|
13.02.2008
MEVLİD KANDİLİ
“Şüphesiz Allah ve O’nun Melekleri peygambere
salat ve selam ediyorlar.Ey iman edenler siz de O’na salat ve selam
edin”(K.Kerim,Ahzab-56)
Yıl 571.Rebiül-evvel ayının on ikisi.Günlerden
pazartesi.Kainat o güne kadar görmediği kutlu bir doğuma şahitlik ediyordu.Bütün
cihanın beklediği kutlu Nebi geliyordu.Doğmadan önce babasını, henüz altı
yaşında da annesini alarak çetin bir mücadeleye hazırlıyordu Allah O’nu.Sekiz
yaşına kadar dedesi, sekiz yaşından sonra da amca Ebu Talib himayesine aldı
O’nu.
Doğduğu andan itibaren sıra dışı olaylar
yaşanıyordu. Kisranın sarayı yıkılıyor,sava gölü kuruyor,ateşperestlerin bin
yıldır yanmakta olan ateşleri sönüyordu.Anne Amine hiç doğum sancısı çekmiyor,
tarif edilemeyen seslerle ona bir şeyler ilham ediliyordu.
Küçük yaşlardan itibaren yoğun bir hayat
mücadelesi O’nu bekliyordu.Henüz çocuk yaşlarda koyun otlatıyor,Amca Ebu Talib
sayesinde ticareti öğreniyordu.Rahib Bahira ile karşılaşması da ticaret
sayesinde olmuştu.Böylece çevresinde belki de O’nu ilk keşfeden Rahib Bahira
oluyordu.Amca Ebu Talib de Bahira’nın tavsiyesine uyarak, daha uzaklara gitmeden
oradan geri dönüyordu.
Gençlik yıllarında mazlumun yanında olmak,
haksızlığa mani olmak amacıyla kurulan Hılful-fudul adlı cemiyetin bir üyesi
oluyor ve yıllar sonra bu cemiyet için,doğru bir karar olduğunu ifade etmek
üzere “bu gün de olsa aynı cemiyete üye olurdum” diyerek önceki kararının
isabetli olduğunu ifade ediyordu.
Kabe inşası sırasında, sıra Hacerül-Esved’i
yerine koymaya gelince kabileler arasında neredeyse kan dökülmesine ramak
kalmışken O’nun hakemliği sayesinde Mekke halkı büyük bir çatışmanın eşiğinden
dönüyordu.Yıllar sonra bir müsteşrik O’nun için “En karmaşık meseleleri bir
kahve içimi rahatlığında çözen O büyük insanın zamanında yaşayamadığım için
üzgünüm” diyecekti.
Ticaret sayesinde tanışmıştı Hz.Hatice
ile.Ticaret ile meşgul olan Hz.Hatice bir seferinde de ticaret kervanını O’na
teslim etmişti.Ama o da ne. Bu zamana kadar hiç böyle bir karla dönmemişti
kervan.Hz.Hatice’nin de dikkatinden kaçmadı bu husus.Yanına yardımcı olması için
verdiği hizmetçisi ise, döndüklerinde Hz.Hatice’ye hitaben “Muhammed bana o
kadar iyi davrandı ki…” diyerek bir başka özelliğine ve güzelliğine dikkat
çekiyordu. Hz.Hatice ile olan evliliğin temelleri de böyle atılmıştı. Nihayet bu
izdivaçtır ki;HzFatıma,Ü.Gülsüm,Rukiye,Zeynep Abdullah ve Kasım bu mutlu
yuvanın meyveleri idi.
Nihayet 40 yaşına gelmişti.Adeti olduğu üzere
Hıra mağarasında tefekkür ediyordu.Ve Allah vahiy meleği Cebrail’i gönderdi
O’na. Cebrail’de aldığı emir üzere “Oku” diyordu O’na.”Oku seni yaratan Rabbinin
adıyla oku. O insanı bir (alak)tan yarattı.Oku senin Rabbin en cömert olandır.O
kalemle yazı yazmayı ve insana bilmediğini öğretendir.”(K.Kerim Alak,1-5)
Yeni bir dönem başlıyordu O’nun hayatında.Artık
Peygamber olduğu kendisine tebliğ edilmişti.Allah’tan aldığı ilahi mesajı
insanlara tebliği sorumluluğu vardı.İlk olarak hanımı Hz.Hatice’ye açtı konuyu.
