|
Hz. ALİ (R.A.)
Yarın Hz. Ali Efendimizin Şehit Edilişinin yıldönümü. Bu günü
hatırlamak, acısının hala daha kalbimizde olduğunu vurgulamak, ciğerimizin pare
pare olduğunu ifade etmek ve O’nun o güzel şahsiyetini anmak ve anlamak için bugün bu güzel mekanda Rabbimizin evinde bir
araya geldik. Müminlerin halifesi gönlümüze taht kurmuş o ender şahsiyeti
hayatımıza aktarmak için toplandık. Burada bulunuşumuzun bize güzellikler
getirmesini Hz. Ali Efendimizin hayatı gibi bir hayat yaşam sürmemizi bizi
yaratan Rabbimizden dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.
Kıymetli Cemaatimiz, Dostluğa değer veren, gönülleri muhabbetle, sevgiyle ve
hoşgörüyle yoğrulmuş Değerli Gönül Dostları Hz. Ali Efendimizi hayatlarında
yaşatan güzel insanlar selam sizin ve bizim üzerimize olsun.
Öncelikle, Dosta dost olan gönül insanı, Allah’ın Aslanı, Zülfikarın Sahibi ve
gönüllerimize taht kuran Hz. Ali Efendimizin o eşsiz hayatını sizlere aktarmak
isterim.
Hz. Ali Efendimiz, Resulullah'ın
amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû
Talib, annesi Kureyş'ten
Fâtıma binti
Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir.
Künyesi Ebu'ı Hasan ve Ebû
Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar;
ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir.
Ayrıca 'Allah'ın Arslanı'
ünvanıyla da anılır.
Hz. Ali küçük yaşından beri
Resulullah'ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm'ı kabul ettiği
bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra
müslümânlığı ilk kabul eden odur.
Hz. Peygamber ile Hz.
Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye
Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında
Hz. Ali hemen müslümân
olmuştu.
Mekke döneminde her zaman Resulullah'ın yanındaydı.
Kâbe'deki putları kırmasını şöyle anlatır:
"Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem
omzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman
kalkamayacağımı anladı, omzumdan indi, beni
omzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem
ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan
ittim. Put düştü, parça parça oldu.
Resulullah'ın omuzlarından indim. İkimiz geri
döndük." (Ahmed b. Hanbel,
Müsned, I, 384).
Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda
Allah'u Teâlâ'dan emir
alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince,
Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci
toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Ali
de bir ziyafet hazırlayarak Hasimoğullarını davet
etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey
Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün
insanlara gönderilmiş bulunuyorum.
İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana
bey'at edecek" dedi.Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada
Resulullah'a onun istediği sözlerle
bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem,
"Kardeşimsin ve vezirimsin " diyerek Hz.Ali'yi
taltif etti.
Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan
emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece
Hz. Ali, Resulullah'ın
yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz.
Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri
oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti
sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali,
Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri
sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de
Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün
cihat harekâtlarına katıldı, Uhud'da gâzî oldu.
Bedir'de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları
tesbit ederek Hz.
Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de
önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı.
Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler'le
teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte,
hasmı Velidb. Muğire'yi
kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz.
Ebû Ubeyde zor
durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine
"Allah'ın Arslanı" lâkabı ve Bedir
ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.
Hz. Ali, Bedir savaşından sonra
Hz. Peygamber'in kızı Hz.
Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz.
Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah'la oturan
Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı.
Hz. Ali'nin, Hz.
Fâtıma'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı üç oğlu ve
Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı iki kızı oldu.
Hicret'in üçüncü yılında Uhud savaşında,
müslümân okçuların hatası yüzünden müşrikler
müslümânların üzerine saldırmışlar ve
Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve
düşman onun öldüğünü yaymıştı. Hâlbuki o sırada düşmanlarla
çarpışarak gerileyen Hz. Ali,
Hz. Peygamber'in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu
korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz.
Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.
Hz. Ali Mekke'nin fethi sırasında yine sancaktardı.
"Koda" mevkiinden Mekke'ye girdi. Mekke kan
dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte
Kâbe'deki bütün putları kırdılar.
Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem,
Hâlid b. Velid'i
Benu Huzeyme kabilesine
gönderdi. Bu kabile ya cehaleti,
ya da bedevî olmalarından, "müslümân
olduk" anlamındaki "eslemna" kelimesi yerine "sabbena"
dediği için Hâlid b. Velid
hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber
olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayı
telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali
Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini
ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.
Huneyn gazasında müslümânlar
bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak
birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta
yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla
İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.
Resulu Ekrem hicretin 9. yılında
Tebük seferine çıkarken Hz.
Ali'yi ehl-i beytin muhafazası için Medine'de
bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine
Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana
karşı o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.
