|
Vaazımız güncellenerek yeniden
hazırlanmıştır.
Toplum yaşayışını belirleyen yazılı kurallar
olduğu gibi yazılı olmayan kurallar vardır ki, toplumda yaşam bulan bizler için
olmazsa olmazlarımızdandır. Bir toplumda yaşamayı kabul etmiş isek o toplumda
bulunan yazılı olmasa bile insanlar arasındaki ilişkileri belirleyen kurallara
uymak mecburiyetindeyiz. Bu davranış şekli hem insan olmamızın bir gerekliliği,
hem de birlikteliğimizin kaçınılmaz tezahürüdür. İşte toplumda bulunan, yazılı
olmayan, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen, toplum düzeninin ahenk
içerisinde devam etmesini sağlayan kurallara görgü kuralları demekteyiz.
Sosyal hayatta düzen getiren önemli
görgü kuralları vardır. Bu kurallar “Adab-ı Muaşeret” olarak adlandırılmaktadır.
Kelime anlamı olarak Adab-ı Muaşeret, toplum içinde çeşitli kesimlerin
birbirlerine karşı takınmaları gereken medeni ve ahlaki davranış tarzları ile bu
hususlarda gerekli olan pratik bilgiler olarak tarif edilmektedir.
Toplum hayatımızda oluşturmuş olduğumuz görgü
kurallarımız Yüce Dinimizin getirmiş olduğu o eşsiz ahlaki ilkeler ile özümüzden
getirdiğimiz o nadide kültürümüzün birlikteliğinin tezahürü olarak
şekillenmiştir. Bu sebeple Toplumumuzda bulunan görgü kuralları insanın insanca
yaşamasına katkı sağlamakta, toplumun huzur ve refahını artırmaktadır.
Yaşam bulduğumuz çevremizde oluşturmuş olduğumuz
görgü kurallarına bütün insanların harfiyen uyması mümkün değildir. Bununla
birlikte görgü kurallarının nesilden nesile en doğru bir şekilde aktarılması
için mutlaka bazılarımızın bu görgü kurallarını en ince ayrıntısıyla hayatına
aktarmak gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bildirilen bir ayette bildirilenleri
bu manada da düşünebiliriz.Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ
بِالْمَعْرُوفِ
وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve
kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”
Yüce rabbimiz içimizde iyiliği emreden kötülükten men eden insanların mutlaka
bulunması gerekliliğini bizlere bildirmektedir. Bu sebeple toplumuzda görgü
kurallarına artık kimse riayet etmiyor diyerek görgü kurallarını terk edemeyiz.
Hatta önemli olan insanların yapmayı terk ettiği güzel şeyleri yaşatmak adına
uğraşta bulunmaktır. Kur’an-ı Kerimde bir başka ayette ise Allah-u Teala (c.c.)
çirkin şeylerin inananlar arasında yayılmasına sebep olanlar için dünya ve
ahiret sıkıntısı olduğunu şöyle bildirmektedir.
إِنَّ الَّذِينَ
يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
“İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını
arzulayan kimseler için dünyada da ahrette de çetin bir ceza vardır. Allah
bilir, siz bilmezsiniz.”
Görgü kurallarını ana başlıklar altında
zikretmeden önce bir başka hususu da sizlerle paylaşmak isterim. Toplum yapısı
farklılık arz eder. Kimimiz şehirde doğmuş orda yetişmiş insanlar olabilmekte,
kimimiz ise köyden kente göç etmiş daha sosyal hayatla adaptasyonumuzu
gerçekleştirememiş olabilmekteyiz. Kimimizin eğitim seviyesi yüksek, kimimiz az
okumuş olabilmekte, kimimizin kültür seviyesi çok yüksekken kimimiz daha az
kültürümüzden haberdar olabilmekteyiz. İşte bu veya daha birçok sebepten dolayı
görgü kurallarına herkesin harfiyen uymasını beklememiz çok doğru olmayacaktır.
