|
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Gün yardımlaşma ve dayanışma günüdür. Gün birlik ve beraberliğimizi en ulvi
seviyeye (Yaratanın istediği seviyeye) çıkarma günüdür. Çünkü hepimiz
bilmekteyiz ki, acılarımız paylaştıkça azalacaktır. Bugün paylaşma günüdür.
Bizde olanları olmayanlarla paylaşma günüdür. Bugün Van’da yaşanan acıları
hafifletme günüdür. Bu sebeple bugünkü vaazımızı da yardımlaşma ve dayanışma
konusuna ayırdık.
Dayanışma ya da yardımlaşmak, toplum fertlerinin, kişilerin ortak çıkarlarının
sağlanması, bütünlüğün korunması için karşılıklı olarak birbirlerine bağlılık
göstermeleri, birbirlerine dayanıp çeşitli alanlarda yardımlaşarak birbirini
tamamlamalarıdır. Sosyal dayanışma, çalışma güç ve kudretinde olmayan ya da
çalışmakla ihtiyaçlarını tamamen karşılayamayan fakir ve yetimlerin, muhtaç ve
düşkünlerin temel ihtiyaçlarının toplum tarafından karşılanmasıdır. Kısaca
sosyal dayanışma; toplumdaki her bir ferdin, kendi üzerinde topluma karşı yerine
getirilmesi gerekli olan bir takım görev ve sorumluluklarının olduğunu bilmesi,
hissetmesi ve bu uğurda üzerine düşen görevi yapması demektir. Çünkü bu konudaki
ihmal ve kusurlar cemiyet binasının çöküşüyle sonuçlanır ki, bundan o toplumun
bütün fertleri zarar görürler.
Van’da meydana gelen depremin yaralarını sarmak amacıyla hepimize düşen mutlaka
bir görev ve sorumluluk mevcuttur. Bugün bu sorumluluğumuzu hep beraber yerine
getirmek zorundayız. Unutmayalım ki, aynı acıyla bizlerde karşı karşıya
kalabilir, aynı durumda bizlerde olabilirdik.
İslâm dini bu konuya o kadar önem vermiştir ki, kefaretleri bile sosyal
dayanışma ve yardımlaşmanın sağlanması için değerlendirmiştir. Keffaretlerle,
bir yandan içinde bulunduğu durum sebebiyle psikolojik eziklik içinde kıvranan
Müslüman’a hatalarını telafi imkânı verilirken; diğer taraftan ödediği meblağla
hem günahlarından arındırılması hem de bu arada toplumun fakir kesimlerine gelir
transferinin yapılması sağlanmış olmaktadır.
Kısaca İslâm, mü’minler arasında dayanışmanın oluşmasına ve sürdürülmesine büyük
önem vermiş, dayanışmayı sağlayacak ilkeler, vasıtalar ve müesseseler koymuş,
yardımlaşma ve dayanışmayı engelleyen her türlü negatif/olumsuz davranışları
yasaklamıştır. Bu nedenle iyilik ve hayırda yarışmak, Allah yolunda harcamada
bulunmak ve toplumdaki kimsesiz, fakir ve düşkünlere yardım elini uzatmak,
Kur’ân-ı Kerim’in en çok üzerinde durduğu ve teşvik ettiği hususlardandır.
Birçok âyet ve hadis, kalıcı olanın, bu tür dayanışma ve yardımlaşmalar olduğunu
bildirmektedir.
Kur'ân-ı kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنفِقُواْ
مِن شَيْءٍ
فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
" Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.
Her ne harcarsanız Allah onu bilir."
Bazı ayetlerde de “Hayırda yarışın”tavsiyesi yapılmaktadır.
"وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ ذَلِكَ هُو الْفَضْلُ
الْكَبِيرُ"
“Onlardan Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçenler vardır. İşte bu büyük
lütuftur.’
