diyerek kirli işlerine vakti bahane edenler doğru bir iş
yapmıyorlar. Müttaki mü’minlerin boş zamanı yoktur. Onun için vakit azizdir.
İnsanımız öyle uyuşturulmuştur ki, kötülüklere
kılıf “vakit geçirmek için yaptım” uydurmasıdır. Dini öğrenmeye, yaşamaya sıra
geldi mi “vakit bulamıyorum, vaktim yok” diyenler gaflet içindedirler. Allah
cümlemizi gaflet uykusundan uyandırsın.
[31]
3. EMEK İSRAFI
İsrafın en kötüsü, insan ve emeğin zayi
edilmesidir. İnsana, insanüstü bir değer verip onu yüceltmek israf olduğu gibi,
onun kadrini ve kabiliyetini bilmemek de israftır.
Çocuklara önem vereceğiz diye, büyükleri ihmal
etmek, onları horlayıp dışlamak israftır.
Bilgili ve becerikli insanları değerlendirmemek
ve onları faydalı olamayacakları sahalarda çalıştırmak israftır.
Bir emanet olan devlet ve millet işlerini;
ehline vermeyip, korkak aciz kimselere vermek emanete ihanet ve israftır.
İnsanların güç ve gayretlerini, haram olan
işyerlerinde harcaması da günahtır. İnsanın ve emeğin israfıdır.
4. EKMEK İSRAFI
İnsanoğlu hayatını sürdürebilmek için çok
çeşitli ihtiyaç maddelerini temin etmek zorundadır. Yiyecekten giyeceğe,
barınmaktan ısınmaya, taşıttan zorunlu kullanım eşyasına kadar nelere muhtaç
değiliz ki...
Fakir-zengin hepimizin günde üç öğünde bıkmadan
yediğimiz ekmeğin soframıza gelene kadar ki hikayesini bir düşünelim. Eskilerin
nân-ı aziz dedikleri bu vazgeçilmez gıdamız, ekmek halinde soframıza ulaşıncaya
kadar hangi aşamalardan geçmiştir, hiç düşünüyor muyuz? Bugün 250-300 bin lira
civarında elde edebildiğimiz bu nimet, acaba sadece maddî değeri ile mi
ölçülmelidir? Tohum olarak tarlaya atıldıktan hasat edilmesi, değirmende un
olması, hamur haline getirilerek pişirilmesi ve nihayet bize ulaşmasında kim
bilir kaç kişinin alın teri vardır? Acaba çarşıdan buğday alarak kendimiz imal
etmeye çalışsak, bu fiyata bu kalitede ekmek yapabilir miyiz? Ekmeği bize ucuz
yedirmek için devletin ek katkısından haberdar mıyız? Bilerek veya bilmeyerek
çöpe attığımız ekmeklerde bütün bir millet hakkının bulunduğunu hiç düşündük mü?
Büyüklerimizin “Onda saçı bitmedik yetimin hakkı vardır” dedikleri kul hakkının
bundan daha açık, daha çarpıcı bir misali olabilir mi?
Söz ekmekten açılmış iken bu konudaki müsrif
davranışımızı daha açık belirtmek için birkaç çarpıcı örnek vermek isterim.
Yurdumuzun sadece üç büyük şehrini ilgilendiren bu misal bile bizi dehşete
düşürmektedir:
İzmir’de bir günde 550 bin kilo ekmek çöpe
atılarak ziyan oluyor. İstanbul’daki çöplerin 1/6’ini ekmek israfı ile bütün
Türkiye halkı bir hafta doyabiliyor. Ankara’nın ekmek israfı hiç de İstanbul ve
İzmir’den geri kalmamaktadır.
Bizim gibi, nerede ise günlük besin ihtiyacının
% 80’ine yakın kısmını ekmekten sağlayan bir millet için bu israf üzücü olduğu
kadar dehşet vericidir de! Nüfusunun büyük çoğunluğu tarıma dayalı bir milletin
israf yüzünden zaman zaman dışarıdan buğday alması ise açıklanması güç bir
olaydır.
Hazreti Peygamber Efendimiz bir hadis-i
şeriflerinde şöyle buyururlar: “Ekmeğe saygı gösterin. Zira Allah, ekmeği
hürmete değer kılmıştır. Kim ekmeğe saygı gösterirse Allah da ona ihsanda
bulunur.”
[32]
Bildiğimiz gibi ecdadımız ekmeğe son derece
hürmet göstermişlerdir. Onlar sofrada ufalanan ekmek parçalarını atmazlar,
bayatlayan parça ekmekleri de çorba ve diğer sulu yiyeceklerle tüketirler, çöpe
ekmek dökmeyi ise, hiç mi hiç bilmezlerdi. Sevgili Peygamberimiz’in “Ekmeğe
hürmet ediniz zira ekmek göğün ve yerin bereketidir. Sofradan düşen kırıntıları
alıp yiyen kişiyi Allah mağfiret eder”
[33] yolundaki buyrukları, sanki
hayatlarının vazgeçilmez bir düsturu idi.
Ekmek israfına paralel olarak açığımız da o
oranda artmaktadır. Dış ülkelerden buğday almak zorunda kalışımızın en büyük
sorumlusu, önce bizler; bizim müsrif davranışlarımızdır! İhtiyaçtan fazla ekmek
alarak tüketemeden çöpe atmamız, dışarıdan buğday almamıza sebep olmaktadır.
