|
Günümüzün Hak İhlaline Ramazanda Çözüm
Bulmak
Eşlerin birbirleri üzerindeki haklarını sadece
bir tarafın bilmesi yeterli değildir. Bu hakları her iki tarafın iyice anlaması
ve hayatına aktarması gerekmektedir. Bu Ramazan gecesinde son günlerde üzülerek
okuduğumuz veya seyrettiğimiz bir husustan kadınlara yönelik şiddetten
bahsetmeye çalışacağız.
Öncelikle şu cümleyle söze başlayalım. Şiddet
kimden gelirse gelsin yanlıştır. Ana-baba çocuklarına veya çocuklar ana-babasına şiddet
uyguluyorsa, kadından erkeğine veya erkekten kadınına karşı bir şiddet varsa
hepsi yanlıştır. Bu hususu hepimiz bilmemiz ve bu yanlışın kul hakkı olduğunu
unutmamamız gerekmektedir. Çünkü toplumumuzda şöyle bir yanlış anlayış var.
“Eşimdir, ister severim ister döverim”, “Çocuk benim değil mi? Severimde
döverimde”. Bu veya buna benzer sözlerin tamamı yanlıştır. Yaratan karşısında
herkes birdir ve herkes ahrirette kul hakkını ödeyecektir. Kul hakkını ödeme, eş
olmak, ana-baba olmak veya çocuk olmak arasında hiçbir farklılık yoktur.
Çözüm temelden başlamakla olur. Bu temel ise
zihniyettir. Zihniyet değişmedikçe gerçek çözüme ulaşılamaz. Bu zihniyet
değişimi ise kız çocukların toplum nazarındaki yerinin doğru bir zemine
oturtturulmasıyla mümkündür. Bu ölçü ise İslam Dininde vardır
Özellikle kadınlara yönelik yapılan şiddetin
ana kaynağı olarak hep namus kavramı ön plana çıkarılmaktadır. Toplum olarak çok
tehlikeli bir yanlış içerisindeyiz. Erkek evladımız cinsel konuda bir hata
yaptığı zaman “erkektir yapar”, “Aslan Evladım”, “Gençtir olur böyle şeyler” vb.
gibi birçok yanlış sözler söylerken, kız evlatlarımız aynı hatayı yaptığı zaman
hemen namus ön plana alınır ve kız evlada karşı çok kötü sonuçlar doğuracak
davranışlar ortaya çıkar. Oysaki ister erkek olsun ister kız olsun namus ortak
bir kavram olarak her iki grubu da bağlamaktadır. Bu sebeple öncelikle
düzeltmemiz gereken husus, çocuklarımıza namus kavramını en doğrul şekilde
öğretmek olacaktır.
Günümüzde kız çocuklarını hor görmek gibi çok
kötü bir cahiliye âdetini devam ettiren insanları görebilmekteyiz. Böyle
insanların kız çocukları olduğunda yüzlerinin farklılaştığı görülmekte. Yüce
Yaratan böyle bir durumun ne kadar yanlış bir tutum olduğunu şöyle
vurgulamaktadır.
وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُم مَّا يَشْتَهُونَ
{} وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ
كَظِيمٌ
{} يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِن سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ
أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلاَ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
“Haşa! Beğendikleri erkek çocukları
kendilerine; kızları da Allah'a malediyorlar. O bundan münezzehtir. Aralarından
birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah
kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır; onu
utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar!”
Nahl, 16/57-59
Ayet-i kerime insan psikolojini ne güzel ortaya
koymaktadır. Çünkü insanlar iyi bir şey elde ettiklerinde hemen kendine mal
eder. Kötü bir şey başlarına geldiklerinde ise ve kötü bir şey yaptıklarında
bunu hemen başka birisine mal etmeye çalışırlar. İşte kız çocuklarının
olmasından dolayı insanın içerisinde bulunduğu psikolojik durumda aynen böyle.
Erkek evladı olanlar Haşa! Sanki o çocuğu kendisi elde etmiş gibi gururlanmakta,
kız çocuğu olduğu zamanda bunu Yaratana izafe etmektedir ki, bu durum ne kadar
yanlış ve ne kadar da kötüdür.
