ADALET
Tahir Tural
I- Konunun
Plânı
A- Adaletin manası
B- Kavram olarak adalet
C- Kur’ân’da Adalet
D- Sünnette adalet
E- İslam tarihinde adalet olgusu
F- Sosyal hayatta adaletin önemi ve çeşitleri
1-Kurumsal
adalet (Devlet ve organlarında adalet)
2-Ferdi adalet;
a-kendisine
karşı,
b-aile ve
çocuklarına karşı,
c-çevresinde
var olan insan, hayvan ve doğaya karşı adalet
II- Konunun
açılışı ve işlenişi
Adaletin
mana ve kavramı aktarılarak konuya giriş yapılır. Sonrada Kur’ân ve sünnette
adaletin açılımı misallerle izah edilir. Sosyal hayatta adalet ve önemi,
adaletin gösterilmesi gerekli olan alanlar maddeler halinde kısaca arz edilir.
Adaletin hayatın bütün alanlarında lazım olduğunu gösteren birkaç hadisle konu
özetlenerek sunuma son verilir.
III- Konunun
özet sunumu
Adalet:
Düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme,
haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf
ve eşitlik anlamlarındadır.
Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıttı zulüm, hıyanet ve insafsızlıktır.
Adalet,
sadece devlete ve yöneticilere has bir olgu değildir. Adalet, hukuki, içtimai ve
ahlakı alanların hepsini kapsar. Bu bağlamda adalet “kişinin kendine, ailesine
ve çevresinde yer alan insan, doğa ve hayvanlara karşı görevlerini ve haklarını
yerine getirmesidir. Peygamberimiz (s.a.)’in hadislerinde “Hükmünde, ailesine
karşı ve velayeti altında olanlar hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde
nurdan minberler üzerindedirler”
geçen adalet, bu geniş boyutuyla ele alınan adalettir. Çünkü adalet, kişinin
görevlerini yerine getirmesi ve haklarını almasıdır. Bu itibarla kişi hem
kendine karşı hem de aile efradına karşı, ayrıca yöneticiler emri altında olan
memur, işçi ve halklara karşı görevlerini adil ve dengeli bir şekilde yerine
getirmek zorundadırlar. Aksi takdirde kendisine emanet edilen “nefsi, ailesi ve
emri altında bulunanlara” zulmetmiş olurlar.
İslam
Dini’nde adalet: İslam dininin her alandaki temel kaynaklarından olan, Kur'an-ı
Kerim ve hadis-i şeriflerde bu konuda bir çok emir ve tavsiyeler bulunmaktadır.
Allâh Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "De ki, Rabbin adaleti emretti." (7/29),
"Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder." (16/90),
"Allah size, mutlaka emanetleri (görev ve vazifeleri) ehli olanlara vermenizi ve
insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (4/58),
"Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kendiniz, ana - babanız ve
akrabanız aleyhinde olsa da Allah için şahitlik eden kimseler olun." (Nisa,
4/135)
Bunlar ve
bunlara benzer daha birçok ayet-i kerimede adalet kavramının sadece müslüman
olanlara değil, kültür, bilgi, mevki, cinsiyet, ırk, dil ve din farkı gözetmeden
bütün insanlara, sadece insan oldukları için, aynı değer ve ölçüde uygulanması
emredilmiştir. Allâh Teâlâ şöyle buyurmuştur:”Ey iman edenler! Adaleti
titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa,
Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz)
zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize
uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut
sâhidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.”Nisa, 4/135
İslam
tarihinin her safhası ve dönemi, Resûlüllah'ın, sahabelerinin ve onlar gibi dini
doğru anlamış ve hayatına tatbik etmiş kişi ve toplumların bu tarz düşünce ve
uygulamalarının örnekleri ile doludur. Öyle ki, Adalet kavramı, islam toplumuna,
"Adalet Mülkün Temelidir. " özdeyişi ile mal olmuştur. Resûlüllah'ın ikinci
halifesi olan Hz. Ömer, bu anlamda adalet ile sembolleşmiş bir şahsiyet
olmuştur. İslâm bu anlamda her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak
işlerinde değişmez bir ölçü şeklinde yerini almış, istek ve heveslere yer
vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık gözetilmemiş,
zengin-fakir, kuvvetli - zayıf ayırımı yapılmamıştır.
