|
Dilimizi Muhafaza Etmekle Orucumuzu Muhafaza Edelim
Ramazan oruç ayıdır. Oruç imsak demektir. Oruç bedenin aç, susuz ve cinsel
ilişkiden ayrı kalmasıyla beraber İslam dininin en güzel ilkelerine bürünmesi
demektir. Bu sebeple her şey gibi orucun da iki boyutu vardır. Bunlar maddi ve
manevi boyutudur. Bedenin aç, susuz ve cinsel ilişkiden ayrı kalması maddi
boyutu, İslam dininin en güzel ilkelerini hayata aktarmak ise orucun manevi
boyutunu oluşturmaktadır. Nasıl ki, beden ve ruh birbirini tamamlayan iki unsur
ise ve nasıl ki, ruhsuz beden bir ceset ise, manevi boyutu olmayan bir oruçta
öylece cesettir. İşte madde ve manaya oruç tutturmakla gerçek anlamda “imsak”
kavramını hayatımıza aktarmış olacağız.
Bu hususa biz şu hadisten varıyoruz. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde
şöyle buyurmaktadır.
مَنْ لَمْ يَدعْ قَوْلَ الزُّورِ والعمَلَ بِهِ فلَيْسَ للَّهِ حَاجةٌ في أَنْ
يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ
"Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin
yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez."
Hadis-i şerif açık bir şekilde dile getiriyor ki, dile sahip çıkılmadan oruç
ancak aç ve susuz kalmaktan ibarettir. Bu sebeple Ramazanın bu gecesinde
dilimize sahip çıkmanın ne kadar gerekli olduğunu anlamaya ve anlatmaya gayret
göstereceğiz.
Öncelikle Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dilin muhafazasına verdiği önemi Efendimizin
Ashabından dinleyelim.
- Simak şöyle anlatıyor: Câbir b. Semüre’ye
“Hz. Peygamber’le oturup kalktığın oldu mu?” diye sordum. “Evet!” dedi ve sonra
da
“Hz. Peygamber çoğu vakit susar, çok az konuşurdu” diye ekledi.
- Ebu Mâlik el-Eşcaî’nin babası şöyle anlatıyor: Bizler Hz. Peygamber’in yanına
çokça giderdik. O sıralar henüz gençtim. Ben Hz. Peygamber’den daha az konuşan
kimseye rastlamadım. Sahabiler kendi aralarında uzun uzun konuştuklarında o
tebessüm ederdi.
- Hz. Peygamber bir gün yanında ashabı olduğu halde devesine binip bir yolculuğa
çıktılar. Sahabilerden hiç birisi onun önüne geçmiyor; sağında, solunda ya da
arkasında gidiyorlardı. Birara Muaz b. Cebel
“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’tan dileğim bizim günümüzün (ölümümüzün) seninkinden
önce olmasıdır. .Allah bizlere bunu göstermesin, ama eğer bizden önce vefat
edecek olursanız bize senden sonra hangi amelleri işlememizi tavsiye edersiniz?”
diye sordu. Hz. Peygamber
“Allah yolunda cihat etmeye devam ediniz”
dediler. Bunun üzerine Sa’d
“Anam-babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Hz. Peygamber sözlerini
şöyle sürdürdüler:
“Allah yolunda cihat çok güzel birşeydir! Fakat halk için bundan daha derleyici
bir şey vardır”.
O zaman Muaz b. Cebel
“Kastettiğiniz oruç ve sadaka olmasın?” diye sordu. Hz. Peygamber
“Oruç ve sadaka da çok güzel birşeydir. Fakat halk için bu ikisinden de daha
derleyici bir şey vardır”
buyurdular.
