|
Yokluk aleminden varlık alemine geldik. Biz yok
idik ve eğer Rabbimiz tarafından yaratılmasaydık asla var olamayacaktık. Var
olmakla kalmadık insan olarak yaratıldık. Rabbimiz bizi sevdi de var etti.
Rabbimiz bize değer verdi de bizi yarattı. Sevene karşılık sevgi gerek. Seven
hele Yaratan Rab olunca o zaman sevgiyi derinleştirmek gerek. Sadece Yaratanı
değil yarattıklarını da sevmek gerek.
Yaratılmışların özünde Yaratan vardır. Bu
sebeple yaratılanlar yaratandan dolayı sevilmelidir. Allah için sevmek, sevginin
merkezine Yaratanımızı koymak demektir. O’nun rızasına nail olmak için sevmek,
O’nun bizi sevmesi için sevmek, O’nun sevgisine layık olmak için sevmek velhasıl
O’nun için sevmek sevgiye gerçek misyonunu yükleyecektir.
İnsanoğlu yaratılış itibariyle bir şeyleri
sevmeye meyyaldir. Herkes farklı bir şeyleri sever. Bazıları maddeyi sever,
maddede her şeyi aramaya çalışır, madde onun için değerlidir. Elde edilen şeyler
ona zevk verir, keyif verir. Elde olmayan şeyler için sıkıntılar ile kendini
harap eder. Dünya onun için her şeydir. Dünyalık her şeydir. Para maddenin
merkezinde bulunur. Maddeyi sevenler maddi güce önem verir. Maddi güce önem
veren her şeyin üstesinden kendisinin gelebileceğine inanır sonuç itibariyle
aldanır. Böyle bir aldanma için Yüce Rabbimizin bir uyarısı vardır. Kur’an-ı
Kerim’de bir ayette şöyle buyrulmaktadır.
قُلْ إِن
كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ
وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ
تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ
فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ
يَهْدِي
الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız,
kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada
uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan,
Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini
getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”
Kimi insan insanı sever ona değer verir. İnsanın
olmadığı bir hayatı benimsemez. Hümanist yaklaşır. İnsanın her şeyin özüne
yerleştirir. Bir bakıma güzel olan bu durum insana kendisinde olmayan birçok
gücün yüklenmesiyle yanlış sevgi şekilleri ortaya çıkar. Kadınlar erkekleri,
erkekler kadınları sevmeye meyilli yaratılmıştır. Neslin devamı, hayatın
paylaşılması için bu şarttır. Bazı insanlar bu sevgide yanlış yollara düşer,
aşırıya gider bir insan için hayatını heder eder. Bazıları sevdiğine ulaşamadığı
için Dinin haram kıldığı cana kıyar, intihar eder, kaybedenlerden olur. Bazen de
Mecnun misali kişi Leyla’sını sever ama bu sevgi Leyla’da kalmaz onu geçip Rabbe
ulaşır. İşte Rabbe ulaşan bu sevgide fayda vardır. Yüce Rabbimiz Müminlerin
Allah’a olan sevgisini şöyle bildirmektedir. “İnsanlar içinde, Allah'tan
başkasını ‘eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi
severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür.”
Sevileni Allah için sevmek, Sevilenden hiçbir
karşılık beklememektir. İyilik yapıldığı zaman artan, kötülük yapıldığı zaman
azalan bir sevgi değildir Allah için sevmek. Allah için seven kişinin
dudaklarından şu mısralar dökülür.
Gelse celâlinden cefâ,
Yahut cemâlinden vefâ,
İkiside cana safa:
Kahrın da hoş, lûtfun da hoş.
Müminler birbirlerini Allah için severler, Allah
için sevmelidirler. Yüce Rabbimiz Fetih süresinin son ayetinde müminlerin
birbirlerine karşı merhametli oldukları şöyle vurgulanmaktadır.
مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ
رُحَمَاء بَيْنَهُمْ
تَرَاهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً
سِيمَاهُمْ
فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ
“Muhammed, Allah’ın Resülüdür. Onunla beraber
olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.