Câhiliye Arapları kız
çocuklarım iki nedenle istemezlerdi: İlki geçim
sıkıntısı, ikincisi de namus
anlayışları. Erkek çocuklar ileride kabilenin silâhşoru olacakları için onları
istememek şöyle dursun, 57. âyetin sonunda
da ima edildiği üzere, erkek çocuklara sahip olmaktan özellikle hoşlanırlar, sayılarının
çokluğu ile övünürlerdi; fakat kız çocukları, Türkçe'deki meşhur deyimiyle
“Kaşık düşmanı" olarak telakki edilirdi. İkinci ve daha önemli nedene gelince,
ardı arkası kesilmeyen kabileler arası savaşlarda kız ve kadınların esir
düşmeleri ve câriye olarak tutulmaları, alınıp satılmaları, namusuna çok düşkün
olan Câhiliye Arabi için
son derece onur kinci bir durumdu ve bu yüzden toplumda kız
çocuğuna sahip olmak bir utanç
nedeni olarak algılanıyordu; aslında sevinmek gerektiği
için 59. âyette "müjde" kelimesiyle ifade edilen böyle bir doğum haberi
alan baba, tam tersine üzüntüye boğuluyordu. Âyet, bu
son derece cahilce telakkinin, acımasız törenin baskısı altında kalan, ama fıtratındaki babalık
duygusunun etkisinden de kurtulamayan
Câhitiye Arabi'nin bunalımım, kısa fakat oldukça etkileyici bir ifadeyle
özetlemektedir: "Böyle bir alçalıcı duruma rağmen onu yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün?" Âyet, onları böylesine korkunç
bir ikilemle karşı karşıya bırakan
zihniyeti "Görün işte, ne kötü yargıda bulunuyorlar!"
diyerek mahkûm etmektedir.
Bir kimsenin erkek çocuğu olmadan birden fazla
kız çocuğu olduğunda toplum içinde mahcup bir durumda kaldığını üzülerek
görmekteyiz. Toplum tarafından erkek çocuğu doğurmadan hep kız çocuğu doğuran
kadınlar -sanki yaratma kendi ellerindeymiş gibi- kınanmakta, erkekler ise alaya
alınmaktadır. Bu yanlışlığın itikadi açıdan yanlış olduğun vurgulayalım. Çünkü
insanın erkek veya kız olarak yaratılışı Allah’a aittir. Bu hususu ayetten
öğrenelim.
لِلَّهِ مُلْكُ
السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ إِنَاثاً
وَيَهَبُ لِمَن يَشَاءُ الذُّكُورَ {} أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَاناً وَإِنَاثاً
وَيَجْعَلُ مَن يَشَاءُ عَقِيماً إِنَّهُ عَلِيمٌ قَدِيرٌ
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır.
Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir. Yahut
hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye
Kadir'dir.”
Bir başka ayeti kerimeyi de sizlerle paylaşmak
isterim. Allah-u Teala şöyle buyuruyor.
وَلاَ تَقْتُلُواْ
أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ
كَانَ
خِطْءاً كَبِيراً
“Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin.
Biz onlara da size de rızık veririz. Onları öldürmek, şüphesiz büyük bir
günahtır.”
Ayeti kerimede ifade edilen öldürme hadisesini
maddi olarak anlayabileceğimiz gibi manevi olarak öldürme olarak da
anlayabiliriz. Günümüzde maddi imkânsızlıklarını bahane ederek çocuklarını sokak
ortasına atan sonrada üzerinden araba geçmesi sebebiyle ölen çocuktan haberler
bahsetti. Bu böyle bir öldürmeye örnektir. Bunun yanında çocukları maddi
imkânsızlıkları ön plana sürerek onları ilimle, imanla ve irfanla buluşturmamak
ta onları manen öldürmek demektir. Bu durumda ilki kadar tehlikelidir.
İslam Dini kadına daha çocukken değer
verilmesini ve en güzel şekilde yetiştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Çünkü toplumları şekillendiren insanları ilk yetiştiren annelerdir. Bu sebeple
toplumun değerlere bağlı yetişmesini istiyor isek öncelikle o toplumun kız
çocuklarını İslam Dininin en güzel ilkelerine uygun yetiştirmemiz gerekmektedir.
