|
Vehbi AKŞİT
Kur’an Kursları Müdürü
Kütahya
Utanma Duygusu
ve Haya
Bazı duygular
vardır ki, günah ve ayıp sayılan şeyleri yapmamıza engel olur. Bunlardan birisi
de sadece insanlara ait olan haya duygusudur.
Haya, çekinmek ve utanmak demektir. Namusu
muhafaza etmek ve haysiyetini korumaktır.
Haya, hoşa gitmeyen şeylerin yahut ta terk
edilmesi yapılmasından daha uygun olan bir şeyin yapılması anında yüzünde
beliren ince kızarma hali diye tarif edilmektedir. Utanma ve sıkılma anlamlarına
da gelen haya, İslam ahlakında çok önemli bir yer tutmaktadır.
Haya, kişinin her hususta haddini bilip, onu
aşmaması şeklinde de tanımlanabilir. Gerek Allah’a gerekse insanlar karşı kendi
konumunu muhafaza etmesi insanın faziletlerindendir.
Dini anlamda haya, ar ve tekdiri mucip olan
fenalıktan insanın son derece sıkılması demektir.
Ragıbül İsfehani hayayı şöyle tarif eder:
“Haya, fenalıklar karşısında nefsi tutmak
ve kötülüğü terk etmektir.”
Haya, imanın en mükemmel derecesidir.
İnsanlığın zirvesi, hayatın süsü ve zinetidir. Bu sayede insanlık huzur ve ve
rahata erer.
Haya, insanın kuvvetli bir imana sahip olduğunu
gösterir. Çünkü haya, ancak inanan insanın vasfıdır. İnanmamış bir insan,
utanmanın semtine bile uğramamıştır.
Utanmak insanların en güzel örneklerinden
biridir.
Aristo’ya sorarlar:
- Kadınlarda en çok hoşa giden şey nedir?
Aristo:
- Utandığı zaman yüzünde meydana gelen
kızartıdır, cevabını verir.
Kadın... Çok garip bir mahluk. Garipliği elinden
gelen varlık. Haya duygusu ile kızartamadığı yanağını boya ile kızartmakta...
Utanmak, normal insan ölçüleri içinde yaşayan
her millette, her zaman iyi görülmüş, tavsiye edilmiş, bu duygunun bulunmayışı
büyük kusur sayılmıştır.
İnsan; pek çok kötülüklerden, insanlardan
utandığı için vazgeçer.
İslam dini, insanın Allah’tan utanmasına değer
verir. Peygamber Efendimiz (sav), Mü’minleri Hak Teâla’dan utanmaya davet etmiş,
imanın şubelerinden birinin de utanmak olduğunu bildirmiştir:
Ebû Hureyre (ra), Efendimizin şöyle buyurduğunu
naklediyor.
“İmanın yetmiş yahut altmış bu kadar
şubesi vardır, o şubelerin en üst derecesi olanı (La ilahe illallah) sözüdür. En
aşağısı da yoldan gelip geçenlere eza verecek şeyleri gidermektir. Haya da
imandan bir şubedir.
Hintlilerin bir atasözü vardır. Derler ki:
- Bir gün mutlu olmak istersen, yeni bir
elbise giyin,
- Bir ay mesut olmaz isterseniz, bir dava
kazanın,
- Bir sene mesut olmak isterseniz, evlenin,
- Bütün ömrünüzce mesut olmak arzusunda
iseniz, namuslu olun.
Hayası olmayanların mesut olduğu görülmemiştir.
Napolyon’un kız kardeşi Altes, çıplak bir
heykelini yaptırdığında nedimelerden bir sorar:
- Aman Altes! Böyle çırılçıplak mı poz
verdiniz?
- Evet. Ne sakıncası var? Odam sımsıcaktı.
Rasulüllah (sav) şöyle buyuruyor:
“Ebu Mesud Ukbe b. Amir el-Ensari el-Bedri
(ra)’den rivayet edilmiştir. Efendimiz buyurdu ki: “İnsanların ilk nübüvvetten
beri bütün Peygamberlerden duyduğu sözlerden biri; Utanmazsan dilediğini yap
sözüdür.”
