|
RAMAZAN BAYRAMI VAZI 2010
Bayram günleri, neş’e, sevinç ve huzur günleridir. Dini bayram olarak
birisi Ramazan diğeri de Kurban bayramı olmak üzere iki bayram vardır. Ancak
inananlar için en önemlisi, Allah’ın razı olduğu vaziyette yaşayıp, Rabbine
böylece kavuşmaktır. Kıyamette ise, Fecr suresinin 28 ve 30. Ayetlerinde ifade
edildiği gibi, “Sen Rabbine dön; Allah kulundan, kul da Rabbinden razı olarak
cennetlere gir” emrine muhatap olacağı gündür. Bu müminin en büyük bayramdır.
Ebû
Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Oruçlunun iki sevinç zamanı vardır; Birincisi iftar ettiği an diğeri Cennet’te
Rabbiyle karşılaştığı andır.”
İnsanların dünya ve ahiret mutluluğu için Allah’ın koyduğu ana ilkeler
vardır. En önemlisi sadece Allah’a kul olmak, ona hiçbir şeyi eş ve ortak
koşmadan emrine uyarak yaşamaktır. Allah Teala şöyle
buyuruyor.
وَاعْبُدُوا اللّهَ وَلاَ
تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى
وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ
وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ
اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُورًا
“Allah'a kul olun; ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyilik edin. En
yakınlara, yetimlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, (Eşinize) yolcuya ve elinizin altında bulunanlara da iyilik edin.
Allah, büyükleneni ve övünüp duranı sevmez”. (Nisa 4/36)
Gerçek bayramı tadabilmek için, bu ilkelere uymak gerekir. Öncelikle Allah
kendisine şirk koşulmasını asla affetmez. Bunun haricindeki günahları
dilediğinden affeder.
Bunun için insanların
sadece Allah kulluk yapmaları, Allah ile kendileri arasına hiçbir şeyi aracı
koymamaları, eş ve ortak koşmamaları gerekir. Bunun böyle olmasını Kur’an’da
Allah emretmiştir. O şöyle buyuruyor:
لاَّ تَجْعَل
مَعَ اللّهِ إِلَـهًا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولاً {22{
“Allah’ın yanında bir başka
tanrı oluşturma; yoksa yerilmiş ve tek başına bırakılmış olarak oturup
kalırsın.” (İsra 17/22)
ذَلِكَ مِمَّا
أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهًا
آخَرَ
فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَّدْحُورًا {39}
“Bunlar, Rabbinin sana
vahyettiği hikmetler, doğru hükümlerdir. Allah’ın yanında bir başka tanrı
oluşturma, (
Başkasının hükmünü de Allah’ın hükmü yerine koyma.)
yoksa yerilmiş ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın.” (İsra 17/39)
İbadet, Allah’a kul olmanın gereğidir. İbadet, Kulun Allah’a teslimiyetini
ifade eder. İbadet bütün insanlık için son derece önemlidir. Dinde zorlama
yoktur. İnanıp inanmama bakımından insan serbest bırakılmıştır. Bunun için
İnanıp gereğini yapmak insan için en büyük hürriyet, İnanmamak ise, en büyük
zillet ve aşağılıktır. Allah, Tîn suresinde şöyle buyuruyor.
لَقَدْ
خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ {4}
ثُمَّ
رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
{5}إِلَّا
الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
)6(
“Biz
insanı en güzel hasletlerle yarattık.
Sonra onu aşağıların en aşağısına çevirdik.
İman etmiş
ve iyi işleri yapmış olanlar başka. Onları bitmez tükenmez bir ödül
beklemektedir.” (Tîn
95/4-6)
Müşrik, münafık, kâfirler ve büyük günah işlemiş olan müminler, hayatta
iken tevbe ederek tam bir dönüş yaparsa, Allah dönüş yapanları tam affeder.
Hatta günahlarını da sevaba çevirir. Allah Teala şöyle
buyuruyor.
إِلَّا
مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ
سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Ancak
tam dönüş yaparak
inanan ve iyi işler yapanlar,
işte Allah onların
kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah’ın
bağışlaması çok, ikrâmı boldur.
(Furkan 25/70)
Bunun
için tevbe kapısı herkes için her an açıktır.
Tevbe etmeden ölen günahkârları,
Allah dilerse affeder, affetmezse günahına göre cehennemde cezasını çeker ve
sonunda gene cennete girer. Yani günahkâr mümin cehennemde ebedi kalmaz.
Fakat, kâfir, müşrik ve münafık olarak ölenler, asla cennete giremez. Bunlar
hiç kurtulmamak üzere devamlı azap görüp, ebedi cehennemde kalırlar.
İnsanların dünya ve ahiret mutluluk ve huzurları için Allah’ın koyduğu ana
ilkeler vardır.
Bunlardan
bir kısmını, Araf suresi 33. Ayetinde, Allah şöyle bildiriyor.
قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ
رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالإِثْمَ وَالْبَغْيَ
بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُوا بِاللّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا
وَأَن تَقُولُوا عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
De ki: “ Rabbim şunları
haram etti: “İster açık, ister gizli olsun, her türlü fuhuş, (yani hem zina hem
de eşcinsellik yapmayı) günah işlemeyi, haksız saldırıyı yani hakkında Allah’ın
bir belge indirmediği şeyi ona şirk koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz
şeyler söylemenizi de haram etti.” (A'raf 7/33)
Allah, ilk insandan itibaren başta
peygamberler olmak üzere, bütün insanların sadece Allah’a kulluk etmelerini
emretmiştir.
Allah, Peygamberlere görev ve
sorumluluklarını öğretmiştir. Kıyamet günü, kimsenin bir mazereti olmaması için,
bütün insanlara emir ve yasaklarını bildirmiştir. Müminlere ayrıca ikazda
bulunarak, Allah’a ortak koşmadan kulluk görevlerini yerine getirmelerini ve
imandan sonra sapıklığa düşmemelerini, aksi takdirde onların yerine başkalarını
getireceğini de bildirmiştir.
Allah; öncelikle Peygamberleri, sonrada,
bütün insanları ve hususi olarak da müminleri dünyada muhatap olarak kabul eder.
Allah katında hiçbir değeri olmayan
Kâfirlere ise, (zaten bütün müşrikler ve münafıklar kâfirdir) ahirette pişmanlık
duymalarına karşılık, şöyle buyuruyor:
يَا
أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا
كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Ey kâfirler bu gün hiçbir mazeret ortaya
sürmeyin (asla kabul edilmeyecektir). Siz sadece kazandıklarınızla
cezalandırılacaksınız.” (Tahrim 66/7) Yani tam suça göre ceza denecektir.
Allah, peygamberlere şu talimatı vermiştir.
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ
كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
“Ey peygamberler! Temiz
ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben
sizin yaptıklarınızı bilirim”.(Mü’minun 23/51)
Şu bir gerçektir ki
her peygamber, Allah’tan aldığı emir ve yasakları, ümmetlerine tam olarak tebliğ
etmiştir. Allah Teala şöyle buyuruyor.
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ
مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ
يَعْصِمُكَ
مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
“ Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirildiyse onu tebliğ et. Tebliğ etmezsen
vazifeni yapmış olmazsın. Allah seni insanlardan korur. Allah kâfirler
topluluğunu yola getirmez.”(Maide 5/67)
Bütün Peygamberler görevlerini tam olarak yapmışlardır. Bir yanlışlığın
olması asla mümkün değildir. Bütün Peygamberlerin görevlerini tam olarak yapmış
olduklarını bizzat Allah bildiriyor. Çünkü Peygamberleri görevlendiren onları
denetleyip takip eden bizzat Allah’tır. Allah şöyle buyuruyor.
وَلَوْ
تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
O, (yani
Peygamber) bize isnaden bazı lâflar uydurmağa kalkışsaydı, (Hakka 69/44)
لَأَخَذْنَا
مِنْهُ بِالْيَمِينِ
Elbette onu
kıskıvrak yakalardık. (Hakka 69/45)
ثُمَّ
لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
Sonra onun can
damarını koparırdık (yani onu yaşatmazdık). (Hakka 69/46)
فَمَا
مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
Sizden hiç
kimse buna engel olamazdı. (Hakka 69/47)
Yeryüzünde helal
kazanmak, helal olan şeylerden yiyip içmek ve sadece Allaha kulluk ederek
şeytana uymamak, Allah’ın insanlara kesin talimatıdır. Allah şöyle buyuruyor:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الأَرْضِ حَلاَلاً طَيِّباً وَلاَ
تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal
XE "helal" ve temiz olanlarını yiyin. Şeytan XE "Şeytan" ’ın izinden gitmeyin.
O sizin açık düşmanınızdır.(Bakara 2/168)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ
اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ
تَتَّقُونَ
“Ey insanlar, Rabbinize kul XE "kul"
olun. Sizi
yaratan odur; sizden öncekileri de. Bu sayede korunursunuz”. (Bakara 2/21) Enam
suresinin 56. ayetinde de şöyle buyuruyor.
ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ
لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ
شَيْءٍ وَكِيلٌ
(Ey insasnlar) “Rabbiniz Allah budur. Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin
yaratıcısıdır. Ona kulluk edin. Her şey üzerinde vekil olan odur”. (Enam 6/56)
Taha suresi 14. Ayetinde ise şu hüküm ve uyarı vardır.
إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا
إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
“Muhakkak ki ben,
yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için
namaz kıl.(Taha 20/14)
Allah müminlere olan bu konudaki
talimatlarında ise şöyle buyuruyor.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُوا كُلُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلّهِ إِن كُنتُمْ
إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
“Ey müminler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yiyin.
