|
Tahir Tural
I- Konunun
Plânı
A-
Hz. Peygamberi genel manada tanıma
B-
Hz. Peygamberin bazı vasıfları
a-
O, bir insandı ve insanlara değer verirdi
b-
O, çalışan ve tembelliği sevmeyen bir insandı
c-
O, müsamahakar ve hoş görülü bir insandı
d-
O, inançlara saygılıydı
e-
O, barış insanıydı
II- Konunun
açılımı ve işlenişi
Konuya
Peygamberimizin bir insan olduğunu, peygamberlikle vazifelendirildiğini
anlatmakla girilir ve bunun insanlık için bir rahmet olduğu aktarılır.
Peygamberimizin bizlere örnek olduğu ve onu örnek aldığımızda hayatımızın
huzurlu olacağı aktarılır. Daha sonra da onun yüce vasıflarından toplumu
ilgilendiren beş ana vasfı anlatılarak konuya son verilir.
III- Konunun
özet sunumu
Yüce
Allâh Kurân-ı Kerim'de Peygamberimiz (s.a.v. )’in bizim gibi bir insan olduğunu,
O’nun peygamberlikle vazifelendirildiğini belirtiyor. (Kehf, 18/ 110) Diğer bir
ayeti kerimede ise âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.v. )’in
büyük ahlak sahibi olduğunu (Kalem, 68/ 4) ve Allâh’ın Rasûlünde müslümanlar
için güzel bir örnek bulunduğu (Ahzab, 33/ 21) bildiriliyor.
O’nun
çevresinde yaşamış ve onun rahle-i tedrisinden yetişmiş olan Ashâbı Kirâm,
O’nun yaşayışının Kur’ân’ı yansıttığını belirmektedirler. Âlemlerin hürmetine
yaratıldığı, O büyük insanı tanıtmak ve O’nun vasıflarını aktarmak çok zordur.
Ancak günlük hayatından misaller anlatarak O, yüce insanı tanıtmaya çalışacağız
O bir insandı
ve insanlara değer verirdi.
Bizler
gibi oturup kalkan, yiyip içen, yatan uyuyan, evlenen ve çocuk sahibi olan,
nihayet sonunda da ölen örnek bir peygamberdir. Şayet melek bir Peygamber
olsaydı başarılı olmayacağı bilinen bir husustur. Zira insanlar emir ve yasaklar
konusunda onun melek olduğunu, dolayısıyla da dini rahat yaşadığını öne
sürecekler ve yaşamamaya mazeret ve malzeme yapacaklardı. Ayrıca Küreyş onun
insan olmasını yadırgadı. “Bu ne biçim bir Peygamber, bizim gibi yemek yiyor ve
sokaklarda dolaşıyor” (Furkan, 24/78) demekten kendilerini alamadılar. Halbuki
O, melek olsaydı, meleklerden oluşan bir toplumun Peygamberi olması gerekecekti.
(İsra, 17/ 95) Ama o, her seferinde kendisinin bir kul, bir insan olduğunu, bir
Peygamber olduğunu kendilerine hatırlatıyor ve Allah dilemedikçe normal insanlar
gibi gaybı bilmeyeceğini, fayda ve zarar veremeyeceğini, yağmur
yağdıramayacağını ve hazinelerin yanında olmadığını kendilerine anlatarak insan
olduğuna vurgu yapıyordu. Aralarındaki farkın sadece ona vahiy gelmesi ve bunu
insanlığa tebliğle görevlendirilmesi olduğunu belirtiyordu.
İnsan,
varlıkların en şereflisi ve mümtaz olanıdır. Dolayısıyla da her türlü saygıyı
hak etmekte ve ona karşı yapılan hatalarda en büyük günahları oluşturmaktadır.
Zaten
dinin gayesi, insanların inanç, can, ırz, nesil ve mal güvenliğini korumaktır.
Bu beş hususu insan için zaruri saymıştır. Bu nedenle insanı haksız yere
öldürme, inancından dolayı aşağılama, gıybet, iftira, haset, gurur, kibir, kin
vb. gibi insanı manen yaralayan hususlar haram kılınmıştır. Aksine insanın en
güzel ahlakla donatılmasını emretmiştir. Bu konuda da en güzel örnek kendisidir.
O, insana
büyük değer verirdi. Yolda karşılaştığı kişilere önce kendisi selam verir,
onlarla musafaha eder ve kendilerine dua ederdi. İnsanlara mütevazı bir şekilde
yaklaşır, asla kibirlenmezdi. “Ey insanlar! Hepiniz Ademdensiniz, Adem ise
topraktandır. İnsanlar tarağın dişleri gibi birbirine eşittir. Kimsenin diğerine
takva dışında üstünlüğü yoktur”
buyurarak insanların aynı haklara sahip olduğunu ifade etmiş ve tek cümlede
özetlemiştir.