Mealindeki âyet-i kerime ise hayır yarışına katılan
Müslümanların ne kadar büyük bir ilahi lütuf elde etmiş olacaklarını haber
vermektedir
Böylece İslâm dini insanların hayırlarda ve meşru işlerde yarışıp
yardımlaşmalarını istemiş, günah ve düşmanlık üzere dayanışma ve yardımlaşma
içerisinde olmalarını ise yasaklamıştır. Yüce Allah Mâide sûresinde bu konuda
şöyle buyuruyor:
وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ
عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah
ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü
Allah’ın cezası çok şiddetlidir. ”
Dayanışma ve yardımlaşmaya kişinin yakınlarından başlaması gerekir. Böylelikle
sosyal birlik ve bütünlüğün fertlerin kendilerinden, ailelerinden, en yakın
çevrelerinden, komşularından ve akrabalarından başlayarak çevreye doğru
yaygınlaştırılması sağlanmış olur. Çünkü kendi yakınlarının ve komşusunun
halini bilmeyen ve onlarla ilgilenmeyen bir Müslüman’ın, uzaktakilerle
ilgilenmesi çoğu kere lafta kalır. Nisâ sûresinde ise bu konuda şöyle
buyrulmaktadır:
"
وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ
إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ
ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ
وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن
كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ
النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا آتَاهُمُ اللّهُ
مِن فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا"
“Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa,
yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve
övünen kimseleri sevmez. Bunlar cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve
Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o
nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”
Yine Nahl sûresinde de yüce Allah soysal dayanışma, yardımlaşma ve sosyal düzeni
sağlayacak üç temel görevi emrederken; bunları ihlal edecek ve ortadan
kaldıracak davranışları da yasaklamaktadır:
“إِنَّ
اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ
وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ
وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ. وَأَوْفُواْ
بِعَهْدِ اللّهِ إِذَا عَاهَدتُّمْ وَلاَ تَنقُضُواْ الأَيْمَانَ
بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً إِنَّ اللّهَ
يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder;
hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size
öğüt veriyor. Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’a karşı verdiğiniz sözü yerine
getirin. Allah’ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi
bozmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.”
Şu ayetler de soysal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmektedirler:
يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلْ
مَا أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى
وَالْمَسَاكِينِ
وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
“Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne
harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir.
Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.”
وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ
يَعْلَمْهُ اللّهُ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ
يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ
“Siz ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz,
azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl
sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
"فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ"
”Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir.”
“إِنَّا
نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ
مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
“Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları
eserlerini yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir
kaydetmişizdir.”
وَأَنْفِقُوا مِنْ مَّا رَزَقْنَاكُم
مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا
أَخَّرْتَنِي
إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ وَلَن
يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْسًا إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا
تَعْمَلُونَ
“Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar
geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak
verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. Allah, eceli geldiğinde hiçbir
kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
Ayrıca haşr sûresinin 9. ayetinde de soysal yardımlaşma ve dayanışmada en güzel
örneği sergilemiş, hatta bunun da ötesinde Mekke’den Medine’ye hicret eden
muhacir kardeşleri için diğergamlık yapmış olan Medine’li Müslümanlar (Ensar)
övülmekte ve bunların davranışları Müslümanlara örnek gösterilmektedir:
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ
يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُون فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً
مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ
وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da
gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden
dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde
bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden,
hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
Bugün Kur’an-ı Kerimde Rabbimizin bizlerden istediği yardımlaşmayı en canlı
şekilde tatbik etme zamanıdır. Bugün ihtiyaç sahiplerine gönül dünyamızı,
maddiyatımızı, hiçbir şey veremeyecek durumda olsak bile dualar için ellerimizi
açma vaktidir.
