|
Ticari Hayatta Dikkat Etmemiz Gerekenler ve Ahiliğin Önemi
Yaşam bulduğumuz bu dünyada farklı uğraşlar içerisinde olarak geçimliliğimizi
temin etmeye çalışmaktayız. Bu farklı uğraşlardan biride ticarettir. Ticaret
insan için çok kârlı bir kazanç kapısıdır. Dürüst yapıldığı zaman, aldatmaya
yönelik işlere tenezzül edilmez ise böyle bir ticaretle uğraşan tüccarlar için
dünya kazancı olduğu gibi ahirette Peygamberlerle, sıdıklarla, şehitlerle
beraber olma müjdesi vardır. Bununla beraber dürüst yapılmayan ticaret için
manen tehlikesi büyük olan kul hakkı vardır. Kul hakkı ise sadece kul tarafından
affedilmektedir. Bu sebeple ticaretle uğraşan kardeşlerimizin Yüce Dinimizin
koymuş olduğu ticaret ahlakıyla ilgili prensipleri bilmesinde ve hayatına
aktarmasında fayda vardır. Şöyle bir örnek vererek konumuzu daha iyi anlayalım.
Nasıl ki, bir ibadet yapmak için o ibadetin farzlarının, sünnetlerinin neler
olduğunu bilmemiz gerekirse, ticaretle meşgul olacak isek ticaretin genel
kurallarını bilmemizin yanı sıra Dinimizin de ticaretle ilgili ortaya koymuş
olduğu ilkeleri de bilmemiz gerekmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de ayetlerde, Sevgili Peygamberimizin hadislerinde ticaret ile
ilgili haram ve helal sınırları belirtilmiş, ticaret ahlakı ile ilgili en güzel
ilkeler konulmuştur. Böylece gelişen ve değişen dünyada ticari hayata bir
standart getirmek yerine genel ilkeler koyulmak suretiyle uygun bir ticaret
hayatı oluşturulmaya çalışılmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de bildirilen genel ilkeler şöyledir.
وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم
بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُواْ بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُواْ فَرِيقاً مِّنْ
أَمْوَالِ النَّاسِ بِالإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
“Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken,
insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları
hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.”[1]
الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي
يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ إِنَّمَا
الْبَيْعُ
مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ
مَوْعِظَةٌ
مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ
فَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“Faiz (riba) yiyenler ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış
olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu onların: "Alım-satım da ancak faiz
gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal faizi haram
kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse artık
geçmişi kendisine işi de Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse artık onlar
ateşin halkıdır orada sürekli kalacaklardır.”[2]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ
مُّسَمًّى
فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ
كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ
“Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız.
Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi
yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi
olan Allah'tan sakınsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin.”[3]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن
تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ
إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيماً
“Ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir
ticaretten başka haksız ‘nedenler ve yollarla' (batılca) yemeyin. Ve kendi
nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz, Allah, sizi çok esirgeyendir.”[4]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَوْفُواْ بِالْعُقُودِ
“Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine getiriniz.”[5]
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ
الصَّلَاةِ وَإِيتَاء
الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
“(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten,
dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak
olacağı) günden korkarlar.”[6]
Ticarette birçok tehlike vardır. Bu tehlikelerin sebepleri ise ticaret ahlakına
uymamaktır.
Ticarette uğraşan kardeşlerimiz için İslam Dininin bildirmiş olduğu ahlaki
ilkeleri, bu ilkelere uyulduğu zaman elde edilecek kazançları ve uyulmadığında
başa gelebilecek olanları şöyle özetleyebiliriz.
Ticarette asıl olan doğruluktur. Dürüst olmayan, aldatan, yalan söyleyen,
yalanına yemin katan bir tüccar kısa bir dönem için kâr elde etse de uzun
dönemde zararların en büyüğünü iflas etmek suretiyle yaşayacaktır. Bu iflas
sadece dünyada malın-mülkün bitmesi değildir. Hakeza kul hakkına riayet
edilmediğinden dolayı ahiret hayatında da hüsranlık söz konusu olabilecektir. Bu
sebeple ayetlerde ve hadislerde ticaretle uğraşan insanlardan istenen en önemli
ilke doğruluktur.
Ticaretin en önemli iki hususu ise ölçü ve tartıdır. Nitekim Yüce Rabbimizin
bizlerden istemiş olduğu hassas konulardan biriside ölçü ve tartıyı hassasiyetle
yerine getirmektir. Ayet-i Kerimelerde şöyle buyrulmaktadır.
وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً
“Ölçtüğünüzde
ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından
daha güzeldir.”[7]
“Artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin.
Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz
bunlar sizin için daha hayırlıdır.”[8]Bir
başka ayette ise ölçüyü ve tartıyı eksik yapanlar şöyle kınanmaktadır.
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ {} الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَى النَّاسِ
يَسْتَوْفُونَ {}
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ {} أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ
أَنَّهُم
مَّبْعُوثُونَ {} لِيَوْمٍ عَظِيمٍ {} يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ
الْعَالَمِينَ {}
“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp
aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut
tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların,
âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar
mı?”[9]
Ticaretle uğraşan kardeşlerimizin dikkat etmesi gereken bir başka önemli husus
ise sattığı malın kusurlu olmamasına özen göstermektir. Hele hele kusurlu olduğu
halde bu kusuru gizleyip satmak, sonrada satılan mal geri alınmaz diyerek geri
almamak esnaf için çok büyük bir yanlışlıktır. Böyle bir ticaretin kâr etmesi
asla düşünülemez. Peygamber Efendimizden aktarılan hadislere göre kusurlu mal
satmak haram kapsamına alınmıştır. İlgili hadiste şöyle buyrulmaktadır.
“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Kusurlu bir malı din kardeşine satan hiçbir
Müslüman’a satış helal olmaz. Meğerki malının ayıbını açıklaya.”[10]
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde kusurlu mal satanları şöyle uyarmaktadır.
“Kusurunu söylemeden bir malı satan kimse, daima Allah’ın gazabı altındadır ve
melekler o adamın Allah’ın rahmetinden uzak kalmasını dilerler”[11]
Günümüzde çokça karşılaştığımız yanlışlardan biride ticaretle uğraşan
kardeşlerimizin mallarını satabilmek için yemine başvurmalarıdır. Oysaki Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadislerinde ticarette çokça yemin edilmesinin
yanlışlığını şöyle bildirmektedir. “Alış-verişte çok yemin etmekten sakının.
Çünkü yemin malı sattırırsa da bereketini kaçırır”[12]
Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde yapılan yeminin sorumluluk getireceğini bizlere
şöyle bildirmektedir.
لاَّ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِيَ أَيْمَانِكُمْ وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم
بِمَا كَسَبَتْ
قُلُوبُكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
“Allah sizi, kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi
kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah
çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir)”[13]
Bir başka önemli husus ise ödeme noktasındadır. Ödeme noktasında müşteri
ödemelerine mutlaka dikkat etmelidir. Mümin ne aldanır, nede aldatır. Özellikle
günümüzde orta halli esnafın veresiye olarak verdiği mallar karşılığında
müşterinin geri ödemeleri vaktinde yapması gerekir. Çünkü mümin aldanmaz ise
asla aldatmaz. Bu sebeple “falan tarihte ödeyeceğim” diye aldığımız şeyler için
ödememize dikkat etmeliyiz. Kur’an-ı Kerim’de inanalar özelliklerinden biri
olarak şu husus aktarılmaktadır.
وَالَّذِينَ هُمْ
لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
“Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.”[14]
Bir diğer ayette ise şöyle buyrulmaktadır.
وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ
مَسْؤُولاً
“…verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.”[15]
Eğer ödeyemeyecek bir durumda isek bu durumu da esnaf kardeşimize aktarmakta
fayda vardır. Unutmayalım ki, esnaf kardeşlerimizin de belli ödemeleri olmakta
ve bu ödemeleri gerçekleştirmez ise ticaretleri devam edememektedir. Sevgili
Peygamberimizin konumuzla ilgili hadislerini sizlere aktarmak isterim. "Allah,
satıştaki müsâmahayı, satın alıştaki müsâmahayı, ödemedeki müsâmahayı sever"[16]
"Allah müşteri iken kolaylık gösteren, satıcı iken kolaylık gösteren, borcunu
öderken kolaylık gösteren, alacağını ödetirken kolaylık gösteren kişiyi cennete
koydu."[17]
Ticaretle uğraşmak riski kabul etmektir. Kazanmanın ve kaybetmenin en çok ortaya
çıktığı kazanç şekli ticarettir. Bununla beraber zenginliğe ulaşmanın en temel
yolu da ticaretten geçmektedir. Bu sebeple ticaretle uğraşıp zenginliği elde
etmiş olan kardeşlerimiz kendilerine verilen bu nimetin kadir kıymetini bilmeli
ve elinde bulunan imkânları olmayanlara ulaştırmak suretiyle mallarının
sadakalarını ve zekâtlarını vermelidirler.
Zekât malın eksilmesi değildir. Maddi anlamda maldan bir eksilme var gibi
gözükse de zekât ile mal azalmamaktadır. Çünkü dünya malı ile verilen bir şeyin
karşılığı dünyada alınabileceği gibi ahirette mutlaka alınacaktır. Yüce Rabbimiz
kendi rızası doğrultusunda harcanılacak her şeyin karşılığının verileceğini
şöyle bildirmektedir.