Böylece Muaz bildiği bütün iyi ve güzel amelleri saydı. Ama Hz. Peygamber
hepsinde de
“Halk için bundan daha derleyici bir şey vardır”
dediler. Sonunda Muaz
“Ey Allah’ın Rasûlü! Halk için bunlardan daha derleyici olan şey nedir?” diye
sordu. Hz. Peygamber mübarek ağızlarını işaret ederek
“Bununla hayırdan başka bir şey söylememek, aksi takdirde isesusmak”
buyurdular. Muaz’ın
“Ey Allah’ın Rasûlü! Bizler dillerimizin konuştuklarından da sorumlu tutulacak
mıyız?” demesi üzerine de onun dizlerine vurarak şunları söylediler:
“Annen senin matemini tutsun. İnsanları yüzüstü cehenneme düşüren şey dillerinin
söylediklerinden başka ne olabilir? Kim Allah’a ve son güne (âhiret gününe) iman
ederse ya hayır söylesin ya da sussun. Siz hayır söyleyiniz ki karşılığında
hayırlara nâil olasınız. diğer taraftan dillerinizi kötü ve şer olan şeylerden
de koruyunuz ki güvenlikte kalabilesiniz”
Peki, bize karşı yapılan yanlışlıklar var ise
Ramazan ayında ne yapacağız. Bizde hemen dille ve bedenle karşılık mı vereceğiz?
Yoksa olgunluk gösterip af yolunu mu tutacağız? Belki her ramazanda dile
getirilen ancak hayata aktarmada biraz sıkıntılarımız olan bir hadisi paylaşarak
bu duruma Efendimizden çözüm dinleyelim.
إِذا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحدِكُمْ ، فَلا يَرْفُثْ وَلا يَصْخَبْ ، فَإِنْ
سَابَّهُ أَحَدٌ ، أَوْ قاتَلَهُ ، فَلْيَقُلْ : إِنِّي صائمٌ
"Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin.
Eğer biri kendisine söver veya çatarsa, ‘ben oruçluyum desin”
Ramazan bize birçok şeyler öğretiyor. Bu bağlamda da çok değerlidir. Az önce
ifade ettiğimiz hadisi şerifi Ramazanda uygulamaya koyabilirsek ve bunu ahlak
haline getirebilirsek yıl içerisinde de bizden kötü sözler, yanlış davranışlar
zuhur etmeyecektir.
Yalan söylemek, gıybet etmek, kötü sözler (küfür) söylemek fıkıh açısından orucu
bozmaz. Ancak orucun sevabını giderir. Bu sebeple orucumuz sadece aç kalmak
olmamalıdır. Çünkü ahlaki güzelliklere bürünmedikçe tutmuş olduğumuz oruç aç
kalmaktan ibarettir. Bizler ramazanda oruç ibadetimizin sevabını tam elde etmek
için çaba göstermeliyiz.
Madde ve manaya dikkat ederek oruç tutmamızın bize ne gibi getirisi vardır? Bu
sorunun cevabını Efendimiz (s.a.s)’den dinleyelim.
مَا مِنْ عبْدٍ يصُومُ يَوماً في سبِيلِ اللَّه إِلاَّ باعَدَ اللَّه بِذلك اليَومِ
وجهَهُ عَن النَّارِ سبعينَ خرِيفاً
"Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç
sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar."
Orucun böyle bir uhrevi getirisini öğrendikten sonra orucu kâmil şekilde
tutmanın değerini daha iyi anlamış bulunmaktayız. Tutmuş olduğumuz oruç ile
cehennemden azat olmak ne değerli. Cennet kapılarından biri olan Reyyan
kapısından cennete girmek ne değerli. Efendimizin bu husustaki şu hadisini de
yeniden hatırlayalım.
إِنَّ فِي الجَنَّة باباً يُقَالُ لَهُ : الرَّيَّانُ ، يدْخُلُ مِنْهُ الصَّائمونَ
يومَ القِيامةِ ، لا يدخلُ مِنْه أَحدٌ غَيرهُم ، يقالُ: أَينَ الصَّائمُونَ ؟
فَيقومونَ لا يدخلُ مِنهُ أَحَدٌ غيرهم ، فإِذا دَخَلوا أُغلِقَ فَلَم يدخلْ مِنْهُ
أَحَدٌ
"Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular
girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır.
Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular
girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez."
