|
İslam’da İnsan Hakları
Yaratan Allah yarattığı bütün mahlukata belli
sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumluluklardan hareketle her bir varlık kendi
üzerine düşen görevini yerine getirmektedir. Yüce Allah insanoğluna
sorumlulukların en önemlisini yüklemiş, kendisine değerlerin en büyüğünü vermiş
ve insanoğlunu kendisine muhatap kabul etmiştir. Sorumlulukların yerine
getirilmesinde, Allah’ın razı olacağı işlerin yapılmasında, dünya ve ahiret
huzuruna kavuşulmasında temel yol ise hak sahiplerinin haklarına riayet etmekle
mümkündür.
İnsan hakları, diline, dinine, ırkına
cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın insana insan
olduğu için tanınan hakların genel adına denmektedir. İslam dünyasında ise,
İnsan hakları kavramı, ferdin insan olarak yaratılmış olmaktan doğan asli
hakları olarak kabul edilmektedir.
Tariften de anlaşılacağı üzere insan bu hakları insanın yaşadığı coğrafyaya ve
fiziki gücüne göre kazanılmamaktadır. Aksine bu haklar şahsın doğuştan kazanmış
olduğu haklardır.
Günümüzde insan hakları kavramı Batı kökenlidir.
Kaynağını XVI. yüzyılda batıda doğup gelişen ve 1950 yılında Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi adı altında imzalanan tabi hukuk düşüncesinden alır.
Bu haliyle insan hakları fertlerin elde ettikleri kazanımları ifade eder. İslam
dünyasında ise bu haklar kişiler tarafından kazanılmış haklardan ziyade
Yaratanın kullarına tanıdığı haklardır. Bu sebeple İslam dünyasında bu hakların
kazanılması için batıda gösterilen mücadeleler olmamıştır.
İslam Dini, dünya hayatında yaşayan
insanoğlunu, cinsleri, renkleri, dilleri vb. birçok özelliği ile farklı
yaratıldığını ve farklılıkları ise insanlar arasında ayrımın bir sebebi
olamayacağı görüşünü kabul eder. Yüce Rabbimiz bu durumu Kuran-ı Kerimde şöyle
bildirmektedir. “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden
yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah
katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır…”
Sevgili Peygamberimizde Veda Hutbesinde bu konuya şöyle vurgu yapmaktadır. "Ey
insanlar! "Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız,
Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine
üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı
tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan
korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.”
İnsan hakları, üzerinde hassasiyetle durmamız gereken haklardır. Çünkü
çiğnenmesi neticesinde haksızlık ettiğimiz insanın hakkını almış oluruz ki, buda
kul hakkını doğurur. Bu sebeple, her birisi ayrı bir vaaz konusu olabilecek
insan haklarını madde başlıkları halinde zikrederek ve özet olarak gerekli
bilgileri Kur’an ve Sünnet ışığında sizlere aktarmaya çalışacağız.
Yaşama Hakkı
Bu dünyada hayat alanı bulan bütün canlıların
elde ettiği en temel hakların başında yaşam hakkı gelmektedir. Çünkü en değerli
varlığımız bize verilen hayattır. Bu hayata bir kez gelmekte ve ölümle
karşılaştıktan sonra bir daha geri dönememekteyiz. Bu sebeple yaşama hakkı
elimizden gitti mi, her şeyimiz gitmiş demektir.
Yüce Dinimizde bütün canlıların hayatına
özelliklede insanın hayatına kıymet vermiş, yaşama hakkının elinden alınmasını
bütün alemin yıkılmasıyla eş tutmuştur. Kuran-ı Kerimde bu hususa şöyle işaret
çekilmektedir. “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir
bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları
öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün
insanları yaşatmıştır.”
Bir başka ayette ise, “Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça Allah’ın haram
(dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin”
buyrulmaktadır. Sevgili Peygamberimizde Veda hutbesinde bu hususu şöyle dile
getirmektedir. “Ey İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu
aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir
ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden
korunmuştur.”
Eşitlik
Her varlık iki ayrı cinsten var edilmiştir:
Erkek ve dişi. Yaratılan her varlık farklı farklı özelliklerde yaratılmıştır.
