|
Hayatımızın bütün safhalarında bizimle beraber
olması gereken ahlaki ilkelerin başında sabır gelmektedir. Çünkü zorlu bir dünya
hayatı geçirmekteyiz. Yaşamak zor, hayatımızı istediğimiz bir hale sokmak zor,
imansız bir hayat geçirmek çok sıkıntılı bir durum, imanı muhafaza zor. Zenginin
zenginliğini koruyabilmesi, fakirin fakirliğin vermiş olduğu sıkıntılara göğüs
germesi zor. Her ne işle meşgul olunursa olunsun elbette bir zorluğu var. Bu
kadar zorluğa rağmen hayatın zorluğuna karşı çaresiz miyiz? Hayır. Çare elbette
vardır. Çare; Yüce Rabbimizin bizlere tavsiye ettiği, Sevgili Peygamberimizin
hayatının tamamında göstermiş olduğu Sabırdır.
Bir zorluk varsa o zorluğa dayanıldığı müddetçe,
sabır gösterildiği müddetçe kolaylık elbette vardır. Yüce Allah (c.c.) ayet-i
kerimede şöyle buyurmaktadır.
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً {} إِنّ
مَعَ الْعُسْرِ يُسْراً {} فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ {} وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ
“Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince
diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar.”
Her güçlükle beraber bir kolaylık var ise o
zaman güçlük başımıza geldiği zaman feryat figan etmeden sabır göstermek
gerekir. Çünkü sabır gelen sıkıntı karşısında katlanmak değildir, gelen
sıkıntıya göğüs germektir. Sabır gösterilmeyip de kişinin kendisini perişan
etmesi ve daha sonra “başa gelene katlanacağım, bana sabır etmekten başka bir
şey düşmez” doğru olmayacaktır. Sabır sıkıntının geldiği anda ona göğüs germekle
gösterilir. Sabır gösterilecek ise, işte tam bu noktada –yani zorluk geldiği
anda- gösterilmelidir. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde sabır gösterilmesi
gereken zamanı şöyle vurgulamaktadır.
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den
rivâyet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, (çocuğunun)
mezarı başında (bağıra-çağıra) ağlayan bir kadının yanından geçti.
Ona: “Allah’dan kork ve sabret!” buyurdu.
Kadın: Çek git başımdan; zira benim başıma
gelen felâket, senin başına gelmemiştir, dedi.
Kadın Hz. Peygamber’i tanıyamamıştı. Kendisine,
onun Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu söylediler. Bunu
duyar duymaz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kapısına koştu,
orada kapıcılar yoktu. (Özür beyân etmek üzere Hz. Peygamber’e):
- Sizi tanıyamadım, dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:
“Sabır dediğin, felâketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır” buyurdu
Sabır hayatımızın vazgeçilmezleri arasındadır.
Sabır ahlakımızın olgunlaşması için gerekli olan prensiplerdendir. Sözlükte
“dayanma, dayanıklılık” gibi anlamlara gelen sabır, ahlâkî bir kavram olarak,
başa gelen musibetlerden dolayı Allah’tan başka kimseye şikayetçi olmamak,
yakınmamak, sızlanmamak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında
dünya ve âhiret yararını düşünerek, ruhi dengeyi bozmamak için insanın kalbinde
bulunmakta olan sükûnet ve dayanma gücü demektir.
Kur’an-ı Kerim’de sabırla ilgili ayet-i
kerimeler şöyledir.
“Ey iman edenler! Sabredin, sabır yarışında
(düşmanlarınızı) geçin!”
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ
وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
{} الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا
إِلَيْهِ رَاجِعونَ
{} أُولَـئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَـئِكَ
هُمُ الْمُهْتَدُونَ
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de
mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar
(sabredenler) ; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle)
Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler. İşte Rableri katından rahmet
ve merhamet onlaradır. Doğru yola ulaştırılmış olanlar da işte bunlardır.”
“Sabredenlere, felâketlere karşı dişlerini
sıkıp göğüs gerenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.”
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ
آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
“Ey iman edenler! Başınıza gelecek her şeye
sabretmekle ve namaz kılmakla Allah’tan yardım isteyin. Allah sabredenlerle
beraberdir.”
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde müminin
halini şöyle tasvir etmektedir.
عَجَباً لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ لَهُ خَيْرٌ ، وَلَيْسَ ذَلِكَ
لأِحَدٍ إِلاَّ للْمُؤْمِن : إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْراً
لَهُ ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خيْراً لَهُ
“Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü
her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde
vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ
gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.”
İnanan insanların başına bela ve musibet gelmesi
onlar için bir imtihan vesilesi, hatalarının affedilmesine bir sebep, sabır
gösterilebilirse dünya ve ahiret hayatında mutluluğa ulaşılmada bir fırsattır.
Bu sebeple mümin başına gelenlere şer gözüyle bakmamalıdır. Çünkü gaybı bilen
Allah’tır. Başımıza gelenlerin bizim için hayır mı? şer mi? olduğunu ancak Allah
bilmektedir. Bu sebeple hangi durum olursa olsun inanan bir gönül için
fırsattır. Feryatlarla, ağıtlarla gelen sıkıntıyı karşılamak yerine sabır
göstermek, Allah’tan gelenin hoş olduğunu kabul etmek zorda olsa en doğru
davranış şeklidir. Bu husus şu dizelerde ne güzelde özetlemiştir.
Hoştur bana senden gelen:
Ya hil’at ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken...
Kahrın da hoş, lûtfun da hoş.
Gelse celâlinden cefâ,
Yahut cemâlinden vefâ,
İkiside cana safa:
Kahrın da hoş, lûtfun da hoş.