Önemli olan toplum olarak iyiye doğru gelişmemizde ortak noktaları bulmamızdır.
Bu sebeple görgü kurallarını hayatımıza aktarmak ne kadar önemli ise, görgü
kurallarını hayatına aktarmamış insanlara karşı müsamahalı yaklaşmamız o kadar
önemlidir.
Vaazımızın bu kısmında ana başlıklarıyla görgü
kurallarını sizlere aktarmaya çalışacağız. Yüce Rabbim en güzel davranışları
hayatımıza aktarmayı, insanların ve Rabbimizin bizden memnun olacağı bir yaşam
geçirmeyi bizlere nasip etsin.
Selamlaşmak
İnsanlar arasında muhabbeti artıran en temel
hususların başında selamlaşmak gelmektedir. Nitekim bir selam ile tanıştığımız
ve kendisiyle ahbaplık yaptığımız nice insanlar olmuştur. Bu sebeple yaşadığımız
toplumda büyük küçük demeden herkesle selamlaşmayı arzu etmeliyiz. Sevgili
Peygamberimiz küçük büyük demeden onlarla selamlaşırdı. Kuran-ı Kerimde şöyle
buyrulmaktadır.
“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha
güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını
gereği gibi yapandır.”
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin
alıp) ev sahiplerine selam vermeden girmeyin...”
Kendi Evinin
Dışındaki Evlere İzin Almadan Girmemek
Yaşadığımız toplumda kendimize nasıl
davranılmasını istiyorsak, bizlerde diğer insanlara karşı öyle davranmalıyız.
İzin alınmadan evimize girenlerden elbette hoşnut olmayız. Bu sebeple Yüce
Rabbimizin koymuş olduğu şu düsturu hayatımıza aktarmalı, bizden yana
rahatsızlık verecek bir davranışta bulunmamalıyız. Allah-u Teala Hazretleri
şöyle buyurmaktadır.
“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere,
yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin
için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. Eğer orada kimseyi
bulamazsanız, size izin verilinceye kadar artık oraya girmeyin; ve eğer "Dönün"
denirse, siz de dönün, bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı
bilendir. İçinde oturulmayan ve sizin için bir meta (yarar) bulunan evlere
girmenizde bir sakınca yoktur. Allah, açığa vurduklarınızı da, sakladıklarınızı
da bilir.”
Yürüyüş ve Konuşma
Adabı
Yürüyüş ve konuşma, insanoğlunun iç yapısının
nasıl olduğu hakkında ipucu veren iki önemli husustur. Yürüyüşün kibirli olması
insanlar arasında beğenilmeyen ve Allah katında da yasaklanan bir davranış
şeklidir. Konuşmak ise, insanlarla ilişkimizde en önemli iletişim aracıdır.
Nitekim konuşarak analaşır, konuşarak dertlerimizi çözme yoluna gideriz. Konuşma
iyi olursa muhatabımızın bize karşı davranışı da o nispette iyi olacaktır.
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözü konumuzu ne kadar da güzel
özetlemektedir. İslam Dinide inananları yürüyüşte adaplı davranmaya ve tatlı
dilli olmaya teşvik etmiş, kibirden, yalandan, iftiradan vb. gibi her türlü kötü
sözlerden uzat durmayı emretmiştir.
“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz
çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni,
övüngeni sevmez. Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri)
eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir.”
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin
söylüyorsunuz?”
“Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme
gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur.”
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten
sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve
günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük
bir başarıya ulaşmıştır.”
Yeme ve İçme Adabı
Yaşam bulduğumuz bu hayatta yaşamımızı devam
ettirmenin temel yolu bedeni ihtiyaçlarımızı karşılamak gelmektedir. Bedeni
ihtiyaçlarımızı karşılamamızın en önemli yol ise yemek ve içmektir. Yeme ve
içmek hususunda Yüce Rabbimizin bizden istemiş olduğu emir ve yasaklar vardır.