Yemen bölgesinin İslâm'a girmesi zordu. Görev yine Ali b.
Ebi Talib'e verildi. Hz.
Ali "Bu çok güç bir iş" dedi. Resulullah da "Ya
Rabb, Ali'nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun
memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kısa
süren irşadları sayesinde Yemen'in bütün
Hemedan kabilesi müslümân
oldu. Hz. Peygamber'in vefatı sırasında, hücresinde
bulunanların başında geliyordu.
Hz. Osman'ın şehâdetinden
sonra İslâm'ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey'at
ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah'ın bir takdiri olarak son derece karışık bir
dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken
bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar
Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu.
İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve
gayretler gösterdi.
Nihayet, Kûfe'de 40/661 yılında bir Hârici olan
Abdurrahman b. Mülcem
tarafından sabah namazına giderken yaralandı. İki gün evinde yattıktan sonra
hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü bu yaranın etkisiyle
şehid oldu.
Hz. Ali devamlı olarak Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin
ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah'ın tabiri
ile "ilim beldesinin kapısı" olarak ümmetin en bilgini idi.
Hz. Ali âbid,
kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti.
Hz. Ali'nin "Zülfikâr"
adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve
Hz. Ali'ye Resulullah
tarafından hediye edilmişti.
Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği,
Resulullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî
miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir
kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini
gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime
indi:
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم
بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ
رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
"Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için
Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de
değillerdir." (el-Bakara, 2/274).
Hz. Ali Efendimizi daha iyi anlamak için
kendisinden nakledilen bir çok güzel vecizelerini sizlerle paylaşmak isterim.
"Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini
anlarsınız."
"İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız
Cennet'e girmesinden daha hayırlıdır. "
"Kul ümidini yalnız Rabbi'ne bağlamalı ve günahları yalnız kendini
korkutmalıdır. "
"Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir
meselede en iyisini Allah'u
Teâlâ bilir' demekten sakınmasın."
"Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun
emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise
ahreti unutturur. "
"Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde
Allah'u Teâlâ'yı
hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda
bulunabilmektir."
"Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . "
"Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır."
"Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. "
Acelenin meyvesi yanlışlıktır.
Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.
Azla yetinen kimse zengindir.
Başkalarını ıslah etmek istiyor isen önce kendini ıslah etmelisin. Kendin fasid
olduğun halde başkalarını ıslah etmeye kalkışman en büyük ayıplardandır.
Bilgi gibi hazine olamaz.
Cahil dosttan ziyade akıllı düşmanına güven.
Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin, çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri
söyleyebilenleri tercih edin.
Dostlarıma dost olanları çok severim. ve onların kıymetlerini de dostlukların
dereceleriyle ölçerim.
Dostunun düşmanını, kendine dost seçme.
Dünyanın en değerli hazinesi öğüttür, ama ondan ucuzu da yoktur.
Eğer başkalarını ıslah etmek istiyorsan önce kendini ıslah et. Kendin fasid
olduğun halde başkalarını ıslah etmekle çalışmak çok büyük bir kusurdur.
En güzel ahlak, tevazu, yumuşaklık ve tatlı dilde bulunur.
Güler yüz, dostluk yaratır
Her nereye baksam Allahı görürüm.
İlim meclisi, cennet bahçesidir.
İnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü ağlasınlar size; sağ kaldınız mı sevgiyle
çağırsınlar sizi.
Kıskançlık, insanın kalbi ve sinirleri üzerinde kötü etkiler bırakır ve insanı
hasta eder.
Kıymetli dinleyenlerim.
Hz. Ali Efendimizin şehit edilişinin acısı halen daha kalbimizdedir. Bu hadise
hepimizi derinden yaralamıştır. Bu olay bize göstermiştir ki, Müslümânlar
içerisine giren bir fitne çok tehlikeli boyutlara bürünmektedir. Hepimiz aynı
yola inanmış Müslümân kardeşleriz. Aramızı kimsenin bozmasına izin vermeyiz.
Çünkü biz aynı kitaba inanmış, Sevgili Peygamberimizin Ümmeti, Hz. Ali
Efendimizi gönül tacı etmiş, onun sözcüleriyiz. Biz “Yaratılanı hoş görürüz
Yaratandan ötürü” diyenleriz. Biz biriz. Binimiz biriz ve birimiz bin ederiz.
Camimize uzaktan yakından gelerek bizleri dinlediğiniz için hepinize ayrı ayrı
teşekkür ediyorum. Hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Sözlerimi, Hz.
Ali Efendimizin sevgisinin kalbimize yerleşmesi ve bir daha çıkmaması için ve
kendisinin yaşadığı hayat gibi bir hayatın bizlerinde yaşaması için dua ederek
noktalamak istiyorum. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|