Onların, rükû ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini
görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir.”
Sevgili Peygamberimizde bir hadislerinde
müminlerde bulunacak şu özelliklerin imanın tadının alınmasına vesile olacağını
bizlere şöyle bildirmektedir. “Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o,
imanın tadını tadar: Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla
sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allah kendisini küfür bataklığından
kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli
görmek.”
Gönül mutlak manada bir şeylerle dolmaktadır. Bu
doluşun adı sevgide olabilir, nefrette olabilir, başka şeylerde olabilir. Gönül
boş kalmayacak ise ve dünya ve ahirette huzurlu bir yaşam geçirmek için gönlün
sevgiyle dolup, nefret bir tarafa atılması gerekiyor ise, bu sevginin adı Allah
(c.c.) olmalıdır. Böyle bir sevginin faydası elbette kendimize olacaktır.
Dünyada Allah için sevmenin karşılığını tam anlamıyla alınmasa bile, mahşer
meydanında gölgenin olmadığı bir zaman diliminde herkesin sıkıntı içerisinde
beklediği ve bu bekleyişin bir an önce bitmesi için yalvardıkları bir zamanda
arşın gölgesinde gölgelenmek ile karşılığı alınmaya başlanacaktır. Resul-ü Ekrem
(s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyuruyor. “Başka bir gölgenin bulunmadığı
Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
1.Âdil devlet başkanı,
2.Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde
serpilip büyüyen genç,
3.Kalbi mescitlere bağlı müslüman,
4.Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da
ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
5.Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber
olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit,
6.Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği
kadar gizli sadaka veren kimse,
7.Tenhâda Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi.”
Sevgi imanın bir gereğidir. Sevgi imanın bir
tezahürüdür. İman olan kalpte sevgi eksik olmaz. İmanı kamil olan bir kalpte
Allah rızası için sevmek eksik olmaz. Gerçek anlamda iman etmenin yolu inanan
kardeşlerimizi Allah için sevmekten geçmektedir. Mümin diğer mümin kardeşinin,
rengine, ırkına veya kim olduğuna bakmaksızın sevmelidir. Çünkü İnananlar
kardeştir. Yaşam bulduğumuz bu asırda müslüman kardeşlerimizin içinde bulunduğu
sıkıntılar olabilmektedir. Bu sıkıntılar ile sıkıntılaşmak gerekir. Bu
sıkıntıların hayattan atılması için dua edilmesi gerekir. Efendimizden yine bir
hadis aktarmak suretiyle konumuzu daha iyi anlayalım. O şöyle buyurmaktadır.
وَالَّذِي نَفْسِي
بِيَدِهِ لا تَدْخُلُوا الجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا ، ولا تُؤْمِنُوا حَتَّى
تَحَابُّوا ، أَوَ لا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوه تَحَابَبْتُمْ ؟
أَفْشُوا السَّلامَ بينَكم
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim
ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman
etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim
mi? Aranızda selâmı yayınız!”
İman kalpte olur, imanın gereği olan amellerde
yapılır ise Yüce Allah böyle insanların kalbine gerçek sevgiyi yerleştireceğini
bildirmektedir. İlgili ayette şöyle buyrulmaktadır. “İman
edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman, onlar için bir sevgi
kılacaktır.”
Yukarıda zikretmiş olduğumuz hadisle ayeti birleştirir isek, İman edilirse ve
Yaratanın isteği ameller yerine getirilir ise sevgi kalpte var olacak, Sevgi
kalpte bulunduğu müddetçe ve bu sevgi ile inananlar sevilirse iman kamil
olacaktır.