O çalışan ve
tembelliği sevmeyen bir insandı.
Hz.
Peygamber her konuda olduğu gibi bu konuda da öncüdür. O, daima çalışmış,
zamanını en iyi ve en verimli şekilde planlayarak dolu dolu bir hayat
yaşamıştır. “İki günü birbirine eşit olan zarardadır”
buyurarak her gün bir önceki güne göre daha ilerde olmak durumundadır.
Hz.
Peygamber meşru kazanç için yapılan uğraşıların ibadet olduğunu vurgulamıştır.
Bir gün sahabilerle birlikte oturmuş sohbet ediyorlardı. Bu sıralarda bir genç
erkence kalkıp biraz ilerde kazma kürek çalışıyordu. Ashaptan bazıları, “Ya
Rasulellah! Keşke bu delikanlı burada sizin sohbetinizde bulunsa da Allah
yolunda mesai sarf etmiş olsa” dediler.
Bunun
üzerine Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır: “Böyle söylemeyin. Eğer o
genç insanlara el açmamak, onlardan müstağni olmak, çocuklarının nafakasını
kazanmak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı ve zayıf düşmüş olan anne
babasına yardımcı olmak, onların ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa Allah
yolundadır.”
Diğer bir
hadislerinde ise “Dünya işlerinizi ıslah edip yoluna koyunuz. Ahiretinizi de
ihmal etmeyip onun için çalışınız.”
Peygamberimiz bu hadisleriyle dünya ahiret dengesinin kurulmasını temine
çalışmaktadır. Biri diğeri aleyhine tercih edilmemeli belki ikisi birlikte
dengeli olarak götürülmelidir. Bu husus oldukça önemli olduğu için Allah Teala
Kurân-ı Kerim'de de bizleri bu dengeli yaşama yönlendiriyor. Yüce Allah Kur’an
da :“Allah’ın sana verdiği mallardan onun yolunda harcayarak ahiret yurdunu
iste; ama dünyadan da nasibini unutma “buyurmaktadır. (Kasas ,77 )
Yüce
Allah’ın bizim için koyduğu hayat kurallarına dikkat ederek beden sağlığımızı,
ibadetlerimizi eda ederek ruh sağlığımızı koruruz. Zira biri diğerinin aleyhine
ihmal edildiği vakit bazı huzursuzluklar baş gösterir. Bu nedenle Peygamberimiz
de; “Sizin hayırlınız dini için dünyasını, dünyası için de dinini terk etmez.
Belki her ikisini birlikte çalışarak (kemale yürür.)
Diğer bir hadislerinde ise “Başkalarına muhtaç olmamak, çoluk-çocuğunun mutluğu
ve komşularına yardım niyeti ile çalışan ve helalinden para kazananlar, yüzleri
ak olarak Allah’a ulaşacaklardır.”
“Helalinden çalışarak, yorgun bir vaziyette yatağa giren insanın günahları
affedilecektir.”
Tembellik
kişinin en büyük düşmanıdır. Önce çalışma ruhunu öldürür, azmini kırar sonrada
ümitsizliğe iter ve kişinin başarısızlığına sebebiyet verir. Bu nedenledir ki
Peygamberimiz tembellikten Allah’a sığınmışlardır.
Dikkatlerimizi çekmek ve bizleri bu tehlikeden uzaklaştırmak amacıyla bir
hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
”Benim
hakkınızda korktuğum şu dört şeyden sizde sakının:
1-
Şişmanlık,
2- Çok
uyumak,
3-
Tembellik,
4- İman
zayıflığı.
O müsamahakar
ve hoş görülü bir insandı.
Peygamberimiz (s.a.) müsamahakar ve hoşgörülü bir büyük gönle sahipti. O’nun adı
Allah tarafından “çok acıyan, çok şefkatli” (Tövbe, 9/ 128) manasına gelen
kelimelerle birlikte yazıldı. Hizmetinde 10 sene bulunan Hz. Enes’in ifadesiyle
bir defa bile “öf” dememişti, yapılan bir işe “niçin böyle yaptın” veya
yapılmayana “niçin yapmadın” demeyecek kadar engin hoşgörü sahibiydi.
Hz. Enes
(r.a.) naklettiğine göre, Peygamberimizle birlikte giderken bir bedevi
peygamberimizin cübbesinden öylesine sert çekti ki, boynuna baktığımda
tırmalandığını gördüm. Bedevi: Ey Muhammed! Yanında bulunan Allah’ın malından
bana bir miktar verilmesini emret, dedi. “Peygamberimiz (s.a.) döndü, güldü ve
ona bir şey verilmesini emretti.”
