|
Dipdiri Bir İslam Kardeşliği (Muhacir-Ensar Kardeşliği)
Günler değişti. Aylar değişti. Yıllar değişti. Çağlar değişti. Yaşam tarzı
değişti. Kültürler farklılaştı. Dünün küçük yerleşim alanları bu günün şehirleri
oldu. Dünün güvenilir coğrafyaları bugünün savaş alanları oldu.
Değişen dünyamızda değişmeyen bir gerçek var ki; insanlar bazen yaşam buldukları
yerlerden değişik birçok sebeple ayrılabiliyor, muhacir olabiliyor. Kimi vatan
toprağını bırakıyor, kimi köyünü, ilçesini, şehrini. Kimi ana-babasını
bırakıyor, kimi evlatlarını ve eşini. Kimi kendi rızasıyla ayrılıyor kimi
zoraki. Hangi gerekçeyle olursa olsun günümüzde var olan kaçınılmaz gerçeğin
karşısında kardeşliğin zirvesi ve en güzeli olan muhacir-ensar kardeşliğini
bugün yeniden hayatımıza aktarmalı, yaşam tarzı haline getirmeliyiz. Çünkü biz
insanız. Tek başımıza yaşayamayız.
Dünyada yaşayan bütün Müslümanlar birbirlerinin manevi
kardeşleridir. Bu kardeşliği Yüce Yaratan Kur’an-ı Keriminde bizlere şöyle
bildirmektedir.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا
اللَّهَ
لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını
düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.”
Müslümanlar arasında gerçekleştirilen kardeşliğin kıyamete kadar gelecek olan
insanlara en güzel örneği muhacir-ensar kardeşliğidir. Bugün bu kardeşliği
yeniden hatırlayacağız, anlayacağız ve hayatımıza aktarmaya çaba göstereceğiz.
Çünkü dünde yaşanan bu kardeşliğe bugünde çok ihtiyacımız var.
Kur’an-ı Kerimde övgü ile anlatılan kardeşlik:
Mekke’den hicret eden muhacirler ile Medine’de bulunan ensar arasında
gerçekleştirilen İslam kardeşliği yeryüzünde eşine az rastlanır bir husustur. Bu
kardeşlik Kur’an-ı Kerimde şöyle övülmektedir.
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ
يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً
مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ
وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı
yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara
verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret
içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin
tamahkârlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.”
Allah (c.c.) muhacir ve ensarı cennetle müjdelemektedir.
وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ
اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ
لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً
ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“İyilik yarışında önceliği kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onlara
güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da Allah'tan hoşnuddurlar. Allah
onlara, içinde temelli ve ebedi kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetler
hazırlamıştır; işte büyük kurtuluş budur.”
وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ
وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُولَـئِكَ هُمُ
الْمُؤْمِنُونَ حَقّاً لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
“İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, (muhacirleri)
barındıran ve yardım edenler var ya, işte gerçek müminler onlardır. Onlar için
mağfiret ve bol rızık vardır.”
Medine’ye varışından yaklaşık beş ay kadar sonra Resulullah (s.a.s.), Mekkeli ve
Medineli bütün ailelerin başkanlarının katıldığı bir toplantı düzenledi ve
kendilerine somut, basit ve etkili bir çözüm önermek suretiyle, Muhacirlerin
uyumlarını kolaylaştırmak için, kendilerini samimi bir işbirliğine teşvik etti.
Medineli her bir aile reisi, en azından durumu elverişli olanlar, Mekkeli bir
Muhacir ailesini yanına alacaktı. Böylece ortaya çıkan karşılıklı kardeşlik
ilişkisi içerisinde her ikisi de birlikte çalışıp kazançlarını bölüşecekler,
hatta birbirlerinin mirasçısı olacaklardı. Herkes bu konuda anlaştı ve
Resulullah (s.a.s) derhal belli sayıda Mekkeli Muhaciri aynı sayıda Medineli
Ensar’ın yanına yerleştirdi. Bunlardan bir bölümünün kardeşlik anlaşması kur’a
çekerek belirlenmiştir
Abdurrahman b. Avf ile Ensar’dan Sa’d b. er-Rabî’ arasındaki kardeşlik
Hz. Peygamber muhacir olarak Medine’ye gelen Abdurrahman b. Avf ile Ensar’dan
Sa’d b. er-Rabî’ arasında kardeşlik tesis etti. Sa’d, Abdurrahman’a “Ey
Kardeşim, ben Medine’nin en zenginlerinden biriyim. Malımın yarısını sana
veriyorum. Ayrıca iki de hanımım vardır. Bunlardan birini beğen; ben de onu
boşayayım” dedi.
