
01/02/2008 Cuma
Ölene Karşı Görevlerimiz
Yaratan Yüce Allah tarafından yaratılmış bütün varlıklar için bir kural
koyulmuştur. Yaratılan her varlık yaşam bulduğu hayata mutlaka veda edecek,
hayatı mutlaka sona erecektir. Kur’an-ı Kerim’de bu hususa şöyle işaret
edilmektedir.
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ
“Her can ölümü tadacaktır.” Bütün canlılar kıyamete kadar tek tek
ölümü yaşayacağı gibi Allah-u Teala’dan başka her şey kıyametle ölüme boyun
eğecektir. Yaşam bulduğumuz bu hayatta ister en yakınlarımız isterse diğer
insanlar olsun her an aramızdan birileri ahiret hayatına geçiş olan ölümle
buluşmaktadır. Bu sebeple yaşantımızdan akıp giden ölülerimiz için pek çok
görevlerimiz vardır.
Ölüm hadisesiyle karşılaşan bir kardeşimizi gördüğümüz zaman ona yapacağımız ilk
görev sesimizi fazla yükseltmemek ve zorla söyletmemek şartıyla ona kelime-i
tevhid telkin etmek olmalıdır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle
buyurmaktadır.
قال رسُولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : لَقِّنُوا موْتَاكُمْ لا إِله
إِلاَّ اللَّهُ
“Ölmek üzere olanlarınıza Lâ ilâhe illallah demeyi telkin ediniz!”
Allah-u Teala’nın bizlerden istediği ilk şey “Allah’tan başka ilah olmadığını”
kabul etmemizdir. Çünkü imanın ilk yolu budur. İlk olarak isteneni son olarak
telaffuz edip kalp ile iman ettikten sonra yaşamı terk etmek ise en büyük
saadetimiz olacaktır. Çünkü Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.s.)
“Kimin son sözü, “Allah’tan başka ilah yoktur” (Lâ ilâhe
illallah) cümlesi olursa, o kişi cennete girer.”
müjdesi vardır. Hadiste de zikredildiği üzere Ahiret için bizim ihtiyacımız olan
en önemli husus imandır.
Hepimiz için en büyük mutluluk, ölüm anımızda kendi başımıza kelime-i şahadet ve
kelime-i tevhid getirebilmektir. Ölüm anında feryad figan edip ölüm hadisesini
yaşan insana eziyet vermek yerine, kardeşimize kelime-i tevhidi hatırlatmak ona
yapacağımız ilk ve en önemli görevlerin başında gelmektedir. Ayrıca bu telkinle
beraber Yasin Süresi okumakta bizlere düşen görevlerden biridir. Bu hususu da
yine Sevgili Peygamberimiz bizlere şu hadisiyle tavsiyede bulunmaktadır.
“Ölülerinize Yâsîn okuyunuz”
Yasin suresini hem ölüm hem de cenaze kabre defnedilme anında ve sonrasında
okumak ölülerimiz için bir hayır olacaktır. Çünkü hadis mutlak zikredilmiş
olduğu için ister ölüm hadisesi gerçekleşirken isterse daha sonra ölülerimiz
için Yasin suresini okumak bizlere düşen görevlerden biridir.
Ölüm hadisesi gerçekleştikten sonra cenazenin gözlerini kapatmalı, ayaklarını
birleştirmeli, kollarını iki yanda tutmalı ve ağzı açıkta kalmasını engellemek
için rahatsız etmeyecek bir şeyle çenesini bağlamalı ve bu işlemleri yaparken
kendisi için hayır duada bulunmalıyız. Ölüm hadisesi bütün canlılar için çok
zorlu ve geride kalanlar için çok üzüntülü bir hadisedir. Ancak bu hadiseyle her
an karşılaşma mümkünse her canlı mutlaka bir gün ölümle buluşacaksa böyle
hadiselerde paniğe kapılmadan, sağduyulu olanlardan birilerinin bu vazifeleri
gerçekleştirmesi, geride kalanları sakinleştirmesi ve dualarda bulunmak
suretiyle rahatlatıcı bir ortam oluşturması gerekmektedir. Bu hususa en güzel
örnek olacak bir hadis-i şerif şöyledir. Ümmü Seleme Validemiz radıyallahu
anhâ’dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
(vefat etmiş olan) Ebû Seleme’nin yanına girdi. Gözleri açık kalmıştı, onları
kapattı. Sonra şöyle buyurdu:
“Ruh çıkınca gözler onu izler.”
