|
Yeni bir eğitim öğretim dönemine girmiş bulunmaktayız. Çocuklarımız ilim
yuvalarıyla buluştu. Bu buluşmanın hem kendileri için, hem kendimiz için, hem
vatanımız ve milletimiz için, hem de bütün dünya insanlığı için hayırlar
getirmesine yönelik üzerimize düşen vazifelerimiz vardır. Bugün vaazımızda İslam
dininin eğitim ve öğretime, öğretmenlik mesleğine bakış açısını Kur’an ve Sünnet
ışığında değerlendirip, üzerimize düşen vazifelerimizi yeniden hatırlamaya ve
hatırlatmaya çalışacağız.
Bu dünyada kendisine yaşam alanı bulan insanoğlunun, kendisine, ailesine,
yaşadığı topluma ve bütün dünyaya faydalı bir yaşam sürdürebilmesi için en
gerekli olan şeylerin başında ilim gelmektedir. Sözlükte “bilmek” anlamına gelen
ilim, klasik sözlüklerde “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen
kesin inanç (itikad), bir nesnenin şeklinin zihinde oluşması, nesneyi olduğu
gibi bilmek, nesnedeki gizliliğin ortadan kalkması” gibi değişik şekillerde
tarif edilmektedir.
İlim, sadece kendi başına yeten ve kişiyi mutlak manada dünya ve ahiret
mutluluğuna ulaştıracak bir husus değildir. Çünkü ilim doğru amaçlar için
kullanılabileceği gibi yanlış amaçlar içinde kullanılabilecek bir unsurdur.
Güzel amelle yani doğru yaşantıyla bütünleşen ilim, değerlerin en başında gelir
ve böyle bir ilim sahibinin, mutlu bir yol haritası çizmesine vesile olur.
Bir ilme sahip olan Alim ise, bir şeyi derinlemesine tanıyıp mahiyetini idrak
eden, bir konuda kesin bilgiye ulaşan ve bir şeyin hakikatine nüfuz eden kişi
anlamlarına gelir.
Alimler bilgileri öğrenip bilimsel faaliyet icra etmek için veya bir takım
bilgileri sadece kendi belleklerine aktarmak için ilmi öğrenmemeli, ilmi
bilmeyene bildirmek ve bilene de bildiğini yeniden anlamlandırmak için
öğrenmelidir.
Sevgili Peygamberimiz alimin üstünlüğünü şöyle ifade ediyor:
فَضْلُ الْعَالِمِ عَلى الْعَابِدِ كَفَضْلِي عَلى أدْنَاكُمْ
"Âlimin
âbide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir"
Kuran-ı Kerimde ise:
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء
"Allah'tan kulları içinde ancak ilim sahibi olanlar korkar.",
Bir başka ayette ise,
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
buyrulmak suretiyle de ilim sahibi olan insanların en önemli özelliği olan
Yaratanı bilme özelliği zikredilmiş, bilgili olanların bilgili olmayanlardan
üstünlüğü vurgulanmıştır. Bu sebeple davranış ve uygulama planında olumlu
sonuçlar doğurmayan veya kötülüklere alet edilen bilgi, kıymeti bilinmemiş,
şükrü yerine getirilmemiş bir nimet olup, ayrıca bilgiyi bilene de sorumluluk
gerektirmektedir.
İlme giden yol ise eğitim ve öğretimle sağlanmaktadır. Sosyal yapıda iyiye doğru
gelişimin öncüsü eğitim ve öğretimdir. Ferdin hem kendisiyle hem de yaşadığı
toplumla olan ilişkilerinde iyiye doğru gidişat yine eğitim ve öğretimle
olmaktadır. İnsanoğlunun hayatının her safhasında –doğumdan ölümüne kadar olan
bütün dönemlerinde- ihtiyaç duyduğu en önemli şey yine eğitim ve öğretimdir.
Eğitim; Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve
eğitme işi, çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için
gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini
geliştirmelerine yardım etme, terbiye, Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken
bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim, öğrenmeyi kolaylaştıracak
etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi olarak tarif
edilmektedir.
Tariflerden de anlaşılacağı üzere eğitim ve öğretim birbiriyle bağlantılı iki
husustur ve biri diğerinden daha az önemli değildir. Bireylerin
yetiştirilmesinde eğitim ve öğretim birlikte sunulmalıdır.