قُلْ
إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ
وَمَا
أَنفَقْتُم مِّن شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve
(dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını
verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[18]
Zekat toplumda meydana gelebilecek toplumsal olumsuzlukları da ortadan kaldıran
bir ibadettir. Fakirin gittikçe fakirleştiği, zenginin ise git gide
zenginleştiği bir toplum içinden çıkılmaz olumsuzlukları yaşayabilir. Zengin ile
fakir arasındaki uçurumun kalkması, fakirin içinde bulunmuş olabileceği duygusal
yıpranmayı gidermesi için zenginler fakirlerin hakkı olan zekatı ödemekle
yükümlüdürler. Zekat malın temizlenmesi demektir. Kur’an-ı Kerimde bu hususta
şöyle buyrulmaktadır.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِم بِهَا وَصَلِّ
عَلَيْهِمْ
إِنَّ صَلاَتَكَ سَكَنٌ لَّهُمْ وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Onların mallarından sadaka (zekât) al. Onunla kendilerini temizlemiş ve tezkiye
etmiş olursun”[19]
Ayrıca Zekat toplumda meydana gelebilecek toplumsal olumsuzlukları da ortadan
kaldıran bir ibadettir. Fakirin gittikçe fakirleştiği, zenginin ise git gide
zenginleştiği bir toplum içinden çıkılmaz olumsuzlukları yaşayabilir. Zengin ile
fakir arasındaki uçurumun kalkması, fakirin içinde bulunmuş olabileceği duygusal
yıpranmayı gidermesi için zenginler fakirlerin hakkı olan zekâtı ödemekle
yükümlüdürler. Bu saymış olduğumuz birçok sebepten dolayı ticaretle uğraşıp
belli bir zenginliğe ulaşmış kardeşlerimiz Allah’ın emri olan zekâtlarını ve
sadakalarını vermeleri gerekmektedir.
Ticaret ve Faiz
Yüce Yaratan alış-verişi helal faizi haram kılmıştır. Faizin haram kılınmasının
birçok hikmeti vardır. Ancak öncelikle şu hususu vurgulamakta fayda vardır. Faiz
Yaratanın yaratmış olduğu kullarına yasaklamış olduğu haramlardan birisidir. Bu
sebeple öncelikle Allah’ın bir emri olarak faizden kaçınmamız gerekmektedir.
Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır. “Faiz yiyenler, ancak şeytanın
çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, “Alış veriş de faiz
gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram
kılmıştır…”[20]
Faiz alış-verişi sekteye uğratmakta, paranın belli insanların elinde
toplanmasına, çalışma neticesinde elde edilen birikimin bir anda elden gitmesini
sebep olmaktadır. Faiz insanlar arasında bulunan yardımlaşma duygusunu ortadan
kaldırmakta, zengin ve fakir arasında bulunması gereken sevgi ve huzuru, nefret
ve sıkıntıya sürüklemektedir. Bir başka önemli husus ise, faiz çalışma şevkinin
kırılmasına sebep olmakta kişileri tembelliğe sürüklemektedir. Bu ise ticaret
açısından son derece sıkıntılı bir durumdur. Çünkü ticaretin en önemli kuralı
çalışmaktır. Çalışma olmadığı müddetçe ticarette olmayacaktır.
Faizle elde edilen mal başlangıçta fazlalaştığı zannedilse bile zaman içerisinde
faize bulaşmış kişilerin ticaretinin kâr etmediği ve nihayetinde iflas ettikleri
müşahede edilmektedir. Bu dünyada iflas etme olmasa bile kişi ebedi kalacağı
asıl yurdu olan ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır ki, bu ise daha
sıkıntılı bir haldir.
Günümüzde kişileri faize sürükleyen hususların başında ise, en önemli maddi
yardımlaşmalardan biri olan borç alıp-verme işinin bitme noktasına gelmiş olması
gelmektedir. Oysaki maddi ihtiyaçların karşılanması noktasında borç alıp-verme
çok önemli bir yer tutmaktadır. Ancak günümüzde enflasyon dediğimiz paranın
değer kaybetmesi çokça yaşandığından dolayı borç verme sekteye uğramış,
şahıslardan borç bulamayan insanlar ise faize sürüklenmişlerdir. Oysaki Yüce
Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.
إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَأَقْرَضُوا
اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ
“Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir
borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok
değerli bir mükafat da vardır.”[21]
Borç alınan borçlu olana kolaylık göstermeli borç alan ise borcunu zamanında
ödemelidir. Böyle bir borç ilişkisinde Yaratanın rahmetinin olduğu
unutulmamalıdır.