Tam bu sırada Ebû Seleme’nin aile fertlerinden bazıları bağıra-çağıra ağlamaya
başladılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;
“Kendinize hayırdan başka bir şeyle dua etmeyin. Çünkü melekler dualarınıza âmin
derler” buyurdu. Sonra şöyle dua etti:
“Allah’ım! Ebû Seleme’yi bağışla. Derecesini hidâyete ermişler seviyesine
yükselt! Geride bıraktıkları için de sen ona vekil ol! Ey âlemlerin Rabbı! Bizi
de onu da bağışla!. Kabrini genişlet ve nurla doldur!”
Yaşadığımız bu dünyada başımıza türlü türlü sıkıntılar gelmektedir. Ölümde bu
sıkıntılardan biridir. Bu sıkıntılar için ise, Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de
bizlere sabrı tavsiye etmektedir.
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ
وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا
إِلَيْهِ رَاجِعونَ
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden
eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince,
“Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.”
Ayrıca Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu
söylemiştir: “Mü’min bir kulumun dünyada sevdiklerinden birini aldığım zaman,
buna sabredip sevabını Allah’tan beklerse, bu davranışının katımdaki karşılığı
kesinlikle cennettir”.
Hem ayetten hem de hadis-i şeriften anlıyoruz ki; Biz bize düşenin en güzelini
yerine getirmekle sorumluyuz ki, oda sabırdır. Bu sebeple ölüm hadisesi
gerçekleşen bir hanede bizlere düşen görevlerden biride sabırlı olmak ve sabırlı
olmayı tavsiye etmektir.
Gözün yaşarması kalbin hüzünlenmesi elbette kaçınılmaz olaylardandır. Çünkü
insanın ölüme duyduğu en büyük hüzün ise arada ayrılığın olmasıdır. Hepimiz
tarafından malum olan bir hadis şöyledir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince
gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbni Avf: - Ey
Allah’ın Resûlü! Siz de mi ağlıyorsunuz?” diye sordu. Hz. Peygamber ona:
يا ابْنَ عوْفٍ إِنَّها رَحْمةٌ ثُمَّ أَتْبَعَها بأُخْرَى ، فقال:
إِنَّ الْعَيْنَ تَدْمَعُ والقَلْب يَحْزَنُ ، وَلا نَقُولُ إِلا ما يُرضي رَبَّنا
وَإِنَّا لفِرَاقِكَ يا إِبْرَاهيمُ لمَحْزُونُونَ
“Ey İbni Avf! Bu gördüğün gözyaşları rahmet ve şefkat eseridir” cevabını verdi.
Sonra şunları ilave etti: -“Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ancak Rabbimiz’in
razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Seni kaybetmekten dolayı gerçekten
üzgünüz.”
Kalbin hüznünün nişanesi olan gözyaşları gerçekleşebilir. Ancak bu durumu çığlık
atarak yaka paça yırtarak feryada dökmemeli, acımızı fazlalaştıracak
davranışlara meyletmemeliyiz. Çünkü yapmış olduğumuz bu yanlışlığın ölümüze
katacağı hiçbir faydası yoktur.