Sabır belayı nimete dönüştürür. Nimet sabırla
şükre dönüşür. Bir hadislerinde Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgililer
Sevgilisi şöyle bir müjde vermektedir. “Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa,
keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslüman’ın
başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.”
Sabır nurdur. Kişiyi karınlıklar içerisinde
aydınlatır. Sabır göz aydınlığıdır. Sabır hayatı hayat yapar. Belaları savar,
zorlukların üstesinden gelinir. Kalbin içinde bulunduğu hüznü hafifletir.
Yaratanı unutturmaz. Sabır hayrı hatırlatır. Alemle bakış değişir sabırla.
Ferahlık gelir sabırla. Sükunet iner sabırla. Bunalımlardan kurtuluş sebebidir
sabır. Sabrın sonu selamettir. Selamet yurdu ise cennettir. Sabır cennete
götürür. Sabır kişiyi Rabbine götürür. Sabır dünya ve ahiret huzuruna,
mutluluğuna götürür.
Peygamber Efendimizin hayatında vaki olmuş bir
olayla Sevgili Peygamberimizin başa gelenlere karşı göstermiş olduğu davranış
şeklini şöyle öğreniyoruz. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kızı Zeynep
Efendimize şöyle bir haber ulaştırmıştır. “Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize
kadar geliniz.” Peygamberimiz bu habere karşı şöyle cevap göndermiştir. “Alan da
veren de Allah’tır. O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır. Sabretsin
ve ecrini Allah’tan beklesin” Hz. Zeynep tekrar mutlaka gelsin diye haber
gönderince, Bu defa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanında Sa’d
İbni Ubâde, Muâz İbni Cebel, Übeyy İbni Kâ’b, Zeyd İbni Sâbit ve başka bazı
sahabeler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Hz. Peygamber’e verdiler,
kucağına aldı. Yavrucak pek zor nefes almaktaydı. Resûlullah’ın gözlerinden
yaşlar boşandı.
Durumu gören Sa’d İbni Ubâde: Ey Allah’ın
Resûlü, bu ne haldir? dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de:
“Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu
merhamet duygusudur” buyurdu.
Azalarından herhangi birinin noksan olması
sebebiyle sıkıntıda olan gönüllere Efendimiz tarafından bir şifa
bildirilmektedir. Peygamber Efendimi (s.a.s.)’den rivayekle bir kutsi hadiste
“Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman
sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.”
Başa gelen sıkıntılardan dolayı sabretmeyip ölüm
temennisinde bulunmak ise Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. Bir
hadislerinde bu durumu ve başa gelenlerden dolayı neler yapılması gerektiği
şöyle bildirilmektedir. “Başına bir musibet geldi diye hiç biriniz ölümü temenni
etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zorunda kalırsa: ‘Allahım, benim
için yaşamak hayırlı olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı olduğu
zaman da beni öldür’ desin.”
İlk Müslümanların
müşriklerden görmüş olduğu eziyetler ve bu eziyetlere gösterilen sabır
hatırlamakta fayda vardır. Safvân b. Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke,
efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar
üzerinde sürükletilirdi. Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine
yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak
kıvrandırılmıştı.
Ammâr'ın babası Yâsir,
bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek
parçalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere
karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok darbesiyle şehit
edilmişti. Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl'i her gün çırılçıplak kızgın
kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında
saatlerce bırakır; Hz. Peygamber (s.a.s.)'e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi
için ezâ ederdi.
Peygamberimizin çekmiş olduğu
sıkıntılar ve bu sıkıntılara karşı göstermiş olduğu sabır elbette gönüllerimizde
yer etmelidir. Efendimize hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan
çekinilmemiştir. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler
atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atılıyordu.
Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken "Ukbe b. Ebî Muayt" saldırıp boğmak
istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı. Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz
kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç
organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki
pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti. Müşriklerin tek
taraflı ilan ettikleri ve üç yıl süren boykotta ise Müslümanlarla beraber
Efendimiz çok büyük sıkıntılara maruz kalmış, bu günlerde çekilen açlığın
giderilmesi için midelere, sırtlara taşlar bağlanmıştı.
Alemlere rahmet olarak
gönderilen, bir işaretiyle dağları taşları müşriklerin başına geçirmeyi bekleyen
Cebrail (a.s.) olmasına, Sevgilinin en Sevgilisi olmasına rağmen böyle
sıkıntıların başa gelmesinin hikmeti nedendir. Bu husus düşünülmelidir. Alemler
hürmetine yaratılan bir Peygamber başına gelenler için hiçbir sıkıntıya,
sabırsızlığı, ümitsizliği düşmemiş, bunun yanında sabır, şükür, istiğfar
dilinden eksik olmamıştır. Bu olaylardan biz Ümmet-i Muhammed’e de dersler
çıkmaktadır. Başımıza Efendimizin başına gelen sıkıntıların ne kadarı gelmiştir
ki sabırsızlık gösterelim. Beraberce bir düşünelim Efendimizin hayatını. Daha
doğmadan yetim kalmıştır, çocukluğunu yaşayamadan annesini kaybetmiştir, en zor
zamanında amcasını, eşini kaybetmiştir, bir çocuğu hariç bütün çocuklarının
ölümünü görmüştür, yukarıda dile getirdiğimiz üzere türlü türlü sıkıntılara
maruz kalmış, açlıkla, savaşla daha birçok sıkıntı ile imtihana tabi tutulmuş.
Bizle bize verilene şükretmek başımıza gelene sabretmek zorundayız.
Yüce Rabbim yapmış olduğumuz
ibadetlerimizi kabul eylesin. Günahlarımızı affeylesin. Sabırla geçen bir
hayatın sonunda selamete, cennet yurduna ulaşmayı bizlere nasip etsin. Allah’a
emanet olun. Cumanız mübarek olsun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|