Utanmaya insandan her şey beklenir. Onun dini,
imanı da olmadığına göre yapmayacağı kötülük kalmaz. Fakat unutulmamalıdır ki,
insanın sadece ekmeğe, yemeğe değil, şerefe de hayaya da ihtiyacı vardır.
Bir defa utanç damarı çatladıktan sonra insanın
yapamayacağı hiçbir kötülük yoktur. Cemiyetin düzeninin bozulması, ahlaksızlığın
alıp yürümesi, yeni yetişmekte olan nesle bol bol fuhuş örneği verilmesi gibi
sayıya hesaba gelmeyen mahzurlar, utanç duygusunun ortadan kalkması sonunda
meydana gelir.
Ediplerden bir şöyle demiştir: “Açıkta
işlemekten çekindiği işi yalnızken yapan adam, kendi şahsını değersiz saymış
demektir.”
Bu söz gerçekten de değerlidir. Çünkü kendi
şahsına değer vermeyen kimse yoktur. Ahlaksızlığın en son haddine varan kimseler
bile çoğu zaman, insanlıktan, şeref ve haysiyetten, faziletten bahseder. Kendine
değer vermeyene değer vermez. Hakaret edene hakaret eder. Edemezse içinde kin
kalır.
İmam-ı Azam hamama gider. Yıkanmakta iken
çırılçıplak bir adam gelir. İmam-ı Azam onu görünce gözlerini yumar. Adam
hayasızın biridir. Üstelik alay eder:
- Ya İmam! Gözlerinin nurunu ne zaman aldılar?
İmam-ı Azam bu münasebetsize şu cevabı verir:
- Senin haya perden kaldırılırken.
Haya perdesini kaldıranlar, alın damarını
çatlatanlar, iffet örtüsünü yırtanlar insanlardan utanmazlar. Şair der ki:
“Gecelerin sonundan korkmuyorsan.
Her isteğine işle, utanmıyorsan.
Dünyada ve yaşayışta hayır kalmaz.
Hayayı ortadan kaldırırsan.”
Hadis-i Şerifteki “Utanmazsan dilediğini yap”
sözü (utanmadığı takdirde sana her şeyi yapmak mübahtır) manasına
anlaşılmamalıdır. Çünkü bu şekilde bir anlayış hem Peygamber Efendimizin
maksadına uygun düşmez, hem de normal anlayış çerçevesinin hududu aşılmış olur.
Hadis-i Şerifi:
1) Utanmazsan dilediğini yap, ama sonunda
cezasını da hesaba kat. Çünkü utanç duygusunu yitirmiş olmak, insanı sorumlu
olmaktan kurtarmaz. Yapacağın hiçbir kötülük (utanç duygusunu yitirmişti)
diyerek, cezasız bırakılmaz.
2) Utanmazsan dilediğini yap, çünkü insanı insan
yapan utanç duygusudur. Bu duyguyu yitirdikten sonra senin önüne geçecek,
yaptıklarının fena olduğunu vicdanına haykıracak bir kuvvet kalmamıştır. İyi
kötü demeden her şeyin mübah olduğunu kabul edecek kadar arsız, hayvanlar kadar
hissiz bir kimse olursun, şeklinde anlamak lazımdır.
Ümmetin daima Allah’tan utanmasını arzu edilen
Sevgili Peygamberimiz (sav) bir gün ashabına:
- “Allah’tan gereği gibi utanınız” buyurmuştu.
Hadisi rivayet eden Abdullah b. Mesud diyor ki:
- Ya Rasulallah! Biz hamdolsun, Allah’tan
gerçek anlamıyla utanıyoruz, dedik. Efendimiz şöyle buyurdu:
- “Hayır, hakikat sizin anladığınız gibi
değildir. Allah’tan gereği gibi utanamak; başı ve başta bulunan her şeyi, karnı
ve karında bulunan her şeyi Allah’ın razı olmadığı her şeyden korumak, ayrıca
ölümü, öldükten sonra çürümeyi daima hatırda tutmaktır. Ahireti isteyen kimse
dünyanın fani zinetine aldanmaz ve terkeder. Kim bunu yaparsa Allah Teala’dan
gereği gibi haya etmiş, utanmış olur.
