|
Hayatımızın her anında adaleti ikame etmekle
mükellefiz. Her işimizde adaletli olmak neticesinde iyiliklere ulaşabilmekteyiz.
Aile hayatımızda, çocuklarımız arasında, ana-babamıza karşı, arkadaşlarımıza,
komşularımıza, mesai arkadaşlarımıza sonuç itibariyle yaşam bulduğumuz bütün
insanlara karşı adaletli davranmak neticesinde hem Rabbimizin hem de İnsanların
rızasını kazanmış olacağız. Bu rıza ise bizi dünya ve ahiret mutluluğuna
götürecektir.
Adaletin hayatımızdan çıkarılması sonucunda ise
karşılaşacağımız sonuç zulümdür. Adaletli davranmamız gereken her alanda adaleti
bırakarak kendi menfaatimiz veya güç- kudret sahiplerinin menfaati için
adaletten ayrılmamız bizi zulüm’e, zulüm ise dünyamızı perişan etmemizle
kalmayıp ahiret hayatımızı perişan etmemize sebebiyet verecektir. Bu sebeple ne
iş yaparsak yapalım, kiminle olursak olalım adaleti yaşam haline getirip
zulümden öylece kaçınmalıyız.
Zulüm Sözlükte "bir şeyi kendine mahsus yerinden
başka bir yere koymak, noksan yapmak, sınırı aşmak, doğru yoldan sapmak,
meyletmek, hakkını eksiltmek, hakkını vermemek, men etmek ve yapılmaması gereken
bir davranışta bulunmak" anlamlarına gelir. Zulüm kavramı, Kur'ân öncesi Arap
toplumunda insanî ilişkilerde her türlü olumsuz söz, fiil ve davranışları ifade
etmekte kullanılmıştır. Kur'ân'da bu kavram insanlar arasındaki olumsuz ilişkiyi
ifade etmekle birlikte çoğunlukla Allah'a karşı görevlerde inkâr ve isyan olan
söz, fiil ve davranışları ifade etmektedir.
Yüce Allah yaratmış olduğu hiçbir varlığa asla
zulmetmediğini kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in değişik birçok ayetinde
bizlere bildirmektedir. Bu ayetlerden bir kaçını sizlerle paylaşmak isterim.
تِلْكَ آيَاتُ
اللّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللّهُ يُرِيدُ ظُلْماً
لِّلْعَالَمِينَ
“İşte bunlar Allah’ın, sana hak olarak
okuduğumuz âyetlerdir. Allah, âlemlere hiç zulüm etmek istemez.”
إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ
مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ
أَجْراً عَظِيماً
“Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm
etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve
kendi katından büyük bir mükâfat verir.”Dünya
hayatında kulları için zerre kadar zulmetmeyen Yüce Allah, ahiret gününde de
asla zulmetmeyeceğini ve kullarının kazanmış olduklarının -ister iyi ister kötü
olsun- neler olduğunu kendilerine bildirecektir.
Sevgili Peygamberimizin “Kıyamet gününde, haklar
sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan
kısas alınacaktır.”
Sevgili Peygamberimiz bu hadisi şerifle bir teşbihte bulunmuştur. Hadis-i
şerifini de Yüce Rabbimizin hiçbir varlığa zulmetmeyeceği sonucunu
çıkarabiliriz.
Yüce
Rabbimizin mutlak adaleti ahiret hayatında tecelli edecek ve bu hayatta zulüm
edenlerin cezası verilmese bile ahirette verilecektir. Ahiret hayatında
insanların dünya hayatında yapmış oldukları kendilerine bildirilecektir. Bu
bildirimi alan insan hatanın kendisinden kaynaklandığını anlayacaktır. Ayet-i
kerimde şöyle buyruluyor. “Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda yazılı
olanlardan korkmuş olduklarını görürsün. "Vay halimize! derler, bu nasıl
kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini sayıp
dökmüş!" Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç
kimseye zulmetmez.”
Zulüm olan bazı fiiliyatlar ve bu fiiliyatlar
hakkında Yüce Rabbimizin bildirdiği bazı ayetleri sizlere aktarmak isterim.
