|
Bünyamin OKUMUŞ
I- Konunun
Plânı
A-İslam Dininin
Korumayı Amaçladığı Beş Temel Unsur
1-Akıl sahibi bir varlık olarak insan
2-İnsanın yaşama hakkı
3-Neslin devamı ve korunması
4-Malın Korunması
5-Fıtrî bir olgu olarak Din ve Dinin Korunması
B- Beş Temel
Unsurun Evrensel Niteliği
1-Diğer Semavî Dinler Açısından
2-Ahlakî Öğretiler Açısından
3-Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi Açısından
II- Konunun
Açılımı ve İşlenişi
Vaaza
başlarken İslam dininin insana akıl sahibi olması hasebiyle yüklediği
sorumluluğa değinilir. Bu sorumluluğun başta Allah’ın tevhidini ikrar etmeyi
gerektirdiği ve buna bağlı olarak aklın, canın, neslin, malın ve dinin
korunmasının amaç edinildiği belirtilir. İnsanın yaradılış gayesinin bunu
gerçekleştirmek olduğu vurgulanır. İnsanın doğuştan gelen haklarıyla sonradan
kazanılmış olan haklarının İslam dinince hem fert hem toplum hem de devlet
tarafından korunması gereken haklar olduğuna dikkat çekilir. İnsanın fıtratı
itibariyle dine ihtiyacı olduğu, dinin ise insana hem dünya hem de ahret
hayatını kazandırmak için gönderilen ilahi emirler manzumesi olduğu
hatırlatılır. İlahî dinlerle birlikte diğer dinlerin ve ahlakî öğretilerin de bu
beş temel unsura atfettiği öneme işaret edilir. İslâm dininin temel haklar
olarak teslim ettiği bu hakların, İnsan Hakları Beyannamesinde ifade edilen
hususlarla arzettiği benzerliğe dikkat çekilir.
III- Konunun
özet sunumu
İslam
dininin insanı bütün mahlukâttan muazzez tutması, Cenab-ı hakkın ona verdiği
değeri gösterir. Bununla birlikte bu durum aynı zamanda insanın sorumluluğunun
öneminin bir ifadesidir. İnsan birey olarak aklını, dini, canını, namusunu ve
malını muazzez tuttuğu kadar başkalarının haklarını da muazzez bilmeli ve
inandıkları değerleri anlayışla karşılamalıdır. Bu bağlamda İslam dininin aklın
korunmasına atfettiği önem ve Kur’an’da aklın kullanılması ve düşünmenin
öneminin vurgulanması gerçekten ayrıcalıklı bir nitelik arz ettiği ifade edilir.
İslâm dininin insana yüklediği teklifler canın, malın, neslin ve aklın
korunmasıyla doğrudan ilgilidir. İnsan ve toplum açısından birinci dereceden
sorumluluk alanına giren bu haklar ihlal edildiği zaman kendi güvenliğimizin ve
toplumsal huzurun da tehdit altında olduğu ahret saadetinin de buna bağlı olduğu
vurgulanarak vaaz bitirilir.
IV- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Ayetler
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتيمِ اِلَّا بِالَّتي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ
اَشُدَّهُ
وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُلاً.
“Rüştüne
erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz
sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.”
يَآ
اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسٰىٓ
اَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَآءٌ
مِنْ نِسَآءٍ
عَسٰىٓ
اَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّۚ
وَلَا تَلْمِزُوٓا
اَنْفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْاَلْقَابِۜ
بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْايمَانِۚ
وَمَنْ لَمْ يَتُبْ فَاُولٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ.
“Ey iman
edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha
iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden
daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla
çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse,
işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.”
Konuyla
ilgili diğer âyet-i kerimeler: Rûm, 30/30; Mumtehine, 50/12; İsrâ, 17/33, 35;
Bakara, 2/188, 256.
V- Konu
İşlenirken Başvurulabilecek Bazı Hadisler
وعن عمرو بن احوص رضى اللّه عنه قال: سَمِعْتُ رسولَ اللّهِ صلى الله عليه وسلم في
حَجَّةِ الَوَداعِ يقولُ الاَ وَ إنَّ كُلَّ دَمٍ منْ دِمِ الجاهِلِيَّةِ
مَوْضُوعٌ، وأوَّلُ دَمٍ أضَعُ مِنْهُا دَمُ الحارِثِ بنِ عَبْدِ المُطَّلِبِ،
وَكانَ مُسْتَرْضَعاً في بَنِى لَيْثٍ فَقَتَلَتْهُ هُذَيْلٌ. قال: اللَّهُمَّ هلْ
بَلّغْتُ. قالوا: نَعَمْ ثلاثَ مَرَّاتٍ. قالَ: اللَّهُمَّ اشْهَدْ ثَلاَثَ
مرَّاتٍ.
Amr
İbnu'l-Ahvas (ra) Hz. Peygamber (sav)'in Veda Haccında, şöyle dediğini nakleder:
“Haberiniz olsun cahiliye devrindeki bütün kan dâvaları kaldırılmıştır.
Kaldırdığım ilk kan dâvası da el-Hâris İbnu Abdilmuttalib'in kan dâvasıdır." Bu
kimse, Benû Leys'te süt anadaydı. Hüzeyl onu öldürmüştü. Resûlullah (sav):
"Yâ rabbi
tebliğ ettim mi?" dedi. Cemaat:
"Evet
tebliğ ettin" dediler ve üç kere tekrarladılar. Resûlullah (sav)
"Ya Rabbi
şahid ol!" dedi ve üç kere tekrar etti.”
