|
Varlığın sebebini, içimdeki boşluğun nedenini
arıyorum, sıcak kumlara ayağım batıp çıkarken. Gece ayın ışığına, dalgaların
hışırtısına, ateşin kızıllığına, gece karanlığına soruyorum onu. Bembeyaz bir
gülün teni üzerinde ışıldayan bir damla yağmur suyu, o sevgilinin varlığını
fısıldıyor bana. İbrahim'in ateşini söndürme çabasıyla, ümitle, cesaretle su
taşıyan karıncanın mecnun yüreğinde o sevgiliyi görmenin sevdasını buluyorum.
Akvaryumda kıvrıla kıvrıla yüzen bir balığın yüreğindeki ateşte, o sevgilinin
sevdasını hissediyorum.
Düşünüyorum da acaba beyaz güller o sevgiliyi
gördükten sonra utancından mı allara boyandı. Bulutlar onu görünce mi ağlamaya
başladı. Hayal edemiyorum o sevgilinin çehresini.
Bulutlar ağlıyor şimdi benim halime.
Rüzgârların çığlıkları yetmiyor. Verilen ümitler, anlatılan azapların korkusu
yetmiyor, dağların yüceliği az geliyor beni yolumdan döndürmeye. Küfrün karanlık
ormanında sarmaşıklar sarmış yüreğimi, yerinden kıpırdayamıyor. Öyle bir
bataklığa adım atmışım ki hiçbir kahraman el uzatmıyor. Ben de bataklığın içinde
yaşamaya çalışıyorum. Ben yetiştiğim bataklığın mahsulüyüm orada gül bitmez.
Özgürlük diye kendini yırtan bir zavallıyım ben. Sessiz çığlıkların koptuğu bir
köle pazarının kölelerinden biriyim. Kendi nefsime satılıyorum çocuk yaşlarda.
Çekmediğim çile, girmediğim pislik kalmıyor. En rezil hayatların sefasını
sürdüğümü sanıyorum, nefsimin elinde. Belki de beni alıp azat edecek bir yiğit
bekliyor yüreğim. Kirpiklerimin uçları o yiğidin ışığına hasret. Her yeni gelen
bahara onun kokusunu soruyor yüreğim gizliden gizliye. Kararmış günlümün
katranları altında bir kalp atıyor, onun geleceğini heyecanla bekliyor sessiz
barakasında ağlıyor şimdi hıçkıra hıçkıra.
Hani bir zamanlar pazarlarda satılan, kafaları
hiçbir şeye çalışmadığı söylenen kadınlar vardı ya işte o kadınlardan birinin
torunuyum ben. Ben de düştüğüm kuyuda yusuf gibi yalnızlığı çekiyorum içime.
Beni bu rezil yaşantıdan alıp götürecek bir kervan bekliyorum.
Hani bir zamanlar anası, babası ölünce bütün
hakları, bütün varlığı elinden alınan yetim bir çocuk vardı ya. İşte ben, o
çocuğun kardeşiyim. Şimdi sokaklarda sevgiye aç, şefkate susuz bir halde
dolaşıyorum. Günlerdir rüyalarımda gördüğüm bir parça ekmek, alındı elimden.
Başımı okşayan, sırtımı sıvazlayan iki çift el vardı ya, işte onlardı bağlanan.
Daha sonrada tek lüksüm, yalnızlığımın, çaresiz bekleyişlerimin tek şahidi
gözyaşlarım alındı elimden. Gece olduğunda dalgalarla sallanan bir sandala
uzanıyorum. Kim bilir belki de yaşayamadığım bebekliğimin, zalim eller
tarafından kırılan beşiği yerine koyuyorumdur her an alabora olacak bu sandalı.
Her şeye rağmen gökyüzünden bana uzanacak bir el arıyor gözlerim. Bütün gece
gökyüzünün en parlak yıldızına beni yanına alacak bir sevgili gibi bakıyorum.
Dalgaların hışırtısını annemin ninnisi yerine koyup, rüzgârın koynunda, denizin
kokusuyla uyuyorum her gece.
Anlayacağınız bir zamanlar kardeşimin hakkını
savunan delikanlıyı, gecenin karanlığında, yağmur suyuyla ıslanmış, kimsesiz
kaldırımlarda oluşan girdaplarda arıyorum.
Onun varlığını hissetmezse yüreğim, renkte yok
hayatımda karanlıkta. Onun hasreti yoksa yüreğimin en ücra köşelerinde bile, aşk
da yok nefret de şu divane gönlümde. O yoksa ne gül var ne diken, ne boşluk var
ne içi dolu bir hayat. O yoksa eğer, yoklukta yok. Köşe başında beklenen bir
sevgili misali onun aşkı saplandı bir kanca gibi yüreğime, bir ucu da ona bağlı.
O uzakları gittikçe kanlar akıyor yüreğimden, acılara boğuluyorum benden
uzaklaştığı her adımda. Şairin dediği gibi "yıldızları alınmış geceler gibi ışık
değmemiş yüreğim" yüzünü görmeden yüreğine âşık olduğum sevgiliyi bekler oldu.
Karanlık odamın en sessiz köşesinde ağlarken,
hayaliyle konuşuyorum. "sen olsaydın hayat bu denli zor olur muydu? " diye
kızıyorum, sitemli sözler savuruyorum. Kimi zaman da boynuna dolayıp ellerimi,
başımı yaslayarak omzuna ağlıyorum kim bilir.
Şimdi, pencere kenarında o sevgiliyi bekliyorum.
Yüreğimin hırçın dalgalarıyla boğuşan sahipsiz bir sahil kenarında yürüyorum.
Yazdığım mektubu bir şişeye koyup, fırlatıyorum denizin bir köşesine ama cevap
gelmiyor. Gönlümün limanlarında ona asla layık olamayacağım sevgiliyi
bekliyorum, her nefeste.
Düşlerde sevdiğim sevgiliyi bekliyorum. Adına
şarkılar yazdığım, bana ateşin koynunda serinlik aratan sevgiliyi. Gönlümün gül
bahçesinin en nadide köşesini ayırdığım sevgiliyi bekliyorum. Göz yaşlarımı can
suyu yapacağıma yemin ediyorum. Yağmurlu bir akşamda, sokak lambasının loş
ışıkları altında, bağdaş kurup oturduğum bank üzerinde, yüzümü titrek
avuçlarımın içine alıp aşkına ağladığım sevgiliyi bekliyorum.
Onun yüceliğini, kendi acizliğimi düşünürken ona
kavuşma ümidim külleniyor. "sen kim, o kim?" diyorum, hayallerimi kurutan bir
hazan mevsiminde, etrafa feryatlar, figanlar savuran düşünce rüzgârının içinde.
Diyorum ki, ona onda olmayan bir şeyi, titrek
yüreğimdeki, cesur aşkını sunsam. Âlemlerden kıymetli yüzünü görebilir miyim,
birkaç dakikalığına da olsa?
|