|
Yüce Dinimiz insanlar için en güzel ahlaki
ilkeleri getirmiştir.. Bununla beraber insan hayatı için sıkıntı verecek her
türlü çirkin ahlaki şeyler yasak kapsamına alınmıştır. Güzel ahlaki ilkelere
uyulduğu müddetçe dünya ve ahiret huzuru elde edilebilmekte iken, kötü ahlaklı
olmak neticesinde insanların ve Allah’ın rızası elden kaçabilmektedir. Nitekim
Sevgili Peygamberimizin gönderiliş amacı olarak en güzel ahlakın tamamlanması
olarak bizlere bildirilmiştir.
Yüce Dinimizin yasak kapsamına aldığı ilkelerden
biri de, Suizan, Tecessüs ve Gıybettir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Hucurat
Suresinde üç unsuru yasak kapsamına almıştır. Ayette Allah-u Teala şöyle
buyurmaktadır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ
الظَّنِّ إِثْمٌ
وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن
يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ
تَوَّابٌ
رَّحِيمٌ
“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının.
Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini
araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin
etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten
sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”
Bu ayette üç kötü huy ve alışkanlık ele alınmış,
yasaklanma biçimi çok etkili bir biçimde ifade edilmiştir. Bugünkü vaazımızda
bu üç kötü huy ve alışkanlığa değineceğiz. Gerçek bilgi ve kanıta değil, tahmine
dayalı hüküm (zan), insanların gizliliklerini araştırmak (tecessüs) ve insanları
arkalarından çekiştirmek (gıybet).
Zan
Zan, kesin
bilgi olmadan öyle veya böyle tahminde bulunmak ve buna dayanarak hüküm vermek
demektir. İyi tahmine hüsnüzan, kötü tahmin ve düşünmeye de sûizan
denilmektedir. Burada kendisinden uzak durulması istenilen, kötü zandır. Zannın
insanın içinden geçmesi, söz veya davranış olarak ortaya konulmaması bir sakınca
doğurmaz. Zanla konuşulduğu veya zan herhangi bir şekilde açıklandığı zaman
sorumluluk sebebi olur. Zanna dayalı sözün en yalan söz olması, öncelikle
söyleyenin onun öyle olduğundan emin olmaması dolayısıyladır. Bu belirsizliğe
rağmen bir de kesin bir gerçekmiş gibi ifade edilmesi, zannın, hem düşünce ve
değerlendirme hem de ifade olarak yalan olması demektir.
Gerçeklilik ihtimali yüzde ellinin üzerinde
bulunmakla beraber kesin olmayan bigi ve hüküm zan denir. Başkalarını suçlamak,
aleyhlerinde olacak bir karar almak ve davranışta bulunmak söz konusu olduğunda
zanna dayanılmaz, zan şeklindeki bilgi dayanak ve delil kılınmaz. Çünkü insanlar
hakkında sahip olunan zan ve tahminlerin bir çoğu isabetsiz olmakta,
beklediğinin, sanıldığının aksi gerçekleşmektedir.
Yasak kapsamında olmayan zanda vardır. Böyle bir
zannın temel özelliği şudur. Kimsenin aleyhinde olmaması, hakların zayi edilme
ihtimalinin bulunmaması, kesin bilgi bulunmaması sebebiyle kuvvetli bir zan yani
zann-ı galip olması. Ayrıca sosyal bilimlerin önemli bir kısmı kesinliğe değil
kuvvetli zan ve ihtimale dayanmaktadır. Böyle bir zan şekli ise yasak kapsamında
değildir.
Hüsnüzan etmek kişiye herhangi bir vebal
yüklemez. Bu sebeple gerçeğin öğrenilemediği yerlerde müslümanların özellikle
birbirlerine karşı hüsnü zanda bulunmaları, birbirleri hakkında güzel
düşünmeleri esastır. Bir hadîs-i şerîfe göre "Hüsnüzan, iman gereğidir."