Ebu
Sa'îdi'l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: "Bir bedevi Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'a gelerek, Efendimizin uhdesinde bulunan alacağını istedi ve bunu
yaparken sert davrandı. Hatta: "Borcunu ödeyinceye kadar seni tâciz edeceğim"
dedi. Ashab-ı Kiram hazretleri bedeviyi azarlayıp: "Yazık sana! Kiminle
konuştuğunu bilmiyorsun galiba!" dediler. Adam: "Ben hakkımı talep ediyorum"
dedi. Aleyhissalâtu vesselâm, ashabına: "Sizler niçin hak sahibinden yana
değilsiniz?" buyurdu ve Havle Bintu Kays radıyallahu anhâ'ya adam göndererek:
"Sende kuru hurma varsa benim borcumu ödeyiver. Hurmamız gelince borcumuzu sana
öderiz" dedi. Havle: "Hay hay! Babam sana kurban olsun Ey Allah'ın Resûlü!"
dedi. Kadın, Resûlullah'a borç verdi, O'da bedeviye olan borcunu kapadı ve
ayrıca yemek ikram etti. (Bu tavırdan memnun kalan) bedevi: "Borcunu güzelce
ödedin. Allah da sana mükafatını tam versin" diye memnuniyetini ifade etti:
Peygamberimiz de: "İşte bunlar (borcunu hakkıyla ödeyenler) insanların
hayırlılarıdır. İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir
cemiyet iflah olmaz" buyurdular."
O inançlara
saygılıydı.
Din ve
vicdan hürriyeti, insanın sahip olduğu en önemli haklardan birisidir. İnsanlık
bu hakkı koruma noktasında hiç çekinmeden ölümü dahi göze almıştır. Savaşlar en
çok bu yüzden meydana gelmiştir ki tarih de bunun canlı şahididir. Dolayısıyla
da günümüzde din ve vicdan hürriyeti hakkında kaydedilecek her gelişme, dünya
barışına büyük katkı sağlayacaktır.
Hz.
Peygamber (s.a.) ve güzide ashabı bu hak ve hürriyetlere çok değer verdikleri
için herkesi, kendi dinini yaşama ve öğretmesine izin vermişlerdir. Zira inanç
kişinin hür iradesiyle yapacağı bir seçimdir. Bu hususu Kurân-ı Kerim “Dinde
zorlama yoktur, artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır” (Bakara, 2/ 256) diyerek
açık bir şekilde ortaya koyar. Zira insanları yaratan ve onlara her türlü nimeti
veren Allah bile hiçbir zorlamaya yönelmeksizin, kendi yarattığı insanlara,
kendisine inanıp inanmama hürriyeti vermişken (İnsan, 76/ 3), bazılarının
kendilerini bu konuda yetkili görmelerinin anlamsızlığı ortadadır. Kurân-ı
Kerim’de Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Sen öğüt ver, çünkü sen
ancak öğüt verirsin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.” (Gaşiye, 88/21-22)
İnsanlığı kurtuluşa ve doğruya davet etmek için gönderilen Peygambere tanınmayan
bir yetki başkalarına nasıl tanınır!
Peygamberimiz (s.a.) Mekke’den Medine’ye hicretinden hemen sonra tanzim ettiği
Medine sözleşmesinin 25. maddesinde özellikle bu konuya hasretmiş ve şöyle
yazdırmıştır: “Yahudilerin dinleri kendilerine, mü’minlerin dinleri de
kendilerinedir.
Necran
heyetini İslama davet etmesine rağmen onlar bunu kabul etmemiş ancak
kendileriyle imzalanan anlaşmada bu konu garanti altına alınmıştır. Şöyle ki:
“Onların mallarına, canlarına, dini yaşamlarına, hazır bulunan ve
bulunmayanlarına, ailelerine, mabetlerine ve az olsun çok olsun onların
mülkiyetinde bulunan her şeye şamil olmak üzere, Allah’ın himayesi,
Rasulullah’ın zimmeti Necranlılar ve onların tabileri üzerine haktır. Bütün
piskopos ve papazlar görev yaptıkları kilisenin dışına, hiç bir rahip de kendi
manastırı dışında bir yere alınıp gönderilmeyecektir.”
İnsanların dinleri ya da dinlerine göre kutsal saydıkları şeyleri hafife almak,
alay etmek veya onlara inananları rencide edecek kötü şeyler söylemek müslümana
yakışan bir davranış değildir.Nitekim Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da
bilmeyerek Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi islerini câzip
gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine
bildirecektir.” (Enam, 6/ 108)
O, barış
insanıydı.
Hz.
Peygamber (s.a.) iç barışa fevkalade önem verir, doğan ihtilafları anında
bertaraf etmeye çalışır, dargınları barıştırır ve kavgaları önlemeye uğraşırdı.
