|
Kendini bilen Rabbini bilir. Rabbini bilen
haddini bilir. Hayatın hangi amaçla yaratıldığını bilen, alemi temaşa eden, alemi
anlayan, dünyayı anlayan ve sonuçta insanı anlayan herşeyin Yaratıcısının kim olduğu anlar. Bu sebeple
gerçek anlamda düşünen, hakikati anlamaya çalışan insan tevazulu bir hayat
sürmenin gayreti içerisinde olur, kibirli olamaz, olmamalıdır. Çünkü kim
olduğunun farkında olan Kibre asla kalkışmaz. Kuran-ı Kerim bizlere tevazuyu
hayatına aktarmayıp kibirli davranış gösterenlerin sonunu hep felaketle
sonuçlandığını hatırlatmaktadır. İlk kibirlenen İblis oldu. Yaratılmış olduğunu
ve bir Yaratanının olduğunu unuttu. Allah’ını unutunca O’nun emrini yerine
getirmeyi unuttu. Unutunca Rahmetten kovulanlardan oldu. Bu husus bizlere şöyle
anlatılmaktadır.
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ
اسْجُدُوا لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ
قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ
خَلَقْتَنِي مِن نَّار وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍٍ
“Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret
(biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da
İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: Ben
sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha
üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.”
Allah’ın emrine itaatsizlik eden ve tevazu
yerine kibri tercih eden iblis, tövbe edip Rabbine geri dönmek yerine kibri onu
daha büyük kötülüğe sevk etti, Dünyada ve ahirette hem ziyana uğrayanlardan hem
de kendinin vesvesesine uyanları kötülüğe sürükleyenlerden oldu. Yüce Rabbimiz
ayetin devamında şöyle buyurmaktadır. “Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada
büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın!
buyurdu. İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver,
dedi. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. İblis dedi ki: Öyle
ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin
doğru yolunun üstüne oturacağım. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından,
sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden
bulmayacaksın!" dedi. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan
çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme
dolduracağım!”
Kendini unutmayan Rabbini unutmuyor. Rabbini
unutanlar aslında hep kendini unutmuşlardır. Kendini unutanlar dünyanın zevkine
aldanmış, malın mülkün hiç bitmeyeceğine kanmış, dünyada fesat çıkarıp, zulüm,
haksızlık, nihayetinde ise dünyasını perişan edenler ahiretini de hüsrana
uğratmıştır. Unutulmamalıdır ki, Allah kimseye azap edici değildir. Yüce Allah
kendisinin unutulmaması için insana akıl verdi, gönül verdi, anlayış verdi,
kavrayış verdi. Bunların yanında birde Peygamberler, Kitaplar gönderdi. Hepsi
insan için. Hepsi Rabbin unutulmaması için. Hepsi dünya ve ahiret mutluluğunu
yakalamak isteyenler için. Ama yoldan çıkan şeytan insanları da kendisi gibi
yoldan çıkartmaya çalıştı. Ona uyanlar ve vesveselerine aldananlar, tövbe
etmeden, Allah’ı hatırından çıkararak dünyada yaşamak isteyenler hep zarar etti.
Kur’an-ı Kerim bu ibretlik hadiseleri özellikle kıssa olarak bizlerin nazarına
sunmaktadır.
Birçok ayette geçmiş kavimlerin yapmış oldukları
aşırılılıklar dile getirilmekte, kendilerine gönderilen Peygamberleri dinlemeyen
ve kitaplara uymayıp doğru ve gerçek hidayet yoluna Allah yoluna uymayanların
dünyada azaba çarptırıldıkları hatırlatılmakta aynı yanlışa bizlerin düşmemesi
istenmektedir.
Hz. Nuh kendi kavmine, Ad Kavmine Hz. Hud, Semud
Kavmine Hz Salih, Medyen Kavmine Hz. Şuayb, Nemruta Hz. İbrahim, Firavuna Hz.
Musa gönderilmiş, kibirle hareket eden, yanlışlıklar içerisinde olan insanların
hepsi Yüce Allah tarafından uyarılmıştır.
