|
Muharrem ayı hem İslam gelmeden önce hem de
İslam geldikten sonra hep önemli olan aylardan biridir. Muharrem, Hicri takvimin
ilk ayıdır. Sami dinlerde ve Yüce Dinimiz İslam’da özel bir yere sahip olan
Aşure günü muharrem ayı içerisindedir. Sözlükte “haram kılınan, yasaklanan
kutsal olan, saygı duyulan” anlamlarına gelen Muharrem, savaşmanın haram kabul
edildiği dört aydan biridir.(
TDV İslam Ansiklopedisi, “Muharrem” md. c. 31, s.4-5)
Sevgili Peygamberimiz hadislerinde haram
ayların zilkade, zilhicce, muharrem ve receb olarak zikretmiş(Buhari,
Megazi, 77) ve Yüce Rabbimizde Kuran-ı Kerimin
değişik ayetlerinde bu aylara saygı gösterilmesini emretmiştir.(Bakara,
2/194, Maide,5/2)
Hz. Peygamber Efendimiz Muharrem ayını
“Allah’ın ayı” olarak nitelendirmiş ve ramazandan sonraki en faziletli orucunu
bu ayda tutulan oruç olduğunu
bizlere bildirmiştir.
Muharrem ayının en önemli özelliklerinden
biride Hicri takvime göre ilk ay olarak kabul edilmesidir. Nitekim Hicri takvim
İslam Tarihi açsından önemli hadiselerden biri olan Hicreti esas almaktadır.
Hicret sözlükte terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek, anlamına gelir. Terim
olarak Dini sebeplerle bir yerden diğer bir yere göç etme ve özellikle Hz.
Peygamberin Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayı anlamına gelmektedir.
Hicret sadece peygamberimizin hayatında vuku
bulan bir olay değildir. Kuran-ı Kerim önceki peygamberlerin ve onlara
inananların da hicret etmeye zorlandıklarını bildirir. Kuran-ı Kerimde Hz.
İbrahim “Doğrusu ben Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum”
buyrulmak suretiyle hicret ettiği bizlere bildirilmiştir. Ayrıca, Hz. Lut,
Hz. Şuayb
Hz. Musa
ve daha birçok peygamberin hicret ettiği bizlere gelen haberler arasındadır.
Ayetler bize göstermektedir ki, Hicret olayı sadece belli bir döneme ait bir
olay değildir. İnsanlığın varlığıyla beraber vuku bulmuş birçok önemli hadiseden
biridir Hicret. Dünde meydana gelmiş bugünde meydana gelecektir. Önemli olan ise
neden, nereye ve hangi niyetle hicret edildiğidir.
Sevgili peygamberimizi bir hadisinde Hicret
yapılırken akılda tutulması gereken en önemli husususun niyet olduğuna şu
şekilde işaret etmektedir.
«
إنَّما الأَعمالُ بالنِّيَّات ، وإِنَّمَا لِكُلِّ امرئٍ مَا نَوَى ، فمنْ كانَتْ
هجْرَتُهُ إِلَى الله ورَسُولِهِ فهجرتُه إلى الله ورسُولِهِ ، ومنْ كاَنْت
هجْرَتُه لدُنْيَا يُصيبُها ، أَو امرَأَةٍ يَنْكحُها فهْجْرَتُهُ إلى ما هَاجَر
إليْهِ »
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir.
Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve
Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve
Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği
bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre
değerlenir.”
Yapacağımız bütün işlerimizde niyetimizin halis
olması gerekir. Çünkü güzelliklerin temelinde, dünya ve ahiret mutluluğunun
özünde Allah rızası yatmaktadır. Yaptığımız işlerin birçoğunda sonucu niyet
belirlemektedir. Bu sebeple Hicretin temel amacı da Allah’ın rızası olmalıdır.
Bu önemli husus Kuran-ı Kerimde ise şöyle ifade edilmektedir.