Yalnız Allah XE "Allah"
’a kul
XE "kul"
oluyorsanız,
ona teşekkür edin.(Bakara 2/172)
Yeryüzünde müminlerin, kardeşlik içerisinde yaşamaları, şeytanı düşman olarak
bilmeleri, toptan barış içerisinde olmaları ve Allah’a ibadeti de Allah
emretmiştir. O şöyle buyuruyor.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ
تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Ey iman XE "iman" edenler,
İslam’a tümüyle girin! Şeytanın izinden gitmeyin! O size açık bir düşmandır.
(Bakara 2/208)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ
لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
“Ey iman edenler! Rükû
edin; secdeye kapanın; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtuluşa
eresiniz. (Hac 22/ 77)
KUR’AN ve HADİSLERE GÖRE KURTULUŞA
ERENLER KİMLERDİR.
Dünya ve ahiret kurtuluşu isteyen İnsanlar, Allah’ın Kitabı Kur’an’a ve
Resulullah’ın sünnetine tabi olmalıdır. Çünkü kurtuluş için sağlam bir imana
ihtiyaç vardır. Sağlam bir iman ise ancak Kitap ve sünneti yaşantıya geçirmekle
olur. Mü’minun suresinde Allah Teâlâ şöyle buyurur:
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
{1}
“Gerçekten müminler kurtuluşa
ermiştir”, (Mü’minun 23/1) dedikten sonra, devam eden ayetlerde bunların kimler
olduğunu Allah şöyle açıklıyor.
الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ {2}
“Öyle Müminler ki, namazlarında
huşû içindedirler;
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ
مُعْرِضُونَ {3}
Öyle Müminler ki, boş ve yararsız şeylerden
yüz çevirirler;
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ
فَاعِلُونَ {4}
Öyle Müminler ki, zekâtı
verirler;
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ {5}
Ve Öyle Müminler ki,
iffetlerini korurlar;
إِلَّا عَلَى
أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا
مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ {6}
Ancak eşleri yahut ellerinin
altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı
kınanmazlar.
DEVAMI
فَمَنِ
ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ {7}
Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte
bunlar, haddi aşan kimselerdir.
وَالَّذِينَ هُمْ
لِأَمَانَاتِهِمْ
وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ {8}
Yine kurtuluşa erenler öyle Müminler ki,
emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى
صَلَوَاتِهِمْ
يُحَافِظُونَ
{9}
Ve Öyle Müminler ki, namazlarını devamlı kılarlar.
أُوْلَئِكَ هُمُ
الْوَارِثُونَ {10}
İşte (cennetlere), asıl bunlar vâris
olacaklardır;
الَّذِينَ يَرِثُونَ
الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا
خَالِدُونَ {11}
(Evet) Firdevs cennetine vâris olan bu kimseler,
orada ebedî kalıcıdırlar” (Mü’minun 23/2-11)
Ayrıca Nur suresi
55. ayetinde ise yukarıda anlatılan vasıflarda olan Müminlere, Allah tarafından
şu söz de verilmiştir.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ
آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ
كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ
الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا
يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ
فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah, sizlerden iman edip
iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı
gibi, onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği
dini (İslâm'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri)
korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını söz verdi. Çünkü
onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim
inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.” (Nur 24/55)
Meâriç suresinde,
suçluların durumunu anlattıktan sonra, Kurtuluşa eren müminlerin vasıflarını da
şöyle bildiriyor.
إِلَّا
الْمُصَلِّينَ
Ancak, namaz
kılanlar başka. ( Meariç 70/22)
الَّذِينَ
هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ
Onlar:
Namazlarını aksatmaz, sürekli kılarlar. ( Meariç 70/23)
وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ.
لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Onların
mallarında, isteyene ve utancından dolayı istemeyip
mahrum kalanlara, belli bir hisse
vardır: ( Meariç 70/24-25)
وَالَّذِينَ
يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
Onlar, hesap
gününü tasdik eden kimselerdir. ( Meariç 70/26)
وَالَّذِينَ
هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Onlar,
Rablerinin azabından korkan kimselerdir. ( Meariç 70/27)
إِنَّ
عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
Çünkü
Rablerinin azâbına güven olmaz. ( Meariç 70/28)
وَالَّذِينَ
هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
Onlar,
Irzlarını (mahrem yerlerini) koruyan kimselerdir. ( Meariç 70/29)
إِلَّا
عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ
مَلُومِينَ
Yalnız
eşlerine, ya da ellerinin altında bulunan(câriyelerin)e karşı korumazlar. Bundan
ötürü de onlar kınanmazlar. ( Meariç 70/30)
فَمَنِ
ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
Ama kim bundan
ötesini ararsa, onlar sınırı aşanlardır. ( Meariç 70/31)
وَالَّذِينَ
هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Müminler,
emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir. ( Meariç 70/32)
وَالَّذِينَ
هُم بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُونَ
Onlar,
şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir. ( Meariç 70/33)
وَالَّذِينَ
هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Onlar,
namazlarına titizlikle devam eden kimselerdir. ( Meariç 70/34)
أُوْلَئِكَ
فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ
İşte onlar,
cennetlerde ağırlanırlar. ( Meariç 70/35)
Mü’minun
suresinde de, “namazlarında huşû içinde olanlar ve namazlarını devamlı kılarlar;
İşte, cennetlerin asıl vârisleri bunlar olacaklardır” (Mü’minun 23/2-11)
Onun için Beş vakit
namazın devamlı ve vaktinde kılınması son derece önemlidir. Çünkü böyle yapanlar
Cennetlerin mirasçıları olarak Firdevs cennetlerinde ağırlanacaklardır. Buna
göre Allah, tam kazanca göre ücret vereceğini söz vermiştir. Bunun için
Müslüman, Allah’a yaptığı kulluk görevinden lezzet almalıdır.