Farklılıklar ise, eşitsizliğin sebebi değildir. Her türlü hakkı elde etmek ve o
hakkı kullanmak açısından kadın ve erkek arasında mutlak manada eşitlik vardır.
Kadında erkek gibi hayatı, şerefi, namusu, haysiyeti, malı dokunulmazdır. Onunda
çalışıp kazanma, kazandığını istediği gibi harcama, evlenme, çocuk sahibi olma
öğrenim görme, mirasçı olma, hukuktan yararlanma vb. temel hak ve sorumlulukları
vardır.
Yüce dinimizde emir ve yasaklara muhatap olup
fiilleri işleme (mükellef) açısından kadın ve erkek arasında hiçbir ayrıma
gitmemiştir. Bunun yanında askerlik yapma, savaşa katılma ve yakınlarının
geçimini sağlama gibi ağır ve meşakkatli yüklerden de muaf tutulmuşlardır. Yüce
Rabbimiz erkek ve kadının birbirlerine olan ihtiyacını ve birbirleri açısından
önemini şu misalle ne kadar güzel ifade etmektedir. “Onlar, size örtüdürler, siz
de onlara örtüsünüz”
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, kadınların eğitim ve öğretimine de büyük
önem vermiş, kendisine gelen ilahi emirleri insanlar arasında ayrım gözetmeden
herkese tebliğ etmiştir. Kadınlara belli bir gün ayıran Sevgili Peygamberimiz
onlara ders vermiş onların sorularını cevaplamıştır.
Allah’ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile
yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından
bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, onun
lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir
Sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesinde şöyle buyurmaktadır. “Kadınların haklarını
gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları,
Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz
vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin
üzerinizde hakları vardır.”
Din ve Vicdan Özgürlüğü
Kişinin kendi inandığı dinine zorla diğer
insanları sokmak istemesi hem Yüce Dinimizin hem de insanların kabul etmeyeceği
bir husustur. Nitekim Kuran-ı Kerimin değişik ayetlerinde (Bakara, 2/256; Yunus,
10/99; Hud, 11/28) dinde zorlamanın olmadığı vurgulanmaktadır. Bu sebeple
herkes dinini yaşamada serbesttir. Nitekim İslam Dinini kabul etmiş yüce
Ecdadımız yaşadığımız bu coğrafyada bütün dinlere yaşam hakkı tanımış, hiçbir
insana dininden dolayı zorluk çıkarmamıştır.
Din farklılığı gözetilmeden her insana iyi
davranılması insanlığın şiarındandır. Yüce Rabbimizde bu hususta şöyle
buyurmaktadır. “Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi
yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan
men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever”
Hürriyet Hakkı ve Köleliğin Yasaklanması
İnsanca yaşam sürmenin en temelinde hürriyet
yatmaktadır. Her insan hür doğar hür yaşar. Hür olmayan bir insanın yaşam
mutluluğundan söz etmenin imkanı yoktur. İnsanın elinden hürriyeti alındıktan
sonra geriye hiçbir şey kalmamaktadır.
Yüce dinimizde kişileri köleleştirme anlamında
hiçbir nas bulunmamaktadır. Bunun yanında Yüce Rabbimiz köleliğin ortadan
kalkması için ibadetlerin bilerek yapılmaması sonucunda ortaya çıkan
keffaretlerde ilk yapılması gereken şeyin köle azat edilmesi olduğunu
vurgulamaktadır. Kaza sonucu adam öldürme keffareti, yemin bozma keffareti,
zihar keffareti ve oruç kefaretinde ilk olarak köle azat edilmesi istenmektedir.
Ayrıca zekat fonundan köleleri hürriyete kavuşturmak üzere pay ayrılmış, kölenin
istemesi halinde çalışıp bedelini ödeyerek hürriyetini elde etme hakkı
tanınmıştır.
Adalet
Adalet, herkese kendine uygun düşeni, kendi
hakkı olanı verme, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk,
anlamlarına gelmektedir. Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde ise, düzen, denge,
denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme,
dürüstlük, tarafsızlık
anlamarlına gelmektedir. Bu haliyle yaşantımızı şekillendirmede başvuracağımız
temel ilkelerden biride adalettir.
Adalet hayatımızın olmazsa olmazlarındandır.
Yüce Rabbimizde sosyal hayatta her türlü işimizde adaleti bize emretmektedir.