وَمَن يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللّهِ يَجِدْ فِي الأَرْضِ مُرَاغَماً كَثِيراً
وَسَعَةً
وَمَن يَخْرُجْ مِن بَيْتِهِ مُهَاجِراً إِلَى اللّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ
الْمَوْتُ
فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَّحِيما
“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde
gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek
amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükafatı
Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, karşılaştığı
sıkıntıları gidermek için Allah rızası doğrultusunda hicret edenler övülmüştür.
إِنَّ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ
هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَـئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ
اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda
cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Kameri aylardan Muharrem ayının onuncu günü
ise, Aşure günüdür. Bu günde birçok Peygamberin hayatında önemli ve olumlu
olaylar vuku bulmuştur. Sahih kaynaklarda zikredildiğine göre; Bu gün, Hz.
Ademin dünya yüzüne indirilmesine sebep olan hatası için tövbesinin kabul
edildiği, Hz. Nuh’un gemisinin Cudi dağına oturduğu, Hz. Yunus’un balığın
karnından kurtulduğu, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın doğduğu, Hz. Musa’nın ve kavminin
Firavunun zulmünden kurtulduğu, Hz. Yakup’un oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu gündür.
Bu sebeple Aşure günü bütün dinlerde ve en son din İslam Dininde önemli bir yere
sahiptir.
Hz Peygamberimiz, muharremin onuncu günü hem
kendisi oruç tutmuş hem de o gün oruç tutmalarını ashâbına tavsiye etmiştir.
سُئِلَ عَنْ صِيَامِ يَوْمِ عاشُوراءِ ، فَقَال : « يُكَفِّرُ السَّنَةَ
المَاضِيَةَ »
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e
aşûre günü tutulan orucun kıymeti soruldu; o da: "Geçmiş bir senenin günahlarına
kefâret olur" buyurdu.
أَفْضَلُ الصِّيَامِ بعْدَ رَمضَانَ : شَهْرُ اللَّهِ المحرَّمُ ، وَأَفْضَلُ
الصَّلاةِ بَعْد الفَرِيضَةِ : صَلاةُ اللَّيْلِ
"Ramazan orucu dışında en faziletli oruç,
Allah'ın ayı muharremde tutulan oruçtur. Farzlar dışında en faziletli namaz da
gece namazıdır."
وعنْ ابنِ عباسٍ رضيَ اللَّه عنهما ، أَنَّ رَسول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ
وسَلَّم صَامَ يوْمَ عاشوراءَ ، وأَمَرَ بِصِيَامِهِ
İbni Abbâs radıyallahu anhümâ'dan
rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem aşûre
gününde oruç tuttu ve oruç tutmayı tavsiye etti."
Peygamber Efendimiz'e Yahudilerin ve
Hıristiyanların sadece onuncu güne tazim ettikleri, bu sebeple o gün oruç
tuttukları haber verilince,
وعَنِ ابنِ عَبَّاسٍ
رَضِيَ اللَّه عنْهُمَا ، قَالَ : قالَ رسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم
: « لَئِنْ بَقِيتُ إِلى قَابِلٍ لأصُومَنَّ التَّاسِعَ »
"Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam dokuzuncu
gün oruç tutarım"
buyurmuştur. Bu sebeple Peygamberimizin tuttuğu ve tutmaya niyet ettikleri
günleri birleştirerek muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günlerini oruçlu
geçirmek müstehaptır. Hz. Peygamber'in sünnetine tam anlamıyla uygun hareket
etmenin yoluda budur.
Nice Peygamberin hayatında olumlu ve önemli bir
yere sahip olan Aşure günü, İslam tarihinde Hz. Peygamberin torunu. Hz. Hüseyin
ve aile fertlerinin 10 muharrem 61’de (10 Ekim 680) Kerbela’da şehit edildikleri
bir gün olarak ta hatırlanmaktadır.
-Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin iki çiçeğin yarısı
idiler. O çiçek Hz. Peygamberin çiçeğidir. Nitekim Hz.Ali Efendimiz evlatları
için şöyle demiştir.
-“Oğlum Hasan, göğsünden başına kadar olan
kısmında, diğer oğlum Hüseyin de bundan aşağı olan kısmında Hz. Peygamber’e çok
benzerdi”
-Hz. Hüseyin yine ağabeyi ile birlikte
dedesinin özel dualarına mazhar olmuştur. Nitekim Hz. Peygamber, her iki torunu
için “Allah’ım!