Bu hususlar ile ilgili bildirilmiş ayetlerden bazıları şunlardır.
“Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf
edenleri sevmez.”
“Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben,
sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.”
“Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin. Bu
konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine
inerse o muhakkak helak olmuş demektir.”
Mütevazı Olmak
“Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya
malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.”
“(Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazi insanları müjdele!”
“Rahmân'ın(has) kulları onlardır ki, yeryüzünde
tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında
(incitmeksizin) "Selam!" derler (geçerler);”
Alay Etmemek
“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu
alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da
kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi
kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra
fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.”
Ayeti Kerimenin de bizlere aktardığı gibi hangi
gayeyle ne sebeple olursa olsun alay etmek insana, hele hele bir Müslüman’a
yakışmayacak bir davranıştır.
İyilikte Bulunmak
Ahlaken en üstün meziyetlerin başında iyilik
gelmektedir. İyi bir insan olmak, dünyadan ayrıldıktan sonra iyiler arasında
anılmak, elde edeceğimiz en kıymetli hazinedir. Yüce Rabbimizde bizlerden iyi
bir kul olmamızı, kendimize, ailemize, topluma ve bütün insanlığa karşı iyilik
yapmamız istemektedir. Konumuzla ilgili Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır.
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan
bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında
düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.”
“İman edip iyi davranışlarda bulunanlara,
içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele!”
“Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte
bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır.
Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”
“Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden)
sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”
“Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar;
iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar
iyi insanlardandır.”
“Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş
olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir.”
“İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.”
Yetimleri Korumak, Kimsesizlere ve Muhtaçlara
Yardım Etmek
Sosyal hayatın temel dayanağı yardımlaşmaktır.
Yardımlaşma olmayan bir toplumda huzur bulmak mümkün değildir. Bu sebeple ailesi
olmayan yetimlere, kimsesizlere ve muhtaçlara karşı ailemize nasıl davranıyorsak
onlara da öyle davranmalıyız. Unutmayalım ki, paylaşılmayan sevginin insana
kazandıracağı fazla bir şey yoksa, paylaşılmayan, ihtiyaç sahiplerine
aktarılmayan malında dünyada ve ahirette hiçbir kıymeti yoktur. Konumuzla ilgili
ayetler zikredelim.
“…Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki:
“Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte
yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah bozguncuyu
yapıcı olandan ayırır. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak
güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
“Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak
en güzel şekilde yaklaşın…”
“Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla
(helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin.
Çünkü bu, büyük bir günahtır.”
“Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve
esire yedirirler.”
“Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi
ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri
sever.”
“Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından
başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah
katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de
çekmeyeceklerdir.”
“Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki
cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarf edenlerin durumu, bir
tepede kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki
kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine ürün
verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.”
“Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne
infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.”
Adaletli Olmak
Adaletin kelime anlamı, herkese kendine uygun
düşeni, kendi hakkı olanı verme, hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme,
doğruluk,
anlamlarına gelmektedir. Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde ise, düzen, denge,
denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme,
dürüstlük, tarafsızlık
anlamarlına gelmektedir. Bu haliyle yaşantımızı şekillendirmede başvuracağımız
temel ilkelerden biride adalettir. Yüce Rabbimiz adalet hakkında şöyle
buyurmaktadır.
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline
vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi
emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah
hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en
yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle
ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar
(adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok
kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik
ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki)
şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle
ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz
sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya
daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan
hakkıyla haberdardır.”
Aile Hayatında Adab-ı Muaşeret Kuralları
Yaratılmış olan her şey mutlak manada bir
şeylere ihtiyaç duymaktadır. Hayatını tek başına geçirmek hiçbir canlıya has bir
davranış değildir. Nitekim hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine
ihtiyaç duyduğu varlık Allah’tır.