Mümin namazını
vaktinde ve sürekli kılacaktır. Namazı vaktinde kılmayıp, sonraya- kazaya
bırakmak diye bir şey yoktur. Mazeretsiz olarak namazı vaktinde kılmayan, büyük
günah işlemiş olur. Mazeret ise, unutmak- uyumak ve bir hata sebebiyle olur.
Allah Resulü(s.a.v.)
“Namaz dinin direğidir” buyuruyor. Allah Namazı, Müslümanlara vakitler halinde
farz kılmıştır.
Namaz, müminlere
vakitler halinde farz kılınmıştır. Nisa 103. ayette, Allah şöyle buyuruyor.
إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ
عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَّوْقُوتًا
“……Çünkü namaz müminler
üzerine vakitleri belli bir farzdır. (Nisa 4/103) Bu vakitlerin; Öğle, İkindi,
Akşam; Yatsı ve Sabah namazları olduğu, Hûd suresi 114 ve İsra suresi 78.
ayetlerinde bildirilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ
طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ
السَّـيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
“Gündüzün iki ucunda ve
gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu,
öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır. (Hud 11/114)
Bu Ayette geçen
gündüzün iki ucundaki namazların, Birincisi öğle, ikincisi de İkindi namazıdır.
Gece kılınan namazlara gelince bunlar en az üç vakittir. Ayette; ZÜLEF diye
geçmektedir. ”Zülef” kelimesi çoğuldur. Bir şeye çoğul denebilmesi için en az üç
olması lazımdır. Bunlar, gece kılınan Akşam, Yatsı ve Sabah Namazlarını ifade
etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
أَقِمِ الصَّلاَةَ
لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ
الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
“Namazı, güneşin batı
tarafına yönelmesinden gecenin kararmasına kadar, bir de şafak söktüğü sırada
kıl. Şafak sökmesi gözle görülür.” (İsra 17/78)
Bakar 277. ayetinde de,
namazlarını kılanlar için Allah katından şöyle ödüller haber verilmektedir.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا
وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ
أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Kimler inanır, iyi
işler yapar, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse; onlara Rableri katında
ödül vardır. Onların üstlerinde ne bir korku olur, ne de üzülürler” (Bakara
2/277)
Mü’min, namazını
kılarak ve musibetlere sabrederek Allah’tan yardım dilemelidir. Bunun böyle
yapılmasını, Bakara suresi 153. ayetinde Allah emrediyor.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
“Ey Müminler XE "iman"
! Sabır göstererek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah XE
"Allah" sabredenlerle beraberdir”. (Bakara 2/153) Bu ibadetler, ancak
müminlerden başkasına ağır gelir. Allah şöyle buyuruyor.
وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ
وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ
“Sabır göstererek ve
namaz kılarak yardım isteyin. Bu, Allah’a karşı saygılı olanlardan başkasına,
gerçekten ağır gelir”. (Bakara 2/45)
Kur’an’ın ifadesiyle
Namaz, sahibini her türlü çirkinliklerden uzaklaştırır. Ayette şöyle buyuruyor.
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ
الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء
وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
“(Resûlüm!) Sana
vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, dosdoğru kılınan namaz,
kişiyi hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin)
en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut 45)derken, Bakara 110. ayette
de;
وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ
وَآتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ
اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
“Namazı dosdoğru kılın,
Zekatı verin. Kendiniz için ne hayır sunarsanız, Allah XE "Allah" ’ın huzurunda
onu bulursunuz. Ne yapsanız, Allah onu görür.” (Bakara 2/110) buyurur. Onun için
Mü’min Rabbinin huzuruna çıkacağını aklından çıkarmaz. Enam 72. ayetinde;
وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلاةَ
وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِيَ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
“…Namaz kılın ve ona saygılı
olun, huzurunda toplanacağınız odur,” dendi. (Enam 6/ 72)
وَالَّذِينَ يُمَسَّكُونَ
بِالْكِتَابِ وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ إِنَّا لاَ نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ
“Kitaba sıkı
sarılanlarla namazı tam kılanlara gelince; biz iyiliye çalışanları karşılıksız
bırakmayız.”(A'raf; 7/170.)
الَّذِينَ يُقِيمُونَ
الصَّلاَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
“Müminler,
Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh için) harcarlar.