Kuran-ı Kerimde şöyle bu hususa şöyle dikkat çekilmektedir.“Allah size,
emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman
adaletle hükmetmenizi emrediyor.”,
“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik
eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil
olun.”,
“Tartıyı adaletle tutup-doğrultun ve tartıyı noksan tutmayın.”
Özel Hayatın Gizliliği ve Konut
Dokunulmazlığı
İnsanların özel hayatlarıyla ilgili gizli
kalmasını istedikleri şeyleri araştırmak ve öğrenip başkalarına aktarmak
toplumumuzda ayıp sayıldığı gibi dinimizin de yasakladığı şeydir. Nitekim Yüce
Rabbimiz, “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı
günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.
Birbirinizin gıybetini yapmayın.”
Bir başka ayette ise “Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup
(izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha
hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. Eğer orada kimseyi bulamazsanız,
size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer "Dönün" denirse, siz
de dönün, bu sizin için daha temizdir.”
buyrularak insanın yuvasının da dokunulmaz olduğu ifade edilmektedir.
İşkence ve Kötü Muamelenin Yasak Olması
Suçu ve yanlışlığı ne olursa olsun bir kimseyi
suçlamak, ona hataları dolayısıyla işkence yapmak ve kötü muamelede bulunmak
insan olana yakışmayacak bir durumdur. Savaş halinde dahi olunsa ister savaşa
katılıp ta esir düşenlere isterse fiilen katılmayan kadınlara, çocuklara din
adamlarına dokunulmaz, suçlulara ve düşmanlara işkence yapılamaz.
İslam Dinide sadece insanlara değil bütün
yaratılanlara işkence yapılmasını yasaklamış, Kuran’da Maide Süresi 8. ayette
bir topluluğa duyulan öfkenin kişiyi adaletsizliğe sevk etmemesi istenmiş,
Peygamber Efendimizde “Dünyada insanlara işkence edenlere Allah da ahirette ceza
verir”
buyurmaktadır.
Günümüzde bütün dünya ülkeleri işkencenin
önlenmesi kötü muamelenin ortadan kaldırılması amacıyla ortak akılda buluşmuş,
1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, 1950 yılında imzalanan
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bunları izleyen çeşitli uluslar arası hukuk
belgeleri işkenceyi insan hakkı ihlali ve ağır suç olarak saymıştır.
Sosyal Güvenlik Hakkı
Bir ülkede yaşayan insanların hepsi cinsi, dili,
dini, ırkı, rengi, kültür seviyesi, mesleği vb. ne olursa olsun asgari hayat
şartlarını temin etme bakımından güvence altında olmalıdır. Sosyal güvenlik
terimi, herkese, özelliklede dar gelirli ve yoksul kimselere, ekonomik ve sosyal
durumlarını düzeltici ve güven altına alıcı imkanların sunulması, ayrıca sağlık
hizmetlerinin sunulması
olarak anlaşılabilir.
İslam Dininde zekat, sadaka, adak, vakıf, ödünç
verme vb. birçok prensipler getirilmiş, insanların sosyal güvenliklerini
sağlayıcı tedbirler alınmıştır.
Eğitim ve Öğretim Hakkı
İnsanın insanca yaşamasını sürdürebilmesinin en
temel yollardan biride eğitim ve öğretimdir. İnsanoğlunun, kendisine, ailesine,
yaşadığı topluma ve bütün dünyaya faydalı bir yaşam sürdürebilmesi için en
gerekli olan şeylerin başında ilim gelmektedir. Hayatının her safhasında
–doğumdan ölüme kadar olan bütün dönemlerde- insanın ihtiyaç duyduğu en önemli
şey yine eğitim ve öğretimdir. Bu sebeple her bireyin eğitim ve öğretim hakkı
vardır.
İslam Dini ilk olarak “Oku” emrini kendisine
inananlara bildirmiş, pek çok ayette ilim ve alim övülmüştür.
Sevgili Peygamberimizde “Allah beni bir muallim (öğretmen) olarak göndermiş
bulunuyor”,
"Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na
yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan
müstesnadır."
gibi daha bir çok hadisinde ilme ve ilim adamına verilen değeri ortaya
koymuştur.
