|
Kur’an-ı Kerim’in İcazının Tarihsel ve Güncel
Değeri
Allah-u Tela yaratmış olduğu kullarının, kendi
benliklerini yanlışlıklardan koruyup doğruya ulaşmaları neticesinde dünyalarını
ve ahiretlerini huzurlu kılmak, sosyal hayatta insanların birbirleriyle olan
ilişkilerinde hakkaniyet ölçülerine uymak için Kutsal Kitaplar göndermiştir.
Peygamberler aracılığı ile insanlığa bir hidayet rehberi olarak gönderilen
kitaplar, kendisine uyulduğu zaman dünya ve ahiret mutluluğu getirmiştir.
İnsanlığa en son gönderilen kutsal kitap, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed
(s.a.v) ile gönderilen Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim; Allah-u Teala
tarafından Hz. Peygamber’e Cebrail aracılığı ile vahiy yoluyla indirilmiş, lafız
ve mana itibariyle ilahi olan, günümüze kadar tevatür yoluyla hiçbir şekilde
bozulmadan gelen, insanların bir benzerini getirmekten aciz kalığı ilahi
kelamdır.
Kur’an-ı Kerim Sevgili Peygamberimiz aracılığı
ile kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa gönderilmiş son kitaptır. İçerisinde
bulunan bütün hükümler kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığa hidayet
rehberi olarak yol gösterecektir. Bu haliyle inmiş olduğu zaman dilimindeki
insanlığın ihtiyaçlarına cevap verdiği gibi, zamanın ilerlemesi, buluşların
gerçekleşmesi, teknolojinin her geçen gün bir önceki zaman dilimine göre daha
ileriye gitmesi neticesinde Kur’an-ı Kerim’le gönderilmiş olan bütün hükümlerin
insanların ihtiyaçlarına cevap olduğu daha iyi anlaşılır olmuştur. Kur'ân, zaman
geçtikçe eskimek şöyle dursun, tazeliği ve güncelliği her zaman diri olan,
gelişen ilimlerle ve teknik gelişmelerle asla çelişmeyen ve çatışmayan,
kendisine uyanları geriye götüren değil, daima ileriye götüren bir kitaptır.
İşte Kur’an-ı Kerim’in bu özelliği insanı hayrete düşüren büyük bir mucizedir.
Kur’an-ı Kerim hem söz bakımından hem mana
bakımından mucizedir ve hiçbir dengi getirilememiş ve getirilemeyecek ilahi bir
kelamdır. Nitekim Kur’an’ın indiği dönem, Arap dili ve belagatının en üst
seviyede olduğu bir dönemdir. Bu halde olmasına rağmen Kur’an kendisinin bir
benzerinin, hatta bir benzeri şöyle dursun, kendisine benzer bir surenin dahi
getirilemeyeceğini ifade etmektedir. Yüce Rabbimiz bu hususu bizlere şöyle
bildirmektedir.
قُل
لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا
الْقُرْآنِ
لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً
“De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir
benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine
onun benzerini getiremezler.”,
Bir başak ayette ise mealen şöyle buyrulmuştur. “Eğer kulumuza (Muhammed’e)
indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre
getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın
(ve bunu ispat edin).”
Kur’an-ı Kerimin bir suresinin, hatta bir
ayetinin bile benzerinin yapılamaması özelliğine onun i’cazı denir. Sözlükte
icaz, aciz çaresiz bırakmaktır. Muciz çaresiz bırakan, mucize ise sıradan
insanların yapamadığı, ancak peygamberlere Allah7ın lutfettiği olağan üstü
fiiller, etkiler ve hallerdir. Kur’an mu’cizdir. Çünkü meydan okuduğu halde
kimse benzerini yapamamıştır. Kur’an mucizedir. Çünkü bu eşsiz kitap son
peygamber Hz. Muhammed’in peygamberliğinin hak ve gerçek olduğunu ispat eden en
kalıcı delil olmuştur.