Utanmanın imandan olduğuna dair ise Abdullah b.
Ömer (r.a.)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasülullah (sav):
“Rasül-i Ekrem (sav) utangaçlığının fazlalığı
dolayısıyla kardeşini ikaz eden Ensar’dan bir adamın yanından geçti ve;
“Onu bırak; varsın utansın”, dedi. “Zira haya
imandandır” buyurdu.
Bir kadın, mükellef olduğu dini vazifelerini
kocasından öğrenme imkânını bulamazsa, şehrin müftüsüne giderek hâcetini
sorabilir. Buna kimse engel olamaz. Rasül-ü Ekrem Efendimiz’in devrinde kadınlık
halleri hakkında Efendimiz’den bilgi alan kadınlar olurdu. Hatta Hz. Aişe (R.Anha)
onlar hakkında:
“Ensar kadınları ne iyi hanımlardır. Din bilgisi
almaya utanç duyguları engel olmuyor...” demişti.
Rasülullah (sav) örtünmenin gerekliliğini her
zaman açıkça ortaya koymuştur.
Efendimiz bir gün, açıkça yıkanan ve örtünmeyen
bir adam görmüştü. Derhal minbere çıktı. Allah’a hamd ve sena etti. Sonra dedi
ki:
“Allahü Teala haya sahibidir. Kulunun
utanmasını, örtünmesini ister. Sizden gusledecek olan kimse yıkanırken örtünsün,
gizlensin.”
Ashabtan biri, Peygamber Efendimiz’e sordu:
- Ya Rasülallah! Örtünmeye mecbur olduğumuz ve
olmadığımız yerlerimiz var ya, bunu açıklar mısın?
Efendimiz cevap verdi:
- Zevcenden ve malik olduğun cariyelerden
başkasına daima örtülü bulun.
- Ya Rasülallah! Hep erkek olsak ne olacak?
- Hiçbir kimsenin görmemesini temin
edebilirsen bunu yapmaya çalış.
- Ya Rasülallah! Tek başımıza kimselerin
bulunmadığı zamanlarda ne dersin? O zaman açık oturabilir miyiz?
- Allah Teala görüyor ya.. O utanmaya en
layık olandır.
Burada açıklanması gereken bir durum da
hamamlarda yıkananların göbeklerinin altından, diz kapaklarının altına kadar
olan kısmı örtülü bulundurmalarıdır. Fakat maalesef, utanç damarı çatlamış pek
çok kimsenin, hatta 40-50 yaşlarını bulmuş, aklı başında denebilecek insanların
çırılçıplak yıkanırken sıkılma hissinden mahrum bulunmaları, görenlerin yüzün
kızartmaktadır. İhtar edildiği, ayıp olduğu söylenildiği halde (Ayıp ta ne
ki...?) diyen altmış yaşlarında bir ihtiyarın karşısında utancımdan elimle
yüzümü kapadığımı hatırlarım.
Mehmet Akif:
“Göster Allahım bu millet kurtulur tek mucize,
Bir utanmak hissi ver gaib hazinenden bize”
demekle utanma duygusunun ne kadar önemli olduğunu belirtmiştir. Yine Mehmet
Akif:
“Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan,
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan bari, gülmekten utan!”
Ünlü bir kişi evlenmek ister. Ona derler ki:
- Sana falan kızı alalım. Çok
namusludur.
- Hayır, ben namuslu kız
istemiyorum!
-
...............................?
- Namus, bir genç kızın
vazgeçilmez bir parçasıdır. Bana (senin için bir kız bulduk, burnu da var)
diyebilir misiniz? Elbette kızın burnu olacak. Namus ve haya da böyledir. Bana
başka özelliklerini söyleyin.
