|
AHLAK ve
FITRATIN BOZULMASI
Yaratılıştan günahsız ve mükemmel bir varlık olarak yaratılan insan, ana
rahminde başlayıp ölümüne kadar kendini eğitme kabiliyetine sahiptir. Çocukluk
yıllarının bir bölümünde pasif kalırken, ileriki yıllarda kendini tamamen
kontrol altına alabilme yeteneğine sahiptir. Bu yönüyle onun gelişmesine; başta
anne babası, öğretmenleri, arkadaşları, toplum, basın-yayın ve teknolojik
gelişmelerle tüm dünya insanının doğrudan ya da dolaylı olarak etkisi
olmaktadır.
Yüce Allah (c.c.)’ın masum olarak dünyaya gönderdiği her çocuk, harika bir
donanıma sahiptir. Gördüğü iyilikleri ya da kötülükleri hafızasına kaydeder.
Karakterini oluşturacak bu gözlemleri ailesiyle başlar, gelişim sürecindeki
imkânlarına göre gelişir, olgunlaşır, bilgi ve becerisini belirler. Belleğine
yükleyeceği her kötü, faydasız, olumsuz ve yanlış bilgi, adeta bilgisayarı
çökerten bir virüs veya vücudu saran bir mikrop gibi duygu ve düşüncelerini
olumsuz yönde etkileyecek, yıkıcı duygulara kapılmasına vesile olacaktır.
İnsanın bu özelliğini bilen Yaratıcı, erdemli bir toplum oluşturmanın
yöntemlerini çeşitli vesilelerle haber vermiştir. Hz. Âdem (a.s) la başlayan ve
fıtratı bozulan her kavim uyarılmış, cennet gibi imar edilen nice beldeleri,
kötü niyetli kişiler, harabeye çevirmiştir.
(Bakara, 205)
Yüce Mevla Hz. Muhammed (sav.)’i; düşünce, söz, eylem ve güzel ahlakıyla
insanlara örnek göstermiş ve son kez
(Ahzab, 40)uyarmıştır.
Peygamberlik öncesinde insanların kalbinde taht kurarak “Güvenilir Muhammed”
unvanını alan Allah Elçisi, Rabbinin öğütlerini insanlara en güzel şekilde
bildirmiş, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”
(Hud, 112)
hitabıyla, ahlakını tahrip edebilecek virüslere karşı uyarılmış, “Sen yüce ahlak
üzeresin”
(Kalem, 4) ayetiyle bu güzel yaşantısı insanların beğenisine
sunulmuştur. İnsanda yaratılıştan var olan utanma duygusunu yok edecek her türlü
olumsuzluklar dinimizce yasaklanmıştır. Yalan söylemek, söz taşımak, haksız yere
insanları suçlayıp onurlarını kırmak, hataları araştırıp toplumu kötülüğe
yönlendirme gibi faydasız eylemler, bunların bir bölümünü oluşturur. Toplumu
meşgul eden bu tür olumsuzluklar, güzel gelişmelerin önüne konan birer engel
gibidir. İnsanların ümidini kırar. Hayallerini yıkar. Pozitif enerjiyi, negatife
çevirerek emeli olmayan asalak bir toplum oluşturur. İnsanın düşüncelerinde
meydana gelen bozukluklar eylemlerine yansır ve tüm bireylerin yaşantısı kaosa
dönüştürür. Dostluk ilişkilerini yıkar. Başkasını eleştirmekten kendini
sorgulamaya zaman bulamaz. Kötülüğün her türlüsünü kendine mubah sayar. “Yaşamak
için öldüreceksin” felsefesiyle başkalarına yaşama hakkı tanımaz. Egosunu tatmin
edebilmek için “yaşasın kötülük” anlayışıyla ahlaksızlığın öncülüğünü yapmaya
çalışır.
“Kötülüğe kötülükle karşılık verilmez”
(Mecelle)
kaidesi gereği olumsuzlukları düşünce ve hayatımızdan tamamen atmalıyız.
“Bağışlayıcı ol. İyiliği öner. Cahillerle tartışmaya girme”
(Araf, 199),
“Kötülüğü iyilikle ortadan kaldırın”
(Rad, 22), “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”
(Zumer, 9), “Yapmayacağız işleri insanlara önermeyin”
(Saf, 2) v.b. gibi birçok ayet ve hadisle dinimiz bize doğruyu
göstermektedir. İçi boş tartışmalar, vaktimizin boşa gitmesine sebep olur.
Karanlığa sövmektense, bir mum yakarak her birey yaşadığı çağı aydınlatmalı,
geleceğimiz olan yavrularımıza da yaşanabilir bir dünya bırakmalıyız. Kapısının
önünü süpüren insanların bu işi yapmasıyla dünyanın bir anda çöplerden
temizleneceği gibi, fıtratı bozan kötü duygu ve düşünceleri terk edip,
hayatımızdan çıkararak tüm kötülüklerden bir anda kurtulmamız mümkündür. Bunu
başarmak da, sanırım başkasını değil, kişinin kendini sorgulamasıyla mümkündür.
Gözündeki merteği fark edip temizleyen her birey, muhatabının gözündeki çöplerle
ilgilenmeyi utanç vesilesi sayacaktır.
Selam ve dua ile…
Ali İhsan ÇELEBİ
Vaiz-Pazaryeri
|