|
Mustafa KILIÇ
I- Konunun
Plânı
A-Bidat ve hurafe kavramları
B-Yenilikler ve
bidatlar arasındaki farklar
C-Kur’an’ın bidat ve
hurafelere bakışı
D-Hadislerde bidat ve
hurafe
E-Bidat ve hurafelerin
çeşitleri ve kaynakları
1-Uluhiyetle ilgili hurafeler
2-Gayb
bilgisi
3-Uğur ve
uğursuzluk
4-Ölülerden
medet ummak
5-Cinlerle
ilgili hurafeler
6-Bazı eski kültürlerin islâmî kimliğe bürünmesi
7-Diğer ilahi dinlerin etkisiyle yerleşen bidat ve hurafeler
8-Gayr-i
ilahi dinlerden kalma inanç ve düşünceler
9-Çeşitli siyasi olaylardan sonra üretilmiş bidat ve hurafeler
F-Bidat ve
hurafelerin zararları ve onlardan korunma çareleri
1- Bidat ve
hurafeler tevhid inancına zarar verirler
2-Bidat ve
hurafeler insanları yanlış kararlara ve yanlış uygulamalara sevk ederler
3-Bidat ve
hurafeler birkaç nesil sonra değişmez dini kurallar olarak algılanmaya başlarlar
4-Bidatlara karşı yeterli dînî eğitim verilmesi
II- Konunun
Açılımı ve İşlenişi
Bidat ve
hurafe kavramları açıklanarak konuya başlanır. Daha sonra ilgili ayet ve
hadislerle dinin bidat ve hurafelere bakış açısı izah edilir. Hurafeye yakın bir
anlam ifade eden esatir kavramı ve Kur’an’daki esatir ile ilgili ayetler
değerlendirilir. Bidat ve hurafelerin çeşitleri, kaynakları ve onlardan korunma
çareleri anlatılır. Va’zın sonuna doğru konunun özeti verilir ve alınacak en
önemli önlemler bir kere daha vurgulanır.
III- Konunun
Özet Sunumu
İcat etmek,
örneği olmaksızın yapıp ortaya koymak, inşa etmek anlamarlına gelen[1]
bid’at kelimesi; “Hz. Peygamberden sonra ortaya çıkan ve dini olan her şeydir.”[2]
diye tarif edilmiştir. Rasul-ü Ekrem, İslam’da güzel bir çığır açana, o çığıra
uyanlar bulunduğu sürece sevap
verileceğini,
kötü bir çığır açana da, aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiş, Hz. Ömer
de teravih namazını topluca kılanları görünce, “Bu ne güzel bir bidattir”
demiştir. Bidat; yapılmasında mahzur bulunmayan “iyi bidat” ve yapılması
yasaklanan “kötü bidat olmak üzere ikiye ayrılır. Peygamberimiz zamanında
yazılmış olan Kur’an sayfalarını bir mushafta toplamak, teravih namazını
cemaatle kılmak, minare ve okullar inşa etmek iyi bidate, kabirlerin üzerine
türbe yapmak ve buralara mum dikmek, kötü bidate örnek olarak gösterilebilir.
Dini görünümlü olmayan ve dini telakki edilmeyen hususlar bidat sayılmazlar.
Mesela bir kimsenin helal olan bir şeyi kendisine yasaklaması bidat değildir;
ancak bu yasaklamayı dindarlık vesilesi yapması bidattir.
Akla ve gerçeğe
aykırı düşen aldatıcı sözlere hurafe denir. Masal, efsane ve genel olarak gerçek
dışı olduğu kabul edildiği halde hoşa giden nakil ve rivayetlere de hurafe
denilmiştir. Kur’an-ı Kerim; hurafe kelimesi yerine daha çok esâtîr ve
esâtiru’l-evvelîn tabirlerini kullanmıştır.
Hurafe
tabiri mantıkî tabanı olmayan, gerçek hayatla ilişkisi bulunmayan inanç ve
uygulamalar, iyilik veya kötülük getireceğine inanılan kuvvetler için de
kullanılır. Genellikle sihir, büyü ve bunların ürünü olan şeylerle ilgili
inançlar da hurafe terimiyle ifade edilir.
Toplumu
hurafe ve batıl inançlardan korumak için özellikle anne babaların ve
bulundukları mahallelerde etkili olan yaşlı kadınların bilgilendirilmesi
gereklidir.
IV- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Ayetler
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ
وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ
تُفْلِحُونَ
“Ey iman
edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal
okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa
eresiniz.”
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لاَ يُؤْمِنُونَ فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِ
إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ
“Yoksa,
“O Kur’an’ı kendisi uydurup söyledi” mi diyorlar? Hayır, (sırf inatlarından
dolayı) iman etmiyorlar.Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz
getirsinler!”
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ
ولاَ بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُون
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الاَ
َقَاوِيلِ لاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
“O, bir
şâirin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhinin sözü de değildir. Ne
de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer
(Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu
kudretimizle yakalardık.”
وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ
لِيَحْمِلُواْ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ
الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ
“Onlara
“Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman, “Öncekilerin masalları” dediler. Böylece
kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları
kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne
kötüdür.”
V- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler
مَنِ اقْتَبَسَ عِلْماً مِنَ النُّجُومِ اقْتَبَسَ شُعْبَةً مِنَ السِّحْرِ، زَادَ
مَا زَادَ
"Kim
müneccimlikle ilgili bir bilgi iktibas etmişse sihirden bir şûbe iktibas etmiş
demektir. Müneccimlik arttıkça sihirbazlık ta artar."