Kur’an-ı Kerim dediğimizde bugün sadece mushaflarda
yazılı harflerden oluşan bir metin değil, hafızların ezberindeki ses ve harfler,
karilerin (Kur’an okuyucularının) dilindeki ses, müminlerin gönlündeki his, amil
ve abidlerin amel ve ibadetlerindeki hakikat, dinleyenlerin kulaklarında
varlığını sürdüren bir hitabı kastediyoruz. Kur’an-ı Kerim bunların hepsini
ifade etmekle birlikte, sadece bunlardan da ibaret değildir: Kur’an-ı Kerim aynı
zamanda, Cenabı Hakk’ın Peygamber Efendimize bildirdiği ve bize, yukarıda
zikredilen yollarla ulaşan bir mânâdır.
Kur’an-ı Kerim’in metninin okunuşu insanlar üzerinde
çok büyük tesirler meydana getirmektedir. Kuran’ı Kerim’de seçilen kelimeler ve
bu kelimelerin dizilişleri, içerisinde bulunan edebi sanatlar, musiki özelliği
insanlar üzerinde derin izler bırakmaktadır. Günümüzde insanlar üzerinde çok
büyük bir etki veren bu mucizevi özellikler, Kur’an-ı Kerim’in indirildiği ilk
yıllarda Mekkeli müşrikler üzerinde çok büyük etkiler bırakıyordu. Çünkü Kur’an-ı
Kerim Arapların bildiği şiir ve nesirlerden çok farklıydı. Arap dili ve belagatı
açısından ün üst noktada eserlerin verildiği bir dönemde inen Kur’an-ı Kerim
kendisini dinleyenleri “Bu insan sözü olamaz” dedirtmesine sebep olmuştur. Bu
sebeple Kur’an’ın okunduğu yerlerde hep bir etki söz konusuydu. Bu hususu daha
iyi anlaşılması için konumuzla ilgili iki ayrı örnek verelim.
Peygamber Efendimiz’in Kur’an-ı Kerim okumasını
dinlemek için Mekkeli insanlar muntazam bir şekilde evinin önünde toplaşırlardı.
Bir gece Mekke’nin en ileri gelenlerinden üç kişi, ayrı ayrı birbirlerinden
habersizce ve gizlice buraya gelmişlerdi. Burada karşılaşıp da birbirlerini
tanıyınca, kendi kendilerine şöyle dediler: “Halkın Muhammed’in evinin önüne
gelmesini yasaklamayı uygun görmeyiniz, hatta bizzat biz bile onun okuduğu
şarkıları dinlemeye sık sık geliyoruz”. Bunu açıkça itiraf etmeleri üzerine
böyle bir daha buraya gelmeyeceklerine dair kendi aralarında sözleşmişlerdi.
Ertesi gece, gecenin karanlığında fark edilmeyeceklerini zannederek bunlardan
her biri yine gizlice aynı yere geldiler. Dönüş yolunda tekrar karşılaştılar.
Yine gelmemek üzere sözleşseler de üç gün üst üste geldiler ve birbirleriyle
karşılaştılar.
Hz. Ömer’in Müslüman oluşunda yine dinlemiş olduğu ve
manasından etkilendiği Kur’an’ın tesiri çok büyüktür. Nitekim bu kıssa çok
meşhurdur ve Ömer’in Hz. Peygamber Efendimizi öldürmek üzere çıktığı yolda
Kur’an ile yeniden bir doğuş gerçekleştirmiş ve Hz Ömer olarak Müslümanlardan
olmuştur.
Hz. Hamza'nın İslâm'ı kabûlü,
Müslümanları sevindirmiş fakat müşrikleri telaşlandırmıştı. Kureyş ileri
gelenleri "Dârü'n-Nedve" de toplandılar. "Bunlar gittikce çoğalıp
kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacağımız
tehlikeler doğar... Buna kesin çâre bulmalayız" dediler. Çeşitli teklifler
ortaya atıldı. Ebû Cehil:
"-Muhammed (s.a.s.)'i öldürmekten
başka çıkar yol yok. Bu işi yapana şu kadar deve ve altın verelim," deyince Ömer
ayağa kalktı:
"-Bu işi ancak Hattâb oğlu yapar"?
dedi. Ömer alkışlar arasında yola çıktı. Silahlarını kuşanıp giderken yolda
Abdullah oğlu Nuaym'e rastladı. Nuaym:
"-Nereye böyle ya Ömer"? diye sordu.