Tecessüs
Müslüman olarak bizlerde bulunmaması gereken bir
başka kötü ahlak ise tecessüstür. Tecessüs; Sözlükte "dikkat ve gayretle
araştırmak" anlamına gelen tecessüs, dinî bir kavram olarak, başkalarının gizli
taraflarını, kötülük ve kusurlarını araştırmak demektir. İnsanların dokunulmaz
hak ve hürriyetleri vardır. Bunlardan biri de gizli yönlerinin
araştırılmamasıdır. Ayıp ve kusur araştırmak demek olan tecessüs esasen kötü bir
zanna dayanan davranışlardır. Bu davranışta ağırlıklı olarak, herhangi bir
Müslüman’ın bir ayıbını ve eksiğini, bir sırrını şöyle veya böyle öğrenip
açıklama kötü niyeti vardır. Peygamber Efendimizden aktarılan hadislerde şöyle
buyrulmaktadır.
"Zandan sakınınız. Çünkü zan (yersiz itham),
sözlerin en yalan olanıdır. Başkalarının konuştuklarını dinlemeyin, ayıplarını
araştırmayın, birbirinize karşı öğünüp böbürlenmeyin, birbirinizi kıskanmayın,
kin tutmayın, yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Allah'ın size emrettiği gibi
kardeş olun.”
"Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın.
Başkalarının ayıplarını araştırmayın, konuştuklarını dinlemeyin, müşteri
kızıştırmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."
Tecessüs, sabıkalı olmayan, suç işleme
bakımından ciddi şüpheye sebep olacak davranışları bulunmayan kimsenin gizlediği
işi, davranışı veya hali araştırmak demektir. Bu sebeple suç teşkil edecek
davranışlar içerisinde bulunan bir kimse hakkında araştırma yapmak tecessüs
kapsamında değildir. Yine düşmanın plan, programlarını araştırmak, tedbir almak
amacıyla faaliyette bulunmak zaruret sebebiyle yasak kapsamında değildir.
Gıybet
Yüce Allah, var ettikleri içinde insanı, en
mükemmel olarak yaratmış, ona güzel bir fiziki yapı vermiş, hayatını devam
ettirebilmesi için iyiyi kötüden ayırma kabiliyeti olan akıl vermiş, kalbindeki
duyguları ve aklında kurguladıkları şeyleri ifade etmesi içinde ilahi bir lütuf
olan dil vermiştir. Rabbimiz insanların her husus da iyilikler ve güzellikler
içerisinde olmalarını arzu ederken, kendilerine yakışmayacak çirkinliklerinde
her çeşidinden uzak durmalarını öğütlemektedir. İnsanoğlunun dilinden çıkan ve
kendisine dünya ve ahiret sıkıntısı getiren zararlardan biride gıybettir.
Sözlükte "uzaklaşmak, gözden kaybolmak, gizli
kalmak" gibi anlamlara gelen "gayb" kökünden türeyen gıybet, dinî bir kavram
olarak, bir kimseden, gıyabında hoşlanmadığı sözlerle bahsetmek demektir. Kur’an-ı
Kerimde Yüce Rabbimiz gıybeti yasaklamış ve gıybet edenlerin kardeşinin etini
yediği benzetmesi yapılarak insanların bu yanlış davranıştan uzaklaştırmak
istemektedir. Nitekim vaazımıza başlarken de dile getirdiğimiz Hucurat Süresinin
12. ayetinde şöyle buyrulmaktadır.
“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının.
Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini
araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin
etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten
sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”
Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde gıybeti
şöyle tarif etmektedir. "Gıybet nedir, bilir misiniz?" Allah ve Resûlü daha iyi
bilir, dediler. Hz. Peygamber: "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile
anmandır" buyurdu. Söylenen ayıp
eğer o
kardeşimde varsa,
ne dersiniz?" diye soruldu. "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet
ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir," buyurdu.
Gıybetin en önemli özelliği kişinin hakkında
bilgi sahibi olmadığı konu hakkında ileri geri konuşmasıdır. Oysaki Allah-u
Teala bir ayette bizlere şu tavsiyede bulunmaktadır. "Hakkında bilgin bulunmayan
şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından
sorumludur."