Eğitim ve öğretim sadece belli yaşla belli yerlerle sınırlı değildir. Özellikle
günümüzde tıbbın ilerlemesi neticesinde, anne karnında bulunan bebeklerin dahi
annenin davranışlarından etkilendiğini, söylenen sözleri duyduğunu, annenin
kendisiyle kurmuş olduğu güzel iletişimden dolayı mutlu olduğu tespit
edilmektedir. Hatta bazı annelerin çocuklarının iyi bir müzisyen olmaları için
onlara müzik dinlettiklerini medyadan takip ediyoruz. Bu da bize göstermektedir
ki, insanoğlunun eğitimi, anne karnına düşmekle başlayıp, doğumuyla devam eden
ve ölüme kadar sürecek olan bir süreçtir. Peygamberi ifadeyle “Beşikten mezara
kadar ilim tahsil edin” sözü bu hususu ne kadar da güzel özetlemektedir.
Eğitim ve öğretimin ilk başladığı yer aile yuvasıdır. Nitekim insanoğlu
kendisine lazım olan ve hayat boyu unutmayacağı en önemli bilgileri hep bu
yuvadan alır. Karakterin şekillenmesi, duyguların oluşması, bilginin öneminin
anlaşılması ve dini hayatın insan üzerinde bıraktığı etki hep bu döneme
rastlamaktadır.
Çocuklar tertemiz bir yaratılışa sahiptir ve üzerine yazılmaya hazır tertemiz
bir sayfa gibidir. İyi veya kötü etkilere açıktır. Çocuklar son derece meraklı,
hevesli, saf, temiz ve iyi niyetlidir. Davranışları, düşünceleri ön
yargısızdır. İçlerinden geldiği gibi, düşündükleri gibi davranırlar. Çocuklar,
kendilerine söylenenlerden daha çok gördüklerine, yaşadıklarına ve tanık
olduklarına itibar ederler. Sözlerden daha çok yaşadıkları, onlar üzerinde
etkili olur. Bu sebeple anne-baba olarak bizlerin çocuklarımıza verebileceğimiz
en önemli eğitim modeli “yaşayarak öğretme” olmalıdır. Yalan söyleyen, ağzından
kötü söz çıkar, dedikodu yapan, velhasıl kötülükler içerisinde olan bir
anne-babanın çocuğunu söz ile doğru olan şeylere iletmesi çok zordur. “Ağaç
yaşken eğilir” atasözümüzün de işaret ettiği gibi hayatımızın genelini etkileyen
çocukluk döneminin en verimli bir şekilde geçirilmesine ebeveynler tarafından
özen gösterilmelidir.
Vatanını ve milletini seven, büyüklerine saygılı, küçüklerine merhametli,
hayatın kıymetini bilen ve kötü alışkanlıkları olmayan bir nesil
yetiştirilmesinin yolu önce aileden geçmektedir. Sevgili Peygamberimizde
مَا
نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ
“Hiçbir anne-baba çocuğuna edep ve terbiyeden daha iyi ikramda bulunmamıştır.”
buyurarak, anne-babaların evlatlarına vereceği en önemli eğitimin edep ve
terbiye olduğunu zikretmiştir. Zaten kişinin aile yuvasında almış olduğu
terbiye, ahlakını şekillendirmede en etkili olan husustur. Nitekim bizlerde
“Kişi yedisinde neyse yetmişinde odur” diyerek bu hususu atasözü olarak
kullanmaktayız.
Eğitim ve öğretimde en etkili yerlerden biride okuldur. Okul, bireylerin aile
yuvasında almış olduğu eğitimden başka onlara bilgi hazinesi sağlayan en etkin
kurumların başındadır. Cehaletin önlendiği yer okuldur. Kişilerin benliğinin
oturduğu ve bilginin hayata aktarılması hep okul sayesinde olmaktadır. Okullarda
bizlere eğitim ve öğretimi sunanlar ise başımızın tacı öğretmenlerimizdir. Almış
oldukları ilmi insanlara aktaran nadide şahsiyetlerdir. Milletlerin geleceğini
belirleyen, bireyleri toplumla buluşturan ve onlara sosyal bir kimlik
kazandıranların başında yine öğretmenler gelmektedir. Bu sebeple öğretmenlik
bireylerin yapabileceği en önemli görevdir.