Hz.Hatice hiç tereddüt etmeden O’nun hem tereddüdlerini giderdi ve hem de onun
yanında yer alan ilk insan oldu.
Ne var ki herkes Hz.Hatice değildi.Hz.Ali ve Hz.Ebubekir
de değildi.O’na inanmayanlar daha çok ve daha güçlü idi.Atalarının dininden
ayrılmak istemiyorlardı.Dinlemeden karşı çıkıyorlardı.Anlamaya çalışmadan mahkum
etmek istiyorlardı.13 yıl boyunca Mekke’de O’na inanan insan sayısı birkaç elin
parmaklarından öteye geçmemişti. İnanmadıkları gibi O’na hayat hakkı da
tanımıyorlardı. O’na karşı tutumlarını gittikçe de sertleştiriyorlardı.Nihayet
O’nu öldürmeye karar verdiler.Darun-Nedve’de toplananlar bu kararı nasıl
uygulayacaklarını tartışıyorlardı.;Unuttukları bir şey vardı. O da
Allah’tı.Onlar tuzak kuruyorlardı,Allah’ta onlara tuzak kuruyordu.Tuzak
kuranların en hayırlısı C.Allah’tı.
Nihayet onların arasından ve onların ruhu bile
duymadan yeni ve taze bir solukla İslam ve İslam peygamberinin Medine dönemi
başlıyordu.
Mekkelilerin aksine, Medineliler büyük bir
coşkuyla karşıladılar O’nu.Evlerinde misafir etmek için
yarıştılar.Çocuklar,kadınlar ve bütün bir Medine halkı sokaklardaydı. “Ay doğdu
üzerimize, şükür gerekir bizlere” diyerek şiirler söylüyorlardı.
Allah Rasülü bu coşkulu karşılama sırasında
seçimi devesine bıraktı. Çünkü kimseyi incitmek istemiyordu.Nihayet Hz.Ebu Eyyub
El-Ensari’nin evinde misafir kaldı yedi ay boyunca. İlahi tecelliye kakın ki;
aynı sahabi yıllar sonra sadece bizim değil, dünyanın bir incisi olan
İstanbul’umuzun bir semtine adını verecek ve kıyamet sabahına kadar O da bizim
misafirimiz olacaktır.
“Yesrib”,”Medine” oluyordu.Kan davaları, yerini
kardeşliğe bırakıyor,”Allah’ın nimeti sayesinde kin ve nefret dolu kalpler aşk
ve muhabbetle doluyordu.Bir damla suya hasret yürekler, deryaya
kavuşmuştu.Kısaca dünyaya emsalsiz bir medeniyet bırakıyordu.Kimsenin
renginden,ırkından ve cinsiyetinden dolayı kınanmadığı, herkese insan muamelesi
yapıldığı bir medeniyet.Bir kişi olarak başladığı kutlu davet,23 yılın sonunda
yüz binlere ulaşmıştı.Veda haccında işte bu yüz binler uğurluyordu O’nu.O’da bu
muazzam kalabalığı Allah’a şahit gösteriyordu.Nihayet O’da her fani gibi yüce
dosta kavuştular.Geride tüm insanlığın hem dünyasına ve hem de ahiretine yetecek
zenginlikte bir miras bırakarak.
19 Mart 2008 tarihi itibariyle Kutlu doğumunu
idrak edeceğimiz,sevgililer sevgilisine ve O’nun yüce Ashabına binlerce salat ve
selam ile bütün okuyucularımızın Mevlit Kandilini tebrik ediyorum.
Ali ABAY
Afyonkarahisar
İl Müftü Yardımcısı
|