Kibir insanı helake sürüklemektedir. Kibrin
karşısında ise tevazu gelmektedir. Tevazu Sözlükte "alçak gönüllü olmak"
anlamına gelen tevazu, ahlâk kavramı olarak,"kişinin nefsini Hakk'ın huzurunda
kulluk mevkiine koyması, insanlara karşı kibirli ve gururlu olmaması" demektir.
Allah-u Teala iyilikler içerisinde olmamızı,
başta ana-babamız olmak üzere tevazu içerisinde bir davranış sergilememizi
istemektedir. Ayette bu husus şöyle ifade edilmektedir.
وَاخْفِضْ
لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا
رَبَّيَانِي
صَغِيراً
“Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir
ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de
onlara acı.”
Bir başka ayette ise Yüce Allah kendisine inanan kullarının davranış şeklini
şöyle bildirmektedir.
وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ
هَوْناً وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَاماً
“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu
ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der
(geçer)ler.”
Yüce Rabbimiz bir başka ayette ise insanlardan başka yaratılan varlıklarında
tevazu içerisinde olduklarını bizlere hatırlatmaktadır. Yüce Allah şöyle
buyuruyor.
أَوَ لَمْ يَرَوْاْ إِلَى مَا خَلَقَ اللّهُ مِن شَيْءٍ
يَتَفَيَّأُ ظِلاَلُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالْشَّمَآئِلِ سُجَّداً لِلّهِ وَهُمْ
دَاخِرُونَ
“Allah’ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların
gölgeleri Allah’a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola
dönmektedir.”
Yüce Rabbimiz Kibri yasak kapsamı altına
almakta, Kibirli olmayanların sonuçta felaha kavuşacaklarını müjdelemektedir.
İlgili ayetler şunlardır.
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ
مَرَحاً إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve
yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni
sevmez.”
تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا
لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوّاً فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَاداً وَالْعَاقِبَةُ
لِلْمُتَّقِينَ
“İşte ahiret yurdu. Biz onu yeryüzünde büyüklük
taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı
gelmekten sakınanlarındır.”
Sevgili Peygamberimizin birçok hadislerinde ise
kibrin kötülüğü insanlara hatırlatılırken, mütevaziliğin ise ne kadar önemli
olduğu ve insan hayatına kattığı güzellikler dile getirilmektedir. Bu
hadislerden bir kaçı şöyledir.
“Size cennet ehline delâlet edip bildireyim: Her
zat olan, insanlar tarafından zaîf görülen (mütevazı') Mümindîr. O şayet Allah
üzerine bir şeye yemîn etse, Allah muhakkak onu yemininde gerçek çıkarırdı.
Size cehennem ehlini de bildireyim; Onlar da her katı yürekli, kibirli ve
hileci, ululuk taslayan kimselerdir”
إِن اللَّه أَوحَى
إِليَّ أَنْ تَواضَعُوا حتى لا يَفْخَرَ أَحَدٌ عَلى أَحدٍ ، ولا يَبغِيَ أَحَدٌ
على أَحَدٍ
“Allah Teâlâ bana: O kadar mütevâzi olun ki, kimse
kimseye böbürlenmesin; kimse kimseye zulmetmesin, diye bildirdi.”
ما نَقَصَتْ صَدقَةٌ
من مالٍ ، وما زاد اللَّه عَبداً بِعَفوٍ إِلاَّ عِزّاً ، ومَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ
للَّهِ إِلاَّ رَفَعَهُ اللَّهُ
“Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah Teâlâ affeden
kulunun değerini artırır. Allah rızâsı için alçak gönüllü olanı Allah yüceltir.”