Ölülerimiz için bir
başka görevimiz ise onu en güzel şekilde yıkamak ve kefenlemektir. Ölü
yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okunmaz. Cenazenin bir an önce yıkanması,
kefenlenip hazırlanması ve defnedilmesi müstehaptır. Yıkama işini yapmak için
cenaze önce, teneşir denilen tahta bir sedir üzerine, ayakları kıbleye gelecek
şekilde sırt üstü yatırılır. Teneşirin çevresi güzel kokulu bir şeyle üç, beş
veya yedi defa tütsülenir. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü
ile örtülür ve elbiseleri tamamen çıkarılır. Cenaze yıkayan erkek veya kadın,
farz olan yıkama görevini yerine getirmeye niyet etmeli ve besmele ile
başlamalıdır. Yıkama bitinceye kadar da Gufrâneke yâ rahmân (Artık senin
af ve mağfiretinle baş başa, sen onu bağışla ey rahmân olan Allah) demelidir.
Ölü kapalı bir mekânda yıkanmalı, yıkayan ve yardım edenden başka kimse
görmemelidir. Bir ölüyü ona en yakın olan biri veya takvâ sahibi güvenilir bir
kimse yıkamalıdır.
Yıkayıcı eline bir
bez alarak örtünün altından ölünün avret yerlerini temizler. Sonra abdest
aldırmaya başlayarak, önce yüzünü yıkar. Ağız ve burna su verilmez. Sadece
dudaklarının içini ve dışlarını, burun deliklerini, göbek çukurunu parmakla veya
parmağına sardığı bezle mümkün mertebe siler. Ondan sonra ellerini, kollarını
yıkar. Sahih olan görüşe göre başını da meshedip, ayaklarını geciktirmeksizin
hemen yıkar. Böylece ölüye abdest verilmiş olur. Namazın ne olduğunu anlamayacak
yaşta ölen çocuğa abdest verilmesine gerek yoktur. Cenazenin abdest işi
tamamlanınca üzerine ılık su dökülür. Varsa hatmî denilen güzel kokulu bir ot
ile, yoksa sabun ile yıkanır. Sonra sol tarafına çevrilerek, sağ tarafı bir defa
yıkanır. Böylece sağ ve sol tarafları üçer defa yıkanır. Bundan sonra cenaze
hafifçe kaldırılır. Bu kaldırışta cenaze, yıkayan kişinin göğsüne veya eline
veya dizine dayandırılır. Sonra karnı hafifçe ovulur. Bir şey çıkarsa su ile
yıkanıp giderilir. Yeniden abdest verilmesine ve baştan yıkanmasına gerek
yoktur. Şişip dağılmak üzere olan ölünün üzerine sadece su dökmekle yetinilir;
abdest verdirmeye ve üç defa yıkamaya gerek yoktur. Erkek ölüyü erkek, kadın
ölüyü kadın yıkamalıdır. Yıkayan kişiler abdestli olmalıdır.
Ölünün
kefenlenmesine gelince, Ölen erkek veya kadını, bedenleri örtülecek şekilde
kefenlemek farzdır. Erkeğin kefeni, biri gömlek (kamîs) yerini, biri etek (izâr)
yerini ve biri de sargı-bürgü (lifâfe) yerini tutmak üzere yensiz ve yakasız,
etrafı dikişsiz üç kat bez; kadının kefeni ise bu üç kata ilâve olarak bir baş
örtüsü ve bir de göğüs örtüsü olmak üzere beş kat bezdir. Kamîs, boyun
kısmından ayaklara kadar uzanan gömlek yerinde bir bezdir. İzâr, eteklik
yerinde, baştan ayağa kadar uzanan bir bezdir. Lifâfe ise, sargı yerinde
olup baştan ayağa kadar uzanan, baş ve ayak taraflarından düğümlenen bir bezdir.
Önce lifâfe tabut içine veya hasır veya kilim gibi bir şey üzerine yayılır, onun
üzerine izâr serilir, sonra da ölü, kefen gömleği içinde izârın üstüne konur.
Ölü erkek ise, izâr önce soluna, sonra da sağına getirilerek sarılır, sonra
lifâfe de aynı şekilde sarılır. Açılmasından korkulursa, kefen bir kuşak ile de
bağlanabilir. Ölü kadın ise, saçları ikiye ayrılarak kefen gömleği üzerinden
göğsü üzerine konulur ve üstüne, yüzünü de örtecek şekilde baş örtüsü konur.
