|
İslam Dininin temel amaçlarından biride sağlam
bir toplum yapısı meydana getirmektir. Bu hususta birçok emirler ve yasaklar
getirilmiştir. Toplum yapısını oluşturan en temel unsuru ise ailedir. Aile;
akrabalık ilişkisiyle birbirine bağlanan fertlerin bir araya getirdiği topluluğa
denmektedir. Bu birliktelik, karı koca ve çocuklardan oluşan küçük bir topluluk
olabileceği gibi bir aile reisi başkanlığında eş, çocuk, torun, gelin, damat
gibi büyük bir topluluktan da meydana gelebilmektedir. İster küçük olsun ister
geniş olsun, Aile yuvasının mutlu ve huzurlu olması topulumun da huzurlu
olmasına sebep vermektedir. Bu sebeple huzurlu bir hayat yaşamak istiyorsak,
toplumsal mutluluğumuzu devam ettirmek istiyorsak aile hayatımıza önem vermek
mecburiyetindeyiz.
Ailenin en temel iki üyesi kadın ve erkektir.
Erkek ve kadın yalnızlığın giderilmesi, beraberliğin sağlanması, dünya hayatının
mutlu bir şekilde geçirilmesi ve daha birçok hikmetler gereği birbirini
tamamlayan iki ana unsur olarak yaratılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus
bizlere şöyle aktarılmaktadır.
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ
أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için
türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun
(varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum
için elbette ibretler vardır.”
Eşlerin birbirine ihtiyaçları hem maddi alanda hem de manevi alanda olmaktadır.
Bu manada birbirine sevgi ve merhametle bağlanan eşler, birbirlerinden huzur
bulmuş en bahtiyar insanlar demektir.
Hayatımızın en önemli zaman dilimi içerisinde
olan, dünyamızı ve ahiret hayatımızı saadet bahçesi haline getirebilme imkanını
bize sağlayan aile hayatımızı mutlu bir birliktelik haline dönüştürebilmenin ise
bir takım şartları vardır.
İslam Dinide insanları evliliğe teşvik etmiştir.
Sevgili Peygamberimiz hadislerinde bizleri evliliğe teşvik etmiştir. “Sizden
kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Çünkü evlenmek gözü (haramdan) en çok
men eder, iffet ve namusu muhafaza eder”
Diğer bir hadiste ise Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Evlenmek benim sünnetim
(girdiğim yolum) dur. Kim benim bu yolum ile amel etmez (bundan yüz çevirir)
ise, benden değildir. Ve evleniniz. Çünkü ben (kıyamet günü diğer) ümmetlere
karşı çokluğunuzla iftihar ediciyim. Kimin evlenme harçlığı var ise evlensin.
Kim (bu masrafı) bulamazsa (nafile) oruç tutmalıdır. Çünkü şüphesiz oruç, sahibi
için şehvet kırıcıdır."
Kur’an-ı Kerim’de evliliğe teşvik edilmiş, hatta bu hususta sadece maddi durumu
iyi olanların evlenmesi değil, maddi durumu elverişli olmayanlarında
evlendirilmesi istenmiştir. Bir ayette bu hususa şöyle işaret edilmektedir.
وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ
إِن
يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
“Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve
cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler,
Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla
bilendir.”
Ayette de bildirildiği üzere, akrabalarımızdan, toplum hayatında beraber
yaşadığımız insanlardan maddi olumsuzluklar sonucu aile yuvası kuramayan
kardeşlerimize de yardımcı olmak ve onları huzurlu bir aile yuvasına
kavuşturmakta Yüce Rabbimizin bizlerden isteğidir.
Huzurlu bir aile birlikteliği arıyorsak
öncelikle aile yuvamızı meşru yollardan kurmanın çabası içerisinde olmalıyız.
İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun
temel taşı olan aile müessesesinin kurulması meşru bir evlilikle mümkün olur.
Evliliğin ilk temel şartı ise nikahtır. Ailenin temeli, nikâh dediğimiz kutsal
bir bağla birbirine bağlanan ayrı cinsten iki insanın bir araya gelmesiyle
atılır. Nikâh akdi, toplumun çekirdeği sayılan aile yuvasının meşrû olarak
kurulmasının ilk şartıdır. Unutmayalım ki, bir nikah olmadan gayri meşru
yollardan kurulmuş birlikteliğe aile dememiz mümkün değildir.
