|
İnsanlar maddi-manevi bütün birikimlerini
paylaşmak suretiyle toplumu oluşturmuşlardır. Birlik ve beraberlik, yardımlaşma
duygusunun tezahürüdür. Bizi biz yapan değerlerin başında yardımlaşmak
gelmektedir ki; yardımlaşmanın sonucu olan paylaşmak (ister maddi ister manevi),
insani bir gerekliliktir.
Bu dünya hayatından hepimiz ayrılacağız.
Ayrıldığımız bu dünyaya tekrar dönemeyeceğiz. Bir daha dönemeyeceğimiz bu
dünyadan ayrılırken arkamızdan hayırlarla bizi anacak insanlar bırakmak, yapmış
olduğumuz söz ve davranışlarımızla razı olunacak bir hayatı tamamlamak elbette
kendi yararımızadır. Bu sebeple paylaşımcı bir insan olmak, bizde bulunan maddi
veya manevi birikimleri olmayanlara aktarmaya çalışmak ve bunların neticesinde
amellerimizin salih olması için çabalamak sadece dünyamız için değil uhramız
içinde gerekliliktir. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde amelin insan için ne
kadar değerli olduğunu şöyle vurgulamaktadır.
يتْبعُ الميْتَ ثلاثَةٌ:
أهلُهُ ومالُه وعمَلُه، فيرْجِع اثنانِ ويبْقَى واحِدٌ: يرجعُ أهلُهُ ومالُهُ،
ويبقَى عملُهُ
“Ölüyü (kabre kadar) üç şey takip eder:
Çoluk-çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Çoluk-çocuğu ve
malı döner, ameli (kendisiyle) kalır.”
Dünya hayatında insanlar, hayvanlar, bitkiler ve
bütün yaratılmış varlıklar için hayır sahibi olmamız gerekmektedir. Çünkü ölüm
bize ulaştıktan sonra amel defterimiz kapanmamakta yapmış olduğumuz hayır ve
hasenatın sevabı, arkamızdan bırakmış olduğumuz hayırlı evlatların yaptıkları
iyi şeylerin sevabı ve bıraktığımız hayırlı bir ilim neticesinde o ilimden
istifade edildiği müddetçe o ilmin sevabı bizlere ulaşmaktadır. Sevgili
Peygamberimizden (s.a.s) bizlere aktarılan bir hadiste şöyle buyrulmaktadır.
إذا ماتَ ابْنُ آدَم انْقَطَع عَملُهُ إلاَّ مِنْ ثَلاثٍ : صَدقَةٍ جارية، أوْ
عِلمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ ، أوْ وَلدٍ صالحٍ يدْعُو لَهُ
"İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin
sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade
edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat."
İnsanoğlunun ölümünden sonra sevap defterinin
kapanmayacağı sadaka-i cariyelerden biriside vakıftır. İslam Dininin
müntesiplerinden istediği iyilikte ve hayırda yarışma ilkesinin tezahürü olarak
karşımıza çıkan vakıflar, tarih boyunca Müslüman toplumlarda birlik ve
beraberliği kuvvetleştirmede, sosyal yapıyı sağlamlaştırmada, insanlar arasında
bulunan mal farklılığı sebebiyle ortaya çıkabilecek dengesizliği gidermede en
etkin faktör olagelmiştir. Vakıflar aslında Kur’an ve sünnet bütünlüğünden
ortaya çıkmış kurumlardır. Kur’an-ı Kerim bizleri hep hayra teşvik etmektedir.
Bu hususla ilgili birkaç ayeti sizlerle paylaşmak isterim.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا
لَكُم مِّنَ الأَرْضِ
“Ey iman edenler! İnfakı gerek
kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın en güzel
olanlarından yapın.”
Bir diğer ayette ise hayır ve hasenatta bulananların mükafatının ne olduğu şöyle
bildirilmektedir. “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan,
fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has
mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.”
لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنفِقُواْ مِن
شَيْءٍ
فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda)
harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu
hakkıyla bilir.”
مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ
نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا
وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتاً
“Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten
bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur.
Allah her şeyin karşılığını vericidir.”
Bir başka ayette ise mallarını hayra sarf
edenler için şöyle bir benzetme yapılmaktadır. Bakara süresi 265. ayette şöyle
buyrulmaktadır. “Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir
kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların
hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir
sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese
bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür.”
Sevgili Peygamberimiz bizleri Müslüman
kardeşimizin ihtiyacını gidermeye yönlendirmektedir. Bir hadiste şöyle
buyurmaktadır.
المسلمُ أَخــو المسلم لا يَظلِمُه ولا يُسْلِمُهُ . ومَنْ كَانَ فِي
حاجةِ أَخِيهِ كانَ اللَّهُ فِي حاجتِهِ، ومنْ فَرَّجَ عنْ مُسلمٍ كُرْبةً فَرَّجَ
اللَّهُ عنه بها كُرْبةً من كُرَبِ يومَ القيامةِ ، ومن سَتَرَ مُسْلماً سَتَرَهُ
اللَّهُ يَومَ الْقِيامَةِ
“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona
zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın,
Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da
kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını
örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.”
Hayır ve iyilik sadece insanlara yönelik
değildir. Hayvanlara yapılacak iyilikler Yüce Yaratanın razı olmasına sebep
olmaktadır. Sevgili Peygamberimizin bu hususla ilgili bir hadisini sizlerle
paylaşmak isterim. Ebu Hureyre (r.a.)’dan aktarılan bir hadiste şöyle
buyrulmaktadır. - “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu
ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış
dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi
kendine “bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış” deyip hemen kuyuya indi,
mestini su ile doldurdu ve mesti ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı.
Onun bu hareketinden Allah Teâlâ hoşnut oldu ve adamı bağışladı.”
Sahâbîler:
- Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan
dolayı da sevap var mı? dediler. Resûl-i Ekrem:
– “Her canlı sebebiyle sevap vardır” buyurdu.
Bir diğer hadiste ise insanlara rahatsızlık
verici şeyleri yollardan kaldırılması vesilesi ile insanların Allah’ın rızasına
nail olacakları bildirilmektedir. Hadis-i Şerif şöyledir. “Bir adam yolda
yürürken yol üzerinde bir diken dalı buldu ve onu yoldan uzaklaştırdı. Bu
sebeple Allah ondan hoşnut oldu ve onu bağışladı.”
Vakıf; sözlükte tasarruftan alıkoymak demektir.
“Filan şeyi vakfettim” denilir ki, bu vakfedilen şeyin alıkoyulması anlamınadır.
Fıkıh literatüründe Vakfın çeşitli tarifleri vardır. Bu tariflerde vakıf şöyle
izah edilmektedir. Vakıf; mülkü hükmünde kalmak üzere ayn’ı hapsetmek ve
menfaatini bir hayır yoluna tasadduk etmektir. Bir diğer tarifte ise vakıf;
kendisi ile irtifa (yararlanma) mümkün olan bir malın rakabesinde (aynında)
vakfedeninde başkasının da tasarruflarına son verip aynı baki kaldığı halde
Allah’a yakınlık maksadıyla gelirini mübah ve varolan bir harcama yerine
hapsetmek (alıkoymak) dır.
İbn Ömer’den rivayet edilen bir hadiste Vakfın
delili ortaya çıkmaktadır. “Hz. Ömer’e (r.a.) bir gün Hayber arazisinden bir
parça isabet eder. Hz Ömer Peygamber Efendimize, Ey Allah’ın Rasulü “Hayber’den
bana bir arazi isabet etti. Benim şimdiye kadar ondan daha nefis bir mal elime
geçmiş değil. Bana ne yapmamı emredersin” diye sorar. Hz. Peygamber (s.a.s)
şöyle buyurur: “Dilersen aslını hapsedersin, onu tasadduk edersin” Hz. Ömer’de o
araziyi tasadduk etti. Satılmaması, hibe edilmemesi, miras bırakılmaması şartını
koştu ve gelirinin fakirlere, akrabalara, kölelere, misafirlere ve yolculara
harcanmasını istedi. Onun mütevelliliğini üzerine alan kimsenin maruf ölçüler
içerisinde yemesinde ve başkasına yedirmesinde, kendisi ondan mal edinmemek
şartı ile vebal olmayacaktır.”
