|
Neden Zekât Vermeliyiz?
İslam dini beş temel esas üzerine kurulmuştur. Biz bunları İslamın şartları
olarak ezberlemişizdir. Hz. Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmaktadır.
بُنِيَ الإِسْلامُ عَلى خَمْسٍ : شَهَادَةِ أَنْ لا إِلهَ إِلاَّ اللَّه ، وأَنَّ
مُحمَّداً عَبْدُهُ ورسُولهُ ، وإِقامِ الصَّلاةِ ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ ، وحَجِّ
البَيْتِ ، وَصَوْمِ رمضَان
"İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve
Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek,
hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak."
Öncelikle şu vurguyu yaparak vaazımıza başlayalım. Yukarıda okumuş olduğumuz
hadis ışığında demek ki zekât vermekle öncelikle biz Müslümanlığımızın şartını
yerine getirmiş olmaktayız. Eğer zekât bize farz olduğu halde vermiyor isek o
zamanda Müslüman olmamızın şartlarından biri eksik kalmaktadır.
Sözlükte "artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü" anlamlarına gelen
zekât, dinî bir terim olarak, belirli bir malın bir kısmının Allah rızası için
muayyen kişilere verilmesi demektir.
İslam dininde imandan sonra ilk akla gelen iki rükünden birincisi, namaz;
ikincisi de zekâttır. Kur’an, “Namaz kılın” derken, ardından da “Zekâtı verin”
diye emreder. Hepimizce malum olan bu hususu birkaç ayetle sizlerle paylaşmak
isterim.
الم {1} ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى
لِّلْمُتَّقِينَ {2} الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
“Elif, Lam, Mim. Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten
sakınanlara yol gösteren Kitap'dır. Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar,
kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.”
وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُم
مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
“Namazı kılın, zekâtı verin, kendiniz için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah
katında bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görür.”
قُل لِّعِبَادِيَ الَّذِينَ
آمَنُواْ يُقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرّاً
وَعَلانِيَةً
مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خِلاَلٌ
“İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne
alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz
rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar.”
Zekâtın namazla aynı doğrultuda emredilmesi, İslam dininin, sadece ahiret hayatı
ve ibadetle meşgul olan bir din olmayıp bir medeniyet dini olduğunun, dünya
hayatını ahiret hayatından, ahiret hayatının da dünya hayatından ayırmayan,
ikisini bir mütalaa eden bir hayat ve devlet dinidir.
Elimizde bulunan imkân bizden gidebilir. Bu sebeple imkânımız varken zekâtımızı
vermeliyiz.
Yaşam bulduğumuz bu dünyada herkes aynı maddi güce sahip değildir. Ayrıca maddi
imkânlar sadece birilerine ait de değildir. Dünün zengini bugünün fakiri
olabiliyorken, dünün fakiri bugünün zengini olabilmektedir. Bu sebeple maddi
gücü elinde bulunduranlar, imkânları varken ihtiyaç sahiplerine yardım
etmelidirler. Çünkü mülk Allah’a aittir ve onu dilediğine vermekte dilediğinden
onu almaktadır. Al-i İmran süresinde şöyle buyrulmaktadır.
قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ
مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ
مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
“De
ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Mülkü dilediğine verirsin; dilediğinden çekip
alırsın; dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir.
Doğrusu Sen, her şeye Kadir'sin.”
Okumuş olduğumuz ayetin yansımalarını günümüzde görmekteyiz. Bu sebeple
hâlihazırda böyle bir imkân bulan hemen bunun şükrünü yerine getirmeli, fakirin
hakkı olan sadaka ve zekâtı vermelidir. Çünkü bize verilen her şeyden hesaba
çekileceğiz. Tekasür süresi son ayet bize bu durumu şöyle bildirmektedir.
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ
“Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.”
Zekât vermekle yapmış olduğumuz hayrın karşılığını daha dünyada bize
verilmektedir.
Kur’an-ı Kerim bu hususu bizlere şöyle bildirmektedir.
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم
بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ
رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Gece gündüz, açık gizli, mallarını sarf edenlerin mükâfatlarını Rab'leri
verecektir. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
قُلْ
إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ
وَمَا
أَنفَقْتُم مِّن شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
“De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem
de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine
O daha iyisini koyar, çünkü O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Okumuş olduğumuz ayette gördük ki, yapacağımız en küçük hayır bile dünyada bize
fayda sağlamaktadır.
