|
İnsanlığın varlığıyla beraber vuku bulmuş birçok
önemli hadiseden biride Hicrettir. Dünde meydana gelmiş bugünde meydana
gelecektir. Hicretin İslam Tarihi açısından değeri çok büyüktür. Hz. Ömer
devrinde Müslümanlar için bir takvim belirleme ihtiyacının sonucu olarak takvim
oluşturulması ve bu takvimin başlangıç noktası olarak, Hz. Peygamber (s.a.)'in
Mekke'den Medine'ye hicretinin esas alınması, "hicret"e verilen değeri en iyi
şekilde izah eder. Ayrıca Muharrem ayına önem katan özelliklerinden biri Hicri
takvime göre ilk ay olarak kabul edilmesidir.
Hicret sözlükte terk etmek, ayrılmak, ilgisini
kesmek, anlamına gelir. Terim olarak Dini sebeplerle bir yerden diğer bir yere
göç etme ve özellikle Hz. Peygamberin Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayı
anlamına gelmektedir.
Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili
Peygamberimiz, diğer bütün Peygamberler gibi Rabbinden almış olduğu emir ve
yasakları insanlara ulaştırmış, onların dünya ve ahirette huzurlu ve mutlu bir
yaşam sürmeleri için en büyük fedakarlığı göstermiştir. Hz. Peygamber ve
kendisine inanan müminler kendilerinden önceki Peygamberlerin ve onların
kavimlerinin başlarına gelen akibetle karşılaşmışlar, hicret etmeye mecbur
bırakılmışlardır. Peygamber Efendimizin bu kadar çabasına rağmen müşrikler,
insanlık dışı birçok baskılar gerçekleştirmişlerdir. Bu baskıların neticesinde
ise Medine’ye Hicret kararı alınmıştır.
Hicret sadece peygamberimizin hayatında vuku
bulan bir olay değildir. Kuran-ı Kerim önceki peygamberlerin ve onlara
inananların da hicret etmeye zorlandıklarını bildirir. Kuran-ı Kerimde Hz.
İbrahim “Doğrusu ben Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum”
buyrulmak suretiyle hicret ettiği bizlere bildirilmiştir. Ayrıca, Hz. Lut,
Hz. Şuayb
Hz. Musa
ve daha birçok peygamberin hicret ettiği bizlere gelen haberler arasındadır.
Ayetler bize göstermektedir ki, Hicret olayı sadece belli bir döneme ait bir
olay değildir. Önemli olan ise neden, nereye ve hangi niyetle hicret
edildiğidir.
Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde Hicret
yapılırken akılda tutulması gereken en önemli husususun niyet olduğuna şu
şekilde işaret etmektedir.
«
إنَّما الأَعمالُ بالنِّيَّات ، وإِنَّمَا لِكُلِّ امرئٍ مَا نَوَى ، فمنْ كانَتْ
هجْرَتُهُ إِلَى الله ورَسُولِهِ فهجرتُه إلى الله ورسُولِهِ ، ومنْ كاَنْت
هجْرَتُه لدُنْيَا يُصيبُها ، أَو امرَأَةٍ يَنْكحُها فهْجْرَتُهُ إلى ما هَاجَر
إليْهِ »
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir.
Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve
Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve
Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği
bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre
değerlenir.”
Yapacağımız bütün işlerimizde niyetimizin halis
olması gerekir. Çünkü güzelliklerin temelinde, dünya ve ahiret mutluluğunun
özünde Allah rızası yatmaktadır. Yaptığımız işlerin birçoğunda sonucu niyet
belirlemektedir. Bu sebeple Hicretin temel amacı da Allah’ın rızası olmalıdır.
Bu önemli husus Kuran-ı Kerimde ise şöyle ifade edilmektedir.
وَمَن يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللّهِ يَجِدْ فِي الأَرْضِ مُرَاغَماً كَثِيراً
وَسَعَةً
وَمَن يَخْرُجْ مِن بَيْتِهِ مُهَاجِراً إِلَى اللّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ
الْمَوْتُ
فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلى اللّهِ وَكَانَ اللّهُ غَفُوراً رَّحِيما
“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde
gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek
amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükafatı
Allah’a düşer. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz, karşılaştığı
sıkıntıları gidermek için Allah rızası doğrultusunda hicret edenler övülmüştür.