Sonra üzerine izâr sarılır ve izârın üzerinden göğüs örtüsü bağlanır. Daha sonra
lifâfe sarılır. Göğüs örtüsü lifâfeden sonra da bağlanabilir.
Ölülerimize karşı
görevlerimizden biride onların cenaze namazlarını kılmak ve onları defnetmek
için kabire kadar arkasından gitmektir. Cenaze namazı farz-ı kifâyedir. Cenaze
namazında cenazenin erkek mi, kadın mı, çocuk mu olduğuna yönelik niyet
şarttır. Cenazeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır, niyet edilir.
İmam olan zât tekbir alarak ellerini namazda olduğu gibi bağlar. Cemaat de
gizlice tekbir alarak ellerini bağlarlar. Bu tekbir bir bakıma rükün bir bakıma
şarttır. Bu tekbirin arkasından hem imam hem cemaat, "ve celle senâüke"
cümlesini ilgili yere ekleyerek içlerinden "Sübhâneke"yi okurlar. Ardından imam
elleri kaldırmadan Allahüekber diye açıktan tekbir alır. Cemaat de ellerini
kaldırmadan gizlice tekbir alır. Bundan sonra hepsi içlerinden Allahümme
salli ve Allahümme bârik dualarını okurlar. Tekrar aynı şekilde
Allahüekber diye tekbir alınır. Bu tekbirden sonra ölüye ve diğer müminlere
gizlice dua edilir. Bu duadan sonra yine Allahüekber denilip tekbir alınır ve
arkasından önce sağa sonra sola imam yüksek sesle, cemaat alçak sesle selâm
verir. Böylece namaz tamamlanmış olur.
Cenaze namazı kılındıktan sonra defin işlemini gerçekleştirmek için arkasından
gitmekte görevlerimiz arasındadır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle
buyurmaktadır. "Müslümân’ın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâmı
karşılamak; hastayı ziyaret etmek; cenazeler ardından gitmek, da'vete icabet
eylemek ye aksırana duâ eylemek"
Bir başka hadiste ise bizlere şu müjde bildirilmiştir.
من اتَّبعَ جَنَازَةَ مُسْلمٍ إيمَاناً واحْتِسَاباً ، وَكَانَ
مَعَهُ حَتَّى يُصَلَّي عَلَيها ويَفْرُغَ من دَفنِها ، فَإِنَّهُ يَرْجعُ مِنَ
الأَجرِ بقِيراطَين كُلُّ قيرَاط مِثلُ أُحُدٍ ، ومَنْ صَلَّى عَلَيهَا ، ثم رَجَعَ
قبل أَن تُدْفَنَ ، فَإِنَّهُ يرجعُ بقِيرَاط
“Kim,
sevâbına inanarak, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek bir müslüman cenazesi
ile birlikte gider ve namazı kılınıp gömülünceye kadar beklerse, her biri Uhud
dağı kadar olan iki kîrât (büyük dağ) sevapla döner. Kim de cenaze namazını
kılar, defnolunmadan önce ayrılırsa bir kîrât sevapla döner.”
Ölülerimize karşı
görevlerimizden biri de defindir. Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince
bir engel yoksa, cemaat oturur. Cenaze kıble tarafından kabre indirilir, sağ
yanı üzerine kıbleye döndürülür ve kefen üzerinde bağı varsa çözülür. Cenazeyi
kabre koyan kişiler Bismillâhi ve alâ milleti resûlillâh (Allah'ın adıyla
ve elçisinin dini üzere) derler. Ölü, yüzü kıble tarafına gelecek şekilde sağ
tarafı üzere kabrin içine konur.
Defin işlemi gerçekleştirilirken orda Kur’an okunmalı ve sevabı bütün
ölmüşlerimizle beraber defnettiğimiz kişinin ruhuna bağışlanmalıdır. Ayrıca Hz.