(Enfal: 8/3) Allah Resulü s.a.v. şöyle buyuruyor.
“Beş vakit namaz, büyük
günahlardan kaçınıldığı müddetçe kendi aralarındaki günahlara keffâretdir.»
Allah Müminlerin
dostudur. Müminler de birbirlerinin dostudur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَالْمُؤْمِنُونَ
وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ
وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ
وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ
عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Mümin erkeklerle mümin
kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten
alıkorlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resûlüne itaat
ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîzdir, hikmet
sahibidir. (Tevbe, 9/ 71)
وَالَّذِينَ يُمَسَّكُونَ
بِالْكِتَابِ وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ إِنَّا لاَ نُضِيعُ أَجْرَ الْمُصْلِحِينَ
“Kitaba sıkı
sarılanlarla namazı tam kılanlara gelince; biz iyiliye çalışanları karşılıksız
bırakmayız.”(A'raf; 7/170.)
الَّذِينَ يُقِيمُونَ
الصَّلاَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
“Müminler,
Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allâh için) harcarlar.
(Enfal: 8/3)
قُل لِّعِبَادِيَ الَّذِينَ
آمَنُوا يُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُنفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا
وَعَلانِيَةً مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خِلاَلٌ
“İnanmış
kullarıma de ki, namazlarını tam kılsınlar ve kendilerine rızık olarak
verdiğimiz şeyden gizli-açık harcasınlar. Bunu öyle bir gün gelmeden yapsınlar
ki, o günde ne alış veriş, ne dostluk olacaktır.”
(İbrahim 14/31)
إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ
كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا
وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ
“Allah'ın kitabını
okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli
ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler” (Fatır
35/29)
1-
Müminler boş laflardan uzak dururlar.
Yalan, dedi kodu,
gıybet, iftira ve başkalarına hakaret veya benzeri şeyler hem haramdır, hem de
toplum nazarında çirkindir. Bunun için mümin, hayırlı sözler ve hayırlı işlerde
olmalıdır. Kur’an şöyle bnuyuruyor.
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ
مُعْرِضُونَ {3}
Öyle Müminler ki, boş ve yararsız şeylerden
yüz çevirirler; (Müminun 23/3)
قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ
وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ
أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ
حَلِيمٌ {263}
Bir tatlı dil, bir bağışlama, incitme ile
sonuçlanan yardımdan iyidir. Allah XE "Allah" zengindir, acelesi yoktur. (Bakar
2/263).
Boş laflarla vakit geçirmeyen ve dilini
yersiz ve çirkin sözlerde uzak tutanlara Allah çeşitli ikramlarda bulunur. En
büyük ikramı ise ona hikmeti vermesidir. Allah şöyle buyuruyor.
يُؤتِي
الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ
أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا
وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ {269
Allah XE "Allah" ,
hikmeti, yani doğru karar verme kabiliyetini, koymuş olduğu düzenine uyana
verir. Kime hikmet verilirse, ona çok iyilik yapılmış olur. Bunu içi temiz
olanlardan başkası anlamaz (Bakar 2/269)
Allah’ın Resulü de şöyle buyuruyor.” Hikmet müminin yitiğidir. Nerede bulursa
onu alsın.”
Mümin Allah ve Resulüne itaat eder. Bununla huzur bulur. Böylece hem dünyasını
hem ahretini mutlu eder. Rabbimiz şöyle buyuruyor.
وَمَن
يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ
وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
Allah'a ve Peygambere itaat edenler, Allah'dan
korkup buyruklarını çiğnemekten kaçınanlar var ya, işte kurtuluşa erenler
onlardır. (Nur 24/ 51-52)
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ
عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
“Bu
Elçi’ye (Muhammed a.s.’a) kim itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Yüz
çeviren çevirsin; Seni onlara koruyucu olasın diye göndermedik.” (Nisa 4/80)
قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ
رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve)
yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? Size Resûl'ün
bildirdiklerini kesinkes yalan saydınız; onun için azap yakanızı
bırakmayacaktır! (Furkan 25/77)
3- Zekâtını Allah rızası için verenler
kurtuluşa ereceklerdir. Allah Teala şöyle buyuruyor.
وَالَّذِينَ هُمْ
لِلزَّكَاةِ
فَاعِلُونَ {4}
“ Öyle Müminler ki,
zekâtı verirler;” (Mü’minun 23/4)
Zekât ibadeti
Allah’ın emri ve Resulullah’ın tarifine göre de, İslam’ın beş şartından ve en
önde gelen farzlardan biridir. Çünkü Zekât, toplum düzenini sağlar, sosyal
yardımlaşmayı emreder ve zengin ile fakir arasındaki bağı ve dostlukları
geliştirir. Önemine binan Zekât, Kur’an’da namazla beraber ve müstakil olarak
birçok ayette zikredilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ
وَآتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ
اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
“Namazı
dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için ne hayır sunarsanız, Allah XE
"Allah" ’ın huzurunda onu bulursunuz. Ne yapsanız, Allah onu görür.” (Bakara
2/110)
وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ
وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
“Namazı
dosdoğru kılın. Zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte rükû edin.” (Bakara 2/43)
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ
وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ
تُرْحَمُونَ {56}
“Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet
göresiniz”. (Nur 24/ 56)
وَمَثَلُ
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ
وَتَثْبِيتًا مِّنْ
أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ
فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ
فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ
وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ
بَصِيرٌ {265}
Allah XE "Allah" ’ın
rızasını kazanmak ve kendilerini sağlama almak için mallarını harcayanların
durumu tepe üstüne kurulu bahçeye benzer. Bol yağmur yağarsa iki kat ürün verir.