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin kendisi
hakkında olan şeylerle övünmediğini ve nasıl bir tevazu içerisinde olduğu bir
hadiste bizlere şöyle aktarılmaktadır. “İbn
Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v)’in ashabından
bazı kişiler, kendisini beklemek üzere oturmuşlardı. Rasûlullah (s.a.v.) çıktı
onlara yaklaşınca onların konuştuklarını duydu. Bazıları şöyle diyordu:
“Şaşılacak şey doğrusu Allah yaratıklarından birini dost edinmiş, İbrahim dost
edinmiş diğer bir kısmı ise Musa’nın Allah’la konuşması daha hayret verici bir
şeydir. Allah onunla apaçık konuşmuştur. Diğer bir kısmı ise İsa Allah’ın
kelimesi ve ruhudur. Diğer bir kısmı da Adem, babasız şekilde yaratılmış, seçkin
insandır, dediler.” Rasûlullah (s.a.v.) onların yanına geldi selam verip şöyle
buyurdu: “Konuşmalarınızı ve hayret ettiğiniz şeyleri dinledim. İbrahim,
Allah’ın dostu olup o bir gerçektir. Musa’da Allah’ın konuştuğu seçkin bir
kimsedir, bu da doğrudur. İsa’da Allah’ın ruhu ve kelimesidir. Buda bir
gerçektir. Adem: Allah seçmiştir. Bu da bir gerçektir. Dikkat ediniz Allah’ın
sevgilisi övünmeksizin benim övünme yok. Kıyamet günü hamd sancağını taşıyacak
olan benim övünmek yok… Kıyamet gününde ilk şefaat edecek olan benim şefaati
kabul edilecek olanda benim. Fakat övünme yok… Cennetin kapılarının halkalarını
ilk hareket ettirecek olan benim. Allah bana Cennet kapısını açacak beraberinde
olan mü’minleri ve fakirleri Cennete sokacaktır, fakat övünme yok… Ben
geçmişlerin ve geçeceklerin en değerlisiyim, fakat övünme yok…”
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimizin tevazu
timsali hayatından bir örnek şöyledir. Mekke’nin fetih günü Sevgili
Peygamberimiz, kendisine Mekke’nin fethinin de ikram ve ihsan edildiğini
görünce, Allah’a karşı duyduğu derin minnet ve şükrandan dolayı başını yine
tevazu ile yere eğdi. O derece eğildi ki, sakalının ucu neredeyse devesinin
semerinin başına değiyordu. O esnada devamlı olarak “Ey Allahım! Hayat ancak
ahiret hayatıdır” diyordu.
Sahabenin büyüklerinden ve ikinci halife Hz.
Ömer’in hayatından bir kesit sunarak Sahabe hayatında tevazünün yerini daha iyi
anlayabiliriz. Hz. Ömer halife olduğu yıllarda bir gün ashâb-ı kirâmdan Cârûd
İbni Muallâ ile yolda giderken karşılarına Havle Binti Sa’lebe çıktı. Artık
yaşlanmış olan Havle, Hz. Peygamber zamanında genç bir hanımdı. Yaşlı kocasıyla
arasında geçen bir olayı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet
etmiş, meselesini halletmek üzere Mücâdele sûresinin ilk âyetleri nâzil olmuştu.
İşte bu hanım sahâbî:
- Ömer! diye seslendi.
Hz. Ömer durunca Havle ona şunları söyledi:
Biz seni bir hayli zaman “Ömercik” diye
bilirdik. Sonra büyüdün “delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Mü’minlerin
Emîri Ömer” dedik. Allah’dan kork ve insanların işleriyle ilgilen. Zira Allah’ın
azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan
da korkar.
Bu sözler üzerine Hz. Ömer duygulandı ve
ağlamaya başladı. Onun bu haline üzülen Cârûd, Havle’ye dönerek:
- Yeter be kadın! Mü’minlerin Emîri’ni rahatsız
ettin, dedi. Hz. Ömer arkadaşına şunları söyledi:
- Bırak onu istediğini söylesin! Sen bu kadının
kim olduğunu biliyor musun? Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup
değer verdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese,
namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.
Mütevazilik Allah (c.c.) tarafından bizlere
emredilmiş olan ve dünya hayatında insanlara huzur getiren bir haslettir.