Kız çocuklarının yetiştirilmesinin önemini iki hadisle anlamaya çalışalım.
Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Yanında iki kız çocuğu bulunan bir kadın
gelerek bir şeyler istedi. Evde bir hurmadan başka bir şey yoktu. Onu çıkarıp
kadına verdim. Kendisi hiç tatmadan hurmayı ikiye bölerek çocuklarına verdikten
sonra kalkıp gitti. Bu sırada Peygamber aleyhisselâm yanımıza geldi. Ben
bu olup biteni kendisine anlatınca şöyle buyurdu:
مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ البَنَاتِ بِشَيْءٍ فَأَحْسَنَ إِلَيْهِنَّ كُنَّ لَهُ
سِتْراً من النَّارِ
“Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya
uğrar da onlara iyi bakarsa, bu çocuklar onu cehennem ateşinden koruyan bir
siper olurlar.”
Hz. Enes (r.a.)’dan aktarılan bir hadiste
Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır.
مَنْ عَالَ جَارِيتَيْنِ حَتَّى تَبْلُغَا جَاءَ يَومَ القِيامَةِ أَنَا وَهُو
كَهَاتَيْنِ وَضَمَّ أَصَابِعَهُ
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına
gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan
yana bulunacağız” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi.”
Hanımlarımıza karşı tutumlarımıza gelince:
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in hadislerinden nasıl bir davranış modeli
benimsememiz şöyle bildirilmektedir.
اسْتوْصُوا بِالنِّساءِ خيْراً ، فإِنَّ المرْأَةَ خُلِقَتْ مِنْ ضِلَعٍ ، وَإِنَّ
أَعْوجَ ما في الضِّلعِ أَعْلاهُ ، فَإِنْ ذَهبتَ تُقِيمُهُ كَسرْتَهُ ، وإِنْ
تركتَهُ ، لمْ يزلْ أَعوجَ ، فاستوْصُوا بِالنِّسَاءِ
“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum;
vasiyyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga
kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan
kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki
tavsiyemi tutunuz.”
Bu hadisi şerifle Efendimiz bize kadının
yaratılışına dair biyolojik bilgi vermek istememiştir. Bize kadınla nasıl
geçinmek gerektiğini anlatmıştır. Dövmekle sövmekle kadını arzu edilen şekle
koymanın mümkün olmayacağını belirtmiştir. Hiddet ve şiddet yerine, ülfet ve
şefkat yolunu tutmayı tavsiye etmiştir. Kadına ancak bu yolla yaklaşmanın ve ona
tesir etmenin mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Aile yuvasının huzuru,
ailedeki fertlerin saâdeti için tutulacak yol budur. Fakat kadının dünyasına ve
âhiretine zarar verecek hususlarda doğruyu anlatmak ve ona yardımcı olmak
gerekir.
Bir başka hadis ile Efendimiz (s.a.s.) bize şu tavsiyeyi yapmaktadır.
لا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً إِنْ كَرِه مِنها خُلقاً رضِيَ مِنْها آخَرَ
“Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir
huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.”
Bir diğer hadiste ise Sevgili Peygamberimiz
kadınlarını dövenlerin çelişkilerini şöyle bildiriyor.
يعْمِدُ أَحَدكُمْ فيجْلِدُ امْرأَتَهُ جلْد الْعَبْدِ فلَعلَّهُ يُضاجعُهَا مِنْ
آخِر يومِهِ
“Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye
kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.”
Bazı sözler var ki yaygın olarak günümüzde
kullanılmaktadır. “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Kadının belinden sopayı
elinden çocuğu eksik etmeyeceksin” veya bunlara benzer nice sözler var. Şimdi
hepimiz cevap bulalım. Şimdiye kadar aktardığımız ayet ve hadislerin hangisinde
bu sözleri destekler bir bilgi var. İslam Dininin hangi ilkesi bizi böyle bir
yanlışa götürmektedir. Oysaki aile yuvası huzur bulmak için meydana
getirilmektedir. Bu huzur ise dayakla, kötü sözle, küfür söylemekle
sağlanamamıştır. Bu sebeple Efendimizin tavsiyelerine uymak bizim
yükümlülüğümüzdür.