Yüce Dinimizde eğitim ve öğretimin işini yüklenen öğretmenlerimize gereken önemi
vermiştir. Öğretmenler yapmış oldukları iş karşılığında dünyada ve ahirette
Allah’ın rahmetine ve insanların gönüllerine girmişlerdir. Öğretmenlik dünyada
gıpta edilecek iki husustan biridir. Sevgili Peygamberimiz bunu şöyle dile
getirmektedir.
لا حَسَد إلاَّ في اثْنَتَيْنِ: رَجُلٌ آتَاهُ اللَّه مَالاً فَسلَّطهُ عَلى
هلَكَتِهِ في الحَقِّ ، ورَجُلٌ آتاهُ اللَّه الحِكْمَةَ فهُوَ يَقْضِي بِهَا ،
وَيُعَلِّمُهَا
"Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir:
Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse;
Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da
öğreten kimse."
Eğitim ve öğretim işiyle meşgul olmak sadece dünyevi getirisi olan bir görev
değildir. Bu görevi yerine getiren insanlar için dünyada kendilerine ilim
öğrettikleri insanların yanı sıra, bütün yaratılanlarda kendilerine hayır duada
bulunmaktadırlar. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde bu hususu şöyle dile
getirmektedir.
إنَّ اللّهَ تَعالى وَملَئِكَتَهُ وَأهْلَ السَّمَواتِ وَأهْلَ ا‘رْضِ حَتّى
النَّمْلَةَ فِى جُحْرِهَا وَالْحِيتَانَ فِي الْبَحْرِ يُصَلُّونَ عَلى مُعلِّمِ
النَّاسِ الخَيْرَ
"Allah Teâlâ Hazretleri, melekleri, semâvat ehli, deliğindeki karıncaya,
denizindeki balıklara varıncaya kadar arz ehli, halka hayrı öğretene mağfiret
duasında bulunur."
Bu sebeple tekrar ifade edelim ki, eğitim ve öğretim işiyle meşgul olanlar
kutsal bir görevi de icra ediyor demektir.
İslam dini yeryüzüne yayılmışsa bunun temel sebeplerinin başında Sevgili
Peygamberimizin bir öğretmen gibi çalışması ve ashabında bir talebe gibi O’nu
takip etmeleri gelmektedir. Nitekim Müslümanların Mekke’den Medine
Hicretlerinden sonra Hz. Peygamberin yaptırmış olduğu Mescid-i Nebevinin en
önemli kısmını bir okul yani “Ashab-ı Suffa” oluşturmakta idi. Suffa günümüzün
pansiyonlu üniversiteleri gibi çalışan bir kurumdu. Resulullah bizzat burada
ders veriyor, bunun yanında okuma-yazma bilmeyenlere ise bazı öğretmenler
tarafından dersler veriliyordu. Gün geldiğinde burada ders gören insanların
sayısı 400’e ulaşmıştır. Bu mektepte yetişen insanlar İslam dininin yayılmasında
öncü olmuşlardır.
İslam Dini eğitim ve öğretim görecek insanlar arasında ayrıma asla gitmemiştir.
Nitekim İlim elde etmek, her Müslüman erkek ve kadın için bir görevdir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların eğitim ve öğretimine de büyük önem
vermiş, kendisine gelen ilahi emirleri insanlar arasında ayrım gözetmeden
herkese tebliğ etmiştir. Kadınlara belli bir gün ayıran Sevgili Peygamberimiz
onlara ders vermiş onların sorularını cevaplamıştır.
Peygamber Efendimiz zamanında birçok bilgin hanım yetişmiştir. Eşi Hz. Aişe,
kızı Hz. Fatıma, ümmü Seleme, Hafsa, Ümmü Habibe, Esma, Safiye, Ümmü Eymen,
Zeynep binti cahş, ve Ümmü Derda gibi hanımlar devrinin önde gelen bilginleri
arasındaydılar.
Ayrıca yine o devirde kadın öğretmenler de vardı. Şifa (Ümmü Süleyman b.
Hayseme) bunlardan biridir.
Hz. Peygamberimiz kız çocuklarını yetiştirilmesi hususunda şu müjdeyi vermiştir.
مَنْ عَالَ جَارِيتَيْنِ حَتَّى تَبْلُغَا جَاءَ يَومَ القِيامَةِ أَنَا وَهُو
كَهَاتَيْنِ وَضَمَّ أَصَابِعَهُ
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye
ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan yana bulunacağız” buyurdu ve
parmaklarını birleştirdi.