Nitekim Yüce Rabbimiz kullar arasında haksızlık yapılmamasını, insanların
horlanmaması ve insanların diğer insanlara karşı kibirle hareket etmemelerini
istemektedir. Şu husus çok dikkat çekicidir. Hayatında kendi imkanları sebebiyle
kibirlenen insan aslında kendisine ait olmayan bir şeyle insanlara karşı
övünmektedir ki, buda çok yanlış bir durumdur. Malıyla övünen insan malın
kendisine ait olmadığını ve sonunda bitecek olduğunu unutmamalıdır. Fiziki
yapısıyla övünen bir gün gücün, kuvvetin, güzelliğin, endamın gideceğini,
yaşlılığın insanın belini bükeceğini unutmamalıdır. Fizyolojik yapısıyla övünen
yaratılışın hiçbir evresinde müdahil olmadığı bir konuda nasıl övünebilmektedir.
İnsanların fiziki yapısıyla alay eden “kambur, kör, sağır vb.” Allah’ın
yarattığı mahlukatı beğenmezlik yaptığını ve buda çok hatalı bir tutum olduğunu
unutmamalıdır.
Mütevazilik sadeliği, sadelik ise merhameti
getirir. Merhamet edene merhamet edilir, merhamet etmeyene ise merhamet edilmez.
Allah rızası için tevazu gösteren insana hem Yaratan tarafından merhamet edilir,
kendi katında değeri artar ve kendisinden razı olunur, hem de insanlar
tarafından razı olunan bir insan haline gelir.
Efendimiz mütevaziydi. Ashab mütevaziydi.
Nitekim Yaratan da mütevazi olanları sevmiş, derecelerini yükseltmiş,
kibirlenenleri ise dünyada ve ahirette hakir kılmıştır. Bir hadislerinde
Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “Kim Allah Sübhanehu (rızâsı) için bir derece
tevazu (alçak gönüllülük) ederse Allah o kimseyi buna karşılık olarak bir derece
yükseltir. Kim de Allah (rızâsı) hilâfına bir derece kibirlenirse Allah bu
kimseyi kibirlenmesine karşılık olarak bir derece alçaltır ki, nihayet onu
aşağıların en aşağısında kılsın."
Tevazu neye değer vermemizi hatırlatan güzel
bir haslettir. Kibir ise aklımızı kapatan, gönlümüzü karartan ve neye ne kadar
değer vermemiz gerektiğini unutturan bir kötülüktür. Bu sebeple ölümü sıkça
hatırlamak, her şeyin bir gün nihayet erdiğini unutmamak tevazu içerisinde bir
hayat sürmemize yardımcı olacaktır.
Tevazu kulluğun gereğidir. Kulluk Allah’ı
Yaratan olarak kabul edip, kendisini de yaratılan olarak görmesidir. Yaratılanın
Yaratan karşı tevazu duyması ise en doğal ve en gerçek şeydir. Kibir ise
kulluğunun hatırdan çıkarılmasının bir neticesidir. Yaratılanın yaratılmış
olduğunun ve acziyetinin hatırdan çıkarmasıdır. Her şeye muhtaç olduğumuzu
unutmamalıyız. Bedenimizde bulunan bütün organlara muhtacız. Bir uzvumuz
hastalandığı zaman onu iyileştirmek için ne kadar çaba göstermekteyiz. Bir
uzvumuz noksanlaştığı zaman ise ne kadar sıkıntı çekmekteyiz. Havaya muhtacız,
aldığımız hava kirlendiği zaman ciğerlerimiz hastalanmakta; suya muhtacız, susuz
yaşabilir miyiz? Güneşe muhtacız, dünyamızın kendi etrafında ve güneş etrafında
dönüşüne muhtacız. İnsan olarak muhtaç olmadığımız hiçbir
şey var mı? Bu sebeple mütevazi olan şahıs acziyetini bilmiş demektir. Bu
acziyet ise haddi bilmeyi ve kibirlenmemeyi gerektirir.
Sözümüzü güzel bir mısra ile sonlandırıyoruz.
Mal’ü mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi!
Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi…
Yüce Rabbimiz bizleri kibirlenenlerden ve
sonuçta kaybedenlerden değil, tevazulu bir hayat sürerek dünya ve ahiret
güzelliğini elde edenlerden eylesin. Kendi rızasına uygun, razı olunan bir iman,
yaşanılan Salih bir ibadet ve kamil bir ahlak nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|