|
Milli ve Manevi Değerlerimize Sahip Çıkalım
Bir medeniyetin oluşumunda maddi unsurlar kadar milli ve manevi değerlerde
önemlidir. Medeniyetleri oluşturan insandır. İnsan ise hem maddi hem manevi
özellikleri olan bir varlıktır. Bedeni özelliklerinin yanı sıra manevi
özellikleri de insanı insan yapan özelliklerdir. Maddeye önem verip maneviyatını
unutan bir insan yaşam bulduğu bu dünyada mutlu bir hayat sürmesi mümkün
değilse, maddi değerlere önem verilip manevi
değerler unutulduğu müddetçe bir medeniyetin uzun sürmesi de aynı şekilde mümkün
değildir.
Günümüzde bir yandan şiddet ve terör olayları, hırsızlık, rüşvet ve
yolsuzluk olayları dünyada yaşayan bütün insanların maddi hayatını tehdit
ederken, diğer yandan da maddiyata önem vermenin, inanç değerlerinin arka plana
itilmesi gerekliliğini ortaya koymaya çalışan bilimsel izahı olmayan birçok
yanlışlıklar ortaya sürülmektedir. Bizleri kurtaracak pek çok model önümüze
sürülmek istense de çağımızda ki bu problemlerle başa çıkabilmemizin yolu, milli
ve manevi değerlerimize sahip çıkmakla olacaktır. Nitekim bugün birçok toplum
kurtuluşu kendi milli ve manevi değerlerine geri dönmekle mümkün olacağını ifade
eder hale gelmiştir.
Bir milleti millet yapan temel değerlerin başında milli ve manevi değerler
gelmektedir. Vatan, bayrak, kültür, dil, marş vb. gibi unsurlar milli
değerlerimizi Din ise, manevi değerlerimizi ifade etmektedir. Bugünkü konumuzda
milli ve manevi değerlerimizin neler olduğunu ve hayatımızın neden
vazgeçilmezlerinden olduğunu ifade etmeye çalışacağız.
Vatan
Üzerinde yaşanılan ve kültürün oluşturulduğu topraklara vatan
denilmektedir.
Vatan sadece toprak parçası değildir. Vatan üzerinde yaşayan insanlar için
hürriyet demektir. Esaret altında olmamak demektir. Bu sebeple yaşadığımız bu
topraklara bir toprak parçası olarak bakmamak gerekir. Nitekim Milli Şairimiz
Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşında vatanımızın önemini şöyle ifade etmektedir.
Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
…
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Vatanı sevmek, düşmanlara onu terk etmemek, kendisine gelecek her türlü
zarara karşı gerekli tedbirleri almak ve gerektiği zaman onun için canını vermek
kutsal bir vazifedir. Türkiye’miz bizim için en vazgeçilmezlerdendir. Atalarımız
bu topraklar için kendilerine düşen bütün vazifeleri layıkıyla yerine
getirmişler, bu topraklara namahrem elini değdirmektense ölmeyi şeref sayarak
şehitliğe sevinçle uçmuşlardır. Bugün, vatanımızı muasır medeniyetler seviyesine
ulaştırmak için bize düşen vazifeleri en güzel şekilde yerine getirmeliyiz.
Ayrıca şu husus unutulmamalıdır ki, vatan sevgisi imandandır.
Bayrak
Bir milletin, belli bir topluluğun veya bir kuruluşun simgesi olarak
kullanılan, renk ve biçimle özelleştirilmiş, genellikle dikdörtgen biçiminde
kumaş, olarak tarif edilen bayrak, sadece kumaştan ibaret değildir. Bayrağa
değer veren bir milletin kendisidir. Arif Nihat Asya Bayrak şiirinde bu hususu
ne güzel ifade etmiştir.
Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü!
Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
…
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver !
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.
Şanlı bayrağımız al kırmızısını, Yüce Şehitlerimizin kanından ay yıldızını
ise, şehitlerimizin tertemiz kanına yansımasından almıştır. Bayrağımız her
birimizin sevdasıdır. Milletimizin temel nişanesidir. Her nerde görülürse Şanlı
tarihimizi hatırlar ve Yüce Milletimizin varlığını yanımızda hissederiz.
Kültür
Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi
değerler ile bunları oluşturmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın
doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütününe
denir.
Kültür, toplumların oluşturduğu bütün güzellikleri ifade eden bir kavramdır.
Şiir, hikaye, müzik, vb. gibi sözlü veya yazılı edebiyatın ürünü olan ve dili
oluşturan bütün eserler, bayramlar, seyirlik oyular, mimari, yeme-içme,
giyim-kuşam ve halk oyunları hep kültürün birer parçasıdır.