Bir gün
Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. 0 kadını cezalandırmaması
için Ashabdan Üsameyi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma kızan ve üzülen Hz.
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın
kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. Sizden öncekilerin mahvolmasının
sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest
bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı.
Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da
cezasını verirdim.” Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber, adalet konusunda aracı olmak isteyenleri
çok yakını da olsa sert bir şekilde reddetmiş, suçluya layık olduğu cezasını
vermekte en ufak bir tereddüt göstermemiştir. Zira adalet dünyadan kalkarsa,
insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. Ayrıca ülkeler kılıçla alınır ama
adaletle korunur. "Allah insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, adaletle
hükmetmenizi emreder." (en-Nisâ, 4/58) İlâhî emrinin hikmeti gayet açıktır.
Adaletin
İslâm toplumunda, yönetimde, muhakemelerde ve insanlar arası ilişkilerde tam
anlamıyla uygulanması zorunludur. Çünkü adalet mülk'ün temelidir. Adaletin
olmadığı cemiyetlere zulüm, anarşi ve terör hâkim olur. Toplumsal isyanlar
çıkar, mahkemelere, devlete hatta fertlerin birbirlerine olan güveni kaybolur.
Kendilerini koruma ve haklarını elde etme peşine düşeceklerdir. Kan davaları ve
ihkakı hak peşinde koşan bu cemiyetlerde yıkılıp tarihe karışacaktır. Bu hususta
peygamberimiz bizleri uyarmıştır. “Bir kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri
arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan dökümü
yaygınlaşır”.
Hz.
Peygamber (s.a.)’in adalet ve adaletle hükmedenler hakkında birçok hadîs
buyurmuşlardır: "Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah'ın yüce
lûtfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir."
Hz. Ömer,
hilâfeti döneminde ashaptan Übey b. Ka'b ile aralarında bir konuda anlaşmazlık
meydana gelmiş ve bu anlaşmazlığı çözmek üzere o dönemin Medine kadısı olan Zeyd
b. Sâbit'e gitmişlerdi. Kadı olan Zeyd hemen devlet başkanı olan Hz. Ömer'e
karşı saygılı davranıp ona oturması için yere bir minder sermişti. Fakat adil
insan Hz. Ömer bu davranış karşısında şöyle demişti:"İşte bu davranışın, şimdi
vereceğin hükümde yaptığın ilk adaletsizliktir. Ben davacımla beraber aynı yerde
oturacağım." Sonra davacı Übey b. Ka'b davasını ileri sürünce Hz. Ömer bu
iddiayı kabul etmedi. Bu durum karşısında Hz. Ömer'in yemin etmesi gerekiyordu.
Kadı Zeyd İbn Sâbit, Übey'e şöyle dedi: "Gel Halife'ye yemin ettirme, onu bundan
muaf tut. Davacı olduğun kişi bir başkası olsaydı sana böyle bir feragatten söz
etmezdim." Bu teklifi duyan Hz. Ömer son derece kızarak böyle bir ayrıcalığı
kabul etmeyip derhal yemin etti. Sonra da Zeyd b. Sâbit hakkında şöyle
dedi:"Halife ile herhangi bir müslüman hakkında eşit davranmasını öğrenmedikçe
ona dava götürülmemelidir."
İslâm'da
adaleti gerçekleştirmek için çeşitli müesseseler kurulmuştur. Rasulullah
davalara bizzat kendisi bakmıştır. Bu durum ikinci halife Ebu Bekir (rh.a.)
zamanında da böyle devam etmiş, Hz. Ömer zamanında ise İslâm toprakları oldukça
genişlediğinden bazı sahâbiler kaza işleriyle görevlendirilmiş ve birer kadı
olarak vazife görmüşlerdi.
Divânü'l-Mezâlim, Şurta ve Hisbe gibi teşkilâtlarla haksızlıklar önlenmeye ve
adalet dağıtılmaya çalışılmıştı. Eyyubiler Mısır'da "Dâru’l Adl"adıyla bir
adalet dairesi meydana getirmişler ve yanlarına bazı müşavirler de alarak bu
mahkemeye bizzat başkanlık etmişlerdir. Osmanlılar zamanında 'adliye teşkilatı'
ise düzenli bir şekilde kurulup yaygınlaştırılmıştır.