Zekât vermenin ahiret kazancı da vardır.
Kur’an-ı Kerimde bu hususta şöyle bildirilmektedir.
…فَاقْرَؤُوا
مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَى
وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ
يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا
الصَّلَاةَ وَآتُوا
الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم
مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ
عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْراً وَأَعْظَمَ أَجْراً وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ
اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“…Artık,
Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın
lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah
yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun;
namazı kılın; zekâtı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz
için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında
bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet
eder.”
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ
فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنّاً وَلاَ أَذًى
لَّهُمْ
أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
“Mallarını Allah yolunda sarfedip sonra sarfettikleri şeyin ardından başa
kakmayan ve eza etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur
ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır.
اِتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ
“Bir hurmanın yarısı bile olsa, (kendinizi) Cehennem ateşinden koruyunuz”
Kur'ân-ı Kerîm,
وَالَّذينَ
كَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي
الأَرْضِ وَفَسَادٌ
"Ey îman edenler! Kâfir olanlar bile birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz
bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur!"
buyurarak Müslümanları yardımlaşmaya teşvik eder ve bunun terki hâlinde
cemiyetin huzurunu bozacak fitne, kargaşa ve ihtilâllerin olacağını haber verir.
Şu halde zekât, bu yardımlaşmayı gerçekleştirecek en mühim vasıta olarak,
Kur'an'da otuzdan fazla âyette emredilmiştir. Resûlullah (s.a.s.) bu ilâhî emrin
yerine getirilmesi için pek çok beyanlarıyla, Müslümanları zekâta teşvik
buyurmuştur. Hadis-i Şeriflerde zekât vermenin hem dünyevi hemde uhrevi yönü
bildirilmekte, Müslümanların birbirlerinin ihtiyaçlarına yardımcı olmaları
gerektiği ifade edilmektedir. Bunlardan birkaçı şöyledir:
الزكاة قنطرة اسم
"Zekât, İslâm'ın küprüsüdür";
حََصِّنُوا اَمْوَالَكُمْ بِالزَّكَاةِ وَدَاوُوا مَرْضَاكُمْ بِالصَّدَقَةِ
وَأعِدُّوا لِلْبََءِ الدُّعَاء
"Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedâvi edin. Belaya dua
ile karşı koyun"
المُسْلِمُ أَخُو المُسْلِمِ ، لا يظْلِمُه ، ولا يُسْلِمهُ ، منْ كَانَ فِي
حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ ، ومَنْ فَرَّج عنْ مُسْلِمٍ كُرْبةً
فَرَّجَ اللَّهُ عنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يوْمَ الْقِيامَةِ ، ومَنْ ستر
مُسْلِماً سَتَرهُ اللَّهُ يَوْم الْقِيَامَةِ
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana
teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da
ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o
kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın
ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”
Zekât malımızı temizlemektedir.
Bu hususta en çok dile getirdiğimiz ayetlerden biri şöyledir.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ
عَلَيْهِمْ
إِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
"Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, arıtıp yücelteceğin bir sadaka
al ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlara huzur verir. Allah işitendir,
bilendir."
Zekât verilmeyen mallar ahirette kişiye sıkıntıdan başka hiçbir şey
getirmeyecektir.
Efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde bu hususa şöyle işaret etmektedir.
مَا مِنْ صاحِبِ ذهَبٍ ، وَلا فِضَّةٍ ، لا يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إذا
كَانَ يَوْمُ القِيامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفائِحُ مِنْ نَارِ، فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا
في نار جَهَنَّمَ ، فَيُكْوَى بهَا جنبُهُ ، وجبِينُهُ ، وظَهْرُهُ ، كُلَّما
برَدتْ أُعيدتْ لَهُ في يوْمٍ كَانَ مِقْدَارُه خمْسِينَ أَلْف سنَةٍ ، حتَّى
يُقْضَى بيْنَ العِبادِ فَيُرَى سبِيلُهُ ، إِمَّا إِلى الجنَّةِ وإِما إِلى
النَّارِ
"Zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, kıyamet günü ateşte kızdırılarak plaka
haline getirilip sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu plakalar
soğudukça, süresi elli bin sene olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye
kadar sahibine azap için tekrar kızdırılır. Neticede kişi, yolunun ya cennete ya
da cehenneme çıktığını görür."