Ben, bunları seviyorum. Sen de sev bunları”
-“Hasan ve Hüseyin, benim dünyada kokladığım
iki çiçeğimdir”
-Yine Hz. Peygamber Hutbe okurken içeriye giren
torunlarını kucağına almış, sevmiş ve hutbeye kaldığı yerden devam etmiştir.
Haziran 656 yılında babası
Hz. Ali’nin
hilafete geçmesiyle birlikte kendisini siyasi olayların içinde bulan Hz.
Hüseyin, babasını takip ederek Kufe’ye geçti, onun bütün seferlerine iştirak
etti. Bu bağlamda Cemel, Sıffîn ve Nehrevân savaşlarına katıldı.
Babasının şehit edilmesinden (28 Ocak 661)
sonra ağabeyi Hasan’ın yanında yer aldı. Onun altı ay sonra
Muaviye ile belli
şartlar altında anlaşma yapıp hilafetten çekilmesini ise bazı kaynaklara göre
onaylamadı, ancak ağabeyine itaatini sürdürdü. Medine’ye intikal etti. Orada
ilim ve ibadetle meşgul oldu.
Ne var ki
Muaviye’nin
ölümünden sonra oğlu Yezid’in hilafet makamına oturması durumu değiştirdi. Yezid
Medine valisine mektup yazarak Hüseyin’in kendisine biatını sağlamasını emretti.
Hz. Hüseyin
buna şiddetle karşı
çıktı. Önce Medine’den Mekke’ye geldi, orada çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi.
Bunun üzerine
yerinde incelemeler yapmak ve durumu kendisine bildirmek üzere amcasının oğlu
Müslim b. Akil’i Kûfe’ye gönderdi.
Kufe’deki bu
yeni gelişmelerden
ve Müslim’in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz. Hüseyin, bazı tecrübeli
kimselerin “Kûfeliler’e güvenilemeyeceğini” söylemesine aldırış etmeksizin
hazırlıklarını tamamladı ve yakınlarını yanına alarak küçük bir birlikle yola
çıktı.
Yolda bilahare Müslim’in öldürüldüğünü öğrenen
Hz. Hüseyin, beraberinde bulunanlarla istişare ederek durum değerlendirmesi
yaptı, isteyenlerin dönebileceğini söyledi. Kendisi samimi adamlarıyla birlikte
yolculuğuna devam etti.
Bu arada vali İbn Ziyad, önce Hür b. Yezid
komutasında öncü kuvvet hazırlayıp Hüseyin’i sıkıştırmasını istedi. Hür
istenileni yaptı. Arkasından Ömer bin Sa’d komutasında 4.000 kişilik bir kuvveti
daha Hz. Hüseyin’in
üzerine gönderdi. Bu birlik Kerbelâ’da Hz. Hüseyin ve adamlarını kuşattı, ikmal
yollarını tutarak
Fırat’tan su
almalarını engelledi.
İnsanlar, özellikle de kadınlar ve çocuklar
susuz kaldı. Zulüm had safhaya ulaştı. Bu arada bazı görüşmeler yapıldı ise de
sonuç vermedi. Nihayet
10 Muharrem yani
aşura günü (10 Ekim 680) Ömer b. Sa’d’ın ordusu Hz. Hüseyin’in 23 atlı, 40
piyadeden oluşan sembolik birliğine bütün gücüyle saldırdı. Hz. Hüseyin’in
askerleri yiğitçe mücadele etti, çok geçmeden sonra teker teker şehit oldular.
Hz. Hüseyin’in üzerine yürüdüler, önce onu atından düşürdüler, ardından da
kılıçla mübarek başını gövdesinden ayırdılar. Hz. Peygamber’in öpüp kokladığı
mübarek “baş” önce Kufe’ye, ardından da Şam’a götürüldü (Ağırlıkla anlayışa göre
Hüseyin’in başı
daha sonra
Medine’ye getirilerek annesi Fatıma’nın kabrinin yanına defnedilmiştir).
