|
Dünya ve ahiret hayatındaki güzelliklerin ortaya
çıkması insanoğlunun inancı ve inancının gerektirdiği doğru şeyleri yapmakla
sağlanacaktır. Yüce Rabbimizde yaratmış olduğu insanların hayatlarını güzel
geçirmeleri için dinler göndermiştir. Gönderilen en son ve en kamil din olan
İslam Dini, iman, ibadet ve ahlak ilkeleriyle bir bütün halinde kendisine
uyulduğu zaman kişiyi dünyada da ahirette de razı olunan bir hayata
götürecektir. Bütün ilkelerin yerine getirilmesinde en temel kriter ise
niyettir. Yapılan herhangi bir işte sonuç ihlâs ve niyete göre verilmektedir.
Kişinin niyeti iyi olduğu müddetçe yapmış olduğu işlerin neticesi iyi, kötü
niyetin getirisi de kötü olacaktır.
Niyet, kastetmek, karar vermek, kalbin bir şeye
yönelmesi, ne yaptığını bilerek yapmak anlamına gelir. Niyette kişinin kalpteki
bir tercihi söz konusudur. Bu nedenle niyet, ancak sahibinin açıklaması veya
davranış haline dönüştürülmesiyle belli olur. Niyet her şeyin özü ve başıdır;
adeta amellerin ruhu gibidir.
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde niyetin önemini bizlere şöyle
bildirmektedir.
إنَّما الأَعمالُ بالنِّيَّات، وإِنَّمَا لِكُلِّ امرئٍ مَا نَوَى ، فمنْ كانَتْ
هجْرَتُهُ إِلَى الله ورَسُولِهِ فهجرتُه إلى الله ورسُولِهِ ، ومنْ كاَنْت
هجْرَتُه لدُنْيَا يُصيبُها ، أَو امرَأَةٍ يَنْكحُها فهْجْرَتُهُ إلى ما هَاجَر
إليْهِ
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir.
Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve
Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve
Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği
bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre
değerlenir.”
İmanın, ibadetlerin ve ahlakın kabul olmasının
en temel şartı niyettir. Nitekim kişi, imanda niyeti, Allah’ı ve O’nun iman
edilmesini isteği şeye iman etmek değil de, insanlar inanıyor demesi ve inanmış
gözükmesi içinse bu iman gerçek iman şekli değil hatta inanç bakımından en aşağı
seviyede olan münafıklıktır. Böyle bir iman şekli Yüce Allah tarafından kabul
edilmeyen bir inanç şeklidir. Amellerde ise, yapılan ibadetler yine Allah rızası
niyetiyle değil de insanlar ibadet yapıyor demek içinse, bu amel şekli ise
riyaya girmekte ve böyle bir amel şeklide kişiye dünya zahmetinden başka hiçbir
şey getirmeyecektir. Ahlak ilkeleri de aynen böyledir. Niyetin çirkin oluşu
ahlaki ilkelerinde güzelliğine sekte getirmekte ve yapana hiçbir fayda
sağlamamaktadır. Cömert olmadığı halde sadece “bu adam cömerttir” desinler diye
sadaka verenler ve ikramda bulunanlar sadece dünyalık ve geçici bir fayda
sağlayacaktır. Ahirette ise hiçbir güzelliğe ulaşamayacaktır. Yüce Rabbimiz
Kur’an-ı Kerimde bu hususu bizlere şöyle bildirmektedir.
مَن كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْآخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَن
كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِن
نَّصِيبٍ
“Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını
çoğaltırız. Dünya kazancını isteyene de dünyalık veririz; ama onun âhirette bir
nasibi olmaz”
Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadiste Hz.
Peygamber (s.a.s) Efendimizde böyle davranışlarda olan kimselerin ahirette
karşılaşacakları hali şöyle bildirmektedir.
Kıyamet gününde insanların, üzerine ilk hüküm
verilecek olanı şehîd edilen bir adamdır. Bu adam getirilerek ona Allah
nimetlerini tarif edecek, o da onları tanıyacaktır.
— Bu nimetler hakkında ne yaptın? diye soracak; şehid
:
— Senin uğrunda çarpıştım. Nihayet şehid
edildim! Diyecektir. Hak Teâlâ :
—Yalan söyledin! Lâkin sen cesur denilmek için
çarpıştın. Gerçekten denildi de! Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ye
yüz üstü sürüklenecek, nihayet cehenneme atılacaktır.
Bir de ilmi öğrenip öğreten ve Kur'ânı okuyan bir
adamdır. Bu da getirilerek kendisine nimetlerini tarif edecek, o da onları
tanıyacaktır.
— Bunlar hakkında ne yaptın? Diye soracak. O adam :
— İlmi öğrendim ve öğrettim. Senin rızân için Kur'ânı
da okudum! Diyecek. Teâlâ :
— Yalan söyledin! Lâkin sen ilmi âlim denilsin diye
öğrendin; Kur'ânı da o kaari'dir denilsin diye okudun; gerçekten denildi de.
Buyuracak.
Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzü üstü
sürüklenecek; nihayet cehenneme atılacaktır.
Bir de Allah'ın, yakasını genişlettiği ve kendisine
malın her çeşidinden verdiği adamdır. Bu da getirilerek ona nimetlerini tarif
edecek; o da onları tanıyacaktır.
— Bunlar hakkında ne yaptın? Diye soracak. O adam:
—Uğrunda mal sarf edilmesini dilediğin hiç bir yol
bırakmadım. Mutlaka senin için sarf ettim! Diyecek. Teâlâ Hazretleri:
—Yalan söyledîn! Lâkin sen, o cömerttir desinler diye
yaptın. Gerçekten denildi de! Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ve
yüzü üstü sürüklenecek. Sonra cehenneme atılacaktır.