Meşrû olmayan sebeplerle bir araya gelen
insanların oluşturduğu topluluklar aile sayılmaz. Çünkü bu birlikteliğin
temelinde nikâh değil, iffetsizlik vardır. Bu sebeple İslam dini, iffetsizlik
sayılan zina, fuhuş ve her türlü gayri meşru ilişkiyi haram saymış ve şiddetle
yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerim’de bir ayette,
وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء
سَبِيلاً
“Zina’ya
yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.”
buyrulmak suretiyle insanların dünya ve ahiret sıkıntılarını artıracağından
dolayı zinanın yapılması değil zinaya yaklaşılmaması istenmektedir. Yani zina
yapmak ne kadar tehlikeli ise, zinaya götürecek işlerle meşgul olmakta o kadar
tehlikeli ve yasaktır.
Mutlu bir evliliğin ve huzurla geçecek bir aile
yuvasının kurulmasının bir başka şartı ise evliliğin kurulmasının
zorlaştırılmadan kolaylaştırılmasıdır. Lükse kaçan, aşırı bir şekilde israf
boyutlarını aşan ve sadece insanların beğenisini kazanmak için gerçekleştirilmek
istenen evlilikler ise kişilere ağır külfetler getirmektedir. İslam Dini her
hususta olduğu gibi aile kurulması esnasında da mutedil olmayı, insanları maddi
ve manevi sıkıntıya sokucu davranışları sergilememeyi bizlerden istemektedir.
Çünkü zor ve külfetli evlilikler hayır ve mutluluk getirmemekte ve çoğu zaman da
süreklilik arz etmemektedir. Zaten külfet ve masraf mutluluk veren şeyler
değildir.
Günümüzde özellikle erkek ve kız taraflarının
evlendirmek istedikleri çocuklarının hep mutluluğunu istediklerini ileri sürerek
ön plana çıkarmış oldukları isteklerin, aile yuvası kurulduktan sonra eşler
arasında problemlere yol açtığını üzülerek görmekteyiz. “Kızım ben senin
mutluluğunu isterim”, “Ben çektim sen çekme”, “Şimdiden ne aldırırsan kârdır” ve
daha nice yanlış düşüncelerle karşı tarafın altından kalkamayacağı külfet
getiren şeyler istenmekle taraflar arasındaki mutluluğa sekte vurulmaktadır.
Elbetteki her insan çocuğunun mutlu bir yuva kurmasını arzu eder. Ama mutluluğu
sağlamak adı altında tarafları sıkıntıya sokan ve makul olmayan istekler
önceleri hoş gözükse de evlilik sonrası çektirilen şeylerin hesabı sıkıntı
olarak yansıtılmaktadır. Oysaki hayatımızın her safhasında örnek aldığımız
Sevgili Peygamberimizin hem kendisinin hem de kızlarının düğünleri hep mütevazi
olmuştur. Hz.Ali Efendimiz sevgili Peygamberimizden kızı Fatıma’yı eş olarak
istemiş o da “Mehir ne vereceksin ? diye sormuş hiçbir şeyinin olmadığını
öğrenince de zırhı mukabilinde onları evlendirmişti.
Her hususta olduğu gibi aile hayatının mutlu bir
şekilde devam ettirilmenin bir başka şartı ise, aile bireylerinin birbirlerinin
hak ve hukukuna riayet etmeleridir. Eşlerin birbirleri üzerinde hakları olduğu
gibi ana-babanın çocukları üzerinde, çocuklarında ana-baba üzerinde hakları
vardır. Bu haklara tam anlamıyla riayet edildiği müddetçe aile içinde
geçimsizlik baş göstermeyecek ve neticede aile yuvası hayatını mutlu bir şekilde
devam ettirecektir. Vaazımızın bu kısmında mutluluğun anahtarı olan aile içinde
riayet edilmesi gereken haklara değineceğiz.
Bir aile birlikteliği oluşturan erkek ve kadının
riayet etmesi gereken ortak haklar vardır. Bunlardan ilki namus’tur. Namus
sadece tek tarafa özelliklede kadın tarafına yüklenmesi gereken bir husus
değildir. Erkek ve kadın birbirleri üzerine örtü olmuş bireylerdir ve
birbirlerinin namusunu koruma ve gözetmede ortaktırlar. Kadının yapması halinde
namus zedeleneceği, erkeğin yapması halinde “erkek adam yapar” diyerek işin
içinden çıkılacağı anlamına gelmemelidir. Her iki taraf da birbirlerini
aldattıkları zaman namuslarını zedelemiş demektir. Kur’an-ı Kerim’de bu husus
şöyle ifade edilmektedir. “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe
yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da
söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi)
görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler.”