Ömer:
"-Araplar arasına ayrılık sokan
Muhammed'in vücûdunu ortadan kaldırmağa"... diye cevâp verdi.
"-Ya Ömer, sen çok zor bir işe
kalkışmışsın. Müslümanlar Muhammed (s.a.s.)'in etrafında pervane gibi dönüyor,
seni O'na yaklaştırmazlar. Yapabildiğini kabûl etsek, Hâşimoğulları seni
yaşatmazlar"... dedi. Ömer bu sözlere kızdı.
"-Yoksa sen de mi onlardansın"? diye
çıkıştı. Nuaym:
"-Sen benden önce kendi yakınlarına
bak. Enişten Saîd ile kız kardeşin Fâtıma Müslüman oldular," dedi.
Ömer buna hiç ihtimâl vermedi. Fakat
içine düşen şüpheyi gidermek için, yolunu değiştirip doğru eniştesi Saîd b.
Zeyd'in evine vardı. Bu esnâda içeride Kur'ân-ı Kerîm okunuyordu. Ömer, kapı
önünde okunanları işitti. Kapıyı kırarcasına vurdu.
İçerdekiler Ömer'i görünce
telaşlandılar. Ömer'in İslâm'a olan düşmanlığını biliyorlardı. Hemen Kur'ân
sahifesini sakladılar ve kapıyı açtılar. Ömer:
-"Nedir o okuduğunuz şey"? diye
bağırdı. Eniştesi:
-"Bir şey yok", diye cevap verdi.
Ömer:
-"İşittiklerim doğruymuş" diyerek,
hiddetle eniştesinin üzerine atıldı. Araya giren kız kardeşinin, bir tokatla
yüzünü kan içinde bıraktı. Canı yanan kızkardeşi Fâtıma:
-"Ya Ömer, Allah'tan kork. Ben ve
eşim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz. Öldürsen de
dinimizden dönmeyiz"... dedi ve şehâdet getirdi. Yüzü kan içindeki kız
kardeşinin bu hâli ve sözleri Ömer'i sarstı, kalbinde bir yumuşama başladı,
âdeta yaptıklarına pişmandı. Olduğu yere oturdu:
-"Hele şu okuduğunuz şeyi getirin,
göreyim", dedi. Kız kardeşi Kur'ân-ı Kerîm sahifesini O'na verdi. Bu sahife "Tâ
Hâ" veya "Hadîd" Sûresinin ilk âyetleriydi. Ömer büyük bir ilgi ile sahifeyi
okumaya başladı.
"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi
Allah'ı tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O'dur. Göklerin ve
yerin hükümranlığı O'nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her şeye hakkıyla
kâdirdir. O her şeyden öncedir. Kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı
Son'dur, varlığı aşikârdır, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her şeyi
bilir"... (el- Hadîd Sûresi, 1-3)
Ömer bu âyetleri okuduktan sonra
derin bir düşünceye daldı. Allah Kelâmı'nın yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine
işlemişti. "Göklerde ve yerde olan şeyler hepsi Allah'ın, bizim putlarımızın bir
şeyi yok...," diye düşündü. "Beni Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına götürün" dedi O
esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm'ın evindeydi.
Ömer'in silahlı olarak geldiğini
gören Müslümanlar telaşlandılar. Yalnızca, Hz. Hamza:
-İyilik için gelirse ne âlâ, aksi
halde geleceği varsa, göreceği de var, telâşa gerek yok... dedi. Sağından ve
solundan iki kişi tutarak Rasûlullah (s.a.s.)'in huzuruna götürdüler. Ömer, Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in önünde diz çökerek şehâdet getirdi. Orada bulunanlar
sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler. Safâ tepesinde yükselen "Allâhü
Ekber" sadâsı ile Mekke ufuklarını çınlattılar.
Kur’an-ı Kerim’in icaz yönünden
birçok özelliği mevcuttur. Nitekim bu özellikler ile Kur’an mucizeliğini dipdiri
ortaya koymaktadır. Bu hususları şu ana başlıklar altında zikredebiliriz.