Eğitim ve öğretimin bir başka boyutu ise kişinin sosyal hayattaki kazanımlarıdır
ki, bunlar kişinin daha çok tecrübelerini şekillendirir. Sosyal hayatta
arkadaşlıklar, komşuluk ilişkileri birlikte yaşadığımız insanlarla kurmuş
olduğumuz diyaloglar da bizim eğitim ve öğretim hayatımızın şekillenmesinde önde
gelen hususlardır. İyiye doğru yöneliş, muhabbetin en güzeli birbirlerini seven
arkadaşlar arasında yapıldığı gibi, kötülüklerde yine arkadaşlıklar vesilesiyle
yayılmaktadır.
Günümüzde birçok yanlışlıklar hep arkadaş ortamlarında ortaya çıkmaktadır.
Özellikle sigara içimine, gençler arasında yaygınlaşmaya başlayan esrar, eroin,
extazi vb. gibi zararlı maddelerin kullanımına hep yanlış arkadaşlıklar sonucu
başlanılmaktadır. Bu sebeple aile olarak bizler, çocuklarımızın kurmuş olduğu
arkadaşlıklara dikkat etmeli, arkadaş edinmelerini kısıtlamak yerine tedbiri
elden bırakmamak şartıyla olumlu arkadaşlıkların önünü açmalıyız. Sevgili
Peygamberimizde arkadaşlıkların önemini şöyle belirtmektedir. “ Kişi, dostunun
yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biriniz dost edineceği kişiye dikkat
etsin”
Yüce Dinimiz ilmi faziletlerin en üstünü saymış, dersimize başlarken
zikrettiğimiz ayetlerden ve hadislerden de anlaşılacağı üzere bilgiyi kişilerin
önüne bir rehber olarak sunmuştur. İslam dininde ilimden kast edilen, sadece
dini ilimler değildir. Ömer Nasuhi Bilmen Büyük İslam İlmihalinde konumuzla
ilgili şunları söylemektedir. Her Müslüman’ın yapmakla yükümlü bulunduğu dini
görevlerini yerine getirmek, doğruyla yanlışı, helal ve haramı ayırt etmek için
bilgi sahibi olması farzdır. İlim öğrenmek hem ferler için, hem de toplum için
gereklidir. Ferdin kendi ihtiyaçlarını giderecek ilmi öğrenmesi farz-ı ayn (yani
her bir Müslüman’ın yapması gerekli şey)’dir.
Allah rızası gözetilmek kaydıyla, insanlara faydalı olacak, toplum hayatı için
gerekli her türlü ilim öğrenilmesi farz-ı kifaye olarak hükme bağlanmıştır.
Yani Müslüman toplumda, bu ilimlerin her branşıyla meşgul olacak, bu ilimleri
öğrenecek ve öğretecek insanların bulunması gerekir.
İslam dini insanları başı boş bırakmış bir din değildir. İslam Dini aynı zamanda
bir eğitim ve öğretim dinidir. Nitekim insanoğlunun ilk eğitim ve öğretimi
Yaratan tarafından yapılmıştır. Kuran-ı Kerim’de bu husussa şöyle işaret
edilmektedir.“Allah Ademe bütün isimleri öğretti ”
Varolan şeylerin içini bilme ve varolan şeylerden yeni ürünler çıkarma özelliği
ayetten de anlaşılacağı üzere Yaratanımız tarafından bizlere öğretilmiştir. Bu
haliyle her insan bir öğrenci ve kendini yaratan Allah (c.c.) ise o’nun ilk
öğretmenidir.
Yüce Yaratanımızın indirmiş olduğu kuran-ı Kerim ve Sevgili Peygamberimizin
Sünneti İslam dininin en temel iki eseridir. Kuran ilk olarak “Oku” emriyle
inmeye başlamıştır. İslam dini kendisine inanları ilk davet yolu olarak okumayı
seçmiştir. Nitekim Hz. Peygamberde birçok kez şöyle buyurmuştur. “Allah beni bir
muallim (öğretmen) olarak göndermiş bulunuyor”
Yüce Rabbimiz eğitim ve öğretimin üzerinde hassasiyetle durmakta, Kuran-ı
Kerimde de ilahi tebliğin eğitim ve öğretim işinden ibaret olduğunu şöyle
zikretmektedir.
رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً
مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ
وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ
“Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara âyetlerini okusun,
kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın…”
Müminlerin eğitim ve öğretimle meşgul olmalarını isteyen başka bir ayette şöyle
buyrulmaktadır.
وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةً
فَلَوْلاَ نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي
الدِّينِ
وَلِيُنذِرُواْ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُواْ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
“(Ne var ki) Müminlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse
onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi
olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki
sakınırlar.”
Sevgili Peygamberimiz de hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Allah’ın benimle
göndermiş olduğu hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun
yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve
ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah
burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de
hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir
yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak ve kaygan arazidir. Ne
su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın
benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem
öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle
gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir."
Özellikle İslam’ın indiği o günlerden bu güne kadar medeniyetlerin artık silah
faktöründen çok ilim faktörüyle kurulması “Oku” emrinin neden ilk emir olarak
bizlere indiğinin en güzel izahıdır. Gücünü silahtan alan bir medeniyetin devamı
çok fazla sürmezken, eğitimli insanları ve bu eğitimi doğru yönde kullanan
alimleri çok olan medeniyetlerin uzun ömürlü olduklarını tarih sayfalarını
araladığımız zaman daha iyi görmekteyiz. Nitekim Osmanlı Devleti gücünü silahtan
daha çok ilimden alan bir medeniyet kurmuş ve bu medeniyet hem kendi milletine
hem de dünyaya huzur ve mutluluk getirmiştir.
Kendilerini hayırlara ulaştırmak ve yaşadığı toplumda bulunan insanlara faydalı
ilim sunabilmek için eğitim ve öğretimde bulunan talebeler ise yine öğretmenleri
gibi kutsal bir görev yapıyorlar demektir. Hz. Peygamber hadislerinde ilim
tahsil yapan öğrenciler ve onlara eğitim ve öğretimde bulunan öğretmenleri için
şu müjdeyi vermiştir. "Kim bir ilim öğrenmek için bir yola girerse Allah onu
cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim talebinden
memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar ve
hatta denizdeki balıklar âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki
üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler
peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne de dirhem miras
bırakırlar, ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasib
elde etmiştir."
Sevgili Peygamberimiz birçok hadis-i şeriflerinde ilim talebi için yola
çıkanları Allah yolunda olduklarını ve dünyada yapmış oldukları bu eğitim ve
öğretim sebebiyle Cenneti hak edeceklerine dair müjdeleri şöyle vurgulamıştır.
مَنْ خَرَجَ فِي طَلَبَ العِلْم فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللّهِ حَتّى يَرْجِعَ
"İlim
talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır.
.... ومَنْ سلَك طرِيقاً يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْماً ، سهَّلَ اللَّه لَهُ بِهِ
طَرِيقاً إلى الجَنَّةِ "Kim
ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu
kolaylaştırır."
Hayatımızı doğru yönde şekillendirmede bizlere yardımcı olan, bizlere
bilmediklerimizi öğreten, bildiklerimizi ise daha iyi anlamamıza vesile olan ve
bütün zorluklara göğüs gererek bizleri yetiştiren öğretmenlerimizi saygıyla ve
minnetle yad ediyoruz. Kendilerini çok sevdiğimizi ve onları asla
unutmayacağımızı dile getiriyoruz. Ahirete intikal etmiş olan öğretmenlerimize
Rabbimizden rahmet, dünyada yaşayan öğretmenlerimize esenlikler diliyoruz. Bu
vesile ile kendilerinin 24 Kasım Öğretmenler gününü kutluyoruz. Yüce Rabbim
öğretmenlerimizi başımızdan eksik etmesin. Kendilerine dünya ve Ahiret mutluluğu
nasip etsin.
Konumuzu Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) eğitim ve öğretimin iki temel unsuru
olan öğretmen ve öğrenci için ifade ettiği bir hadisiyle sonlandıralım.
Efendimiz şöyle buyuruyor.
الدُّنْيَا ملْعُونَةٌ ، ملْعُونٌ ما فِيهَا، إلاَّ ذِكرَ اللَّه تَعَالى ، وما
والاَهُ ، وعَالماً ، أوْ مُتَعلِّم
"Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na
yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan
müstesnadır."
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|