Salı, 27 Haziran 2017

Yüce Allah’ın Hz. Ademle başlayan ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) ile son bulan bütün peygamberler aracılığı ile göndermiş olduğu dinlerin hepsi insanların kendi menfaatleri içindir. Dünya ve ahiret mutluluğunun kazanılması içindir. Yanlışın doğrudan ayrılması, dünya sıkıntıları ile karşılaşılmaması, ahirette ise kaybedenlerden olunmaması içindir. Peygamber Efendimiz ile bizlere gönderilen İslam ise bütün dinlerin sonuncusu, kemali ve Allah-u Teala tarafından ahirete kadar gelecek insanlardan kabul edeceği tek dindir.

Kur’an-ı Kerim ve Sevgili Peygamberimizin Hadisleri incelendiği zaman görülecektir ki; İslam Dininde hükümler beş gayeyle konulmuştur. Hükümlerde, kulların mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmeleri için şu beş şey hedef tutulmuştur:

1– Canın Muhafazası, 2– Malın Muhafazası, 3– Dinin Muhafazası, 4– Aklın Muhafazası, 5– Neslin Muhafazası.

İslam Dininin ana maksatları olarak ifade edilen makasıd-i diniye yani beş ana prensip, İslam dininde herhangi bir konu hakkında fetva verirken gözetilmesi gereken prensiplerdir. Hangi konuda fetva verilmesi gerekirse gereksin bu beş ana prensibe uygunluk arz etmelidir. Müçtehit, fetva vereceği konu hakkında gerekli bütün bilgileri toplayıp, o konu ile ilgili naslara vakıf olduktan sonra, yorumlama ve güncelleme yapabilmeli, en önemlisi ise vermiş olacağı fetva makasıd-i diniyye (beş ana gayeye) uygunluk arz etmelidir.

Bugünkü vaazımızda İslam Dininin beş ana gayesini ve bu gayeler ile insanlara getirilmiş olan hükümleri anlamaya, idrak etmeye ve hayatımıza aktarmaya çalışacağız.

1– Canın Muhafazası: İslâm'da insan şerefli bir mahluktur. İslâm Dininde insan hayatı mükerrem olarak kabul edilmiştir. Yaşamak bizlere yüklenmiş bir borçtur. Bu sebeple insanların canına kıymak haramdır, kan davaları yasak kapsamı altına alınmıştır, intihar yasaktır, hayatı tehlikeye düşüren şeylerden sakınmak ve bulaşıcı hastalıklardan korunmak gerekir.

Allah-u Teala herhangi bir cana zarar gelmemesini bizlerden istemektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır.

مَن قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعاً وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعاً

“Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.”[1] Bir diğer ayette ise mümin bir kulu kasten öldüren için getirilen ceza şöyle bildirilmektedir. “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”[2] Peygamber Efendimiz Veda hutbesinde kan davaların yasak kapsamına alındığını şöyle bildirmektedir. “Ashabım! Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.”[3] Yine Sevgili Peygamberimiz intihar eden kişinin cehennemde intihar ettiği hal üzere cezalandırılacağını bizlere bildirmiştir.[4] Bu hadisten hareketle İslam Alimlerince İntihar eylemi de büyük günahlar altında zikredilmiştir.

Hayatı korumak için, zaruret halinde, haram şeyleri yemek caizdir. Bir ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.”[5]

2– Malın Muhafazası: İslam Dini, şahsi mülkiyeti esas bir hak olarak tanır. Ancak, Dinde mülkiyet kazancı, meşrû yolla olur. Çalmak, gasp, yağma gibi gayr-i meşru kazançlar haramdır. Bütün bunlar mal emniyetini sağlamak içindir. Kimsenin malına dokunulamaz. Başkasının mülkünde tasarruf edilemez. Kur’an-ı Kerimde hırsızlık için çok ağır ceza getirilmiştir. Bir ayette hırsızlık yapanlar için şöyle buyrulmaktadır. “Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.”[6] Başkasına ait bir malı zor kullanarak almak anlamına gelen gasp İslam Dininde haram kapsamı altına alınmıştır. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde gasp yapan kişinin ahirette karşılaşacağı cezayı şöyle anlatmaktadır. “Kim bir karış toprağı gasp ederse, Allah kıyamet gününde onu yedi kat yerden kafasına geçirir”[7]