1.Kura’n-ı Kerim diğer kutsal
kitaplar gibi toptan değil, zamanın ve olayların akışına göre indirilmiş olsa
dahi, indirilen ayetler arasında asla bir kopukluk veya dil açısından
eleştirilebilecek bir noksanlığa sahip değildir. Nitekim vuku bulan olaylar
gerçekleştikçe gelen ayetler yirmi üç yılda tamamlanmış olmasına rağmen bir
bütün oluşturmuş ve oluşturulan bu bütünde farklı zamanlar da indirilen ayetler
tam bir uyum içinde dizilmiştir.
2.Kur’an-ı Kerim en son kutsal kitap
ve kendisinden sonra hiçbir kutsal kitap gelmeyecek bir kitap olmasına rağmen,
zamanın değişmesi, hayatın farklılaşmasıyla her dönemde yaşayan insanların kendi
ihtiyaçlarını karşılayacak hükümler ihtiva etmesi ve her dönemdeki insanların
kendinden bir şeyler bulması O’nun o eşsiz yönünün daha iyi anlaşılmasına olanak
sağlamaktadır.
3.Kur’an-ı Kerim asırlar geçse de
günümüze kadar, bir suresi, bir ayeti değil bir kelimesi ve hatta bir harfi
değişmeden ulaşmış ve kıyamete kadar da bu vasfını sürdürecek olması O’nun insan
kelamı değil Allah kelamı olduğunu ispat etmektedir.
4.Kur’an-ı Kerim’in bir başka icaz
yönü ise kolayca ezberlenir olmasıdır. Nitekim günümüze kadar O’nu ezberleyen
hafızlar vesilesiyle aktarıla gelmiştir. Bu hacimde bir kitabın ezberlenmesi ve
ezber yapıldıktan sonra hiç unutulmadan hayat boyu muhafaza edilmesi O’nun
dünya kelamı olmadığının ilahi bir kelam olduğunun güzel örneklerinden biridir.
5.Sevgili Peygamberimizin Peygamber
oluşunun ve kendisinden önce gönderilen Peygamberlerin Peygamber olduklarını
ispat eden ve O’nun en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerimdir.
6.Kur’an-ı Kerimin taşıdığı yüce
gerçekler gelişen ilmin ve bilimin, teknolojinin çeliştiği bir kitap olmamış,
bununla birlikte ilmin gelişmesine, bilimin ve teknolojik gelişmelerin
yaşanmasında Kur’an hep önde olmuştur. Nitekim dünya, güneş, uzay, yıldızlar,
evren, gece ve gündüz, hakkında en temel bilgiler hep Kur’anda mevcut
olagelmiştir. Bu bilgiler ise teknolojik gelişmeler neticesinde O’nun
mucizeviliğini akıllara bildirmektedir.
7.Kur’an sosyal hayatta ihtilafları
artıran bir unsur olarak asla yer almamış, bunun aksine insan haklarına çok
büyük önem vermiş, kul hakkı ve bütün canlılara karşı yapmış olduğumuz
yanlışlıkları haksızlık çerçevesine almış, koymuş olduğu prensipler ile sosyal
hayatta birbirleriyle yaşamak zorunda olan insanların hayatlarını en güzel
şekilde geçirmelerine zemin hazırlamıştır. Nitekim 23 yıl gibi kısa bir sürede,
birbirlerini öldürmekten hiç çekinmeyen, haksız yere malların gasp edildiği kız
çocuklarının utanç vesilesi sayılması sebebiyle diri diri toprağa gömüldüğü,
kadınların hiçbir hakkı olmadığı cahiliyye toplumu değişime uğramış ve insanlık
tarihine yol gösterici ahlaken kamil insanlar ortaya çıkmıştır.
8.Kur’an-ı Kerim’in ihtiva ettiği
konular ile kıyamet kadar gelecek olan insanlar için dünya ve ahiret mutluluğuna
ulaştıran bir unsur olmuştur. İtikadi konularda insanların bilmekte zorluk
çekebilecekleri ve hakkında çokça tartışıp da yanılgıya düştükleri metafizik
gerçekler tam anlamıyla açığı kavuşturulmuş, ibadet hayatımızın nasıl
şekilleneceği ve ahlaken kemale ermenin yolları insanların zihnine
aktarılmıştır.