Yukarıda aktardığımız Kur’an-ı Kerim’den
ayetlerle, Hz. Ömer’e atfedilen olay ile ilgili çıkan hadiste ve aktardığımız
diğer hadislerle incelendiğinde vakfın meşruluğu ortaya çıkmış olmaktadır.
Nitekim Ashaptan Cabir (r.a.) şöyle söylemiştir. “Resulullah (s.a.s.)’ın ashabı
arasında gücü yetip de vakıf yapmayan hiçbir kimse kalmadı.” Vakıf sebebiyle
insan dünyada insanlara iyilik yapmakta, ahirette ise sevap elde etmektedir.
Vakıflar İslam Diniyle daha farklı bir boyut
kazanmıştır. İslam dininin bütün insanlığa yayılmasıyla beraber İslam tarihinin
bütün dönemlerinde, insanlığa yardımı teşvik eden ayet ve hadislere uyan
Müslümanlar insanların ihtiyaçlarını gidermek için birçok farklı vakıf
kurmuşlardır. Kurulan vakıfların birçok konuda ihtiyaçları giderecek mahiyetleri
olmuştur. Bunlardan birkaçını şöyle zikredebiliriz.
-Ordunun donatımına yardımcı olma
-Fakir ve kimsesizlere barınak ve aş sağlama
-Hastaları tedavi etmede hastane kurma ve
hastaları tedavi ettirme
-Öğrencilerin yetişmesine ve ilim sahibi
olmasına yardımcı olma
-İbadethaneleri inşa etme, bakım ve onarımların
üstlenme
-Kamu tesislerini inşa etme, bakım ve
onarımlarını sağlama
-İçme suyu teminini sağlama
-Hayvanları koruma
-Doğayı koruma
-Sporsal faaliyetlerin sıhhatli bir şekilde
devam ettirilmesi
Vakıf alanları sadece bu saymış olduğumuz
alanlarla sınırlı değildir. Devlet hizmetinin tamamlayıcı mahiyette her türlü
vakıf hizmet etmektedir. Önemli olan vakfın meşru olması, vakıf mallarının meşru
bir şekilde kullanılması, vakıf mallarından elde edilecek meşru yerlere
harcanmasıdır.
Günümüze kadar gelmiş olan İslami motiflerin en
güzellerin bulunduğu tarihi eserler hep vakıflar aracılığı ile yapılmış ve
günümüze aktarılmıştır. Ayrıca kültürümüzün aktarılmasında en önemli faktör yine
vakıflar olmuştur. Bu sebeple geçmişten aldığımız vakıf mirasını en güzel
şekilde geleceğe taşımak hepimizin boynunu borcudur.
Vakıf mallarını korumak ve kollamak ne kadar
değerli ise vakıf mallarını yanlış yerlerde kullanmak veya harap olmasına göz
yummak o kadar sıkıntılı bir durumdur. Bu hususu en güzel şekilde ifade eden
vakıf duası ve vakıf bedduasıdır.
Vakıf Duası: "
Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina
gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ'nın huzurunda ameli güzel ve makbul
olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve
muhafaza edilsin..."