İslam Dininde haksız kazançta yasak kapsamındadır. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyrulmaktadır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيماً

“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.”[8]

Bir başka haksız kazanç yolu olan rüşvet yine yasak kapsamı altına alınmıştır. Rüşvet olarak alınan şey haramdır. Rüşvet insanlar arası ilişkileri bozmakla kalmayıp, toplumsal birlikteliğe de zarar vermektedir.  Efendimiz bir hadislerinde rüşvet alan ve veren için şöyle buyurmuştur. “Rüşvet alanda verende Cehennemdedir.”[9]

Yiyecek, giyecek, mesken tedariki için çalışmak farzdır. Kur’an-ı Kerimde bildirildiği üzere, وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى  “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”[10] Ailenin nafakasını, geçimini sağlamak için çalışmak ibadettir. Bu yolda öldürülen olursa dinen hükmi şehit sayılmıştır. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir.”[11]

Haram kazançlardan olan ve elde bulunan malı artırmak şöyle dursun ziyana uğratan hususlardan biride faizdir. Faizde haram kapsamına alınmıştır. Yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor. 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve eğer inanmışsanız faizden artakalanı bırakın.”[12] Diğer bir ayette ise Faiz yiyenlerin ahirette karşılaşacağı sıkıntılar şöyle tasvir edilmektedir. “Faiz (riba) yiyenler, ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: "Alım-satım da ancak faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal faizi ise haram kılmıştır.”[13]

3– Dinin Muhafazası: İslâmiyet nazarında din, en mukaddestir. Din hürriyeti; esas olarak kabûl edilmiştir. Kur’an-ı Kerimde ifade edildiği üzere “Dinde zorlama yoktur”[14] Peygamber Efendimiz tarafından “Medine Vesikası” olarak bilinen sözleşme ile o devirde karşılıklı haklara riayet edildiği müddetçe hiçbir din mensubuna zarar verilmemesi ilkesi benimsenmiş, hiçbir Müslüman ise hangi dinden olursa olsun, bir insana inancı yüzünden baskı yapmamıştır.

Din iyiliklerin kaynağıdır. İmânı temiz olanın işleri de temiz olur. Hayatın güzelliği temiz imâna dayanır. Hurafelerin esiri olan düşünceler, hayatın anlamını zehirler. Hurafeleri, bid'atleri, bâtıl inançları, sapık görüşleri kabûl etmez. Efendimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır. “Benden sonra sünnetimden kaldırılan bir sünneti kim ihya edip ortaya çıkarırsa ona o sünnetle amel edenler kadar sevap vardır. Amel edenlerin sevapları da hiç eksiltilmez ve her kim de, Allah ve Rasûlünün razı olmadığı sonradan çıkan bidat denilen bir sapıklığı ortaya çıkarırsa o kimseye o bidatle amel edenlerin günahları da birlikte yazılır ve onların günahlarından da hiçbir şey eksiltilmez.”[15]

4– Aklın Muhafazası: Kişinin insanlığı aklı iledir. Kur’an-ı Kerim’de bir çok kez “düşünmez misiniz?, akıl etmez misiniz?” gibi sözcüklerin tekrarlanması aklın önemine vurgu yapılmaktadır. İslam akla lâyık olduğu yeri ve önemi vermiştir. Kişinin bir şeylerde tasarruf edebilmesi aklına bağlıdır. Onun için İslam, aklın muhafazası için gereken hükümleri getirmiştir. Aklı zehirleyen ve izâle eden her şeye set çekmiştir. Aklın muhafazası için içki ve uyuşturucu maddeleri kullanmak yasak edilmiştir. Bir ayet bu husus bizlere şöyle bildirilmiştir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

"Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapınmaya mahsus) dikili taşlar, fal okları ancak şeytanın amelinden birer murdardır. Onun için bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz.”[16]

Yukarıda zikrettiğimiz ayet-i kerimede geçen içki yasağı, sarhoşluk veren, insanın akli ve ruhi dengesini bozan bütün katı ve sıvı maddeleri kapsar. Bu manada uyuşturucu maddelerde yasak kapsamına alınmıştır.