Dil görünüşte bir et parçası olsa bile yapmış
olduğu icraat bakımından çok önemli organlarımızdan biridir. Nitekim iyi bir
şeyin veya kötü bir şeyin ifade edilmesi dil iledir. Sevgi ve nefret sözcükleri
hep dilden dökülür. İnsanların gönlünü almak veya onların gönlünü yıkmanın en
kolay yolu dildir. Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerimde dilimizi yanlış şeylerle meşgul
olmaktan korumamızı, dilimizden çıkacak her türlü kötü şeylerden uzak durmamızı
ve her daim iyi şeylerle uğraşmamızı istemiştir. Konumuzla ilgili Kuran-ı
Kerimde iyi söz ile kötü sözün önemine şöyle işaret edilmektedir.
“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi:
Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca
(benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar
diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden
koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.”
Kuran-ı Kerimin değişik bir çok ayetinde sözün
önemine işaret edilmektedir. Konumuzla ilgili birkaç Ayet-i Kerime ise şöyledir.
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler.
Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.”
“Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz
çevirirler”
“Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez;
ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitici ve bilicidir.”
“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz
çevirirler”
Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve ahlak
noktasında en güzel davranışları yaşantısıyla bizlere örnek olan Sevgili
Peygamberimiz konumuzla ilgili ayrıca şu hadisleri bizlere bildirmiştir.
"Kıyâmet günü, mü'minin mizanında güzel ahlâktan
daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teâla hazretleri, çirkin düşük söz (ve
davranış) sahiplerine buğzeder."
"Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak
olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü
de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve
yüksekten atanlardır."
Yukarıda yapmış olduğumuz izahatlar ışığında
gıybet, suizan ve tecessüs ile meşgul olmanın zararlarını şu başlıklar altında
zikredebiliriz.
Gıybet, zan ve tecessüs öncelikle kişinin
kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapması demektir ki, bu
durum bir Müslüman’a yakışmayacak tavırdır. Sevgili Peygamberimiz bir
hadislerinde bu hususun önemine şöyle işaret etmektedir.
لا يُؤْمِنُ أَحدُكُمْ حتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ
لِنَفْسِهِ
“Kendisi için istediğini mümin kardeşi için
istemeyen iman etmiş olmaz”
Hiçbir insan kendisi aleyhine bir konuşmanın yapılmasına, arkasından
çekiştirilmesine, hakkında suizan beslenmesine razı gelmez.
O zaman bizler Kur’an’ın emrine ve Sevgili
Peygamberimizin tavsiyesine kulak vererek, herhangi bir insan aleyhine yanlış
davranışlar içerisinde olmamalıyız. Dini, cinsiyeti, milliyeti ayrı insanlarla
yaşayabiliriz. Ancak beraber yaşadığımız insanlar kim olursa olsun onlara karşı
hiçbir yanlış tutum ve davranış içerisinde olmamalı ve Sevgili Peygamberimizin
Müslüman’ın özelliğinden bahsettiği şu hadis-i şerifi hayatımızın her yönüne
aktarmalıyız. “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği
kimsedir.”
Gıybet, suizan, tecessüs toplumun huzur ve
güvenini zedelemekte, insanlar arasında bulunması gereken en önemli ilke olan
birlik ve beraberliğe sekte vurmaktadır. Çünkü, toplumda fertlerin birbirlerinin
arkalarından konuşmaları, laf alıp-götürmeleri, suizanda bulunmaları sebebiyle
güven ortadan kalkmakta, birbirine güvenmeyen fertlerin
meydana getirdiği toplumda
da güven ve huzursuzluk
ortadan kalkmaktadır.