Hadisin devamında Efendimiz (s.a.s)’e Ey Allah'ın elçisi! Peki, zekâtı
verilmeyen develerin durumu nedir? dediler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
- "Hakkı ödenmeyen her deve sahibi, -ki su başlarına geldikleri zaman sağılıp
sütünün muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır- kıyamet günü düz ve
geniş bir sahaya yatırılır. O develer de en semiz hallerinde ve bir tek yavru
bile dışarıda kalmamak şartıyla o kişiyi ayaklarıyla çiğner ve dişleri ile
ısırırlar. Öndekiler geçtikçe arkadakiler gelir (aynı şeyi yapar). Süresi elli
bin sene olan bir günde insanlar hakkında hüküm verilinceye kadar bu böyle devam
eder. Neticede kişi,
yolunun ya
cennete veya
cehenneme çıktığını görür."
- Ey Allah’ın elçisi! Peki zekâtı verilmeyen sığırlar ile koyunların durumu ne
olacak? dediler. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
- "Hakkı (zekâtı) verilmemiş her sığır ve koyun sahibi, kıyamet günü düz ve
geniş bir yere yatırılır. İçlerinde eğri boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzu
kırık bir tane bile hayvan bulunmaksızın o hayvanlar o kişiyi boynuzları ile
süser, tırnakları ile çiğnerler. Öndeki geçince arkadaki onu takip eder ve bu
durum süresi elli bin yıl olan bir günde kullar arasında hüküm verilinceye kadar
devam eder. Neticede kişi,
yolunun ya
cennete veya
cehenneme çıktığını görür."
Zekâtını gönül rızasıyla verenler ile veremeyenler arasındaki en önemli fark
değer yargılarıdır. Yani kişinin mala yüklediği değerdir. Eğer kişi malı
Rabbinin kendisine verdiği bir emanet, fakirin üzerindeki hakkı, dünya ve ahret
mutluluğu getirecek bir meta olarak kabul ediyorsa o zaman zekât vermede hiçbir
problem çekmeyecektir. Ancak kişi dünyanın geçiciliğini, malın dünyanın bir süsü
olduğunu ve dünyada kalacağını anlamamış ise zekâtını vermede problem
çekecektir. Bu sebeple öncelikle zihniyet değişimine ihtiyaç vardır. Bu zihniyet
değişiminde ise değer yargılarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Yüce Rabbimizin
şu ayetini bu değişimi gerçekleştirme adına yeniden hatırlamakta fayda
görüyoruz.
الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ
الصَّالِحَاتُ
خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ أَمَلاً
“Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler, sevab
olarak da, emel olarak da, Rabbinin katında daha hayırlıdır.” Kehf, 18/46
Netice itibariyle şu hususları ön plana alarak vaazımızı sonlandırıyoruz.
-Zekât sosyal açıdan ihmal edilemeyecek bir ibadettir.
-Zekât İslam’ın şartı, Müslümanlığımızın gereğidir.
-Mülk Allah’ın elindedir. Dilediği zaman onu elimizden alabilir. Zekâtımızı
vermekle sanki malımızı manen sigortalatmış olmaktayız.
-Allah’ın rızası doğrultusunda zekâtı verene hem dünyada hem de ahirette en
güzel karşılık vardır.
-Zekat malımızı temizlemektedir.
-Zekat vermemiz fakire yapacağımız bir lütuf değil, fakirin hakkını kendine iade
etmemiz demektir.
-Zekâtı verilmeyen mallar ahirette insanın başına bela olacaktır.
Yüce Rabbim rızasına uygun işler yapmayı bizlere nasip eylesin. Zekatını
gerektiği gibi, gerektiği şekilde gerektiği yerlere gönül rızasıyla, incitmeden
başa kakmadan verebilmeyi bu vesile ile dünya ve ahret mutluluğu elde edebilmeyi
bizlere nasip eylesin.
Cumanız, gündüzünüz, geceniz mübarek olsun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|