Allah’ın mescitlerini, camilerini mamur etmek
onları imar etmek Allah’a ve ahiret gününe imanın bir neticesi ise, Allah’ın
mescitlerini harap etmek ise zulmün neticesidir. Kur’an-ı Kerimde şöyle
buyruluyor. “Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve
bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu)
içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma,
ahirette büyük bir azab vardır.”
Yetimlerin mallarına el uzatanların da Kur’an-ı
Kerim’de zalim oldukları ifade edilmektedir. “Gerçekten, yetimlerin mallarını
zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, çılgın bir
ateşe gireceklerdir.”
Zulmedenlere karşı meyletmekte insan için
zulümdür. Kur’an-ı Kerim bu hususa işaret etmektedir. Zulüm nasıl zulüm ise,
zulmedenin zulmüne destek olmak ona meyletmek öylece zulüm olarak
değerlendirilmektedir. İlgili ayette şöyle buyrulmaktadır. Zulmedenlere eğilim
göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur,
sonra yardım göremezsiniz.
Yüce Allah geçmiş milletlerin başlarına gelen
sıkıntıların kendinden olmadığını her bir kavmin başına gelen sıkıntıların kendi
yapmış olduklarından dolayı olduğunu ve bu manada Allah’ın kimseye
zulmetmediğini bizlere şöyle bildirmektedir. “Onlara kendilerinden evvelkilerin,
Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan
şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti.
Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine
zulmetmekte idiler.”
Geçmiş milletlerin yanlışlıklarından bahseden
diğer bir ayette ise insanların idrak edemedikleri şeyleri inkar etmeleri zulüm
olarak değerlendirilmektedir. “Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve
kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de
böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak.”
Yukarıda yapmış olduğumuz açıklamalar ışığında
zulmü üç ana başlık altında inceleyebiliriz. Bu üç ana unsurun üç önemli sonucu
bulunmaktadır.
1- İnsan ile Allah arasında vuku bulan zulüm. Bu
şirk, küfür, nifak ve isyandır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus ile ilgili bildirilen
ayetlerden bazıları şöyledir. “Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya
O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler
kurtuluşa eremezler.”
Yüce Allah kendisine ortak koşulmasını, kendisinden başkasına ibadet edilmesini
zulüm olarak değerlendirmektedir. “Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın)
kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere
tapıyorlar. Zulmedenler için hiçbir yardımcı yoktur.”
Bir başka ayette imandan küfre sapanlarında zulüm içerisinde oldukları şöyle
vurgulanmaktadır. “Kendilerine apaçık belgeler geldiği ve elçinin hak olduğuna
şahid oldukları halde, imanlarından sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl
hidayete erdirir? Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez.”
Allah’a şirk koşmanın onu inkar etmenin
neticesini Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. “İnsanlar içinde, Allah'tan
başkasını ‘eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi
severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O
zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın
olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir
bilselerdi.”
“Kıyamet günü o kötü azabtan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere
"Kazandığınızı tadın" denmiştir.”
2- Kişi ile insanlar arasındaki zulüm.
Haksızlık, hırsızlık, öldürme, iftira vb. günahlar. İnsana karşı yapılan zulüm
kul hakkını doğurmaktadır. Kul hakkı ise ancak kul tarafından affedilmektedir.
Sevgili Peygamberimizin konumuzla ilgili meşhur hadisini sizlerle paylaşmak
isterim. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Müflis kimdir, biliyor musunuz?”
diye sordu. Ashâb:
- Bizim aramızda müflis, parası va malı olmayan
kimsedir, dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü
namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve
iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple
iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden
sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da
cehenneme atılan kimsedir” buyurdular. Bir
diğer hadislerinde Alemlere rahmet olarak gönderilen HZ. Peygamber (s.a.s.)
Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya
malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü
gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa,
yaptığı zulüm mikdarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şâyet
iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun
üzerine yükletilir.”