Abdurrahman ise; “Allah malını da, hanımlarını da sana mübarek kılsın!” dedi ve
sonra oradakilerden pazar yerini kendisine göstermelerini istedi. Onlar da pazar
yerini tarif ettiler. Abdurrahman oraya giderek alışveriş yapmaya başladı. Kısa
bir zaman içerisinde epeyi para kazandı. Bir gün Hz. Peygamber’in huzuruna
çıktığında Hz. Peygamber ona;
“Ey Abdurrahman senden yayılan bu koku da nedir?”
diye sordu. Gerçekten de ondan za’feran kokusu geliyordu. Abdurrahman da;
“Ey Allah’ın Rasûlü, evlendim” dedi. Hz. Peygamber;
“Peki ona mehir olarak ne verdin?”
dedi, o bir hurma çekirdeği kadar altın verdiğini söyledi. Bunun üzerine Hz.
Peygamber;
“Bir koyunla da olsa düğün yemeği ver!”
buyurdular.
Daha sonra Abdurrahman, o zamanı anlatırken şöyle derdi: “Hâlâ aklımdadır,
hangi taşı kaldırsam altında gümüş ya da altın bulacağımı zannediyordum.”
En güzel yardımlaşma örneği: Muhacir-Ensar Kardeşliği
Bir gün Ensar Hz. Peygamber’e gelerek “Hurmalıklarımızı Muhacir kardeşlerimizle
bizim aramızda pay et!” dediler. Hz. Peygamber de “Olmaz!” dedi.
Muhacirler de Ensar’a, “Peki, ürünü bizimle paylaşacak, fakat bize herhangi bir
külfet yüklemeyecek misiniz?” diye sordular. Ensar da
“Evet, aynen öyle!” dediler.
- Hz. Peygamber Ensar’a
“Muhacir kardeşleriniz size mallarını ve çocuklarını bırakarak gelmişlerdir”
buyurdu. Ensar da;
“Mallarımızı onlarla paylaşalım” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber
“Bunu başka bir şekilde yapamaz mısınız?”
dedi. Ensar
“Peki nasıl?” diye sordular. Hz. Peygamber şöyle buyurdular:
“Onlar bu tür bir çalışmayı bilmezler. Gelin bağlarınızda, bahçelerinizde siz
kendiniz çalışın, ancak elde ettiğiniz mahsulü onlarla paylaşınız”
dedi. Ensar da bunu kabul etti.
Muhacirler Hz. Peygamber’e gelerek şöyle dediler:
“Ey Allah’ın Rasülü! Biz bu Medine’li kardeşlerimiz kadar iyi insanlar görmedik.
Gelirleri az olmasına rağmen onu bizlerle paylaşıyorlar. Bol ürün aldıklarında
ise payımızın kat kat fazlasını veriyorlar. Vallahi bize sevap bırakmamalarından
korkuyoruz”. Hz. Peygamber’se şöyle buyurdular:
“Siz onlara teşekkür edip, onlar için Allah’a dua ettiğiniz müddetçe sizin için
de sevap verilecektir.”
Bir başka yardımlaşma örneği:
Ensar, hurma toplama zamanı geldiğinde topladıkları hurmaları biri küçük, diğeri
ise ondan daha büyük olmak üzere iki öbek haline getirirler ve sonra küçük
olanın üzerine hurma dallarını da eklerlerdi. Bundan sonra ise Muhacirleri
çağırıp “Hangisini istiyorsanız alınız!” derlerdi. Muhacirler büyük olan kısmı
alırlar, Ensar ise dalları için, küçük olanı alırlardı. Bu, Hayber’in fethine
kadar böylece devam etti.
Hayber’in fethinden sonra Hz. Peygamber, Ensar’a
“Eğer isterseniz Hayber’den size hisse vermeyeyim, buna karşılık da
hurmalıklarınız yalnızca kendinize kalsın” dedi. Ensar buna şöyle cevap
verdiler:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Sen bize bazı görevler verdin ve birtakım şartlar öne
sürdün; bizse bütün bunlara karşılık senden cenneti istedik. Eğer bu şartımızı
kabul ediyorsanız sizin dediğiniz gibi olsun”. Hz. Peygamber de;
“Evet, şartınızı kabul ediyorum”
buyurdular.
Fedakârlığa en yüce örnek:
Hz. Peygamber, Bahreyn’den pay vermek üzere Ensar’ı çağırttı. Onlar da “Bize
verdiğin kadar Muhacir kardeşlerimize de vermezsen bunu kabul etmeyiz” dediler.