Yağmur yağmazsa çisenti olur (bu da yeter). Allah yaptığınız her şeyi görür.
(Bakar 2/264).
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ
صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ
إِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ
لَّهُمْ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ {103}
“Onların mallarından
sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin.
Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır.
Onlara huzur verir). Allah işitendir, bilendir. (Tevbe 9/103)
Dinen zengin sayılan
bir müslümanın Zekâtını vermemesi düşünülemez. Aksi takdirde kişinin bu durumu,
başta Allah’a karşı büyük bir isyankârlık ifadesi taşır. Toplumda sosyal
dengelerin bozulmasına sebep olur. Fakirin hakkını vermemiş ve nankörlük etmiş
olur. Böylece büyük günaha girer ahiret için ise şiddetli azabı hak eder.
فَآتِ ذَا الْقُرْبَى
حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ ذَلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ
وَجْهَ اللَّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Akrabâya, yoksula,
yolcuya zekât ve sadakadan hakkını ver. Allâh'ın rızâsını isteyenler için bu,
daha hayırlıdır ve onlar başarıya erenlerdir. (Rum 30/38)
الَّذِينَ يُنفِقُونَ
أَمْوَالَهُم
بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ
سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ
رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ
عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
)274(
Mallarını gece gündüz, gizli ve açık hayra
harcayanlar... Onların ödülü Rableri katındadır. Üzerlerinde ne bir korku olur,
ne de üzülürler (Bakar 2/274)
Zekât; hem malı artırma ve temizleme, hem
malın korunması ve bereketlenmesi, hem de sahibinin temizlenmesi manalarına
gelir. En önemlisi, Rabbinin emrini yerine getirmenin ve fakirin hakkını
ödemenin gönül rahatlığı içerisinde, dünyada huzur ve rahatlığa kavuşur. Ayrıca
Allah tarafından Ahrette bolca verilecek ikrama kavuşacağı inancı ile huzur ve
sevinç içerisindedir. Böylece Rabbinin emrini yerine getirmenin şerefini yaşar.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ
أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ
فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ
لِمَن يَشَاء وَاللّهُ
وَاسِعٌ عَلِيمٌ {261}
Mallarını Allah XE "Allah" yolunda
harcayanların yaptıkları iş, toprağa bir buğday tanesi atmaya benzer. O tane
yedi başak bitirmiştir. Her başakta yüz tane vardır. Allah, düzenine uyana kat
kat verir. Allah’ın imkânları geniştir, her şeyi bilir (Bakar 2/261).
يَا
أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن
طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا
لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ
تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم
بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن
تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
{267}
Müminler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve
sizin için yerden çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Kötü kısmını vermeye
kalkmayın; siz olsanız almazsınız; göz yumarsanız başka. Bilin ki, Allah XE
"Allah" zengindir, ne yaparsa, güzelini yapar. (Bakar 2/267).
الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ
الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِالْفَحْشَاء
وَاللّهُ يَعِدُكُم
مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ {268}
Şeytan XE "Şeytan" sizi yoksul düşmekle
tehdit eder. Sizden çirkin şeyler ister. Allah XE "Allah" ise suçunuzu
bağışlama ve ikramda bulunma sözü verir. Allah’ın imkanları geniştir, her şeyi
bilir.(Bakar 2/268)
وَمَا أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ اللّهَ
يَعْلَمُهُ وَمَا
لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ {270}
Ne tür bir
harcama yapsanız veya adak olarak ne adasanız, Allah XE "Allah" onu bilir.
Yanlış yapanların yardımcıları olmaz. (Bakar 2/270).
Zekât Farz olan bir ibadettir. Farz olan
ibadetlerin açıktan yapılması asıldır. Çünkü herkesin mecburi yapması gereken
ibadetlerdir. Bakar 271. ayetinde, Allah şöyle buyuruyor.
إِن تُبْدُواْ
الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ
وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاء
فَهُوَ خَيْرٌ لُّكُمْ
وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّئَاتِكُمْ
وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ
خَبِيرٌ
Zekâtları açıkça vermeniz ne güzel olur! Ama
onları gizler ve fakirlere o şekilde verirseniz sizin için daha iyidir. Bu bir
kısım günahlarınızı örter. Allah XE "Allah" yaptığınız her şeyi bilir. (Bakar
2/271).