Bir başka ortak hak ise, çocukların maddi ve
manevi ihtiyaçların giderilmesidir. Çocukların terbiye edilmesinde ana-baba
üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmelidir. Sevgili Peygamberimiz bir
hadislerinde “Hiçbir anne-baba çocuğuna edep ve terbiyeden daha iyi ikramda
bulunmamıştır.”
Buyurarak sorumluluğun ana-babaya ait olduğunu ve ahlaki terbiye verilmesi
noktasında eşlerin önemine dikkat çekilmektedir. Çocukların maddi ihtiyaçları
karşılanması gerektiği gibi manevi ihtiyaçları da erke kız ayrımı gözetilmeden
karşılanmalıdır. Ailede, ister erkek ister kız olsun ayrım yapılmadan her bir
çocuğun, düzgün bir yaşam, eğitim ve öğretim, işkenceye maruz kalmama, kötü
ortamlarda bulundurulmama, küçük yaşlarda ve zor şartlarda çalıştırılmama, sıcak
bir aile ortamında hayat sürme ve erkek kız ayrımı gözetilmeksizin kendilerine
karşı adaletli davranılma gibi hakkı vardır. Bu hakların uygulanmasında kadın ve
koca aynı sorumluluğa tabidirler.
Bir başka ortak hak ise ana-baba hakkıdır. Bu
manada evlenen erkek ve kadın kendi ana-babalarına karşı sorumludurlar. Yani
hiçbir eş diğerinin ana-baba hakkına riayet etmesine engel olmamalıdır. Bu
manada evlenen insan evlendiği eşininde ana-baba hakkını kabul etmiş demektir.
Yüce Allah hem erkeğe hem de kadına ana-babasına karşı saygılı olmasını
istemiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hususa şöyle işaret edilmektedir.
“Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı
kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi sizin yanınızda
yaşlanırsa kendilerine “öf” bile deme; onları azarlama ikisine de güzel söz
söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve. '”Rabbim,
küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle)
rahmet et” diyerek dua et”
Bizlerde kendi annemiz ve babamızla beraber evlilik bağıyla bağlanmış olduğumuz
eşlerimizin de anne ve babasının rızasını kazanmaya özen göstermeli, eşlerimizin
kendi ailelerine karşı sorumluluklarını yerine getirmelerine, ayrıca Allah’ın
emrettiği şeylere riayet etmelerine yardımcı ve destek olmalıyız. Bizler
ana-babalarımıza saygıda kusur etmemeliyiz ki, bizim çocuklarımız da inşallah
bizlere saygıda kusur etmezler. Çünkü merhamet etmeyene merhamet edilmemektedir.
Bir başka ortak hak ise, eşler birbirine kaba
davranmamalı, birbirini incitecek söz ve yanlışlıklardan kaçınmalıdırlar. Ayrıca
sırlar açığa çıkarılmamalı, aile mahremiyeti ortaya atılmamalı, insanların
önünde aile meseleleri tartışılmamalıdır. Kaba davranışlar arada bulunan
sevginin erken zamanda bitmesine sebep olmakta, mutlu bir aile yuvası ise,
sevgisiz kurulamamaktadır. Allah-u Teala’da Sevgili Peygamberimize, O’nun
aracılığı ile bizlere şöyle buyurmaktadır. “Allah’ın rahmeti sayesinde sen
onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin
etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan
bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip
azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah,
tevekkül edenleri sever.”
Toplumsal yapının korunması için en önemli ilkeler içeren bu ayet toplum
birlikteliğinin en temel yapısı olan Aile hayatının mutluluğunun da temel
yapısını belirlemektedir. Aile hayatımızın mutlu olması için yumuşak davranmak,
affedici olabilmek ve birlikte müşavere etmek en güzel ahlaki prensiplerdendir.
Unutmayalım ki, insanları etrafımızdan kaçıran kabalık, aile huzurunu en
temelden sarsan unsurlardan biridir. Bu sebeple erkek olsun kadın olsun nezaket
bizlerin elimizde sımsıkı tutmaya çalışacağımız ahlaki ilkelerden olmalı, “Kadın
aklı bunları kesmez” diyerek eşlerimizin fikirlerine saygısızlık etmemeli,
onlarında görüşlerine değer vermeliyiz.
İslam Dini kocaya evlenmiş olduğu kadının
geçimliliğini (nafakasını) yüklemiştir. Bu sebeple erkek eşinin meşru
isteklerine gücü nispetinde cevap vermeli, o’nun yeme-içme, giyinme ve barınma
ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bir gün ashaptan Muaviye el-kuşeyri Peygamber
Efendimize “Ya Rasûlullah, bizim birimizin üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?"
diye sormuş, Efendimizde, “Yediğin zaman ona da yedirmen, elbise aldığın zaman
ona da almandır. (Sakın) yüze vurma, (onu) kötüleme evin dışında (onu) terk
etme.” diye cevap vermiştir.