Haya, kadınlara en güzel süs. Kadnı denince akla
haya gelir.
Rasülullah buyurdular ki:
“Haya güzeldir. Fakat kadınlarda olursa daha
güzeldir.”
HAYASIZLIK
Dünyada ne kadar kötülük varsa bunlar hep
hayanın yoksunluğundan olmaktadır. Haya duygusu kaybolan insanlık, canavarlaşır.
Utanmayı kaldıran toplum soysuzlaşır:
Mevlana Celaleddin bunu şöyle dile getirir:
“O hayanın en büyük tecellisi Peygamberler ve
Velilerdir.
Her türlü kavga ve gürültünün sebebi, menşei
hayasızlıktır.
Hani kerem, hani ayıp örtücülük, nerde HAYA
Yüzbinlerce ayıpları örterdi enbiya...
Bütün fenalıkların menşei hayasızlıktır.
Kur’an, hayasız toplumların kötülüklerini
anlatır. Onların yok olup gittiklerini aniden topraklara karışıverdiklerini
haber verir.
Nuh tufanı, insanların hayasızlığına karşı
yeryüzü ve gökyüzünün gazab ifadesi olarak fışkırtılan sulardan meydana geldi.
İnsanın isyanına yer de gök de öfkelenir. Yeryüzündeki hayasızlığı, yeryüzündeki
hayasızları o sular temizledi. Kötülerden ve kötülüklerden eser bile kalmadı.
Ad kavmi de öyle. Hayasızlıkları sebebiyle
mahvoldular. Sanayi ve fenleri onları kurtaramadı.
Lut kavmi de öyle. Haya perdesini yırtanlara
ilahi bir der. Devletlerin, milletlerin tarihe karışma sebebi budur. Hani
koskoca imparatorluklar? Hani o yıldızlı medeniyetler?
Hep hayasızlığın kurbanı olmuşlardır.
Kur’an bunları hikaye için değil, vikâye için
anlatır.
Korunmak, tedbirli olmak için anlatır.
NELERDEN UTANALIM, NELERDEN UTANMAYALIM?
Cenab-ı Hakk’ın hayatımızda bizden utanmamızı
istediği şeylerden utanacağız. Ama utanmamamızı istediği şeylerden de asla
utanmayacağız.
Kişi, ehliyle beraber yaşadıkları gece hayatını
gündüz başkalarının yanında anlatmaktan utanacaktır. Kişi, gizlide işlediği bir
günahı anlatmaktan utanacaktır.
Başkalarının günahını, kirli çamaşırlarını
araştırmaktan ve anlatmaktan utanacaktır. Gıybet bunun için haramdır.
Mü’min, avret yerlerini başkalarına göstermekten
utanacak, başkalarının avret yerlerine de bakmaktan utanacaktır.
Hanımımızı, kızımızı başkalarına göstermekten
utanacağız.
Marifetimizi, meziyetimizi başkalarına
göstermekten utanacağız. Sadakamızı gizleyeceğiz.
Mübarek Ramazan ayında eğer sıhhatimiz yerinde
değil, oruç tutamıyorsak, açıkta yemekten utanacağız.
Utanılmaması gereken yerde de utanmayacağız.
Mesela; Dinin emirlerini yaşarken “Başkaları ne der?” diye düşünmeyip inanma
noktasında utanmayacağız. Çevremiz yadırgasın veya yadırgamasın her yerde ve her
şart altında seccademizi, pardösümüzü serip, namaz kılmaktan utanmayacağız. Zira
utanma sınırlarını tespit eden Allah’tır. Bundan dolayı, O’nun emirlerinden
hangisi olursa olsun, onların yerine getirilmesinde utanma diye bir şey olmaz.
Misafir olarak kaldığımız evde guslü icap
ettiren bir durumla karşı karşıya kalmışsak, hiç utanmadan gusül abdesti
alacağız. Bu hususta aksini söyleyen bütün mazeretler hikayedir. İslam’la bir
ilgisi yoktur.
Allah utanılmayacak işler yapmayı nasib etsin.
|