Müslim, Sıyam 66
Hadisi şeriflerden dili muhafaza ederek orucumuzu en iyi şekilde tutmak
suretiyle elde edeceğimiz mükâfatları dinledik. Vaazımızın bu bölümünde
Sahabelerin hayatından dilin muhafazasının önemini beraberce öğrenelim.
Halid b. Nübeyr şöyle diyor: “Ammar b. Yâsir çok az konuşur daima hüzünlü
görünürdü. Konuştuğu zaman da bunun konusu Allah Teâlâ’nın insanı belalarla
imtihan etmesi ve azabından yine O’na sığınmak olurdu”
- Ebu İdris el-Havlânî şöyle anlatıyor: Bir gün Şam mescidine girmiştim. Orada
çok az konuşan ve konuşunca da parlak dişleri görülen birisi oturuyordu.
Birşeyde ihtilafa düşen halk ona giderek danışıyorlar ve fikirlerine tâbi
oluyorlardı. Onun kim olduğunu sordum. “Muaz b. Cebel ismindeki sahabidir”
dediler.
- Hz. Ömer bir gün Ebubekir Sıddîk’ın huzuruna girdiğinde onun dilini
çekiştirmekte olduğunu görerek
“Ey Allah Rasûlü’nün Halifesi! Ne yapıyorsun?” dedi. Hz. Ebubekir de şunları
söyledi:
“Beni birçok tehlikeli işlere sokan bu olmuştur. Ben Hz. Peygamber’in “İnsan
vücudunda hiç bir organ yoktur ki dilin keskinliğinden ve belasından şikayetçi
olmasın” buyurduğunu duymuştum”
- Abdullah b. Mes’ud bir keresinde Safa Tepesi’ne çıkıp dilini tutarak
“Ey dil! Hayırlı ve güzel şeyler söyle ki iyiliklere ve hayırlara nâil olasın.
Kötü şeyleri de söyleme ki pişman olma belasına düşmekten kurtulasın” dedi ve
sonra da şöyle ekledi: “Ben, Hz. Peygamber’in “İnsanoğlunun hata ve
günahlarının çoğu dillindendir” buyurduğunu işittim”
- Abdullah b. Abbas dilinin ucundan tutarak şöyle diyordu: “Azap olunasıca!
Hayırlı ve güzel şeyler konuş ki iyilikler elde edebilesin. Kötü şeyleri
konuşmaktan da sakın ki güvenlikte kalasın”. Bunun üzerine bir kişi
“Ey Abbas’ın oğlu! Niçin dilinin ucundan tutup da bu sözleri söylüyorsun?” diye
sordu. İbn Abbas da şöyle cevap verdi:
“Kulağıma geldiğine göre kul, kıyamet gününde dilinden çektiğini hiç birşeyden
çekmeyecektir.”
- Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Dil, bedenin temelidir. O sağlam ve doğru
olduğunda diğer azalar da sağlam ve doğru olur. Âncak o bozuk ve yerinden kaymış
olursa artık hiç bir aza doğru olamaz”.
- Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Şahsını gizleyerek senden söz ettirmemeye ve
hatırlanmamaya çalış. Bir de az konuş ki güvenlikte kalabilesin”.
- Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Diline sahip olup az konuşmak insanı cennete
götürür”.
- Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Sırrını kendinden başkasına söyleme. Çünkü her
dostunun senden başka da dostları vardır. Ben öyle insanlar gördüm ki hiç bir
deriyi sağlam bırakmıyorlardı.”
- Ebu’d-Derda (r.a.) şöyle buyuruyor: ’Konuşmayı öğrendiğiniz gibi susmayı da
öğrenmelisiniz. Çünkü susmak büyük bir halimliktir. Senin başkalarını dinlemeye
isteğin konuşma isteğinden daha fazla olmalıdır. Seni ilgilendirmeyen hiç bir
konuda konuşma. Ortada bir tuhaflık yokken insanları güldürmeye çalışarak
kendini küçük düşürme. Sakın boş şeyler peşinde de koşma”
- Ebu’d-Derdâ şöyle buyuruyor: “Mü’min bir kimsenin, Allah katında dilinden
daha sevimli bir organı yoktur. Çünkü Allah Teâlâ onu dili sebebiyle cennete
sokar. Kâfir bir kulunsa Allah katında dilinden daha sevimsiz bir organı yoktur.