Dünyada ise kendisiyle en yakın olduğumuz insanların başında ailemiz
gelmektedir. Aile ilişkilerimizde her daim güzellikler içerisinde olmanın yolu,
Kuran-ı Kerim’de Yüce Rabbimizin bildirdiği istekleri yerine getirmekle olur. Bu
istekler şunlardır.
“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe
yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da
söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar….”
“Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı
olmanız size helal değildir. Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında,
kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları
sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki,
siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.”
“Erkekler, kadınların koruyup
kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir
de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar.
İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da
“gayb”ı korurlar...”
“Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: “O
bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay halinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye
kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden
onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri
sever.”
“Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize
dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel
davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun
huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Müminleri müjdele.”
“Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe
ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin.
İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz,
Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.”
Toplum yaşantımızda yukarıda saymış olduğumuz
şeylerden başka birçok görgü kuralı vardır. Sokakta yürürken ister
bakışlarımızla ister davranışlarımızla etrafımıza rahatsızlık vermemek, sokağa
tükürmemek, çöpleri gelişigüzel etrafa atmamak, yaşlı insanlara yardımcı olmak,
yolcu taşıma araçlarına inip binerken insanlara eziyet vermemek, araçlarda yaşlı
ve düşkünlere, hamilelere yer vermek önemli görgü kurallarımız arasındadır.
Bize yakışan davranış şekillerini hayatımıza
aktarmak ne kadar da güzeldir. Konuşurken sesimizi yükseltmemek, nazik olmak,
saygı ve sevgiyi hiçbir zaman eksik etmemek, düğünlere katılıp sevinçleri
paylaşmak, cenazeler katılıp üzüntüleri paylaşmak, hasta ziyaretlerine gidip
hastanın acısını hafifletmeye çalışmak, muhtaç olanların ihtiyaç duyduğu şeyleri
kendilerine aktarmak ne güzeldir. Komşuluk ilişkilerimizi kesmemek, komşunun
komşuya ihtiyaç duyduğunu unutmamak gerekmektedir. İş hayatımızda, okul
hayatımızda yaşam bulduğumuz her alanda davranışlarımıza dikkat etmek, kırıcı ve
incitici olmamak ne kadar da önemlidir.
Teşekkür etmeyen şükredemez, özür dilemeyen af
dileyemez. Bu sebeple teşekkürü dilimizden eksik etmemeli, yapmış olduğumuz
hatalardan dolayı sıkılmadan özür dilemeliyiz. Yaratılmış mahluklardan hata
sadır olması doğaldır. Bu sebeple bizden hatalar zuhur edecektir. Bu hatalar
için özür dilemesini bilmek ise çok büyük bir erdemdir. Ayrıca yapılan
iyiliklere teşekkür etmemek ise bir nankörlüktür. İnsanlara karşı teşekkür
etmemizin yanı sıra bizlere bütün nimetleri veren Rabbimize karşı, sözlü, fiili
şükürde bulunmamız gerekmektedir. Rabbimizin emirlerini yerine getirmek,
yasaklarından sakınmak suretiyle de şükrümüzü ifa etmeliyiz.
Sonuç olarak Dinimize ve Kültürümüze uygun olan
yazılı olmayan kuralların tamamı görgü kurallarını oluşturmaktadır. Bu görgü
kurallarımız bölge bölge ayrılık gösterebilmektedir. Önemli olan yaşam
bulduğumuz yerde insanları rencide etmeden, onların yanlışlarını yüzlerine
vurmadan, görgü kurallarını yaşamamız ve yaşatmamızdır.
Yüce Rabbim bizi birbirimizden ayırmasın. Toplum
olarak birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. En güzel
ahlaki ilkeleri, görgü kurallarını hayatımıza aktarmak suretiyle, insanların ve
nihayetinde Kendisinin rızasını kazanmayı bizlere nasip etsin. Cumanız mübarek
olsun. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|