|
Soru:
Ölünce insan için “Kabir Hayıtında” sorgu-sual olmadığını söylüyorlar. Acaba bu
doğru mu? Doğru ise münker-nekir melekleri diye bize öğretilen meleklerin görevi
nedir?.
Cevap:
Öncelikle şu hususu belirtmekte fayda görüyoruz. Kabir alemi ahiret hayatının
ilk başlangıç yeri olması sebebiyle gaybi bilgidir. Gayb alemiyle ilgili
bilgileri ise kendimizden söylememizin imkanı yoktur. Bu bilgilere ancak Kur’an
ve Sünnetten ulaşmaktayız. Zaten Kur’an-ı Kerime ve Sevgili Peygamberimize
dayanmayan gayb alemiyle ilgili bilgilere itibar edilmemelidir. Bizde sizin
sormuş olduğunuz soruyu işte bu bağlamda cevaplamaya çalışacağız.
Kabir alemi Peygamber Efendimiz tarafından şöyle
tarif edilmektedir. "Kabir,âhiret duraklarının ilkidir. Bir kimse eğer o
duraktan kurtulursa sonraki durakları daha kolay geçer. Kurtulamazsa,
sonrakileri geçmek daha zor olacaktır"
Kabir alemini sadece toprağın altına gömülmek anlamında düşünmemek gerekir. Kişi
ister denizde ölsün ve orada kalsın, ister yanarak kül olsun ve külleri etrafa
saçılsın, isterse toprağa gömülsün fark etmez bütün insanlar kabir alemini
yaşayacaklardır.
Kur’an-ı Kerimde kabir azabından değil de
mutlak manada kabirden bahsedilmektedir. İlgili ayetler şöyledir.
Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru
(dalgalar halinde) süzülüp-giderler. (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi
kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten
doğru söylemişler! derler.” “Diri olanlarla ölüler de bir
değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara
işittirecek değilsin.”
Kur’an-ı Kerimde bir ayetin kabir azabından
bahsettiğine dair bazı alimlerin görüşleri vardır. Bu ayette şöyle
buyrulmaktadır. “Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün
de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)!”
Sabah akşam bölümü, berzah denilen, ölümle kıyamet arasındaki dönemde
inkarcıların ruhlarına her gün sabah akşam cehennemdeki yerlerinin gösterileceği
şeklinde yorumlanmış ve ayetin bu bölümü kabir azabının varlığına delil olarak
gösterilmiştir.
Ayetin bu kısmında zikredilen husus Peygamber Efendimizin hadislerinde nasıl
bildirilmiştir. Aşağıda Efendimizden hadisler zikrederek konumuzu izah etmeye
çalışalım.
Kabir alemi nasıldır? Bu sorunun cevabını yine
Sevgili Peygamberimizin hadislerinden anlayalım. Efendimiz şöyle buyurmaktadır.
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle
demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz veya ölü kabre
konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker
diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler: Bu Muhammsed denilen adam
hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O
Allah’ın kulu ve Rasûlüdür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah
yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir. O iki melek derler ki: Senin böyle
söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve
aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse bu durumu
benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o iki melek; gelin güvey gibi
rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır
derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur.
O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed
(s.a.v.) hakkında sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende
aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun
üzerine o iki melek; senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre,
sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden
oynar. Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam
eder.”
Kabir aleminde nasıl bir azap veya nasıl bir
mükafat vardır sorusunun cevabını ise yine Peygamber Efendimizden alalım. İbn
Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu: “Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine
gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise
Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır,
kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.”
Peygamber Efendimizden gelen bir başka hariste
Efendimiz şöyle dua etmektedir. “Ben, kabir azabından, ateş azabınızdan, hayât
ve ölüm imtihan ve şiddetlerinden ve Deccâl Mesîh fitnesinden sana sığınırım.”
Bizlere kadar ulaşan bir başka hadiste cereyan eden bir olay hakkında Hz. Aişe
Validemizden bizlere şu aktarılmaktadır. “Âişe(R)'den: Âişe'nin yanına bir
Yahûdî kadını girip, kabir azabını zikretmiş; akabinde de Âişe'ye hitaben:
Allah seni kabir azabından korusun, diye duâ etmiş. Bunun üzerine Âişe,
Rasûlullah'a kabir azabım sormuş. Rasûlullah (s.as.) da: "Evet, kabir azabı (hakktır,
vardır)" buyurmuştur.Âişe: Ben bundan sonra Rasûlullah'ın hiçbir namaz kılıp da
kabir azabından Allah'a sığınmayı terkettiğini görmedim, demiştir.”
Sonuç itibariyle insan olarak biz hiç kimseyi
azaba ve mükafata sokacak değiliz. İnsanların azap görüp-görmeyeceğine ise
bizler karar vermemekteyiz. Bu sebeple Kur’an ve Sünnet birlikte
değerlendirildiğinde; Kabir alemi denen bir hayatın var olduğu, bu alemde sorgu
ve sualin var olduğu, günahkarların Cehennemi seyretmeleri sebebiyle
cezalandırılacakları, Allah’ın razı olduğu kulların ise Cenneti seyretmek
suretiyle mükafatlandırılacağı sonucuna varmaktayız. Her şeyin iç alemini ve her
şeyi gerçek anlamda Rabbimiz bilmektedir.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
Tirmizî, “Zühd”, 5; İbn Mâce, “Zühd”, 32
|