Çünkü Allah Teâlâ onu o dil sebebiyle cehenneme atar”
Bazen konuşmak için konuşulduğu olur. Oysaki bu davranış doğru bir davranış
değildir. Kişi gerektiği kişiye, gerektiği yerde ve gerektiği kadar
konuşmalıdır. Eğer konuşmak doğru değilse hemen susma tercih edilmelidir.
Sevgili Peygamberimiz de (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ فَليقُلْ خَيْراً ، أوْ
ليَصْمُتْ
"Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."
Eğer hayır söylemeyi bilmiyorsak susmak bizlere tavsiye edilmektedir. Çünkü
Kur’an-ı Kerim’de bizi şöyle uyarmaktadır.
مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek
bulunmasın."
Ramazan ayı fırsat ayı. Bu fırsattan istifade edebilme yollarını aramaya gayret
göstermeliyiz. Bizde bu ramazanda özellikle bu fırsatları siz kıymetli
cemaatimize aktarmaya çaba gösteriyoruz. Ramazanın fırsatlarından biride
dilimizi muhafaza etmeyi başarmada bizlere güzellikler sunmasıdır. Bu sebeple
dilimizi muhafaza edelim. Gıybet, dedikodu, suizan, yalan, iftira, küfürlü veya
kötü söz, bela okumak vb. birçok yanlış tutumdan kendimizi alı koymak için çaba
gösterelim. Sevgili Peygamberimizin bir uyarısıyla vaazımızı sonlandırıyoruz.
إنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ تَعَالى مَا
يُلقِي لهَا بَالاً يَرْفَعُهُ اللَّه بهَا دَرَجاتٍ ، وَإنَّ الْعبْدَ
لَيَتَكلَّمُ بالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ تَعالى لا يُلْقي لهَا بالاً يهِوي
بهَا في جَهَنَّم
"Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun
derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç
önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine
atar."
Atasözlerimizde sözümüze dikkat etmemiz gerektiği şöyle vurgulanmaktadır. “Söz
var iş bitirir, söz var baş itirir:”, “Söz gümüşse sükut altındır”, “Sözünü bil,
pişir; ağzında der, devşir”
Günlük yaşanılan olaylardan ders alalım. Her gün üzülerek ve istemeyerek de olsa
kötü sonuçlar doğuran hadiseleri okuyor veya izliyoruz. İki çocuğun birbirine
kötü söz söylemesi ve dalaşması neticesinde ailelerin karıştığı ve ölümlü
sonuçlanan olaylar olmakta, trafikte birbirlerine sabredemeyen ve bu sebeple
birbirlerine kötü söz söyleyenlerin karıştığı kavgalar ve neticesinde cinayetler
işlenmekte. Aileler arasına kötü sözler sebebiyle düşmanlıklar girmekte,
komşuluk ilişkileri kötü sözlerle bozulmakta. Bu ramazanda biraz sekteye
uğrattığımız değerlerimize yeniden dönmemiz gerekmektedir. Bu bireysel, ailevi
ve toplumsal faydamız içindir.
Neticede hedefimiz dünya ve ahiret huzuru ve mutluluğu. Bu huzur ve mutluluk
İslam dininin ilkelerinde saklı. Ne eksik ne fazla. Bu sebeple Yüce Rabbimiz ve
Âlemlere rahmet Efendimiz (s.a.s.) dilimizi muhafaza etmeyi emretmiş ise bu
bizim lehimize. Bizde bu emre uymalı ve gücümüzün yettiği kadar dilden ortaya
çıkan afetlerden korunmaya çalışmalıyız.
Yüce Rabbimiz gıybetten, yalandan, dedikodudan, iftira atmaktan, kötü ve küfürlü
söz söylemekten hepimizi korusun. Doğru sözlülerden olmayı, özümüz ve sözümüz
bir olmayı bizlere nasip etsin.
Allah’a emanet olun. Geceniz ve gündüzünüz hayırla dolsun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|