Peygamber efendimizin şu tavsiyesini de gerçekleştirmeliyiz. Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem bir ölü defnedildikten sonra kabri başında durdu
ve şöyle buyurdu:
استغفِرُوا لأخِيكُم وسَلُوا لَهُ التَّثبيتَ فإنَّهُ الآن يُسأَلُ
“
Kardeşinizin bağışlanmasını isteyiniz ve Allah’tan ona başarılar dileyiniz.
Çünkü o şu anda sorgulanmaktadır”.
Defin işlemi gerçekleştirdikten sonra ölü yakınlarını teselli edici,
üzüntülerini giderici ve kendi üzüntülerini paylaştığını gösterici güzel ve
latif sözlerle taziyede bulunmakta görevlerimiz arasındadır.
Cenaze evine yemek göndererek onların bu sıkıntılı zamanlarında meşakkatlerini
azaltmakta görevlerimiz arasındadır. Sevgili Peygamberimiz
hicretin sekizinci senesinde vukua gelen Muta muharebesinde, Hz. Cafer'in şehid
olduğu haberini aldığı zaman "Caferin (ev) halkına yemek hazırlayınız. Çünkü
onlar (ın başına) kendilerini meşgul eden bir iş gelmiştir." Bir kimse vefat
ettiği zaman, o kimsenin ev halkı beşeriyetleri icabı son derece üzgün ve
zihinleri meşgul olacağından, kendileri için yemek hazırlamayı düşünemedikleri
gibi, açlıklarını bile fark edemezler. Bu bakımdan fahr-i kâinat Efendimiz, ölen
kimsenin komşularına ve yakınlarına ölünün aile efradı için yemek
hazırlamalarını emretmiştir.
Ölülerimizi her daim hayırla anmak, onların hatıralarını yaşatmak, ayrıca
sevaplarını kendilerine bağışlamak üzere Ku’an-ı Kerim okumak, sadaka vermek ve
hayır hasenatta bulunmak gibi yapacağımız nafile ibadetlerde onlara karşı
vazifelerimiz arasındadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz insanların kendisini
hayırla anmanın önemini bir hadisinde şöyle vurgulamaktadır. Peygamber
aleyhisselâm ile bazı sahâbîler birlikte bulunurlarken onların yanından bir
cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı.
Bunun üzerine
Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem:
-
“Kesinleşti” buyurdu.
Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Resûl-i
Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yine:
-
“Kesinleşti” buyurdu.
Bunun üzerine Ömer İbnu’l-Hattâb:
-
Ne kesinleşti Ya Resûlallah? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm da şöyle
buyurdu:
-
“Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi
kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti.
Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.
إذا مَاتَ الإنسَانُ انقطَعَ عمَلُهُ إلاَّ مِنْ ثَلاثٍ : صَدقَةٍ جاريَةٍ ، أوْ
عِلم يُنْتَفَعُ بِهِ ، أَوْ وَلَدٍ صَالحٍ يَدعُو له
“İnsan ölünce, üç ameli dışında bütün amellerinin sevabı kesilir: Sadaka-i
câriye, kendisinden istifade edilen ilim, arkasından dua eden hayırlı evlât.”
Öldükten sonra amel defterinin kapanmadığını unutmayalım. Çünkü
Rabbimizin ve yaşadığımız insanların bizden razı olacağı davranışlar
sergilediğimiz ve sevap kazandığımız
zaman elbette bu sevaba bizi yetiştirenlerde ortak olacaktır. Bu haliyle bizden
önce Ahirete intikal etmiş ölülerimize karşı vazifelerimizden biride hayırlı
işlerle meşgul olmaktır.
Sonuç itibariyle bizler bu hayattan ayrılacağımız zaman kendisinden razı
olacağımız ne kadar güzel ve hayırlı işler varsa bunların hepsini bizden önce
ahiret yolculuğuna çıkmış olan kardeşlerimiz için gerçekleştirmeliyiz. Bizlere
yakışan budur.
Yüce
Rabbim kendisinin ve kendimizin razı olacağı bir hayat sonucunda imanla huzuruna
varmayı, Sevgili Peygamberimizle olmayı, cenneti ve Cemalullah’ı bütün Ümmet-i
Muhammed’e nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|