Şüphesiz, dinimizde Allah’a imandan insanlara kötülük yapmamaya kadar uzanan
binlerce hayır ve iyilik yolu bulunmaktadır ki, bunların her biri aynı zamanda
soysal yardımlaşma ve dayanışma vasıtalarıdır. Meselâ Allah’a iman, İş yapana
yardım etmek, işini beceremeyenin işini yapmak, çalışıp kazanmak, ürettiğinden
hem kendisi ve ailesini faydalandırmak hem de başkalarına vermek, insanlara
sıkıntı ve eziyet veren maddeleri yollardan kaldırmak, çevreye karşı duyarlı
olmak, insanlar arasında adâletle hüküm vermek, dargınları barıştırmak, güzel
söz söylemek, iyilikleri emredip, kötülüklerden sakındırmak, insanlara olduğu
gibi diğer canlı varlıklara da şefkat ve merhamet göstermek, eliyle ve dilliyle
insanlara zarar vermemek ve insanlara maddi ve manevi yönden faydalı olmak vb..
Sevgili Peygamberimiz bu hususu değişik hadislerinde ifade etmektedirler.
Bunlardan bazıları şunlardır:
« عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ صدقةٌ » قال : أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَجدْ ؟ قالَ : «
يَعْمَل بِيَدَيْهِ فَينْفَعُ نَفْسَه وَيَتَصدَّقُ » : قَال : أَرَأَيْتَ إِنْ
لَمْ يسْتطِعْ ؟ قال : يُعِينُ ذَا الْحَاجَةِ الْملْهُوفَ » قالَ : أَرأَيْتَ إِنْ
لَمْ يسْتَطِعْ قالَ : « يَأْمُرُ بِالمَعْرُوفِ أَوِ الْخَيْرِ » قالَ : أَرأَيْتَ
إِنْ لَمْ يفْعلْ؟ قالْ : «يُمْسِكُ عَنِ الشَّرِّ فَإِنَّهَا صدَقةٌ » متفقٌ عليه
“Ebû Mûsâ (el-Eş’arî) (ra) den rivayet edildiğine göre Nebi (sav) (bir
keresinde) “Sadaka vermek her müslümanın görevidir” buyurdu.
Sadaka verecek bir şey bulamazsa? dediler.
“Amelelik yapar, hem kendisine faydalı olur, hem de tasadduk eder” buyurdu.
Buna gücü yetmez (veya iş bulamaz) ise? dediler.
“Darda kalana, ihtiyaç sahibine yardım eder” buyurdu.
Buna da gücü yetmezse? dediler.
“İyilik yapmayı tavsiye eder” buyurdu.
Bunu da yapamazsa? dediler.
“Kötülük yapmaktan uzak durur. Bu da onun için sadakadır”
buyurdu.
“عن
أَبِي هريرة رضي اللَّه عنه قال : قال رسُولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم:
« كُلُّ سُلاَمَى مِنَ النَّاسِ علَيْهِ صدَقةٌ كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فيه
الشَّمْسُ : تَعْدِلُ بَيْنَ الإثْنَيْنِ صدَقَةٌ ، وتُعِينُ الرَّجُلَ فِي
دَابَّتِهِ ، فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا ، أوْ ترْفَعُ لَهُ عَلَيْهَا متَاعَهُ
صَدَقةٌ ، وَالكَلِمَةُ الطَّيِّبةُ صَدَقةٌ، وَبِكُلِّ خَطْوَةٍ تَمْشِيهاَ إلىَ
الصَّلاَةِ صَدقَةٌ ، وَتُميطُ الأذَى عَنْ الطَّرِيقِ صَدَقةٌ »
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle
buyurdu: “İnsanların her bir eklemi için her gün bir sadaka gerekir. İki kişi
arasında adâletle hükmetmen sadakadır. Bineğine binmek isteyene yardım ederek
bindirmen yahut yükünü bineğine yüklemen sadakadır. Güzel söz sadakadır. Namaz
için mescide giderken attığın her adım bir sadakadır. Gelip geçenlere eziyet
veren şeyleri yoldan gidermen de sadakadır. ”
«اَلْمُسْلِمُ أَخُــو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ ولاَ يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ
فِي حاَجَةِ أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاَجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ
كُرْبةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهاَ كُرْبةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ القِياَمَةِ ،
وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِياَمَةِ »
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din
kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan
bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini
giderir. Bir müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını
örter. ”
وعن
أَبي هريرة رضي اللَّه عنهُ ، عن النبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : «
مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيا ، نَفَّسَ اللَّهُ
عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيامَةِ ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلىَ مُعْسِرٍ