5– Neslin Muhafazası: Yeryüzünde insanların devam ve bekası için neslin muhafaza edilmesi lazımdır. Toplumların huzuru ve bekası sağlam nesiller iledir. Neslin muhafazası için en temel şeylerin başında ise, âile yuvası kurmak gelmektedir. Aile toplumun yıkılmaz temelidir.  İslam Dinide insanları evliliğe teşvik etmiştir. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü evlenmek gözü (haramdan) en çok men  eder, iffet ve namusu muhafaza eder”[17]

İslam Dininde nikâh meşru ve helal, zinâ haram kılınmıştır. Efendimiz nikah ile ilgili şöyle buyurmaktadır. “Evlenmek benim sünnetim (girdiğim yolum) dur. Kim benim bu yolum ile amel etmez (bundan yüz çevirir) ise, benden değildir. Ve evleniniz. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere karşı çokluğunuzla iftihar ediciyim. Kimin evlenme harçlığı var ise evlensin. Kim (bu masrafı) bulamazsa (nafile) oruç tutmalıdır. Çünkü şüphesiz oruç, sahibi için şehvet kırıcıdır.”[18] Zina ise gayri meşru bir ilişkidir. Aile yuvasının kurulmasına, kurulan aile yuvalarının ise dağılmasına sebep olmaktadır. Bir ayette Allah-u Teala zina hakkında şöyle buyurmaktadır.

وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً

“Zina’ya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.”[19]

İnsanların ırz ve namusu en şerefli varlığıdır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır. “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler.”

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız ve beş konu başlığı altında zikrettiğimiz bu esaslar, dini hükümlerin gayesidir. Bütün hükümler, bu beş gayeyle ilgilidir. Bu beş şey insanın en tabiî haklarıdır. Dünya ve âhiret mutluluğu bunlara bağlıdır. Can emniyeti olmazsa yaşam kalmaz, mal bulunmazsa, insanın geçimi kalmaz, din olmayınca hayatın mânası olmaz, akıl muhafaza edilmezse insanın yaşantısında güzellikler gerçekleşmez ve nesil muhafaza edilmezse, insanlığın devamı sağlanamaz. Demek oluyor ki insanın insan olarak hayat sürmesi, bu beş maksadın gerçekleşmesine bağlıdır.

Yüce Rabbim hayatımızı Kendi rızasına uygun yaşamayı, insan haklarına riayet etmeyi, dünya ve ahiret mutluluğunu ele etmeyi cümlemize nasip etsin.

Cumanız mübarek olsun. Allah-u Teala sevdiklerimizle beraber mutlu, huzurlu, imanlı nice cumalara ulaşmayı bizlere nasip etsin. Allah’a emanet olun.

www.guncelvaaz.com

Ahmet ÜNAL

Vaiz


 

[1] Maide, 5/32

[2] Nisa, 4/93

[3] Buhari, “İlim” 37

[4] Buhari, “Tıb” 56

[5] Bakara, 2/173

[6] Maide, 5/38

[7] Buhari, Bed’ül-Halk, 2

[8] Nisa, 4/29

[9] Ebu Davut, Akdiye, 4

[10] Necm, 53/39

[11] Ebu Davut, Sünnet, 29

[12] Bakara, 2/278

[13] Bakara, 2/275

[14] Bakara, 2/256

[15] Tirmizi, İlim, 16

[16] Maide, 5/90

[17] Buhari, Nikah, 2

[18] İbn Mace, Nikah, 1

[19] İsra, 17/32