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم
بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ
سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ
رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ
عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Mallarını gece gündüz, gizli ve açık hayra
harcayanlar... Onların ödülü Rableri katındadır. Üzerlerinde ne bir korku olur,
ne de üzülürler (Bakar 2/274)
Zekât ve sadakalar
sırf Allah rızası için verilmelidir. Asla riya olmamalı ve başa kakılmamalıdır.
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ
فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ
يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنًّا وَلاَ أَذًى لَّهُمْ
أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ
وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
{262}
“ Mallarını Allah XE
"Allah" yolunda harcayanlar, sonra yaptıkları iyiliği başa kakmayan ve
incitmeyenler; onlara Rableri katında ödül vardır. Üzerlerinde ne bir korku
olur, ne de üzülürler.” (Bakar 2/262).
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ
صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ
وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ
وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ
وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ
تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ
فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى
شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ
وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
“ Ey inananlar! Yaptığınız yardımları, başa kakarak ve inciterek değersiz hale
getirmeyin. İnsanlara gösteriş olsun diye malını harcayan, ama Allah XE "Allah"
’a ve Ahiret XE "Ahiret" gününe inanmayan kişi gibi olmayın. Onun durumu,
üzerinde biraz toprak bulunan kayaya benzer. Şiddetli bir yağmur yağar ve onu
çıplak bırakır. İstedikleri bir tek şeyi bile elde edemezler. Allah nankörler
takımını yola getirmez” (Bakar 2/264).
Bu ayetlerde emredilen hayırlardan birinci derecede kast edilen zekâttır.
Çünkü İslam'ın emrettiği şekilde noksansız olarak zekât verilirse, fakirlik yok
olur. Kardeşlik ve merhamet duyguları genişler. Toplumda huzursuzluk büyük
ölçüce azalır.
4- Mü’minleri vasıflarından birisi de, her yerde ve her zaman
iffetlerini korumalıdırlar. Bu Allah’ın emridir. Allah şöyle buyuruyor;
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ {5}
Ve Öyle Müminler ki,
iffetlerini korurlar;
إِلَّا عَلَى
أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا
مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ {6}
“Ancak eşleri yahut ellerinin
sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış
değillerdir.” Zaten bunlarla ancak nikâh ile ilişki olur. Nikâhla olduğu için
helaldir.
İffet mefhumu, hem erkek hem kadınlar için kullanılan ortak özelliklerdendir.
Yani iffetini edebini ve şerefini haramlardan koruyan erkek ve kadın müminler
kurtuluşa erdiler.
Nur suresinin Otuzuncu ayetinde Allah erkekler için şöyle emrediyor.
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ
ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ
اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ {30}
(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama)
dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha
temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından
haberdardır. (Nur 24/30)
Aynı suresinin Otuz birinci ayetinde ise kadınlar için şöyle buyuruyor;
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ
يَغْضُضْنَ مِنْ
أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ
زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا
ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ
وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ
إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ
آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ
أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ
أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ
بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ
أَوْ مَا مَلَكَتْ
أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ
الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ
الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء
وَلَا يَضْرِبْنَ
بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا
إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا
أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ {31}
“
Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve
iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini
teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.
Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları,
erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları,
kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri),
erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut
henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan
başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın
diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda
yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa
eresiniz.(Nur24/31)
Ayetteki “zinet” tabiri, kadının vücudunu ifade eder ki, buna göre vücudun
yasaklanan kısmıdır. Bu yasaklamadan istisna edilen “görünen kısım” ise, kadının
yüzü, elleri ve ayaklarıdır.
Ali İmran suresinin
104. ayetine göre Müslümanların görevlerini doğru ve güzel yapmaları gerekir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ
يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ
الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İçinizde bir öncüler topluluğu bulunsun; onlar
insanları iyiliğe çağırsın, kötülüklere karşı uyarılarda bulunsun. İşte
umduklarını bulacak olanlar bunlardır.
(Âli İmran 3/104)
وَمِنَ النَّاسِ مَن
يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ
أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ
ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
İnsanlardan kimi
Allah'a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa
buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir. O, dünyasını da,
ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.(Hac 22/11)
Çünkü böyle insanlar
yanlışlara dalmaktadırlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن
دُونِ اللَّهِ أَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا إِنَّ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن
دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِندَ اللَّهِ الرِّزْقَ
وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Siz Allah'ı bırakıp
birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki,
Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah
katında arayın. O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Ancak O'na döndürüleceksiniz.
(Ankebut 17)
Allah’dan başkasına
sarılanlarla ilgili olarak onları ikazla, Enbiya suresi 98. ayetinde Allah Teâlâ
şöyle buyurur:
إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ
اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ
أَنتُمْ لَهَا وَارِدُونَ {98}
Siz ve Allah'ın dışında
taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz. (Enbiya 21/98).
