|
Münafıkların Özellikleri
İnsanlar inançları bakımından üç gruba ayrılmıştır: Mü’min, Kâfir ve Münafık.
Mümin, Allah'a, Hz. Peygamber'e ve O'nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp,
kabul ve tasdik eden kimseye denir. Kâfir, İslâm dininin temel prensiplerine
inanmayan, Hz. Peygamber'in yüce Allah'tan getirdiği kesin olan ve tevâtür
yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarûrât-ı dîniyye) bir veya
birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye denir.
Hak dine inanlarla bunu açıkça inkâr edenlerden sonra
üçüncü bir inanç ve davranış grubu vardır. Bu gurupta bulunanlar Allah'ın
birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve onun, Allah'tan getirdiklerini
kabul ettiklerini söyleyerek, Müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten
inanmayan kimselerdir ki, bunlara münafık denir. Münafıkların içi başka dışı
başkadır.
Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim’in ikinci suresi Bakara
suresinin ilk ayetlerinde bu üç grubun özellikleri belirtilmiştir. Müminlerin
özellikleri bizlere şöyle bildirilmiştir.
الم {1} ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى
لِّلْمُتَّقِينَ {2} الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {3} والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ
إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ {4}
أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ
هُمُ الْمُفْلِحُونَ{5}
“Elif Lâm Mîm, Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır.
Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar,
namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah
yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de
inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab’lerinden (gelen)
bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.”
Kâfirlere gelince onlar ise şu şekilde
anlatılmaktadır.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ
تُنذِرْهُمْ
لاَ يُؤْمِنُونَ {6} خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى
أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ {7}
“Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da,
uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar. Allah onların kalplerini ve
kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için
büyük bir azap vardır.”
Kur’an-ı Kerim’de ve Sevgili Peygamberimizin hadis-i şerifler
ışığında münafıkların özelliklerini üç ana başlıkta incelemeye çalışacağız.
1. Münafıkların itikatları (inançları) bozuktur: Münafık,
kaybolmak, eksilmek, geçmek ve tükenmek anlamında “n-f-k” kökünden türemiştir.
Din ıstılahında ise, kalbi ile inanmadığı halde inkarını saklayıp, dili ile
inandığını söyleyerek mümin görünen kimseye denir. Yapmış olduğu bu davranış
şekline ise nifak denir.
Münafıkların en önemli özelliği itikatta yanlış inançta
olmalarıdır. Çünkü inanç bakımından münafıkların en belirgin özelliği
inanmadıkları halde inanmış gözükmeleridir. Kuran-ı Kerim’de münafıkların
özellikleri arasında ilk zikredilen husus budur.
وَمِنَ النَّاسِ
مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ {8}
يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم
وَمَا يَشْعُرُونَ {9} فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً
وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ {10} وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ
لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ {11}
أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَـكِن لاَّ يَشْعُرُونَ {12} وَإِذَا قِيلَ
لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء
أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَـكِن لاَّ يَعْلَمُونَ {13} وَإِذَا لَقُواْ
الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ
قَالُواْ إِنَّا
مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِئُونَ {14} اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ
وَيَمُدُّهُمْ
فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ {15} أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ
الضَّلاَلَةَ
بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ {16}
“İnsanlardan, inanmadıkları halde, “Allah’a ve ahiret gününe
inandık” diyenler de vardır. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar.
Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. Kalplerinde
münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını
artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah
edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat
farkında değillerdir. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın”
denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki,
asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları
zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız
kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay
ediyoruz” derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları
cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.
İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden
alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.”
Bu âyetlerin Medine ve civarındaki birtakım münafıklar hakkında inmiş olmasında
fikir birliği vardır. Rivayet edildiğine göre bunlar Evs ve Hazrec kabilelerine
mensup bazı kimselerle, onlarla birlikte olanlardır ki, başkanları Abdullah b.
Übeyy b. Selûl'dür.
Münafıklar Allah’a ve Resülullaha inanmış değillerdir. Bu husus
Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir.
وَيَقُولُونَ
آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُم
مِّن بَعْدِ
ذَلِكَ وَمَا أُوْلَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
“(Münâfıklar), “Allah’a ve peygambere inandık ve itaat ettik”
derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Hâlbuki onlar
inanmış değillerdir.”
Münafıklar Allah’a ve Resulüne inanmadıkları gibi müminlerle de dostlukta
bulunmazlar ve ayrıca kâfirlerle de dost oldukları halde onlarla beraber
gözükmemeye özen gösterirler. Yani iki grup arasında gidip gelirler. Allah-u
Teala Kutsal Kitabımızda şöyle buyurmaktadır.
مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لاَ إِلَى هَـؤُلاء وَلاَ إِلَى هَـؤُلاء
وَمَن يُضْلِلِ اللّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُ سَبِيلاً
“Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne bunlara (Mü’minlere)
ne de şunlara (kafirlere) bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa ona asla bir çıkar
yol bulamazsın.”
Bu sebeple İtikadi anlamda münafıklığın sonucu Allah’ın azabıdır. Yüce Rabbimiz
birçok ayette şöyle Münafıklar için ahiret azabını bildirmektedir. Birkaç ayet
zikredersek;
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ
فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيراً
“Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı
tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.”
