|
TABİATIN ÖLÜMÜNÜN HATIRLATTIKLARI
Allah-u Teala mükemmel bir alem ve bu alem
içinde hayatımızı en güzel şekilde devam ettirmemizi sağlayan dünyamızı
yaratmıştır. Dünyamızı hikmetli bir gözle seyretmeye başlarsak göreceğimiz ilk
şey, her şeyin bizim için var edildiği olacaktır. Dünyamız bizim için dönmekte,
bitkiler bizim için yeşermekte, hayvanlar bizim için büyümekte sonuç itibariyle
yaratılan her mahluk bize hizmet etmektedir. Sadece bu nimetler bizim
istifademize sunulmamış, insan olarak bizlerde bu nimetlerden istifade
edebilecek tarzda yaratılmışızdır.
İnsanoğlu kendisine verilen akıl sayesinde kendi
yaratılış sırrını anlayabileceği gibi, kainatın yaratılışının da gayesini
anlamaya çalışmalıdır. Çünkü bu kavrayış, Yaratanın hikmetini anlamaya yardımcı
olacaktır. Nitekim Yüce Rabbimizde bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır.
إِنَّ فِي
خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ
لِّأُوْلِي الألْبَابِ
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَاماً وَقُعُوداً
وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ
رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün
birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler
vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.
Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere
yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.”
Her yılda dört mevsimin devamlı tekrarlanmasının
elbette bizler için bir hikmeti vardır. İlkbahar doğumun, yaz gençliğin,
sonbahar yaşlılığın ve kış ölümün habercisidir. Her mevsimde kış gelecekse,
ölümde bize bir gün ulaşacaktır. Allah-u Teala bir ayette şöyle buyurmaktadır.
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ
الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ
وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ
“Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü
mükâfatlarınız tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete
gönderilirse, o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı aldatıcı bir
metâdır.”
Her mevsimin kendine has özelliği ve kendine has
güzelliği olduğu gibi hayatın her safhasının da bir güzelliği vardır. Önemli
olan ise, her mevsimini tadında yaşamak, yani hayatın her safhasını kendisinden
razı olacağımız bir şekilde geçirmektir.
Bahar, yani yeniden diriliş bir rahmetse, kış
yani ölümde aynı şekilde rahmettir. Dünyada huzurlu bir yaşam ahirette ise razı
olunan bir hayat arzusu içerisinde olan bahara da kışa da, hayata ve ölüme de
hazırlıklı olmalıdır. Hazırlıklı olmanın en temel yolu ise, hazırlık yapacağımız
şeyin mahiyetini bilmek ve onu aklımızdan çıkarmamaktır. Sevgili Peygamberimiz
bir hadisinde şöyle buyurmaktadır.
« أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ » يَعني المَوْت
“Zevkleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın!”
Abdullah İbni Ömer diyor ki:
Bir gün Resûl-i Ekrem’in yanında bulunuyordum.
Ensardan bir adam gelip selâm verdikten sonra:
- Yâ Resûlallah! Hangi mü’min daha faziletlidir?
diye sordu.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de:
- “Ahlâkı en iyi olan mü’min”,
diye cevap verdi.
O zât yine:
- Yâ Resûlallah! Hangi mü’min daha zekidir? diye
sorunca:
- “Ölümü en çok hatırlayıp ölümden sonrası için
en iyi hazırlık yapanlar zeki adamlardır”
buyurdu.
Bu sebeple ölümü hatırlamak istemeyen ona hazırlıksız yakalanacaktır.
Dünya hayatında var edilen canlılar incelendiği
zaman görülecektir ki, yaratılan mahlukat baharın getirdiği güzelliğe ve bu
güzelliğin cazibesine aldanmamakta, yazın sıcağına aldırmamakta ve sonbaharın
getirdiği hüznüne kapılmadan kışa hazırlık yapmaktadırlar. Nasıl ki, bahar
geldiğinde her şey güzelliğini ortaya çıkarıyorsa, dünya hayatı, bütün
çekiciliğini insanoğlu için sergilemeye başlamaktadır. Nitekim insanoğluna dünya
hayatında sunulan bu hayatın çekici kısmıdır. Asıl güzellikler ise inananlar
için kıştan yani ölümden sonraki hayattır. Kuran-ı Kerimde
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاء
وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ
وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ
الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ
“Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma
atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü
gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer
ancak Allah’ın katındadır”
Dünya, süsünü ve cazibesini baharda ortaya
çıkarmaktadır. Oysaki mevsimler sadece bahardan ibaret değildir. Bahara kavuşan
canlı, kışın çekmiş olduğu sıkıntıları unutursa yeni bir kışa hazırlıksız
yakalanacaktır. Ahiret hayatına nispetle dünya hayatı da bahar mevsimi gibidir.
Yüce Rabbimizde dünya hayatı hakkında bizlere şunu bildirmektedir.
لاَ تَعْقِلُونَوَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ
وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَ
“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir.
Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.
Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”
Dünya hayatının geçici oyun ve eğlencesine
aldanan insan ise ahiret hayatında pişmanlık içerisinde olacaktır. Kış
mevsiminde sıkıntı içerisinde olup da bahar mevsiminde hazırlığını yapmayanın
pişmanlığı, kendisine fayda vermeyeceği gibi, ahiret gününe erişipte, dünyada
bugüne hazırlık yapmayanın “keşke” demesi ve pişmanlık duyması kendisine bir
fayda sağlamayacaktır. Kuran ı Kerimde bu husus bir çok ayette şöyle ifade
edilmektedir. “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan
alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır. Herhangi
birinize ölüm gelip de: ‘Rabbim, ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de, sadaka
verip iyilik edenlerden olsam!’ demeden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın.
Allah eceli gelen bir kimseyi geri bırakmaz. Allah bütün yaptıklarınızdan
haberdârdır.”,
“Nihayet o müşriklerden birine ölüm gelip çatınca: Rabbim, der. Ne olur beni
dünyaya geri gönder. Ömrümü boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım. Hayır,
hayır. Onun bu söyledikleri boş lâftan ibarettir. Tekrar dirilecekleri güne
kadar onların önlerinde bir engel vardır, geri dönemezler.”
İmam-ı Gazali dünyanın aldatıcılığı ve ölümün
hatırlanması hakkında şunları söylemektedir. “Bil ki, dünyaya dalanın,
aldatıcılığına kananın, şehvetlerine sarılanın gönlü hiç kuşkusuz ölümü anmaktan
gaflete düşer, ölümü anmaz. Böyle birisine ölümden söz edildiğinde yüzünü
buruşturur, tiksinir. Bu ve bunun gibileri Alla-u Teala’nın haklarında “De ki:
Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır.
Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, o size
yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 8) buyurduğu kimselerdir.
İnsanlar üç gruba ayrılır.
a.Tamamen dünyaya dalanlar
b.Dünyaya daldıktan sonra kendisine gelip henüz
tevbe edenler,
c.Mükemmelliğe ulaşmış arifler
Birinci grupta olanlar ölümü anmaz, hatırına
getirdiğinde de dünyadan ayrılacağı için vah eder ve ölümü kınamaya başlar.
İkinci grupta olan tövbekar ölümü sıkça anar, kalbinde korku ve haşyet fışkıran
ve tövbenin tam gereğini yerine getirsin diye ikide bir ölümden söz eder, ölümü,
tövbesini tamamlamadan ve ağzını tam hazırlamadan yakasına yapışabileceği
kaygısı ile hoş görmeyebilir. Arif kişiye gelince o hep ölümü anar, çünkü ölüm
sevgilisiyle buluşma anıdır, sevdalı sevgilisiyle buluşacağı zamanı hiçbir zaman
unutmaz.”
Ölümü hatırlamakta ki en etkili yol yaşadığımız
dünyayı keşfetmekten geçmektedir. Yeryüzü her an farklı hallere bürünmekte, her
geçen gün diğerinin tekrarı olmamaktadır. Bir tohum düştüğü yerde kalmamakta,
toprağa sımsıkı sarılıp oradan aldığı güçle yeryüzünde yeni bir güzellik olarak
ortaya çıkmaktadır. Bu aleme merhaba diyen her canlı için kaçınılmaz gerçek ise
ölümdür. Şair bu husus ne güzel dile getirmiş,
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kim bilir nerede nasıl kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Ölüm kaçınılmaz bir gerçekse, her baharın bir
kışı her hayatın bir sonu varsa, o zaman insan için en doğru olacak şey, gerçek
olandan yüz çevirip kaçmak yerine gerçek ve gelecek olana hazırlık yapmaktır.
Nitekim Kutsal Kitabımızda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاقيكُمْ ثُمَّ
تُرَدُّونَ اِلى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ
تَعْمَلُونَ
“De ki; Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var
ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybıda, görünen alemi de bilen Allâh’a
döndürüleceksiniz de, O size yapmakta oluklarınızı haber verecektir.”
Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde şöyle
buyurmaktadır.
عن النبي صلى الله
عليه وسلم قال: الْكَيِّس مَنْ دَانَ نَفْسَهُ، وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ،
وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا، وَتَمَنَّى عَلَى الله
“Akıllı kişi,
nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini
duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli
gören) dır”
Ölümle hayat son bulmayacaktır. Yüce Allah’ın
emirleri yapılıp yasaklarından da kaçınıldığı müddetçe hayat imtihanında
başarılı bir sonuç elde edilecek ve bu dünya hayatı iyilikle sonlandırılacaktır.
Yaşam nasılsa son öyle olacaktır. Bu sebeple yaşam bulduğumuz ve öldükten sonra
bir daha dönemeyeceğimiz bu dünyadaki yaşantımıza dikkat etmeliyiz. Şu hususu
göz ardı etmemeliyiz; Birlikte yaşadığımız ailemizin, arkadaşlarımızın,
sevdiklerimizin ve Allah’ın razı olacağı bir hayatın sonucunda gerçekleşecek
olan ölüm, Hz. Mevlana’nın ifadesiyle, sevenin sevdiğine kavuştuğu bir düğün
gecesi gibidir.
Yüce Rabbimiz dünya hayatımızı ve ölümümüzü hem
kendi rızası hem de insanların rızası doğrultusunda gerçekleştirmemizi hepimize
nasip eylesin.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|