Ahrette, peygamberlerde dahil herkesi, Allah inceden inceye hesaba çeecekdir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ
أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ
الْمُرْسَلِينَ {6}
Kendilerine elçi
gönderilenlere elbette soracağız. Elbette elçilere de soracağız. (A'raf7/6)
فَلَنَقُصَّنَّ
عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ {7}
Adım adım yaptıklarını
bilgiye dayalı olarak onlara anlatacağız. Çünkü onlardan uzak değiliz.
(A'raf7/7)
وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ
الْمُفْلِحُونَ {8}
O
gün tartı yapılacağı bir gerçektir. Kimin sevabı ağır basarsa onlar umduklarına
kavuşacaklardır. (A'raf7/8)
أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى
مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İşte onlar, Rableri
tarafından (gösterilen) doğru bir yol üzerindedirler ve onlar, umduklarına
ereceklerdir. (Lokman 31/ 5)
Allah, altlarından
ırmaklar akan cennetleri Müminler için hazırlamıştır. Ramazn orocunu tutmak Beş
vakıt namazı devamlı kılmak, zekât ve sadakalarımızı vermek ve ibadetlerimizde
şuurlu bir şekilde devamlı olmak, haramlardan da son derece uzak durmak
suretiyle, O cennetler mirasçı olmaya ve O büyük kurtuluşa koşalım.
أَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ
تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“Allah, onlara
içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır.
İşte büyük kazanç budur”. (Tevbe 9/89)
Başlangıçta demiştik ki; kullar için en büyük bayram, Dünyada Allah’ın razı
olduğu bir Müslüman olarak yaşayıp, Rabbine böylece kavuşması ve bu durumundan
dolayı, Allah kulundan, kul da Rabbinden razı olarak cennetlere girdiği
zamandır. Dünyadaki bayramıyla beraber en büyük bayram budur.
Şu hiç unutulmamalıdır ki, insan iman ederde bu imanında karalı olursa,
Allah hem dünyada hem de ahrette kesinlikle onu korur.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذِينَ
آمَنُواْ بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ
الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ
وَيُضِلُّ اللّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ
اللّهُ مَا يَشَاء {27}
Allah Teâlâ sağlam
sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar.
Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar.
(İbrahim 15/27)
O halde bunun için ne
yapmamız gerekir.
Teğabün suresinin16.
ayetinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا
اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنفِقُوا خَيْرًا لِّأَنفُسِكُمْ وَمَن
يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Öyle ise gücünüz
yettiği kadar Allâh'tan korkun, O'nun talimatlarını dinleyin, O'na itâ'at edin
ve kendi iyiliğinize olarak mallarınızdan Allah uğrunda harcayın. Kim nefsinin
cimriliğinden korunursa işte onlar, başarıya erenlerdir. (Teğabün 64/16)
Demek ki Allah, kimseye
gücünün yetmediği bir yük yüklememektedir. Kulun görevi, Allah’ın talimatlarını
dinleyip, ona itaat etmektir. Hicr suresi 99.ayetinde;
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
“Ve sana yakîn yani ölüm
gelinceye kadar Rabbine ibadet et!(Hicr15/99) buyuruyor. Taha suresi 14.
ayetinde şöyle buyuruyor.
BU BAYARAM VESİLESİYLE:
Fitreler verilmemişse
verilmeli,
Küsülü olanlar
barışmalılar, İnsanlar birbirlerini affetmeli, her zaman tevbe etmeli,
Ana baba ayrıca ziyaret
edilmeli. Duaları alınmalı ve onlara dua edilmeli,
Akrabalar ziyaret
edilmeli, Yetimler görüp gözetilmeli, ihtiyaçları karşılanmalı.
Fakirler yoksullar ve
ihtiyaç sahipleri ihmal edilmemeli, ihtiyaçları giderilmeli,
Kardeşler ziyaret
edilmeli, İnsanlarla helallaşılmalı,
Komşular ziyaret
edilmeli, çevreden haberdar olunmalı. Kardeşlik duyguları pekişmeli.
Hatalardan tevbe edip,
sözümüzde durmalı. Ramazanda edindiğimiz güzel huylarımızı devam ettirmeli.
İbadetlerimizi
ömrümüzün sonuna kadar hiç ara vermeden devam etmeliyiz
Ölülerimiz,
dirilerimiz, çocuklarımız, aile efradımız, vatanımız ve bütün Müslümanlar için
çokça dua etmeliyiz.
Bu vesile ile,
Fitrelerin Bayram namazından önce verilmesi gerektiğini, Bayramda eş dost ziyert
edilmesi, küsülülerin barışması, küçklerin be büyüklerin , fakirlerin
gözetilmesi, bolca dua edilmesini de hatırlatır, bütün Mü’minlerin Ramazan
Bayramlarını tebrik eder, sağlık, sıhhat ve huzurla birçok ramazanlara ve
bayramlara ulaştırmasını Allah’dan niyaz ederim.
Abdurahman ALTAY
Emekli Müfti.
Süleymaniye Vakfı
Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi.
(
Sahihi Müslim, Sıyam: 1).
Tirmîzî:
766 Nolu hadis .Bu
hadis hasen sahihtir.
|