Hadislerde yasaklanan ilim, bugünün tabiriyle astronomi denen yıldızlar ilmi
değil, astroloji denen falcılıktır.
وعن عروة بن عامر القرشى رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال:
ذُكِرَتِ الطِّيَرَةُ عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ
:فقَالَ: أحْسَنُهَا الْفَألُ، وَلآ تَرُدُّ مُسْلِماً. فَإذَا رَأى أحَدُكُمْ مَا
يَكْرَهُ فَلْيَقُلِ: اللَّهُمَّ لاَ يَأتِي بِالْحَسَنَاتِ إّلاَ أنْتَ، وََلاَ
يَدْفَعُ السَّيّآتِ إَّلاَ أنْتَ وَلاَ َ حَوْلَ وَلاَ َ قُوَّةَ إَّلاَ بِكَ.
“Urve
İbnu Âmir el-Kureşî radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın yanında uğursuzluktan bahsedilmişti. Buyurdular ki:
"Bunun en
iyisi fe'l (uğur çıkarma)dır. (Uğursuzluk inancı) bir müslümanı yolundan
alıkoymasın. Biriniz, hoşlanmadığı bir şey görecek olursa şu duayı okusun:
"Allahümme la ye'ti bi'lhasenâtı illâ ente ,ve lâ yedfe'u's-Seyyiâti illâ ente
velâ havle ve lâ kuvvete illâ bike. (Allahım! Hayrı ancak sen verebilirsin,
kötülüğü de ancak sen defedebilirsin. (İbadet, çalışma, korunma vs. için muhtaç
olduğumuz) güç ve kuvvet de ancak sendendir.)"
وعن زيد بن خالد رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: صَلّى لَنَا رَسُولُ اللّهِ الصُّبْحَ
بِالْحُدَيْبِيَةِ في إثْرِ سَمَاءٍ كَانَتْ مِنَ اللّيْلِ. فَلَمَّا انْصَرَفَ
أقْبَلَ عَلى النَّاسِ فَقَالَ: هَلْ تَدْرُونَ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ؟ قَالُوا:
اللّهُ وَرَسُولُهُ أعْلَمُ. قَالَ، قَالَ: أصْبَحَ مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنٌ بِي
وَكَافِرٌ؛ فأمَّا مَنْ قَالَ: مُطِرْنَا بِفَضْلِ اللّهِ وَرَحْمَتِهِ فذلِكَ
مُؤْمِنٌ بِي كَافِرٌ بِالْكَوْكَبِ؛ وَمَنْ قَالَ: مُطِرْنَا بِنَوْءٍ كَذَا
وَكَذَا فذلِكَ كَافِرٌ بِي مُؤْمِنٌ بِالْكَوْكَبِ
“Zeyd
İbnu Halid (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)
Hudeybiye'de, bize geceleyin yağan yağmurun peşinden sabah namazı kıldırmıştı.
Namazı bitirince cemaatın önüne geçti ve:"Rabbiniz ne dedi biliyor musunuz?"
buyurdu. Cemaat: "Allah ve Resulü bilir!" dediler."Allah Teala hazretleri:
"Kullarımdan bir kısmı bana mü'min, bir kısmı da kâfir olarak sabahladı.
"Allah'ın fazlı ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı" diyen bana mü'min,
yıldızları da inkar edici olarak sabahladı. Kim de: "Falanca falanca yıldız
sayesinde bize yağmur yağdırıldı" dediyse o da bana kâfir, yıldıza mü'min
olarak sabaha erdi" dedi!" buyurdular."
VI-
Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
Buhari,
Sahih, Et’ime, 70/ 8, (VI, 199); Teravih, 31/1 (II, 251); Tıp, 76/19,
(VII, 3); Büyû’ 34/25, (III, 11) , 34/113, (III, 43);
Müslim,
Sahih, Cuma, 7/43, (I,592); İlim, 47/15, (III, 2059); Zekat, 12/69 (I,
705); Akdiye, 30/17, (II, 1343); Selam, 39/102, (II, 1743); Mesacid,
5/33, (I, 382);
Ebu
Davud, Sünen, Tıp, 22/17, (IV, 212), Sünnet, 34/6, (V, 10),
Tirmizi, Sünen,
İlim,
42/16, (V, 44), Et’ime, 26/1, (IV, 250); Nesâî, Sünen, Zekat, 23/64, (V,
75), ‘İ deyn, 19/22, (III, 188);
İbn-i
Mace, Sünen, Mukaddime, 2,(I, 3) 7,(I, 5) 67, (I, 27), Et’ime, 29/20, (II,
1095);
Ahmed b.
Hanbel, Müsned, I, 180, II, 68, 381, 408, 429, 476, III, 477, IV, 357, 359,
361, V, 60, VI, 157;
Bekir
Topaloğlu, Kelam İlmine Giriş, İstanbul 1981, s. 245;
Mehmet
Sofuoğlu, Bid’atlar ve Korunma Yolları, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü
İstanbul 1964, s. 72-93;
Diyanet
İslam Ansiklopedisi, “Bidat” Maddesi,VI/129-131, “Hurafe” Maddesi, XVIII/381;
Katib
Çelebi, Mizânü’l-hak fî İhtiyâri’l- ehak (nşr. Orhan Şaik Gökyay) İstanbul
1980, s. 72-73;
İsmail
Lütfi Çakan, Hurafeler ve Batıl İnanışlar, İstanbul, 1981; Recep Aktaş, Batıl
İnançlar, Adana 1965,
Mustafa
Uysal, Bid’at ve Hurafeler, Konya, 1969;
Abdülkadir İnan, Hurafeler ve Menşeleri, Ankara, 1962.
|