|
Doğruluk
İslam Dininin getirmiş olduğu ölçüler, insanın
günahlarla kirlenmiş gönlünü tertemiz hale getirir, dünyaya dalmış ruhunu uhrevi
hayata döndürür, dünyayı ahirete ahireti dünyaya tercih etmeden her ikisini de
Yaratanın razı olacağı bir yaşantıya çevirir. Bu sebeple bize sunulmuş olan bu
ilkeleri benimsemeli, hayat düsturu haline getirmeliyiz. Bu düsturlardan biride
doğruluktur.
Doğruluk yalancılığın zıddıdır. Doğruluktan
kasıt, söz söylemede, söz vermede, yaşantıda, iş hayatında, aile hayatında vs.
doğru olmak, yalancılıktan beri olmaktır. Doğruluk kişiyi iyiliğe sevk eder,
yalancılık ise kötülüğe sevk eder.
Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.
إِنَّ الصَّدْقَ
يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الجَنَّةِ ، وَإِنَّ
الرَّجُلَ ليصْدُقُ حَتَّى يُكتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقاً ، وإِنَّ الْكَذِبَ
يَهْدِي إِلَى الفجُورِ وَإِنَّ الفجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ ، وَإِنَّ
الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ حَتَّى يُكتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّاباً
“Şüphesiz ki sözde ve işde doğruluk hayra ve
üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye
Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya
(fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince
Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.”
Doğruluk ne kadar önemli ise doğru insanlarla
beraber olmakta o kadar önemlidir. Yaşam yalnız başına geçirilebilecek tarzda
yaratılmamıştır. Birliktelik kaçınılmazdır. Bu birlikteliklerin en güzel şekilde
devam edebilmesinin yolu ise doğruluktur.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde bizlere şöyle
emretmektedir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz
söyleyin.”
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ
الصَّادِقِينَ
“Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve
özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.”
“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına
çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret
gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını
gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve
kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman
sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte
doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!”
“O halde seninle beraber tevbe edenlerle
birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin
yaptıklarınızı çok iyi görendir.”
Doğruluğu hayat haline getirmiş olanlar için
nice müjdeler vardır. Kur’an-ı Kerimde bu müjdeler şöyle bildirilmektedir.
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ
عَلَيْهِمُ
الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ
الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ
“Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra
dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin,
size vâdolunan cennetle sevinin! derler.”
“Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara,
doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları,
zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.”
“Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, (evet)
işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine
erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. İnkâr edip de âyetlerimizi
yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.”
Doğruluk hayatın temel ilkesidir. Dünya
hayatının güzel bir şekilde geçirilmesine vesiledir. Doğru sözlü olmayanların,
işlerinde doğru çalışmayanların aile yaşantısında doğru davranışlar
sergilemeyenin sonu hüsranlıktır. Birkaç örnekle konumuzu daha iyi anlamaya
çalışalım. Aile yaşantısında doğruluğu benimsemeyenler sonunda sıkıntıya
düşmüşlerdir. Eve geç gelen koca doğru söz söylemeyerek eşine karşı nerde
olduğunu saklar ise, evinde olanlar için kocasına doğru bilgileri kadın sunmaz
ise böyle bir hayat yavaş yavaş eşlerin birbirinden uzaklaşmalarına sebep
olacaktır. Özellikle çocuklarımızın yanında doğru davranışlar sergilemememiz,
doğru sözler söylemememiz telafisi mümkün olmayan hataları beraberinde
getirecektir. Mesela evde aile birlikte beraber otururken telefon geldiğinde
baba, telefona bakan çocuğuna “babam evde yok de” diye sözlerde bulunursa o
zaman çocuk doğru sözün bazı zamanlarda söylenmeyeceğini zanneder ki, zaman
sonra büyüdüğünde babası nerdeydin diye sorunca yanlış yerlerde dahi olsa çocuk
doğru yerlerde dolaştığı yalanını söyleyecektir. Bu yalana ise başvurmasının
altında yatan temel sebep aileden almış olduğu yanlış eğitimdir.
Çocuklar tertemiz birer varlıklardır. Bizler
onları şekillendirmekteyiz. Bu sebeple onların yanında doğru davranışlar ve
doğru sözler sergilememiz geleceğimiz için gereklidir. Bazen eşler birbirlerine
yalan söyler, çocuklar müdahale eder “sen çok konuşma bakayım” derler. Çocuk
sorduğunda neden doğru söylemiyorsun diye, ana-baba “bazen annelerin veya
babaların bilmemesi gereken şeyler vardır” cevabı verilir ki; bu yanlış, zaman
sonra “ana-babaların da bilmemesi gereken bazı şeyler vardır” şekline dönüşür.
Günümüzde zararlı alışkanlıklara müptela olmuş birçok gencimiz bu şekilde
hatalara düşmektedir. Çocuklarımızın nerde olduklarını tam soramıyor, sorsak
dahi doğru cevaplar alamıyoruz. Neslimizin dünya mutluluğu elimizdedir ve lütfen
yapmış olduğumuz –kendimizce doğru olan- yanlış davranışlarla bu mutluluğu hüzne
çevirmeyelim.