Bir insanı arkasından çekiştirdiğimiz,
istemediği şeyleri konuştuğumuz zaman, kendisi yanımızda olmadığından dolayı
savunamaz. Nasıl ki bir ölü kendini savunamazsa yanımızda olmayan bir insanda
kendini öyle savunamaz. Bu sebeple ayet-i kerimede “sizden biriniz ölmüş
kardeşinizin etini yemek ister mi” ifadesiyle bu husus hatırlatılmaktadır. İşte
gıybet de bir ölünün etlerini parçalayıp yemek gibi çok çirkin bir davranıştır.
Gıybet, suizan, tecessüs kişiye dünya ve ahiret
sorumluluğu getirmektedir. Dünyada böyle yanlış şeylerle meşgul olmamızdan
dolayı kişiden helallik almakla mükellefiz. Eğer helallik alınmazsa kul hakkına
girileceğinden dolayı, ahirette Sevgili Peygamberimizin bizlere bildirmiş olduğu
“Müflis” edenlerden olunacaktır. Ahirette kul hakkının karşılığı ya kazanılan
sevabın ödenmesi yada eğer sevap yoksa hakkını yediğimiz insanın günahlarını
almamızla olur ki, gıybetin sonucunda kul hakkı, kul hakkının sonucunda ise
dünya ve ahiret sıkıntısı vardır.
Kur’an-ı Kerim’de her konuşulan şey kayıt altına
alındığı ve kayıt altına alınan şeylerden hesaba, sorguya çekileceğimiz bizlere
bildirilmektedir. Ahirette sorgu ve sualimizin rahat geçmesi için Rabbimizin
bizlerden istediği, Hz. Peygamberin (s.a.s.) örnek olarak hayatına aktardığı en
güzel ahlaki ilkele uymak zorundayız.
Olgun bir imana ermenin yolu, güzel ahlaktan
geçmektedir. İman ilkelerini benimsemekle iman etmiş oluruz. İbadetlerimizle
Rabbimize yaklaşmış oluruz. Güzel ahlaklı olmak suretiyle de imanımızı ve
ibadetlerimizi kemale erdirmiş oluruz. Gıybet, suizan ve tecessüs gibi kötü
hasletler ise imanımıza ve ibadetlerimize zarar vermektedir.
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde kendisine
hangi Müslüman en üstündür sorusuna "Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette
olduğu kimse"
cevabını vermiştir. Müslüman ister diliyle isterse
davranışlarıyla hiçbir insana zarar vermeyendir.
Gıybet eden, laf götürüp getiren, suizanda
bulunan kişi söylediği söze pek dikkat etmemiş demektir. Bu dikkatsizliğin
sıkıntısı dünya hayatında olduğu gibi ahiret hayatında da olacaktır. Bir
hadislerinde Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmaktadır. "Kul, Allah'ın hoşnut
olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına
gelmez. Halbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe
kadar o kimseden hoşnut olur. Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektiren bir
söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez.
Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe
kadar gazap eder."
Gıybet, suizan ve tecessüs hüküm olarak
haramdır. Böyle yanlış ahlaki ilkelerin içerisinde olmamızın karşılığında haram
bir fiili işleme günahını kazanmış olacağız.
Ayetlerde Yüce Rabbimizin, hadis-i şeriflerde
ise Sevgili Peygamberimizin istekleri incelendiği zaman göreceğiz ki; Söz doğru
zamanda doğru bir şekilde kullanıldığı müddetçe değer kazanan kişiye dünya ve
ahiret mutluluğunu getiren bir unsurdur. Yalanla, iftira ile, gıybetle, laf
götürüp getirmekle, suizan ile, küfür sözleri söylemekle, boşboğazlık ve
gevezelikle yapmakla kazanacağımız hiçbir güzellik yoktur ve bu saydığımız
çirkin davranışlar bizim için fayda getirici değil zarar getirici şeylerdir.
Sonuç itibariyle Rabbimizin ve yaşam bulduğumuz yerdeki insanların razı
olmayacağı kötü sözleri söylememeli, yayılmasına izin vermemeli, kötü sözlerin
söylendiği yerlerde bulunmamaya özen göstermeliyiz. Unutmayalım ki, Bakin kalan
bu dünyada bir hoş sedadır.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|