Kadın ise, kocasının evine getirdiği şeyleri küçümsememeli, başa kakmak yerine
latif bir tavır sergilemeli, israf etmemeli, kocasından maddi gücünü zorlayıcı
ve kendisini harama sevk edici şeyler istememelidir.
Aile hayatında yapmış olduğumuz hayırlı şeylerin
faydasını, hataların ve inatlaşmaların zararını görmekteyiz. Bu sebeple mutlu
bir dünya hayatı ve huzurlu bir ahiret hayatı istiyorsak aile hayatımızda her
daim Yüce Rabbimizin emrettiği, Sevgili Peygamberimizin hayatına aktardığı en
güzel davranış modellerini bizlerde hayatımıza aktarmalıyız.
Hayatımızın her safhasında elimize geçmeyecek şeylerin
hayalini kurup onların peşinden sürüklenip gitmektense elimizde bulunan
imkanları en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Olmayacak şeyleri temenni etmek
haset ve kin duygularını beslemektedir. Eşimiz bizim hayat arkadaşımız, aynı
yastığı paylaştığımız, dert ortağımız olan bir insandır. Hayatı beraberce
huzurlu geçirmek için aile hayatımızda olmayacak şeyleri temenni edip huzurumuzu
kaçırmak ve bu sebeple birbirlerimizin hatalarını ön plana çıkartmak yerine,
birbirimize hayrı ve güzelliği tavsiye etmemiz gerekir. Yüce Rabbimizde
bizlerden bunu istemektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır. “Mü’min erkekler
ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten
alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat
ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç
sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Erkek ve kadın farklı yaratılışa sahiptirler.
Yaratılış farklılıklarımızı da iyi kavramak kendisinden memnun olacağımız bir
aile yuvasının anahtarı olacaktır. Eşimizin kendimiz gibi düşünmesini istemek ve
onu buna mecbur etmek yerine, doğru olan şeyi müzakere etmek suretiyle bulma
yoluna gitmek elbette kendi yararımıza olacaktır. Çünkü değer verildiği kadar
değer, saygı gösterdiğimiz kadar saygı, muhabbet duyduğumuz kadar muhabbet ve
sevdiğimiz kadar sevgi görmekteyiz.
Aile hayatında erkeklerin hakkı olduğu kadar
kadınlarında hakları vardır. Hak ihlalleri ise kul hakkını doğurmaktadır. “Benim
eşim istediğimi yaparım” demek doğru değildir. Çünkü eşimizde olsa insan
Allah’ın kuludur ve kim Allah’ın yaratmış olduğu kula vermiş olduğu halkaları
ihlal ederse bunun sıkıntısını dünyada çekmese bile ahirette elbette çekecektir.
Hak ihlallerinin gerçekleştirilmediği aile hayatı bize dünya cennetini yaşatacak
bir hal alacaktır.
Yüce Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır.
“...Onlar (kadınlarınız) sizin için birer elbise, siz de onlar (erkekleriniz)
için birer elbisesiniz...”
Bu ayette çok veciz bir ifade kullanılmakta ve bizlere çok önemli bir teşbih
yapılmaktadır. Nasıl ki,elbise ve örtü insanı soğuktan ve sıcaktan korursa,
kusurlarını örterse, aile yuvasında bulunan eşler de birbirlerini kusurlarını
örten ve birbirlerini gözeten bir yaşam sergilemelidir.
Hayatımızın en önemli zaman dilimi olan, gelecek
nesillerin yetiştiği ortam olan aile dünya cennetini bizlere yaşatacak
ortamların başında gelmektedir. Bu birlikteliği sevgi ve saygı çerçevesinde,
anlayışla, hak ve hukuka riayet ederek devam ettirirsek, her günümüz bir
öncesinden daha güzel olacaktır. Hüzünler, sıkıntılar, dertler, hayatın
zorlukları sağlam bir aile birlikteliğimizde en aza inecek, sevinçlerimiz,
neşelerimiz, mutluluklarımız ve huzurumuz aynı zamanda en ulvi noktalara
çıkacaktır.
Yüce Rabbim birbirini seven, birbirine anlayışla
yaklaşan aile hayatı kurmayı gençlerimize nasip etsin. Allah-u Teala aile hayatı
kurmuş olanlara da ayrılık göstermesin. Hayırlı, toplumumuza devletimize
faydalı evlatlar yetiştirmeyi bizlere nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|