IV- Konu
işlenirken başvurulabilecek bazı ayetler
إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ
وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ
وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Muhakkak
ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardim etmeyi emreder, çirkin isleri,
fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ
وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا
أَوْ فَقَيرًا فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن
تَعْدِلُواْ وَإِن
تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
“Ey iman
edenler adaleti ayakta tutarak Allah için şahitlik* edenler olun. Kendinizin,
ana ve babanızın aleyhinde bile olsa (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya
fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır.
Adaleti yerine getirebilmek için hevâ ve hevesinize uymayın. Eğer eğri davranır
veya yüz çevirirseniz, Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
V- Konu
işlenirken başvurulabilecek bazı hadisler
قال رسُولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسَلَّم " إنَّ أحبَّ النَّاسِ إلى اللهِ
يَوْمَ القِياَمةِ، وأدْناهُم منهُ مَجْلِساً، إمامٌ عادلٌ. وأبْغضَ النَّاسِ إلى
اللهِ، وأبْعدَهُم منهُ مجلِساً إمامٌ جائِرٌ".
Peygamber
(s.a.s.):"Kıyâmet gününde insanların Allah'u Teâlâ'ya en sevgili olanı ve
Allah'a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. " buyurmuşlardır.
عَنْ اِبْنِ
عَباَّسٍ
قاَلَ: قالَ النَِّبيُّ عليه الصلاة والسلام: وَلآ حَكَمَ قَوْمٌ بِغَيْرِ الْحَقِّ
إِلاَّ
فَشَا
فِيهِمُ الدَّمُ
“Bir
kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri arasında) hak ve adaletten uzak
hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan dökümü yaygınlaşır”.
عَنْعَبْد
ِاللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ قَالَ
إِنَّ الْمُقْسِطِينَ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى مَنَابِرَ مِنْ نُورٍ
عَن يَمِينِ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَعْدِلُونَ فِي حُكْمِهِمْ وَأَهْلِيهِمْ
وَمَا وَلُوا
“Peygamberimiz
(s.a.)’in hadislerinde “Hükmünde, ailesine karşı ve velayeti altında olanlar
hakkında adil davrananlar, kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler”
قَالَ
رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
إِنَّ أَحَبَّ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَأَدْنَاهُمْ
مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ عَادِلٌ وَأَبْغَضَ النَّاسِ إِلَى اللَّهِ
وَأَبْعَدَهُمْ مِنْهُ مَجْلِسًا إِمَامٌ جَائِرٌ
Peygamber
(s.a.s.):"Kıyâmet gününde insanların Allah'u Teâlâ'ya en sevgili olanı ve
Allah'a en yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyâmet gününde insanların
Allah'a en sevimsizi ve makamca da Allah'tan en uzak bulunanı zalim devlet
başkanıdır.
عَنْ
عَائِشَةَ
أَنَّ أُسَامَةَ كَلَّمَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي امْرَأَةٍ فَقَالَ إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ
قَبْلَكُمْ أَنَّهُمْ كَانُوا يُقِيمُونَ الْحَدَّ عَلَى الْوَضِيعِ
وَيَتْرُكُونَ الشَّرِيفَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَنَّ فَاطِمَةَ
فَعَلَتْ ذَلِكَ لَقَطَعْتُ يَدَهَا
“Bir gün
Kureyş kabilesinden asil bir kadın hırsızlık yapmıştı. 0 kadını cezalandırmaması
için Ashabdan Üsameyi Peygamberimize gönderdiler. Bu duruma kızan ve üzülen Hz.
Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular: [Nasıl oluyor da bazı kimseler, Allah’ın
kanunu karşısında aracı olmaya kalkışıyorlar. “Sizden öncekilerin mahvolmasının
sebebi şudur: İçlerinden asil, ileri gelen birisi hırsızlık yapınca, onu serbest
bırakıyor, zayıf ve fakir bir kimse hırsızlık yapınca, onu cezalandırıyorlardı.
Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da
cezasını verirdim.”]
IV-
Yaralanılabilecek bazı kaynaklar
1- Konu
aktarılırken başvurulacak bazı ayetler: Nisa, 4/135; en-Nisâ, 4/58; Maide, 5/42;
Maide, 5/8; Nisa, 4/58
2-Türkiye
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
3-Şamil
İslam Ansiklopedisi
4-İ.
Canan, Hadis Ansiklopedisi
5-Macid
Hadduri ; trc. Selahattin Ayaz, İslamda adalet kavramı
|