Bugün özellikle bozulmamasına yönelik en büyük gayreti kültürümüze
göstermeliyiz. Çünük bugün, kendi kültürümüzde olmayan birçok şey kendi
kültürümüz gibi yansıtılmaktadır. Düğünlerimizde, eğlencelerimizde,
cenazelerimizde toplum yaşantımızın her kesiminde kendi özümüze ait şeylerin
yavaş yavaş yıpratılarak hayatımızdan çıkarılmaya çalışıldığına şahit
olmaktayız. Mesela yılbaşı eğlenceleri tamamen kendi kültürümüzün mahsulü
değildir. Bu tür eğlencelerde hem bedenimizi yıpratan hem de toplumsal
bütünlüğümüzü bozan alkollü içecekler çokça alınmakta, harcamalar israf boyutunu
aşmakta ve kumar gibi aramıza düşmanlık sokan oyunlar oynanmaktadır. Oysaki bu
gibi şeyler kültürel mirasımıza ve dini inançlarımıza tamamen ters şeylerdir. Bu
sebeple dinimizle bir bütün olarak birleşmiş kültürümüze sokulacak her türlü
yanlışlıklar, toplumumuzdaki birlik ve beraberliği sekteye uğratacaktır.
Dil
Bizi birbirimize bağlayan aramızdaki iletişimi sağlayan büyük nimetlerden
biride “dil” dir. Görünüş itibariyle küçük bir et parçası olan dil, yaptığı
işler bakımından büyük bir vasıtadır. İyi veya kötü düşünceler dil ile
açıklanır. Sevgiler ve nefretler dil ile ifade edilir.
Yüce Kitabımızda dilimizi kötü sözlerden korumamız istenmekte, gerçek
kurtuluşa erenlerin özelliklerinden biri de dillerini kötü şeylerden koruyanlar
olduğu
ifade edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz de bir hadisinde müminlerin
özelliğinden bahsederken sözü güzel söyleyenler olduğunu bildirmiştir. Konumuzla
ilgili hadis şöyledir.
« لَيْس المُؤْمِنُ بالطَّعَّانِ ، وَلا اللَّعَّانِ ، وَلا الْفَاحِشِ ، وَلا
الْبَذِيء »
“Mümin, insanları lanetlemeyen, kötü söz ve çirkin davranışlar sergilemeyen
kimsedir.”
İnsan olarak bize yakışan konuştuğumuz zaman incitmeden, kötü kelimeler
kullanmadan ve kendi dilimizin güzelliklerini kullanarak hoş söz söylemek
olmaktır.
Bizim en büyük zenginliklerimizden biri Türkçemizdir. Bugün üzülerek
görmekteyiz ki, güzel dilimiz Türkçe yerine yabancı kelimelerin kullanımı çokça
fazlalaşmıştır. İletişimimizi sağlayan dil artık insanlar arasındaki iletişimi
tam anlamıyla sağlayamaz hale gelmiştir. Kuşaklar arasında dile bağlı çatışmalar
olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple bizlere düşen büyük görevler vardır. Öncelikle
kendimiz güzel dilimiz Türkçeyi tam anlamıyla öğrenmeli, öğrendiğimizi hayata
tatbik ederek örnek bir hayat sürmeli ve kendi öz dilimizi gelecek nesillerimize
aktarmalıyız.
İstiklal Marşı
Her milletin kendine özgü bir marşı vardır. Bizim marşımız İstiklal Marşı
ise, toplumsal birlikteliğimizden, düşmana esir olmamayı şeref saymaktan, bu
vatan uğruna can vermekten, cennet vatanı kimselere bırakmamayı ahdetmekten
ortaya çıkmıştır. Marşımız Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınsa da aslında
İstiklal Marşı, her birimizin yüreğindeki sevdanın dışa yansımasıdır. Her bir
kıtası ayrı bir heyecanın ifadesidir. Nitekim her zaman dile getirdiğimiz ilk
iki kıta hepimizin zihinlerine kazınmıştır.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
…
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.
Aile
Yüce Rabbimiz yaşadığımız bu alemi ve içinde var etmiş olduğu her şeyi
insan için, onun mutlu ve huzurlu olması için yaratmıştır. İnsanın en mutlu ve
en huzurlu olduğu yer ise ailesinin yanıdır. Aile hayatı sayesinde insan
mutluluğa sükûnete erer. Bu hususu Yüce Rabbimiz bizlere şöyle bildirmektedir.
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ
أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Kendileri
ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir
sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin)
delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler
vardır.”
Aile bir toplumun en küçük birimi ve temel taşıdır. İnsanların meydana gelişi,
olgunlaşması ve sağlıklı nesillerin oluşması aile müessesesi ile mümkündür.