يَسَّرَ اللَّهُ عَليْهِ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرةِ ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً
سَترَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْياَ وَالآخِرَةِ ، وَاللَّهُ فِي عَوْنِ العَبْدِ ماَ
كانَ العَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ ، وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقاً يَلْتَمِسُ فِيهِ
عِلْماً سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ بِهِ طَرِيقاً إلىَ الجَنَّةِ . وَماَ اجْتَمَعَ
قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ تَعالَى ، يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ ،
وَيَتَداَرَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إلاَّ نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ ،
وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ ، وَحَفَّتْهُمُ المَلائِكَةُ ، وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ
فِيمَنْ عِنْدَهُ . وَمنْ بَطَّأَ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ »
Bir kimse, bir mü’minden dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da
kıyamet gününde o mü’minin sıkıntılarından birini giderir. Bir kimse darda
kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir.
Bir kimse, bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki
ayıplarını örter. Mü’min kul, din kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da
o kulun yardımındadır. Bir kimse ilim elde etmek için bir yola girerse, Allah da
ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Bir cemaat, Allah Teâlâ’nın evlerinden bir
evde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere eder, anlayıp
kavramaya çalışırlarsa, üzerlerine sekinet iner ve kendilerini rahmet kaplar.
Melekler onları kuşatırlar, Allah Teâlâ da onları kendi nezdinde bulunanların
arasında anar. Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçirmez.
”
Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Bu Yaratan tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bizde buna iman etmişiz. Bugün ise bu imanımızın tezahür etme vaktidir. Dün
gölcük depreminde kardeşlerimize nasıl yardım elimizi uzattıysak, dünyanın dört
bir tarafında Saray Bosna’ya, Filistin’e, Somali’ye ve daha birçok yardıma
muhtaç insanlara yardım elimizi uzattıysak bugünde Van’daki kardeşlerimize
yardım elimizi uzatma vaktidir. Bazı sıkıntılı durumlar vardır ki, bu hallerden
birçok güzellikler ve kazançlarda elde edilebilir. Biz inanıyoruz ki bu depremde
Allah’a iman eden Mümin ve Müslüman kardeşlerimiz hükmen şehit oldular. Bu
hususu Sevgili Peygamberimiz hadislerinde bize aktarmaktadır. Rabbim
şehitlerimize rahmet eylesin. Yaralanan kardeşlerimize de şifalar versin. Geride
kalanlara sabırlar ihsan eylesin. Bizlere de yaşanan tüm hadiselerden ibret
almayı, yaşadığımız her türlü sıkıntıyı ayrıma düşmeye değil birlik ve
beraberliğe sevk etme bilinci nasip eylesin. Cumanız mübarek olsun. Allah’a
emanet olun. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Rabbim Müslüman kardeşini de
yardımsız bırakmayana Cennetini nasip etsin.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
Bu vaaz, Dİb yay. Örnek Vaaz Projeleri adlı kitaptan Din İşleri Yüksek
Kurulu Üyesi Dr. Muhlis AKAR tarafından hazırlanan vaaz projesi ön plana
alınarak hazırlanmıştır.
Bakara, 2/ 148; el- Mâide, 5/ 48; el-Müminûn, 23/61.
Buhârî, Zekât 30, Edeb 33; Müslim, Zekât 55.
Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Müslim, Zekât 56. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Tatavvu’ 12, Edeb 160.
Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayırca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38;
Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19 İbn Mâce, Mukaddime 17
Müslim, Zikr 38. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 17
|