Allah için sevilmenin bir karşılığı vardır. Oda
Allah tarafından sevilmektir. Bu sevginin yolu ise öncelikle Alemlere rahmet
olarak gönderilen, Ümmeti olmakla şeref duyduğumuz gözümüzün nuru gönlümüzün
sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimize tabi olmaktan, O’nun sünnetine
uymaktan geçmektedir. Yüce Rabbimiz bu hususu ayet-i kerimede şöyle
bildirmektedir.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ
فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ
غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“(Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız
bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son
derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Allah-u Teala tarafından sevilen
bir insanı alem sevmektedir. Tekrar tekrar ifade etmek gerekirse Sevgimizin
temelinde Allah Rızası olması kendi lehimizedir.
Gönülde sevgi olmayınca etrafta hiçbir
kimselerde olmayacaktır. İnsanları bir araya getiren sevgidir. Kaba davranışlı
olanlar, gönül kıranlar dünyada kendilerini yalnızlığa mahkum etmişlerdir. Yüce
Yaratan Sevgili Peygamberimize hitaben bizlere şöyle buyurmaktadır. “O vakit
Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli
olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet;
bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da
artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”
İnsanoğlu sevgiye, sevmeye sevilmeye muhtaçtır.
Sevilmeyen insanlar içe kapanık olurlar, insanlarla iletişim kuramazlar.
Sevmeyen insanlar etrafa neşe vermezler, onlarla hiç kimse beraber olmak
istemez. Sevgisiz bir kalp olmaz. Sevgisiz bir gönül boş bir kap gibidir.
Sevgiyi kalbe yerleştirene sevmek ise Sevgilerin en büyüğüdür. Bu sebeple her
neyi seviyorsak sevelim işin özünde Allah sevgisi olsun. O zaman sevgilerimiz
asıl anlamına kavuşacaktır.
Bu yaşama bir kez gelmekte ve ayrıldıktan sonra
bir daha dönme imkanı bulamamaktayız. Ölüm yakaladıktan sonra keşkeleri
sıralasak da hiçbir fayda elde edemeyeceğiz. Bu sebeple Yunusun şu mısrasına
kulak vermeliyiz.
"Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz."
Ana-babasını, eşini, çocuğunu, işini, arkadaşını
ve insanları Allah için seven onlardan gelenlere daha rahat katlanacaktır.
Temelinde Allah olan her şeyde bereket vardır. Sevgilerinde bereketlenmesi için
Allah için sevmeye hepimiz mecburuz. Bu dünyaya kavga etmeye gelmedik. Bu
dünyaya hayatımızı perişan etmek için, ahiretimizi hüsrana ulaştırmak için
gelmedik. Bu dünyaya sevmek ve sevilmek için geldik. Bu dünyaya huzur ve
mutluluk bulmak için geldik. Yunus Emre bu hususu şöyle dizeleştirmektedir.
"Ben gelmedim davi için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmağa geldim."
Vaazımızı İmam-ı Müslim’in kitabında yer alan ve
Sevgili Peygamberimizin anlatmış olduğu bir menkıbe ile sonlandırıyorum. Ebu
Hureyre’den rivayetle Efendimiz şöyle bir olayı bizlere aktarmıştır. «Bir adam
başka bir köydeki kardeşini ziyaret etmiş. Bunun üzerine Allah onun için yoluna
bir gözcü melek oturtmuş. Adam meleğin yanına gelince (ona) :
— Nereye gitmek istiyorsun? diye sormuş. Adam :
— Şu köydeki kardeşime gitmek istiyorum! cevâbını
vermiş. Melek :
— Onun üzerinde ıslâhına çalıştığın bir nimetin var
mı? diye sormuş. Adam :
— Hayır! Şu kadar var ki, ben onu Allah (Azze ve
Celle) için sevdim, cevabını vermiş. Melek :
— O halde ben senin o kardeşini Allah için sevdiğin
gibi, Allah da seni sevdiğini bildirmek üzere Allah'ın sana gönderdiği elçiyim.»
demiş.
Yüce Rabbim bizleri Kendi Rızası için
sevenlerden eylesin. Bizi birbirimizden ayırmasın. Cumanız mübarek olsun.
Allah’a emanet olun.
www.guncelvaaz.com
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|