إِنَّ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ
هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَـئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ
اللّهِ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda
cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ
مِن دِيَارِهِمْ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُواْ وَقُتِلُواْ لأُكَفِّرَنَّ
عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا
الأَنْهَارُ ثَوَاباً مِّن عِندِ اللّهِ وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
“…Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar,
yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını
elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden
ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır.”
Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de
Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple 2'inci Akabe Bîatında Hz.
Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı.
Rasûlullah (s.a.s.) "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında
hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi..."
diyerek Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi. 2'inci Akabe Bîatı,
Peygamberliğin 12'nci yılının son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. 13'üncü yılın
ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. Mekke'den Medine'ye
ilk hicret eden, Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme, son hicret eden ise
Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası Abbas’tır.
Kısa zamanda, Mekke'li
Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti. Yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz.
Ali'yi Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de alıkoymuştu. Ebû Bekir hicret için izin
istediğinde, Rasûlullah (s.a.s.): "Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaş
verecek..." diyerek hicretini geciktirmişti
Dâru'n-Nedve'de Hz.
Peygamberimizin öldürülmesi kararı alınmış ve bu uygulanmaya konulmuştu.
Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi.
"Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terk
edeceksin..." dedi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'e de hicret için izin verildi.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali'yi çağırdı.
"Ben Medine'ye gidiyorum. Sen
bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor
sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver. Hz.
Ali, Rasûlullah (s.a.s.)'in yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir
avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri
cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı.
Rasûlullah (s.a.s.) "Yâ-Sîn Sûresi"nin başından:
"Biz onların önlerine ve
arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette
görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından
geçip gitti. Hz. Peygamber öğle sıcağında Hz. Ebubekir’in evine gitti. Gece
olunca, Sevgili Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir evin arka penceresinden çıktılar.
Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin
güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya
vardılar. Kureyşin araması bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden
pazar gününe kadar) üç gün bu mağarada gizlendiler.
Peygamber Efendimizi aramaya
başlayan Müşrikler bu mağaranın önüne kadar gelmişlerdi. Ancak mağaranın
girişine bir örümcek ağ, bir kuş yuva yapmıştı. Bu durumu gören müşrikler
mağarada hiç kimsenin olmayacağı kanaatine vardılar ve oradan ayrıldılar. Bu
hadise bize göstermektedir ki, Yüce Allah’ın rızası doğrultusunda yapılacak her
türlü işte Allah’ın yardımı mutlaka inananlarla beraberdir. Peygamber
Efendimizin Hz Ebubekir’e söylemi olduğu sözü yeniden hatırlamakta fayda
görüyoruz. Hepimizce malum olan bu sözde Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Korkma
ya Ebabekir! Allah'ın yardımı bizimledir. İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır, hiç
endişe edilir mi?"
Sizler tarafından bilinen bir
başka hadise ise şöyledir. Sürâka denen bir iz sürücü, Kureyş'in ilân ettiği
mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret
kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dört nala sürerek Rasûlullah (s.a.s.) ve
arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp kapaklandı. Kendisi de yere
yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada, atının ön
ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını zorlukla kurtardı. Sürâka'nın
morali iyice bozulmuştu. Rasûlullah (s.a.s.)'den özür diledi. Yazılı bir
emânnâme alarak geri döndü; diğer tâkipçileri de "ben aradım, boşuna yorulmayın,
bu tarafta yok..." diyerek geri çevirdi.
Rasûlullah (s.a.s.)'ın yola
çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah (s.a.s.)'i
karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23
Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca
ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden
etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte
olduğunu gördü ve yüksek sesle: İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli
geliyor, diye haykırdı.
Yaşadığımız bu dünyada başımıza birçok
sıkıntılar gelebilmektedir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulmaktadır.
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden
eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince,
“Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” Başımıza
gelen sıkıntılara sabır göstermek bize düşen en güzel iş olacaktır. Yalnız
sıkıntılar bulunduğumuz yerde yaşamamızı kısıtlıyorsa dünya ve ahiret için
çalışamaz hale gelmiş isek o zamanda bulunduğumuz yerden başka bir yere gitmekte
fayda vardır. Yüce Rabbimizde bizlere bu hususu şöyle vurgulamaktadır.