9.Geçmiş milletlere ait birçok
önemli olay yine Kur’an’da ele alınmış, insanların yaşadığı yerlerin nereler
olduğu dile getirilmiştir. Bugün özellikle teknolojinin gelişmesiyle paralel
arkeolojik kazıların sonucunda Kur’an’ın bildirdiği kavimler birer birer tespit
edilmeye başlanmıştır. Oysaki bu gerçeklik 1400 yıl önce dile getirilmiştir. Bu
önemli gelişmelerde Kur’an’ın mucizeviliğini bir kez daha ispat etmektedir.
10.Konumuza başlarken zikrettiğimiz
ayetler göz önüne alınmak suretiyle, Kur’an kendisinin veya bir suresinin veya
bir ayetinin benzerinin getirilmesini istemiş ve hiçbir insan günümüze kadar bu
isteğe cevap verememiştir ve veremeyecektir. Bu husus O’nun ilahi bir kelam
olduğunun ve sadece barındırmış olduğu mana yönüyle değil okunuş yönüyle de
eşsiz olduğunun en açık delilidir.
Elmalılı Hamdi Yazır bu husus
hakkında şöyle der. “Kuran herkesin bildiği harflerin, seslerin en
güzellerinden, yerine göre en güzel nağmelerinden, bütün Arapların bildiği ve
dolayısıyla bütün insanların anlayabileceği kelimelerin en güzellerinden
seçilerek yazılan, her ayeti yazılış ve söyleniş kolay ama taklit edilemeyen
mucizevi bir metindir. Hiç Arapça bilmeyen kimseye bile okuduğu zaman tatlı ve
güzel bir söz olduğunu bildirir. Biraz Arapça bilen bir kimse bir ayeti işittiği
zaman derhal bir şeyler anla ve anladım zanneder. Bende söyleyivereceğim gibi
zanneder, birde bakar ki anlamamıştır. Çünkü metnin her noktasında birçok
manalar fışkırır.”
11.Kur’an-ı Kerim’in en önemli icaz
yönlerinden biriside geleceğe ait gaybı bilgileri haber vermesidir. Nitekim Hz.
Peygamber Efendimize indirildiği andan itibaren haber verdiği her şey zamanı
geldiğinde olmuştur. Rum suresinin ilk ayetlerinde ileride yapılacak bir savaşta
Bizanslıların İranlıları yenilgiye uğratacakları ifade edilmiş ve zamanı
geldiğinde bu olay gerçekleşmiştir. Yine Mekke’nin fethedileceği ve
Müslümanların Kabe’ye girecekleri önceden haber verilmiş ve zamanı geldiğinde
olay vuku bulmuştur. İnsanların gaybı bilmelerinin imkanı yoktur. Gayb hakkında
haber veren Peygamberler bile kendilerine Allah tarafından bilgileri
aktarmışlardır. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de geçen gaybi bilgiler bize Kur’an’ın
ulaşılamayan icaz yönünü ortaya koymaktadır.
Kur’an-ı Kerim insanlık için dünya
ve ahiretini kurtaracak bir kitap olarak indirilmiştir. Her çağda yaşayan
insanlar için durum böyledir. Bu sebeple Mehmet Akif Ersoy’un dile getirdiği
üzere sadece okunmak için gönderilmiş bir kitap değildir. Merhum Akif şöyle
ifade etmektedir.
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.
Kur’an-ı Kerim bizlerin kendi
mutluluğu için gönderilmiş en son Kutsal Kitaptır. Okumakla elde edeceğimiz
güzellikler olduğu gibi kendisine uymakla da dünya ve ahiret kazançları vardır.
Bu sebeple Kur’an-ı Kerimi okumaya ve anlamaya özen göstermeliyiz. Yüce Rabbim
kendisinin ve insanların razı olacağı bir hayat geçirmeyi hepimize nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a
emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|