3- Kişi ile nefsi arasında zulüm. Bu, Allah'a
karşı görevlerini yapmayan ve insanlara zulmeden kimsenin neticede nefsine
zulmetmemiş olmasıdır. Nefsine karşı zulmedenler tövbe ettikleri vakit tövbeleri
kabul edileceği müjdesini de vurgulamakta fayda görüyoruz. Rabbimiz şöyle
buyuruyor. “Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma
dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.”
Hz. Adem ve Hz. Havva Cennette yasaklanan
meyveyi yemeleri ve Dünyaya gönderilmeleri neticesinde yapmış oldukları hatayı
anlamışlar ve şöyle dua etmişlerdi. Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize
zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana
uğrayanlardan olacağız."
Yüce Allah’ın koymuş olduğu yasakları çiğneyen insanlar kendilerine
zulmetmektedirler. Allah’ın insanlara haram kıldığı ve yasak kapsamına aldığı
her şey insanlar içindir. İnsanın dünya ve ahireti içindir. Bu yasaklara
uymayanlar, haramla meşgul olanlar dünyalarını ve ahiretlerini harap
etmektedirler. Yüce Yaratanın Cennetlik yarattığı bu bedeni cehenneme sevk
etmektedirler. Bu ise zulümden başka nedir? Bu sebeple Rabbimizin bizlerden
istemiş olduğu emirlere riayet ve yasaklarından kaçmak için var gücümüzle
çalışmalıyız. Kendimizin selameti için.
Müslüman kendisi için istediğini başkası için
isteyen, kendisi için istemediğini başkası için istemeyen kimsedir. Sevgili
Peygamberimizin bir başka ifadesiyle “Müslüman, dilinden ve elinden
Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı
şeylerden uzak duran kimsedir.”
Allah’a inanmış, Peygamber Efendimizi kabul etmiş, Kur’an-ı Kerim’i tasdik etmiş
Müslümanlar olarak bizlere yakışan adaletli olmak, zulmü hayatımızdan
çıkarmaktır. Hayatımızın hangi safhasında olursa olsun, hangi işle meşgul
olursak olalım, kiminle diyalog kurarsak kuralım adaletli olmalı, hakkı haklı
olana teslim etmeli, hiç kimseye haksız bir fiiliyatta bulunmamalıyız.
Sonuç itibariyle zulüm; doğru olanı yanlış olan
ile, haklı olanı haksız olanla, iyi olanı kötü olan ile, sevgiyi nefret ile
değiştirmektir. Olanı olmamış gibi, olmayanı olmuş gibi göstermektir. Zulüm
fıtrata, insanın özünü ters bir davranış şeklidir. Zulüm insanlar arasında
bulunması gereken diyalogu zayıflatır, birlik ve beraberliğe sekte vurur. Zulüm
neticesinde her şey birbiriyle karışır. Doğru yanlıştan ayırt edilemez hale
gelir. Gerçek bilginin üzeri zulümle örtülür. Bu sebeple zulüm sadece insan
hayatını değil, doğal hayatı da perişan eder.
Rabbimizin emirlerine uymak ve yasaklarından
kaçmak sureti ile Rabbimize karşı zulüm içerisinde olmamalı, yaşam bulduğumuz
insanlara karşı haksızlık yapmak suretiyle zulüm etmemeli ve kul hakkı almamalı,
meşru olan şeyleri yapmak ve gayri meşru olan şeylerden kaçınmak suretiyle de
nefsimize zulüm etmemeliyiz. Böyle bir yaşam kendimizin rahat edeceği bir yaşam
şeklidir. Bunun ötesinde her türlü haksız davranış şekilleri dünyamızı ve
ahiretimizi hüsranlığa götürecektir.
Yüce Rabbim, Kendisine, kendimize ve diğer
insanlara karşı zulüm içerisinde olmamamızı nasip etsin. Hatalarımızdan dönme
fırsatını bizlere sunsun. Tövbe etmek suretiyle, kul haklarını helal ettirmekle
ve Kendi rızasına uygun olmak üzere imanlı bir ölüm bizlere nasip etsin. Cumanız
mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|