Vakıf Bedduası:
"Allah'a ve Ahiret gününe inanan, güzel ve
temiz olan Hazreti Peygamberi tasdik eden, Sultan, Emir, Bakan, küçük veya büyük
herhangi bir kimseye, bu vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka
bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil
etmek helal olmaz. Kim onun şartlarından herhangi bir şeyi veya kaidelerinden
herhangi bir kaideyi bozuk bir yorum ve geçersiz bir yöntemle değiştirir, iptal
eder ve değiştirilmesi için uğraşır, fesh edilmesine veya başka bir hale
dönüştürülmesine kastederse, haramı üstlenmiş, günaha girmiş ve masiyetleri
irtikap etmiş olur. Böylece günahkarlar alınlarından tutularak
cezalandırıldıkları gün Allah onların hesabını görsün. Mâlik onların isteklisi,
zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira Allah'ın hesabı hızlıdır. Kim
bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir.
Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez..."
Fatih Sultan Mehmet’in vakfetmiş olduğu
şeylerle ilgili beyanını aktarmak suretiyle ecdadımızın vakfa ne kadar değer
verdiğini beraberce anlayalım. ..... " Ben ki
İstanbul fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmed bizatihi alın terimle kazanmış
olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kain ve malumu'l-hudud
olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eylerim.
Şöyleki: Bu gayr-ı menkulatımdan elde olunacak
nemalarla İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim... Ayrıca 10
cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarıcı tayin ve nasb eyledim. Bunlar ki ayın belli
günlerinde İstanbul'a çıkalar, bila istisna her kapıyı vuralar ve o evde hasta
olup olmadığını soralar; var ise şifası şifayap olalar. Değilse kendilerinden
hiçbir karşılık beklemeksizin Darülaceze'ye kaldıralar, orada salah bulduralar.
... Ayrıca külliyemde bina ve inşa eylediğim
imarethanede şehit ve şühedanın kavimleri ve medine-i İstanbul fukarası yemek
yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya bizatihi kendüleri gelemeyenlerin
yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar
içerisinde evlerine götürüle..."
Bitmez tükenmez bilmeyen bir hayır mı yapmak
istiyoruz. Ölüm gelip çatıp dünya hayatını sonlandırdıktan sonra amel
defterimizin kapanmamasını mı arzu ediyoruz. Rabbimizin ve bizimle beraber
yaşayan ve bizden sonra gelecek neslin bizden razı olmasını mı istiyoruz.
Elimizde bulunan imkanları vakfetmekle imkanı olmayan insanlara, sahipsiz
hayvanlara, doğal hayatın korunmasına netice itibariyle bütün varlıkların
istifadesine sunalım. Camiler, okullar, hastaneler, sebiller, yollar, köprüler,
aşevleri sizlerin vakfettikleriyle bugüne geldi. Bu günden sonrada yine sizlerin
vakıflarıyla bu hizmetler ayakta duracaktır.
Sonuç itibariyle Vakıf; Rabbimizin rızası için
elimizde bulunan imkanı başkalarına miras kalmamak üzere yaratılanların
istifadesine sunmaktır. Bu istifade neticesinde maddi ve manevi ihtiyaçlar
karşılanacak, birlik ve beraberlik en güzel şekilde sağlanmış olacak,
ibadethaneler ayakta kalacak, okullarımız kalkınacak, ilim yuvaları büyüyecek,
alimler yetişecek, açlar doyacak, hastane sıkıntısı çekenlerin sıkıntısı
hafifleyecek, susuzlar su bulacak. Kim neye muhtaç ise muhtaçlığın vakıf
aracılığı ile dindirebilir. Bu sebeple siz kıymetli cemaatimizi günümüze kadar
gelen vakıfları korumaya, onları vakfedilme gerekçesine uygun bir şekilde
kullanmaya, vakıf mallarına zarar gelecek her türlü yanlış davranıştan kaçınmaya
davet ediyoruz. Sizleri Rabbimizin fermanı olan hayırda yarışmaya davet
ediyoruz.
Yüce Rabbim kendi rızasına uygun bir şekilde
hayat geçirmeyi cümlemize nasip etsin. Vakıf bırakmış olanlara rahmet etsin.
Vakıf mallarını en doğru bir şekilde kullanma imkanı bizlere sunsun. İhtiyaç
sahiplerinin ihtiyaçlarını giderecek vakıflar bırakmayı bizlere nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|