Her hakta olduğu gibi eğitim ve öğretim hakkı
da bütün bireylere verilen bir haktır. Diğer hususlarda olduğu gibi bu hususta
da kadın ve erkek arasında hiçbir ayrım yoktur. İslam dinide her ferdin eğitim
ve öğretimde bulunmasını istemektedir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) İlmi
kadın, erkek her kişiye farz olduğunu bildirmiştir.
Mülkiyet Hakkı
Her bireyin çalışıp
meşru yollardan kazandığı malına sahip çıkma ve kazandığı malını tasarruf etme
hakkı vardır. Kişi gayri meşru yollar olmamak kaydıyla kazandığını ister
biriktirir, ister tüketir ister satarak gelirinden fayda elde eder.
İslam Dini, şahsi
mülkiyeti esas bir hak olarak tanır. Mülkiyet kazancı, meşrû yolla olur. Çalmak,
gasp, yağma gibi gayr-i meşru kazançlar haramdır. Bütün bunlar mal emniyetini
sağlamak içindir. Kimsenin malına dokunulamaz. Başkasının mülkünde tasarruf
edilemez. İnsanların mallarına bizden değildir diyerek el uzatılamaz. Yüce
Dinimiz, mülkiyete çok büyük zararlar getiren hırsızlığı haram kılmış, haksız
yere insanların mallarına el uzatılmamasını emretmiştir.
Aile Kurma Hakkı
Yüce Allah her şeyi çift yaratmıştır. Erkek ve
kadında bir çiftin iki yarısıdır ve birbirlerini tamamlarlar. İşte insanoğlunun
birbirini tamamladığı en güzel ortam aile yuvasıdır. Her insanın aile yuvası
oluşturma hakkı vardır. Aile yuvasının en sağlam kurulma şekli nikah iledir.
Meşru yollardan kurulmayan aile birlikteliklerinin kişilere bir fayda
sağlamadığı, bireylerin ve toplumun huzurunu kaçırdığı göz ardı edilmemelidir.
Mutlu bir evliliğin rahat kurulabilir olması
için lükse, israfa, aşırılığa kaçmamak, makul düzeyde hareket etmek
gerekmektedir. Ayrıca zor ve külfetli evliliklerin hayır ve mutluluk getirmediği
ve çoğu zaman da süreklilik arzetmediği unutulmamalıdır. İslam Dini evlenmeye
gücü bulunmayanları evlendirmeyi toplumun bir vazifesi olarak ortaya koymuştur.
Kuran-ı Kerimde Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu
uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla
zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir
buyrulmaktadır.
Çocuk Hakları
Her çocuk tertemiz bir yaratılışa sahiptir ve
üzerinde hiçbir leke bulunmayan bir sayfa gibidir. Çocuklar son derece meraklı,
hevesli, saf, temiz ve iyi niyetlidir. Davranışları, düşünceleri ön
yargısızdır. İçlerinden geldiği gibi, düşündükleri gibi davranırlar. Çocuk
yeryüzü bahçesinin en tatlı meyvesidir. Günümüzün en güzel nimeti ve
geleceğimizin teminatıdırlar. Bu sebeple kendilerine karşı davranışlarımızda
dikkat etmemiz gereken hususlar vardır.
Çocuklar bizlere emanet olarak verilmişlerdir.
Bu emanete kendilerinin bedenen ve ruhen en güzel şekilde yetiştirilmeleriyle
tam anlamıyla riayet edilecektir. Her çocuğun -bizce çocukça görülse de-
kendisince lüzumlu olan hakları vardır. Her bir çocuğun, düzgün bir yaşam,
eğitim ve öğretim, işkenceye maruz kalmama, kötü ortamlarda bulundurulmama,
küçük yaşlarda ve zor şartlarda çalıştırılmama, sıcak bir aile ortamında hayat
sürme ve erkek kız ayrımı gözetilmeksizin kendilerine karşı adaletli davranılma
gibi hakkı vardır.
Yüce Dinimizde çocuklar arasında ayrım
gözetilmeden kendilerinin isteklerine cevap verilmesini bedenen ve ruhen en
güzel şekilde yetiştirilmelerin istemektedir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz
“Hiçbir anne-baba çocuğuna edep ve terbiyeden daha iyi ikramda bulunmamıştır.”
buyurmaktadır.