عن
سعيد بن العاص رَضِيَ اللّهُ عَنْه عن ابن عمر رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال:
قال رسولُ اللّهِ صلى الله عليه وسلم: لَن يزَالَ الْمُؤْمِنُ في فُسْحَةٍ مِنْ
دِينِهِ مَالَمْ يُصِبْ دَماً حَرَاماً.
وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ
رَضِيَ اللّهُ عَنْهما: إنّ مِنْ وَرْطَاتِ الامُورِ الّتِى لآ مَخْرَجَ لِمَنْ
أوْقَعَ نَفْسَهُ فيهَا سَفْكَ الدّمِ الْحَرَامِ بِغَيْرِ حِلِّهِ.
Said
İbnu'l-As, İbni Ömer’in şöyle dediğini rivayet ediyor: "Resulullah (sav),
"Mü'min, öldürülmesi haram kılınan bir cana kıymadıkça “dinî tesâmüh”
içerisindedir.”
Bu
bağlamda İbni Ömer’in şöyle dediği rivayet edilir: "Bir kimsenin içine düştüğü,
kurtuluşu çok zor olan işlerden biri de haksız yere haram kan dökmesidir."
وعن معاوية بن أبي سفيان رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ
اللّهِ صلى الله عليه وسلم: كُلُّ ذَنْبٍ عَسى اللّهُ أنْ يَغْفِرَهُ الاَّ
الرّجُلُ يَقْتُلُ الْمُؤْمِنَ مُتَعَمّداً، أوِ الرَّجُلُ يَمُوتُ كافِراً.
“Muaviye
İbnu Ebi Süfyan (ra) Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet edilir. "Kasten
bir mümini öldüren veya kâfir olarak ölen kimse hariç Allah’ın her günahkârı
affedeceği ümit edilir.”
وعن عبد اللّه بن عمروبن العاص قال: قَالَ رَسُولُ اللّهِ صلى الله عليه
وسلم:والذى نفسي بيده لقَتْلُ الْمُؤْمِنِ أعْظَمُ عِنْدَ اللّهِ مِنْ زَوَالِ
الدُّنْيَا.
Büreyde (ra) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber buyurmuştur ki: “Bir mü’minin
öldürülmesi, Allah katında dünyanın yok olmasından daha büyük (bir günah)tır.”
وَعَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ عَن النبيِ صلى الله عليه وسلم قَال إنَّ مِنْ أرْبَى
الرِّبَا الاِسْتِطَالَةَ فِى عِرْضِ الْمُسْلِمِ بِغَيْرِ حَقٍّ.
Sa'îd
İbni Zeyd’den Resûlullah (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Faizin en
kötüsü, haksız yere müslümanın ırzını (şeref ve haysiyyetini) rencide etmektir"
وعن عُبيد بن عمَيْر عن أبيه أنَّ رَجُلاٌ سَألَهُ فقَالَ يا رَسُولَ اللّهِ ما
الْكَبَائِر فَقَالَ: هُنَّ تِسْعٌ: الشِّرْكُ بالله، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ
النَّفْسِ التي حرم الله الا بالحق، وَأكْلُ الرِّبَا، وَأكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ،
وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الغافِلاتِ المؤمناتِ،
وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ المُسلِميْنِ، وَاسْتِحَْلالُ الْبَيْتِ الْحَرَامِ
قِبْلَتِكُمْ أحْيَاءً وَأمْوَاتاً.
Ubeyd
İbni Umeyr babasından şöyle rivayet ediyor: Bir adam Hz. Peygamber’e büyük
günahların neler olduğunu sorması üzerine O, büyük günahlardan dokuz tanesinin
şunlar olduğunu sıralamıştır: “Şirk, sihir, insan öldürmek, faiz yemek, yetim
malı yemek, savaştan kaçmak, namuslu kadınlara iftirada bulunmak, anne ve babaya
haksızlık etmek, sağlığınızda ve ölümünüzde kıbleniz olan Beytu'l-Haram’da
Allah’ın haram kıldığını helal saymak”
عَنْ
عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ
صلى الله عليه وسلم الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ
وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ ".
Amir
(ra)’dan rivayet edildiğine göre Abdullah İbn Ömer, Hz. Peygamber’in şöyle
buyurduğunu işitmiştir: “Müslüman Müslümanların elinden ve dilinden selamette
olduğu kimsedir. Muhacir, Allah'ın yasakladığı şeyleri yapmayan kimsedir.”
VI-
Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar
1-Şa’ban,
Zekiyyüddîn, İslâm Hukuk İlminin Esaslar (Usûlü’l Fıkh), Notlar Ekleyerek
tercüme Eden, İbrahim Kafi Dönmez, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2001,
s. 413-418.
2-Hallâf,
Abdulvahhab, İslâm Hukuk Felsefesi (İlmu Usuli’l-Fıkh), Giriş ve Notlar
Ekleyerek Çeviren, Hüseyin Atay, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Yayınları, Ankara 1985, s. 379-395.
3-Afzalur
Rahman, Sîret Ansiklopedisi, İstanbul 1996, c. 1, s. 398-403.
4-Umara,
Muhammed, İslam ve İnsan Hakları: Haklar Değil Gereklilikler, İstanbul, Denge
Yayınları, 1993.
|