إِنَّ
الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ
ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُواْ فِيمَ كُنتُمْ قَالُواْ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي
الأَرْضِ
قَالْوَاْ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُواْ فِيهَا
“Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin
canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne
durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve
güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada
hicret etseydiniz ya!” derler…”
Hicret edenlerin dünya ve ahiret nimetlerinden
istifade edeceklerini yukarıda zikretmiş olduğumuz ayetlerde Yüce Rabbimiz
bildirmektedir. Hicret eden Muhacirler ile Hicret edenleri karşılayan Ensar
Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış kimselerdir. Nitekim Yüce Rabbimiz bir ayette
şöyle buyurmaktadır.
وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ
اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ
لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً
ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar
ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan
razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları
cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.”
Mekke’den Medine’ye hicret edenleri karşılayan onlara yardım elini uzatan ve
onları kardeş olarak gören Ensar’ı ise Allah-u Teala şöyle övmektedir.
وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ
يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً
مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ
وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda
(Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret
edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık
duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları
kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa,
işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
Günümüzde de ister maddi ister manevi olsun yaşanılan güçlüklerden dolayı
yerlerinden ayrılan başka yerlere göç etmiş kardeşlerimiz olabilir. Bizlerde bu
durumla karşılan kardeşlerimize insanlığımıza ve Müslümanlığımıza yakışır
şekilde davranışlarda bulunmalıyız.
Hicret sadece bir yerden bir yere göç etmek
anlamında anlaşılmamalıdır. Nitekim. Sevgili Peygamberimizde bir hadisinde şöyle
buyurmaktadır. “Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.”
Bu sebeple yaşadığımız her nere olursa olsun, hayatımızı Yüce Rabbimizin
istekleri doğrultusunda bir hayat olarak sürdürebilmemiz, hatalarımızdan,
yanlışlıklarımızdan, isyanlarımızdan ve günahlarımızdan iyiliklere,
doğruluklara, itaate ve sevaba doğru yol alabilmemiz elbette hem dünyamızın hem
de ahiret hayatımızın hayırlara ulaşmasına sebep olacaktır.
Hicret karşılaşılan güçlüklerden dolayı bir
kaçış, zulümden bir kurtuluş değildir. Hicret yeniden yapılanmanın, daha
faydalı, daha mutlu ve daha huzurlu bir gelecek için bir süreliğine mekan
değiştirmenin adıdır. Günümüz açısından hicret daha büyük önem arz etmektedir.
Bulunduğumuz yerden mekani bir uzaklaşmak yerine, yaşadığımız yerde maddi-manevi
hayatımızı zenginleştirerek kendimize ve etrafımıza faydalı olmak bugün bizlerin
en büyük vazifelerinden biridir. Çünkü Yüce Rabbimiz bizlerden iman-amelin
yanında, iyilikleri emretmemizi kötülüklerden sakındırmamızı istemektedir.
Hicretin bir başka boyutu ise manevi hayattır.
Günahlardan sevaplara, yalandan doğruya, sevgisizlikten sevgiye,
merhametsizlikten merhamete, haramdan helale doğru bir yolculuktur hicretin bir
başka anlamı.
Vaazımızı Peygamber Efendimizin Mekke’den
Medine’ye hicret ettiklerinde Medine halkının karşılama esnasında heyecanlarını
dile getirdikleri o güzel mısraların Türkçe karşılıklarını aktararak
bitiriyoruz. Aynı heyecanı, aynı duyguyu, aynı muhabbeti taşıdığımızı dile
getiriyoruz.
Ay doğdu üzerimize
Veda tepesinden
Şükür gerekti bizlere
Allah'a davetinden
Sen güneşsin sen aysın
Sen nur üstüne nursun
Sen süreyya ışığısın
Ey sevgili Ey Rasul
Ey bizden seçilen elçi
Yüce bir davetle geldin
Sen bu şehre şeref verdin
Ey sevgili hoş geldin
Ey Rasul sana söz verdik
Doğruluktan ayrılmayız
Sen ey esenlik yıldızı
Senin sevginle doluyuz
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|