Hz. Peygamber de “Bu durumda kıyamet günü beni görünceye dek sabredin.
Mükâfaatınızı orada alırsınız” buyurdu.
Dün Medineli ensardan olan müminler, mallarını, topraklarını ve ailelerini
bırakıp göç eden Muhacirlerin ihtiyaçlarını nasıl karşıladı ise bugünde bizler
mümin kardeşlerimizin ihtiyaçlarını öyle karşılamalıyız. Nitekim yakın zamanda
meydana gelen depremle sarsılan Vanlı kardeşlerimizin ihtiyaçları henüz bitmiş
değildir. Kardeşlerimizin dertlerine derman olma vakti devam etmektedir. Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadislerinde kardeşlerimize karşı nasıl davranmamız
gerektiğini bizlere şöyle bildirmektedir.
المسلمُ أَخــو المسلم لا يَظلِمُه ولا يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ فِي حاجةِ
أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ، ومنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ كُرْبةً فَرَّجَ
اللَّهُ عنه بها كُرْبةً من كُرَبِ يومَ القيامةِ ، ومن سَتَرَ مُسْلماً سَتَرَهُ
اللَّهُ يَومَ الْقِيامَةِ
“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din
kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan
bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini
giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını
örter.”
Kur’an-ı Kerimde de Yüce Rabbimiz yardımlaşma hususunda müminlerin nasıl bir
tavır içerisinde olmaları gerektiğini şöyle buyurmaktadır.
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ
فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنّاً وَلاَ أَذًى
لَّهُمْ
أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan,
fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has
mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.”
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم
بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ
رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya,
onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.”
Ensar iyiliksever, muhacir ise ahde vefalıydı.
Örneğin, Hz Ömer, bu şekilde kardeş ilan edildiği kişiyle
zamanlarını bile paylaştıklarını, bir gün kendisi hurma toplama işine giderken,
kardeşinin Resulullah (AS)’ın yanında bulunduğunu, ertesi gün ise çalışma
sırasının diğerine geçtiğini, akşamları ise yapmış ya da öğrenmiş olduğu şeyleri
birbirlerine anlattıklarını söylemektedir.
Kıymetli Kardeşlerim
Kardeşlik muhacir-ensar kardeşliği gibi olunca ve Allahın yardımı gelince hangi
işin üstesinden gelinmez ki? Hangi fetihler gerçekleştirilmez ki? Dün İslam
tarihinde gerçekleşen fetihlerin altında yatan sır bu idi. Daha dün vatan
topraklarımızı işgal edenlere karşı vermiş olduğumuz kurtuluş savaşımızın sırrı,
“Çanakkale Geçilmez” dedirten bizlerde bulunan iman ve İslam kardeşliğidir. Bu
kardeşlik bağımızla bir ve diri olduk. Bu kardeşlik bağımızla zorlukların
üstesinden geldik. Dayanma gücümüz bu kardeşliğimiz sebebiyle arttı. Gelin bugün
muhacir-ensar kardeşliğimizi yeniden ihdas edelim. Birbirimizin ihtiyaçlarına
duyarsız kalmayalım. Her nerde olursa olsun, her nerede yaşıyorsa yaşasın,
Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve bu kardeşliğin gereği mutlaka yerine
getirilmelidir.
Hicret edip, mallarını geride bırakıp Allah yolunda muhacir olmak ne kadar
değerli ise, hicret edenlere yardım edip her türlü desteğini esirgemeyen ensar
olmakta o kadar değerlidir. Neticede herkes dünya hayatında imtihana tabi
tutulmaktadır. Bu imtihanı başarıyla tamamlayanlar için dünya ve ahret mutluluğu
vaat edilmektedir. Şimdi sıra bizdedir. Muhacir olup sabretmekle veya ensar olup
yardım etmekle bizde imtihanımızda başarı olabiliriz. Rabbimizin rızasına nail
olabiliriz. Haydi, hep beraber kardeşliğe koşalım. Haydi, hep beraber iyiliğe,
yardımlaşmaya koşalım. Haydi, hep beraber Rabbimizin ipine sarılalım.
Birbirimizden asla ayrılmayalım. Unutmayalım ki; Kardeşlik; fedakârlıkta
bulunabilmektir. Kardeşlik; bolluk ve dar günde beraber olabilmektir.
Muhacir-ensar kardeşliğinin günümüzde de gerçekleşmesini, inananların
birbirlerini muhacir ve ensarın sevdiği gibi sevmesini ve yardımlaşmasını Yüce
Rabbimden niyaz ediyorum. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
Erzincan/Merkez
|