İş hayatında doğruluk ilkesi ışığında çalışmamak
kul hakkını ihlal etmek demektir. Bizlere verilmiş olan memuriyet, bütün
milletimizin bir emanetidir. Yine ister devlet müesseselerinde, ister özel
sektörde iş imkanı bulmuş isek bu bize verilen bir emanettir. Doğruluk ilkesi
çerçevesinde çalışmamak ise emanete hıyanetlik etmektir.
Ticari hayatta doğruluk ise ticari canlılığın
devam etmesinin en önemli sebebidir. Yalan üzerine bina edilmiş ticari hayatta,
ne esnaf nede müşteri bir fayda elde edemez. Müşteriyi aldatan esnaf aslında
kendisini aldatmış demektir. Aldata aldata en sonunda müşterisi kalmayan esnaf
elbette iflas edecektir. Esnafı aldatan müşteri ise yine kendini aldatmış
demektir. Özellikle borçlu olunan yerlere zamanında borçların ödenmemesi
sebebiyle esnaflar mağdur olmakta ve nice küçük müesseseler bu şekilde kapanmak
zorunda kalmaktadır. Buda küçük esnafın yok olmasına sebep olmaktadır. Peygamber
Efendimizin bir hadisini hatırlamakta fayda var. Efendimiz “bizi aldatan bizden
değildir”
buyurmaktadır.
Arkadaşlık ilişkileri ise yine doğrulukla
sürdürülebilmektedir. Yalancılarla arkadaş olmak istemeyiz. Doğru sözlü
olmayanların zararlarının mutlaka bir gün bize dokunacağını çok iyi bilmekteyiz.
Bu sebeple bizde arkadaşlık ilişkilerimizde doğruluktan asla taviz vermeyeceğiz.
Çünkü, Müslüman kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için isteyendir
Doğruluk emin olmak ve güvenilir olmak
demektir. Yalancıdan emin olunmaz, yalancının asla güvenirliği yoktur.
Efendimiz bir hadislerinde Müslüman’ı şöyle tarif
etmektedir.
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin
olduğu kimsedir.”
Doğruluk konusunda Peygamber Efendimiz bizlere
en büyük örnektir. O’nun hayatında yalana asla rastlanmamıştır. Sadece kendine
inanalar değil, inanmayanlar dahi onun doğruluğunu tasdik etmişler ve kendisine
Muhammedü’l-Emin demişlerdir. Kabe’nin tamirinde Kureyşliler "Hacer-i Esved"i
yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin
kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek
üzereydi ki, Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği
karara uyulmasını" teklif edildi. Bu teklifin kabul edilmesiyle Haremin
kapısından gerecek olan beklenmeye başlandı. Kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s)
girince buna o kadar sevindiler ki, “el-Emîn, el-Emîn,” geldi, O’nun vereceği
karara razıyız dediler. Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu
yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere
kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)'de taşı alıp yerine yerleştirdi.
Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir
felâket önlenmiş oldu.
Ramazan ayı içerisinde bulunmaktayız. Oruç
tutmaktayız. Oruç imsak demektir, yani tutmak demektir. Nasıl ki, yemekten,
içmekten ve ailevi ilişkiden kendimizi tutuyor sakındırıyor isek, ahlaken kötü
davranışları da öylece tutmalı, hayatımıza aktarmamalıyız. Ramazan ayı bizlere
birçok ahlaki güzellikleri kazandırmalıdır. Bu ilkelerin başında doğruluk
gelmelidir. Doğru sözlü, doğru özlü olmamak kişiye zarar verdiği gibi
ibadetlerine de zarar vermektedir. Oruç ile yalan asla bir araya gelmemelidir.
Asıl olan insanla yalan asla bir araya gelmemelidir. Sevgili Peygamberimiz bir
hadislerinde şöyle buyurmaktadır.
مَنْ لَمْ يَدعْ قَوْلَ الزُّورِ والعمَلَ بِهِ فلَيْسَ للَّهِ حَاجةٌ في أَنْ
يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ
“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı
terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.”
Ahlaki ilkeler ibadetlerin tamamlayıcısıdır. İmanın kemale ermesi vesilesidir.
Ahlaken olgunluğa ulaşmanın yolu ise İslam Dinini koymuş olduğu ilkelere
uymaktır. Bu sebeple ibadetlerimizi korumak, imanımızı ahlaken kemale erdirmek
için ahlakımızı güzelleştirmemiz gerekmektedir. Ahlaki ilkelerden olan ve kişiye
nimetlerin en güzelini kazandıran doğruluk ise hiçbir zaman terk etmeyeceğimiz
bir davranış şeklidir.
Sözümüzü Sevgili Peygamberimizin tavsiyeleriyle
sonlandırıyoruz. Efendimiz şöyle buyuruyor. “Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene
bak. Zira gönül, (sözde ve işde) doğrudan huzur, yalandan kuşku duyar”
Yüce Rabbim özü ve sözü doğru olanlardan
eylesin. Yalana, yanlışa saptırtmasın. Hatalarımızı affeylesin. Kusurlarımızı
bağışlasın. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaazcom
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|