Bir başka ayette mealen şöyle buyrulmaktadır. “Allah, erkek münafıklara, kadın
münafıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. O,
onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.”
2. Münafıkların ibadet anlayışları bozuktur:
Münafıkların bir başka özelliği ise, inanmadıkları şeyleri yerine
getirdiklerinden dolayı ibadetleri zoraki yaparlar. Yapmış olduğu ibadetleri
Allah’ın rızasını kazanmak için değil de insanlara gösteriş için yerine
getirirler. Bu ise makbul olan bir davranış şekli değildir. Yüce Rabbimiz bu
hususu bizlere şöyle bildirmektedir.
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ
إِلَى
الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ
قَلِيلاً
“Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu
çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel
kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.”
3. Münafıkların ahlaki özellikleri bozuktur:
Münafıklar yalancıdırlar, yeminlerini her zaman kendilerine kalkan
edinirler, insanları Allah yolunda olmalarını engellerler, gösterişlidirler ve
sözlerini hep süslü göstermeye çalışırlar. Kur’an-ı Kerim’de “Münafikun” diye
münafıkların hayat tarzlarını ortaya koyan müstakil bir süre vardır. Bu sürenin
ilk ayetlerinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
إِذَا جَاءكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ
وَاللَّهُ يَعْلَمُ
إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ {1}
اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاء
مَا كَانُوا
يَعْمَلُونَ {2} وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ
وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ
يَحْسَبُونَ كُلَّ
صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى
يُؤْفَكُونَ {4}وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ
اللَّهِ لَوَّوْا رُؤُوسَهُمْ
وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ {5}هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ
لَا تُنفِقُوا عَلَى مَنْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنفَضُّوا وَلِلَّهِ
خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ
{7}
“(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, “Senin, elbette
Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz” derler. Allah senin, elbette
kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah o münafıkların hiç
şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder. Yeminlerini kalkan
yaptılar da insanları Allah’ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları
şey ne kötüdür! ... Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa
sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her
kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah
onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar! O münafıklara, “Gelin,
Allah’ın Resülü sizin için bağışlama dilesin” denildiği zaman başlarını
çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. ...
Onlar, “Allah Resûlü’nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki
dağılıp gitsinler” diyenlerdir. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri
Allah’ındır. Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar.”
Münafıklar kötülüğün yayılmasını arzu ederler ve bunun için
çalışmalarda bulunurlar, iyiliğin yayılmasına ise engel olurlar. Ayrıca
cimridirler. Hayır yolunda harcama yapmadıkları gibi hayrada teşvikçi olmazlar.
Kur’an-ı Kerim bu hususa şöyle işaret etmektedir.
الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ
بَعْضُهُم مِّن بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ
عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُواْ اللّهَ فَنَسِيَهُمْ
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“ Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir
(birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de
sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz
münafıklar, fasıkların ta kendileridir.”
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde münafıkların alametlerini
şöyle ifade etmektedir.
آيَةُ المُنَافِقِ ثَلاثٌ: إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ ، وَإِذَا وَعَدَ
أَخْلَفَ ، وإِذَا آؤْتُمِنَ
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz
verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.”
Bu hadiste sayılan üç alâmetten birincisi, yani
yalan söylemek, sözün bozuk olmasına; ikincisi yani va’dinden dönmek, niyetin
bozukluğuna; üçüncüsü olan hıyanet de fiilin, davranışın bozukluğuna delâlet
eder. Bu alâmetler, bazen gerçekten Müslüman olan birinde bulunabilir. O
takdirde o kimseyi küfürle veya münafıklıkla mı itham edeceğiz? Halbuki bir
Müslüman’ın kâfir veya münafık olduğuna hükmetmenin câiz olmadığı, hatta bunun
haram olduğu konusunda ümmetin icmâı vardır. İmam Nevevî, kendisinde bu
nitelikler bulunan Müslüman’ın münafığa benzediğini ve münafıkların ahlâkıyla
ahlâklandığı fakat kâfir ya da münafık olmadığını söyler.
Sevgili Peygamberimiz münafıkların hayatında alışkanlık haline getirdikleri bu
özellikleri müminlerin hayatlarından uzaklaştırmak ve sakındırmak istemektedir.
Sonuç itibariyle Münafıklardan kasıt Allah’a ve
Resulüne ve onların getirdiklerine inanmadıkları halde inanmış gözüken
insanlardır. Bu insanların inanç yapıları bozuk olmasından dolayı ibadet ve
ahlak yapıları bozuktur. İtikadi anlamda inanmadığı halde inanmış gözükenlerin
durumu dünyada ve ahirette hüsranlıktır. Ameli anlamda ve ahlaki anlamda Kur’an-ı
Kerim’de ve hadislerde zikredilen münafıklarda bulunan davranış şekilleri inanan
mümin kullarda da olması mümkündür. Bu davranış şekilleri kişiyi dinden çıkarıcı
unsurlar değildir. Böyle davranış şekillerinde bulunanlara münafık
denilmemelidir. Bize düşen görev, ameli ve ahlaki anlamda münafıklığın
alametleri olan özelliklerden kaçınmak olmalıdır.
Yüce Rabbim imanımızı kâmil eylesin, amelimizi
Salih ve makbul eylesin, ahlaken en güzel davranış şekillerini hayatımıza
aktarmayı nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|