Engelli Hakları
Dünyada yaşayan insanlar, bazen doğuştan bazen
de sonradan oluşan birçok sıkıntılara maruz kalabilmektedir. İnsanoğluna verilen
nimetlerin en başında gelen vücutta doğuştan veya sonradan ortaya çıkan
aksaklıklar meydana gelebilir. Gözlerin görmemesi, kulakların duymaması veya
herhangi bir organın eksik olması bu hususlardandır. Başa gelen bu durumlardan
dolayı isyan edilmemeli, karamsarlığa kapılmamalı ve sabır gösterilmelidir. Yüce
Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır. “Andolsun ki sizi biraz korku ve
açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri
müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle)
Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. İşte Rableri katından rahmet
ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.”
Sevgili Peygamberimizde Bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Yüce Allah, iki
gözünü alarak imtihan ettiğim kulum sabrederse, o iki göz yerine ona cennetim
veririm, buyurdu.”
İslam dini inananların kendi aralarında birlik
ve dayanışma içerisinde olmalarını istemekte, darda kalanların ve acizlerin
ihtiyaçlarına koşulmasını emretmektedir. Yüce Dinimiz kişilerin hayatlarında
oluşan olumsuzlukları kusur olarak görmemiştir. Yüce Rabbimiz, engelliler ile
diğer insanlar arasında ayrım gözetilmemesini Abese süresinin ilk ayetlerinde
şöyle ifade etmektedir. “Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve
öteye döndü. (Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak, Yahut öğüt alacak
da bu öğüt kendisine fayda verecek.”
Yaşadığımız dünyada her türlü sıkıntılarla
karşılaşabiliriz. Bugün bir kardeşimizin başına gelen yarın bizimde başımıza
gelebilir. Bu sebeple, böyle bir durumla karşılaşan kardeşlerimiz sabretmeli,
isyan etmemeli ve gerçeği kabul ederek hayatını sürdürmeli, bizlerde
toplumumuzda bulunan bedensel engelli kardeşlerimize gereken desteği vermeli ve
onlara yaşanılır bir hayat sunmalıyız. Çünkü biz insanız çünkü biz Müslüman’ız.
Konumuzu izah etmeye çalışırken
sizlere aktardığımız bir çok ayet ve hadis ışığında şunu ifade edelim ki,
yaşadığımız insanların hakkına riayet etmek hem insanlığımızın gereği hem de
Dinimizin isteğidir. Nitekim ayetlerde Yüce Rabbimiz, hadislerde Sevgili
Peygamberimiz kendisinden razı olunacak hayatın sadece ibadetleri yerine
getirmekle elde edilemeyeceğini, ibadetlerin yanında ve daha da önemlisi
yaşadığımız toplumdaki insanlarla olan ilişkimizde hak ve hukuka uygun bir yaşam
sürdürmemiz gerektiğini ifade etmektedirler. Nitekim mensubu olmakla şeref
duyduğumuz İslam Dini insan hakları konusunda gerekli hükümleri getirmiş ve
inananlardan da bu haklara gerekli hassasiyeti göstermeyi istemiştir. Bu
hakların çiğnenmesi neticesinde kul hakkına girileceği ve kul hakkını ihlal
edenlerin ise dünya ve ahirette zarara uğrayacakları bildirilmiştir.
Konumuza Sevgili Peygamberimizin çağlar
öncesinden çağlara hitap eden şu tavsiyeleriyle son veriyorum.
"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham),
sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını
araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın,
kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi
kardeş olun.
“Müslüman müslümanın kardeşidir: Ona haksızlık
etmez, onu yardımsız bırakmaz, küçük görmez. (Göğsüne işâret ederek) Takvâ
buradadır, takvâ buradadır!”
"Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük
olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi, kanı, namusu ve malı Müslüman’a haramdır.”
"Şüphesiz ki Allah, sizin
bedenlerinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize kıymet verir."
"Birbirinize haset etmeyin, kin
tutmayın. Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin,
müşteri kızıştırmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."
"Birbirinizle alâkayı kesmeyin!
Birbirinize sırt dönmeyin! Birbirinize kin tutmayın! Haset
etmeyin. Ey Allah'ın kulları!
Kardeş olun!”
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|