Sulha ve barışa yanaşmayan, affetmeyi kabullenmeyen inatçı kişiye Allah’ın
buğzettiğini anlatırdı. Hatta Peygamberimiz insanların arasını bulmak için aslı
olmadığı halde bir güzel ifade, bir hayrı söyleyenin
yalancı sayılmayacağını belirtmiştir.
Sevgili
peygamberimizin iç barışı sağlamak ve insanlar arasını ıslah etmek ile alakalı
bir misal aktaralım: [Kübalılardan Amr b. Avf oğulları arasında kavga çıkmıştı.
Hatta birbirlerine taş bile atmışlardı. Bunun üzerine Peygamberimiz ashaptan
Übey b. Ka’b ve Süheyl b. Beyza (r.a.) gibi bazı zatları da yanına alarak hadise
yerine gitti. Anlaşmazlığı önlemeye ve kavgaya son vermeye ve onları
barıştırmaya gayret ediyordu. Bu sırada da namaz vakti girmiş Hz. Bilal ezanı
okumuştu. Epey beklenip de Peygamberimizin gelmedi görülünce Hz. Bilal , Hz. Ebu
Bekir (r.a.)’a hitaben “Peygamberimiz insanların arasını ıslah ile meşgul,
istersen namazı sen kıldırıver” dedi. O da namaza durdu. Sonra efendimiz gelerek
ilk safa durdu. Hz. Ebu Bekir hemen geri çekildi ve mihraba Peygamberimiz
geçerek namazı kıldırdı.]
Görüldüğü gibi Müslümanların arasını bulmak ve onları barıştırmak için namazı
dahi ertelemiştir. İşi hallettikten sonra da namazı kılmıştır. Bu ise iç barışa
verdiği önemi göstermektedir.
Diğer bir
hadisi şeriflerinde Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır: “Müslümanın
müslümana üç günden fazla dargın durması helal olmaz.”
IV- Konu
işlenirken başvurulabilecek bazı ayetler
قُلْ
إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ
وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو
لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ
أَحَدًا
“De ki:
Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Su var ki) bana, İlâh’ınızın, sadece bir
İlâh olduğu vah yolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi is
yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf, 18/110)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ
اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ
حَوْلِكَ
فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ
“O vakit
Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, kati yürekli
olsaydın, hiç Süphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Su halde onları affet;
bağışlanmaları için dua et.” (Ali İmran, 3/ 159)
V- Konu
işlenirken başvurulabilecek bazı hadisler
أنَّ النبيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « لا تَباغَضُوا ، ولا
تَحاَسدُوا، ولاَ تَدابَرُوا ، ولا تَقَاطعُوا وَكُونُوا عِبادَ اللَّهِ إخواناً ،
ولا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فَوقَ ثلاثٍ »متفقٌ عليه .
"
“Birbirinize kin tutmayınız, hased etmeyiniz, sırt dönmeyiniz ve ilginizi
kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir müslümanın, din kardeşini üç
günden fazla terk etmesi helâl değildir.”
لَيْس الكَذَّابُ الَّذي يُصلحُ بيْنَ النَّاسِ ، فيَنْمِي خَيْراً أوْ يَقولُ
خَيْراً
“İnsanların arasını bulmak amaçla (aslı olmadığı halde) bunun için hayır
kasdıyla söz ulaştıran veya hayır kastiyle yalan söyleyen, yalancı değildir.”
أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ يَقُولُ مَنْ هَجَرَ أَخَاهُ سَنَةً فَهُوَ كَسَفْكِ دَمِهِ
"Kim, din
kardeşini bir yıl terkedip küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girer."
َليْسَ خَيْرُكم مَنْ تَرَكَ الدُّنْياَ لِلآخِرَةِ وَلاَ الآخِرةَ لِلدُّنْياَ
وَلَكِنْ خَيْرُكُمْ مَنْ أَخَذَ مِنْ هَذِهِ
لِهَذِهِ
“Sizin
hayırlınız dini için dünyasını, dünyası için de dinini terk etmez. Belki her
ikisini birlikte alarak (kemale yürür.)
VI-
Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
Konu
aktarılırken yararlanılabilecek bazı ayetler: Kehf, 18/ 110; Kalem, 68/ 4;
Ahzab, 33/ 21; Furkan, 24/78; İsra, 17/ 95; Kasas ,77; İnsan, 76/ 3.
Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v. ), Diyanet İlmi Dergi, Özel Sayı.
Doç. Dr.
İbrahim Sarıçam, Hz. Peygamberin Evrensel Mesaji.
İ. Canan, Hadis
Ansiklopedisi.
Asım Koksal,
Peygamberler Tarihi.
Muhammed
Hamidullah, Allah’ın elçisi Hz. Muhammed.
|