Bu suretle Hz. Peygamber’in nadide çiçeği
Kerbela’da
koparıldı. O günden beri kalplere kor düştü. Peygamber’i seven, Peygamber’i
sevdiği için onun ehl-i beytini seven, “âl-i Muhammed” diyerek onlara dua
eden bütün
Müslümanlar üzüldü. Hüseyin sevginin,
Kerbela da acının
adı oldu. Hangi sosyo-kültürel dünyaya mensup olursa olsun bütün Müslümanlar
içtenlikle Hz. Hüseyin’ sevdiler,
Kerbela’da onun
“baş”ına gelenlerden üzüntü duydular.
Bütün şehitlerimizin, başta Hz. Hüseyin olmak
üzere
Kerbela
şehitlerinin ruhu şâd olsun!
Tarihin belirli bir kesiminde meydana gelen ve
bizleri derinden etkileyen bu olay hakkında iyi düşünmek ve gerekli dersleri
çıkarmak gerekmektedir. Bu husus hepimizin yüreğini dağlamakta ve derinden
üzmektedir. Ama bu üzüntü bizleri bir ayrıma götürmemeli, intikam duygularının
ortaya çıktığı bedenlerimizi tahrip ettiğimiz bir olaya dönüşmemelidir.
Müslümanlara düşen görev, bu gibi olayların tekrar yaşanmaması için gerekli
tedbirleri almak ve belli bir bilinci oluşturmak olmalıdır. Nitekim Yüce
Rabbimiz’de bizlere şu tavsiyeleri bildirmektedir.
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّقُواْ
وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ
قُلُوبِكُمْ
فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناً وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ
النَّارِ
فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ
تَهْتَدُونَ
“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kuran’a) sımsıkı
sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani
sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte
O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.”
Şu ana kadar ifade etmiş olduğumuz bilgiler
ışığında şu hususları yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir.
-Muharrem hicri takvimin ilk ayıdır. Hicret ise
Peygamberlerin hayatlarında vuku bulmuş bir hadisedir. Bununla beraber gerçek
hicretimiz ise yanlışlardan doğrulara, günahlardan sevaplara doğru yol almamızla
gerçekleşecektir.
-Muharrem ayında bulunan aşure gününde birçok
Peygamberin hayatında önemli ve olumlu olaylar meydana gelmiştir. Bizlerinde
içerisinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmanın yolu Allah’ın (c.c.) yardımı
iledir. Bu sebeple Rabbimizin emirlerini yerine getirmeli, yasaklarından kaçmalı
O’nun rızasına uygun işler içerisinde olmalıyız.
-Aşure gününde meydana gelen Kerbela olayı,
birlik ve beraberliğimizi kaybetmemek için üzerimize düşen bütün vazifelerimizi
yerine getirmemizi göstermektedir. Müslümanlar arasına atılan bir ayrılık çok
kötü sonuçlar doğurmaktadır. Hz. Hüseyin Efendimizin ve beraberinde bulunan
yetmiş kişinin şehadeti bunun en acı örneğidir. Bize düşen bugünde birlik ve
beraberliğimizi korumaktır.
Vaazımızı Kur’an-ı Kerimden ayetler ve Sevgili
Peygamberimizin hadisleriyle sonlandırıyorum.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا
اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse
kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size
merhamet edilsin”
لا تَباغَضُوا ، ولا تحاسدُوا، ولاَ تَدابَرُوا ، ولا تَقَاطعُوا ، وَكُونُوا
عِبادَ اللَّهِ إخواناً ، ولا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يهْجُرَ أخَاه فَوقَ ثلاثٍ
“Birbirinize kin tutmayınız, haset etmeyiniz,
sırt dönmeyiniz ve ilginizi kesmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Bir
Müslüman’ın, din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir.”
مثَلُ
الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وتَرَاحُمِهِمْ وتَعاطُفِهِمْ ، مَثَلُ الْجَسَدِ
إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَداعَى لهُ سائِرُ الْجسدِ بالسهَرِ والْحُمَّى
“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine
acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta
olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa
tutulurlar.”
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|