Böylece gereksiz yere dış ülkelere döviz ödemek zorunda kalıyoruz. Halbuki o
dövizleri çok daha hayati ihtiyacımız olan maddelerin alımında
kullanabilirdik!...[34]
5. MAL İSRAFI
Yerini bulmayan bir tuğla parçası, yırtılıp
atılan bir kâğıt, çöpe atılan bir ekmek (parçası), cam kırığı, hayvanın yemesi
gerekirken çevreye atıp saçtığımız meyve kabuğu vs. bir israftır. Hayvana hayvan
muamelesi yapılması gerekirken haddi aşarak, pek çok insana gösterilmeyen ilgiyi
göstermek israftır.
Efendimiz (s.a.v.) Hz. Muaz b. Cebel’i Yemen’e
vali olarak gönderirken: “Lüks ve israf içinde yaşamaktan sakın. Çünkü Allah’ın
kulları, nimetler içerisinde yüzer değildir.” Buyurarak israfa dalmaktan
sakındırmıştır.
Hemen belirtelim ki, ileri teknolojiyi
ürünlerini kullanmak israf değil, bir ihtiyaçtır. İslam’ın haram kıldığı lüks;
içki, kumar, fuhuş yolunda harama mal sarf etmek, aşırı giyim ve gücünün
üzerinde harcama yapmak, gurur, kibir, şan ve şöhret için ziyafet düzenlemek
maksadıyla yapılan bütün harcamalardır.
[35]
6. ENERJİ (KAYNAK) İSRAFI
Lüzumsuz kullandığımız lamba, boşa akan damla,
bahçede ve saksıda olması gerekirken koparılan çiçek, bir müddet sonra çer-çöp
olan çelenk, çeşitli sebeplerle katledilen orman ve ağaçlar birer israftır.
İsraf illetinden Efendimizin şu ikazı ile
kurtulmaya çalışalım;
Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Sa’d
(r.a.)’ın abdest alırken yanına uğradı. Ve O’na: “Bu israf nedir?” dedi. Sa’d
(r.a.): “Abdestte israfa olur mu?” dediğinde, Efendimiz (a.s.) şöyle cevap
verdi: “Evet. Akan bir ırmağın kenarında da olsan, israftan sakın.
Hayatın dengesini bozan israf illetinden
kurtulmak için; hayatımızı, Kur’an ve Sünnete arzedeceğiz. Allah’ın nimetlerini,
Allah ve Rasülünün koyduğu ölçülere göre kullanıp, O’na daima şükredeceğiz. Ve
asla, haddi aşıp, Allah’a başkaldırmayacağız. Hiçbir zaman unutmayalım:
“.... Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancı
kimseyi doğru yola eriştirmez.”
[36]
Ve duamız:
... Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki
taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna
karşı bizi muzaffer kıl!
[37]
[1] İsra 17/29.
[2] Mustafa Gazel, Kur’an ve Sünnetin
Gölgesinde İrşad, Erhan Yayınları, İstanbul, 1999, c.2, s.250-251.
[3] Furkan, 25/67.
[4] Yaşar Nuri Öztürk, Kur’an’ın Temel
Kavramları, Yeni Boyut Yayınları, 11. Baskı, İstanbul, 1997, s. 254-255.
[5] En’am, 6/141.
[6] Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa
Tefsiri, Cantaş Yayınları, İstanbul, 1995, c.3, s.153.
[7] Yunus, 10/83.
[8] A’raf 7/31.
[9] Mahmut Toptaş, a.g.e. c. 3, s.
153-154.
[10] İsra 17/26.
[11] İsra 17/27.
[12] Mahmut Toptaş, a.g.e., c.4, s.418.
[13] İsra 17/27.
[14] Ekrem Sarıkçıoğlu, “Ekonomik Buhran
Sebebiyle Yok Olan Değerlerimiz”, Altınoluk Dergisi, Mayıs 2002, Sayı: 195,
s.53.
[15] Bakınız. Bakara 2/29; İbrahim 14/32.
[16] El-Müfredat, Ragıb, İsraf maddesi.
[17] Mahmut Toptaş, a.g.e., c.3, s.
201-202.
[18] Mahmut Toptaş, a.g.e., c. 5,
s.104-105,
[19] Şuara, 26/151
[20] Bakara, 2/10
[21] Bakara, 2/11-12.
[22] Bkz. Mü’min 40/34; Yasin 36/19.
[23] Zuhruf 43/5.
[24] Zariyat, 51/34.
[25] Mahmut Toptaş, a.g.e., c.3, s.154.
[26] Mevdudi, Tefhimül Kur’an, İnsan
Yayınları, c.7, s.103.
[27] Tekasür 102/8.
[28]
[29] Buhari, Rikak 1. Ayrıca bk.Tirmizi,
Zühd 1; İbni Mâce, Zühd 15.
[30] İmam Nevevi, Riyazü’s Salihin,
Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Terc:Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr.
İsmail Lütfi Çakan, Doç.Dr. Raşit Küçük, Erkam Yayınları, İstanbul, tarihsiz,
c.1. s.399-400..
[31] Mevlüt Özcan, Sorumsuzca Söylenen
Sözler, Sabır Yayınları, c.1, s. 239-241, İstanbul, 1989.
[32]
[33]
[34] Osman Cilacı, Dini ve Ahlaki
Sohbetler, Tuğra Matbaası, Isparta, 2001, s.179-181.
[35] Şamil İslam Ansiklopedisi, 3/207;
Altınoluk Dergisi, Şubat 1999, Sayı.156. s. 38,
[36] Mü’min, 40/28.
[37] Al-i İmran 3/147
|