Ticaret ve Stok
Günümüz şartlarında alış-verişte gerçekleştirilen yanlışlardan biride
stokçuluktur. İslam Hukukunda “İhtikar” denilen stokçuluk, kendisine ihtiyaç
duyulduğu anda gıda maddesini fiyatı artsın diyerek depolamaya denmektedir. Bu
haliyle insanların ihtiyaç duyduğu bir malı depolayarak fiyatının artmasını
sağlayıp kazanç elde etmek Sevgili Peygamberimizin hadislerinde yasak kapsamına
alınmıştır. Bir Hadiste stokçuluk yapanların günahkar ve isyankar oldukları
şöyle zikredilmektedir. “Günahkar ve isyankar olandan başkası ihtikar
(stokçuluk) yapmaz”[22]
Gıda depolamasında şu hususlarda ise herhangi bir sakınca yoktur. Gıda maddeleri
piyasada çoksa ve kendisine ihtiyaç duyulmuyor ise, hakeza bir çiftçi veya
tüccar kendi elindeki malı belli bir vakitte satmak üzere depoya kaldırıyor ise
böyle durumlarda sakınca yoktur.
Son olarak Türk İslam Kültürünün bir ürünü olan ve ticaret ahlakının nasıl
olması gerektiği noktasında mutlaka üzerinde söz edilmesi gereken ahilik
teşkilatı hakkında kısa bir bilgi vermek isterim. Ahilik Selçuklu ve Osmanlı
dönemlerinde Anadolu’da yaşayan halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli
meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları ahlaki yönden yetiştiren,
çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir
örgütlenmedir. Ahiliğin genel ilkelerinden birkaç tanesi şöyledir.
İşinde ve hayatında, kin, çekememezlik ve dedikodudan kaçınmak,
Ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalı olmak,
İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak,
Şefkatli, merhametli, adaletli, faziletli, iffetli ve dürüst olmak,
Aza kanaat, çoğa şükrederek dağıtmak
İçi, dışı, özü, sözü bir olmak,
Fani dünyaya ait şeylerle öğünmemek, böbürlenmemek,
Fakirlerle dostluktan, oturup kalkmaktan şeref duymak,
İyilerle dost olup, kötülerden uzak durmak,
Zenginlere, zenginliğinden dolayı itibardan kaçınmak,
İnsanların işlerini içten, gönülden ve güler yüzle yapmak,
Hakka, hukuka uymak, hak ölçüsüne riayet etmek,
Ayıp ve kusurlarını örtmek, gizlemek ve affetmek.[23]
Sonuç olarak insanoğlu için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Bu karşılık hem
dünyevi hem de uhrevidir. Ticaretle uğraşan kardeşlerimiz Rabbimizin bildirmiş
olduğu, Sevgili Peygamberimizin de hayatına tatbik ettiği ve bizlere örnek
olarak aktardığı emir ve yasaklara uyarak bir ticari hayat sürdürmelidir. Böyle
bir ticaret ayrıca ibadet mertebesinde olacaktır. Bir kişi Allah’ın emir ve
yasaklarına uyarak, elinden geldiği kadar helallere ve haramlara riayet ederek,
ibadetlerini de yerine getirerek bir ticaret hayatı sürdürürse namaz kılmak,
oruç tutmak gibi ibadet yapmış ve sevap kazanmış olur. Rabbim böyle bir ticaret
hayatını bütün kardeşlerimize nasip etsin. Sohbetimizi Sevgili Peygamberimizin
bir hadisiyle sonlandıralım. “Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli
(ayette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddıklar,
şehitler ve Sâlihlerle beraberdir.”[24]
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
[1]
Bakara, 2/188
[2]
Bakara, 2/275
[3]
Bakara, 2/282
[4]
Nisa, 4/29
[5]
Maide, 5/1
[6]
Nur, 24/37
[7]
İsra, 17/35
[8]
Araf, 7/85
[9]
Mutaffifin, 83/1-6
[10]
İbn. Mace , Büyû: 34
[11]
İbn. Mace , Büyû: 45
[12]
İbn. Mace , Büyû: 30
[13]
Bakara, 2/225
[14]
Müminun, 23/8
[15]
İsra, 17/34
[16]
Tirmizî, Büyû: 75
[17]
İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 3/13.
[18]
Sebe, 34/39
[19]
Tevbe, 9/103
[20]
Bakara, 2/275
[21]
Hadid, 57/18
[22]
İbn Mace, Buyu, 6
[23]
Ahiliğin temel ilkeleri hakkında genel bilgiler
www.ahilik.gazi.edu.tr Internet
Sayfasından derlenmiştir.
[24]
Tirmizi, Buyu, 4
|