Sağlıklı ve sağlam bir toplumun oluşması için birbirlerini seven, yardımlaşma ve
dayanışma ruhu içerisinde kederleri ve sevinçleri paylaşan aile yapısına ihtiyaç
vardır. Aileler ne kadar mutlu ve huzurlu olursa, toplumda o kadar güçlü ve
kuvvetli olur. Bu sebeple toplumumuzun en önemli yapı taşlarından biri olan aile
hayatının korunması hepimize üşen bir vazifedir.
Din
Bizi birbirimize bağlayan manevi unsur Yüce Dinimiz İslam’dır. İslam dini
inananları kardeş olarak tanımlar. Kuran-ı Kerimde
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ
“Muhakkak ki, inananlar kardeştir”
buyrularak bu hususa işaret edilmektedir.
İslam Dinini üç ana unsuru vardır: İman, ibadet ve ahlak. İman altı iman
esasından teşkil etmekte, ibadetler ve ahlak, Yüce Rabbimizin emri ve Peygamber
Efendimizin hayatında şekillendirdiği unsurlardır. Dinin aslî unsurlarından olan
iman bir bakıma dinin Tanrı’yı tanıma ve bilme (marifetullah) boyutu, ibadetler
Tanrı'ya itaat boyutunu ve ahlâk ise Tanrı’yı sevme (mâhabbetullah) boyutunu
teşkil eder. İmanın akıl ve bilgi, ibadetlerin inanç ve kanaat, ahlâkın ise
gönül ve duygu kaynaklı olması her birinin mahiyeti gereğidir.
İslam Dininin temel kaynağı Kuran-ı Kerimdir. Kutsal Kitabımız bizleri yanlışla
doğruyu birbirinden ayırt etmeye yönelten bir kitaptır. Dünya ve ahiret
hayatımızın mutluluğu açısından bizlere bir hidayet rehberidir. Kuran-ı Kerimde
bizlere bu husus şöyle hatırlatılmaktadır.
ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى
لِّلْمُتَّقِينَ
“Bu, (Kuran) kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten
sakınanlar için yol göstericidir.”
İslam Dininin ikinci kaynağı ise, Sevgili Peygamberimizin sünnetidir. İslam
Dininde, Kur’an-ı Kerim’den sonra bilgi ve uygulama açısından en büyük kaynak,
Hz. Peygamberin Sünneti kabul edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de tafsilatlı bir
şekilde yer almayan emirlerin ve yasakların uygulama sahasına çıkması hep
Sünnetle olmuştur. Bir beşer olarak günlük yaşantımız nasıl şekillenmeli,
insanca yaşam nasıl olmalı, dünya ve ahiret huzurunu nasıl elde edebiliriz?
sorularının en güzel cevabını, Sevgili Peygamberimizin Sünnetinde buluyoruz.
Ailevi ilişkilerde mutluluğun anahtarı Hz. Peygamberin Sünnetinde saklıdır. Hz.
Peygamberimizin Sünneti, Kur’an-ı Kerim’in en büyük tefsiridir. Bu sebeple,
Sünnete tabi olmak, Kur’an’a tabi olmak anlamına gelmektedir. Kuran-ı kerimde bu
hususa şeyle işaret edilmektedir.
قُلْ
إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ
فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ
غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“(Ey Muhammed) De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi
sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet
edendir.”
Bu iki temel kaynaktan hareketle kıyas ve icma olmak üzere iki temel kaynağın
yanı sıra, daha birçok kaynak geliştirilmiştir.
Şanlı Ecdadımız, İslam dinini benimsemiş, tarihten getirmiş olduğu kültürle
özümsemiş, mimaride, sanatta ve daha birçok alanda eserler ortaya çıkarmıştır.
Sonuç itibariyle; Milli ve manevi değerler et ve tırnak gibi bir bütünün
iki parçasıdır. Biri diğerinden daha az önemli değildir. Müslüman-Türk milleti
olarak bizler, hür yaşamış, vatanını hiçbir düşmana terk etmemiş ve bu uğurda
ölmeyi kendine şeref saymış, bayrağını gönderden indirmemiş, kendi kültürünü
bütün dünyaya bildirmiş ve kendi kültürünü birçok medeniyete aktarmış, aile
hayatını en sağlam temellere dayandırmış ve dini birikimlerini terk etmemiş bir
millettir. İnsan, hayatından bir değer kaybolduğu zaman onun yerini dolduracak
mutlaka bir şeyler bulmaya meyillidir. Bu sebeple milli ve manevi değerlerimize
sahip çıkmalı, tarihten getirdiğimiz güzelliklerimizi benimseyip hayatımıza
adapte ettikten sonra bu hususlardan her birini çocuklarımıza aktarmalıyız.
Unutmayalım ki, gelecek çocuklarımızın ellerinde şekillenecektir.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|