Şu hususu yeri gelmişken belirtmekte fayda var.
Örfler Kur’an ve Sünnete aykırı değilse itibara alınır. Yani bir davranışı İslam
Dini yasaklamışsa örfte bile olsa o davranıştan vazgeçilir. Bazı bölgelerimizde
namus cinayetleri adıyla kadınlar katledilmekte ve bunun örfte olduğu ifade
edilerek yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yüce Allah bir mümini kasten
öldürenin ebedi olarak cehenneme gireceğini bildirmektedir. Nisa süresi 93.
Ayette şöyle buyrulmaktadır.
وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِناً
مُّتَعَمِّداً فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ
اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً
“Kim
bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah
ona gazabetmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.”
Şimdi ayet böyle açıkken biz Allah’ın (c.c.)
ayetine mi itibar edeceğiz yoksa yanlış bir şekilde kültürümüze yerleşmiş
örfümüze mi itibar edeceğiz? Eğer Allah’ın indirdiği kitaba itibar etmeyeceksek
o zaman gerçek anlamda İman etmiş olur muyuz?
Olaya bir başka boyutla bakmakta fayda var. Oda
kadınlarda evlerinin huzurunu korumak için çaba göstermelidir. Özellikle
iffetlerini koruma noktasında hassasiyet göstermeleri gerekmektedir. Evlerinin
sırlarını başkalarına aktarmamalı, evlerinde olup bitenleri anlatmamalıdır.
Ayrıca maddi durumun farklılaştığı zamanlar olabilir ki, işte bu noktada çokluğu
beraber paylaşan eşler azlığı da beraber paylaşmalıdır. Diğer bir noktadan evin
eksikleri olabilir. Başkalarından görülen ve beğenilen her şey alınmayabilir. Bu
durumları da anlayışla karşılamakta fayda vardır. Ayrıca kadının kocasında
beğenmeyeceği veya küçümseyeceği bazı özellikler olabilir. Bu özelliklerde aile
yuvasının dağılmasına sebebiyet vermemelidir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Kızına
yaptığı şu tavsiyeyi sizinle paylaşmak isterim.
Erinin hakkına eyle riayet!
Ona hizmet. Allah için ibadet,
İyi geçinmektir esas marifet,
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol kızım!
Sakın darılıp hiç kimseye sövme!
Çocuklara kızıp onları dövme!
Evinde sokakta kendini övme!
Güleç yüzlü, güzel sözlü ol kızım!
Her evlilik mükemmel gidecek diye bir şeyde
mümkün değildir. Elbette sıkıntılar olabilmektedir. Bu sıkıntılara göğüs germek
asıldır. Ancak evliliğin de çekilmez bir hal aldığı ve eşlerin birbirinden
ayrılması mecburen gereken durumlar olabilir. Bu durumda da boşanma İslam
dininin meşru gördüğü hükümlerdendir. Boşanan eşler ise birbirine saygı
duymalıdır. Birkaç haftadan beri boşanan eşlerin arasında meydana gelen öldürme
hadiselerini takip etmekteyiz. Bu tutum ne insanidir nede İslami’dir.
İnsanlığımıza ve dinimize yakışmayan davranışlardan uzak duralım. Anneyi kabire,
babayı da hapishaneye götürmekle çocukları anasız ve babasız bırakmayalım.
Sonuç itibariyle hepimize düşen vazifeler var.
Herkes İslam dininin koymuş olduğu ilkeler uymalı, birbirinin hakkına riayet
etmelidir. Yoksa gerçek anlamda huzura ve mutluluğa ermemiz mümkün değildir.
Yüce Rabbim aile hayatımıza huzur versin. Hakkı
hak bilip hakka tabi, batılı batıl bilip batıldan sakınanlardan eylesin. Eşler
arasına muhabbet nasip eylesin.
Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
Kur’an Yolu Kelime Meal Tefsir, DİB
yay. c.III, s. 363-364
Riyazü’s-Salihin, Tercüme ve Şerhi, Erkam yay. c.II, s.316
|