İnsanoğlunda bulunan bütün organlardan tezahür eden
davranışların güzelliği kalp güzelliğine, yani kalpteki niyetin samimiyetine
bağlıdır. Gözün güzel bakması, aklın faydalı şeyleri düşünmesi, kulağın gerçeği
duyması, elin iyiye uzanması, ayakların hayra yürümesi, kalbin iyi niyetine
bağlıdır. Dil her halükarda konuşur, ama konuşanın niyeti doğruyu dile getirmek
değil de insanların sevgisini kazanmaksa, ayette de bildirildiği üzere kendisine
dünyalık istediği her şey verilir. Ama ahirette nasibi kalmaz. Bütün uzuvlarımız
için bu örneklerin sayısını çoğaltabiliriz. Sevgili Peygamberimizde bir
hadislerinde şöyle buyurmaktadır.
إِنَّ الله لا يَنْظُرُ إِلى أَجْسامِكْم ، وَلا إِلى صُوَرِكُمْ ،
وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعمالِكُمْ
“Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize
değil, kalblerinize bakar.”
Bir başka hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.s.) “ Şunu iyi bilin ki, insan
vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün
vücut iyi olur; bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir”
buyurmaktadır.
Samimi ve ihlâsla yapılan bir niyetin insanoğluna
sağladığı bir başka güzellik ise, asıl itibariyle ibadet olmayan hususlara iyi
niyet sayesinde ibadet değeri katmasıdır. Nitekim yürüdüğümüz yolda bulunan taşı
“Allah rızası niyetiyle” kaldırmak, yine O’nun rızası doğrultusunda helal lokma
kazanmak için çalışmak, kişiyi ibadet sevabına ulaştırmaktadır. Hatta uyku bile
Allah rızası doğrultusunda gerçekleştiği zaman kişi uykusundan uyanıncaya kadar
ibadet yapıyor demektir. Kur’an-ı Kerimde geçen
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et”
ayet-i kerimeyi şöyle anlamamız daha doğru olacaktır. Öyle bir hayat geçir ki,
ölüm sana geldiği zaman seni ibadet yaparken bulsun. Böyle bir ölümün yolu ise
ibadetlerimizi Allah rızası için yapmakla mümkündür. Allah rızası niyetiyle
hayatın hangi alanında olursa olsun yapılan işler kişiyi ibadet yapıyor
mertebesine ulaştıracak ve böyle bir ölüm ise, ibadet yaparken ölmek anlamına
gelecektir.
Niyet o kadar değerlidir ki, bir şey niyet
edilip yapılmasa dahi bu sebeple kişi Allah katında sevap kazanmaktadır. Şöyle
ki, Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır. “Allah Teâlâ
iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu
şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenâb-ı Hak bunu
yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak
ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz
misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de
vazgeçerse, Cenâb-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan
bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenâb-ı Hak o fenalığı sadece bir
günah olarak yazar.”
Ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere, samimi bir
niyete dayanmayan hiçbir şeyin Allah katında değeri yoktur. Bu sebeple yapmaya
gayret ettiğimiz bütün işlerimizi dünya ve ahirette razı olacağımız bir hale
dönüştürmenin en temel yolu niyetimizi halis hale getirmek olmalıdır. Çünkü
niyetin en temel şartlarından başında ihlâslı olmak gelmektedir. İhlas, Saf ve
hâlis olmak, karışık ve şâibeli olmamak ve kurtulmak, anlamındaki "h-l-s"
kökünden türeyen ihlâs kelimesi sözlükte, bir şeyi hâlis kılmak, halis olmak,
özünü almak ve seçmek; din ıstılahında ise îmân, ibâdet, itâat, ahlâk, amel,
dua... gibi her türlü dinî görevleri, halkın övme ve beğenmesini, yerme ve
kınamasını düşünmeksizin sırf Allah için iyi ve halis bir niyetle yapmak, şirk,
nifak, riya (gösteriş) ve süm'a (duyurma) vb. şâibelerden uzak durmak, söz, fiil
ve davranışlarında samimi ve dosdoğru olmak demektir. Bu şekilde hareket
edenlere muhlis denir.
İnsanın Allah’a karşı yapmış olduğu kulluk
vazifelerinde, aile, arkadaş ve toplumsal ilişkilerde kendisinde bulunması
gereken en önemli ahlaki prensiplerin başında ihlâs ve samimiyet gelmektedir.
Her işte sonucu güzelleştiren ihlâs, niyetlerinde en vazgeçilmez unsurudur.
Niyet ve ihlâs bir bütünün iki yarısı gibi birbirini tamamlarlar.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de gösteriş için yapılan
işin geçersizliğini bizlere şöyle bildirmektedir.
يَا
أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ
صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ
وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ
“Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp,
insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet
ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın...”
İnsan sabah uyandığı andan gece tekrar uykuya daldığı ana kadar yaptığı her
işte, her an ihlası ayakta tutmalı, her an Allah'a karşı samimi ve dürüst olmaya
niyet etmeli ve bu konuda iradesini ve vicdanını son noktasına kadar
kullanmalıdır. Çünkü ihlas, kişiye doğallık ve samimiyet kazandırmakta, yapmacık
tavırlardan alıkoymaktadır. Buda Yüce Rabbimizin ve birlikte yaşadığımız
insanların bizlerden razı olmasına vesile olacaktır.
Vaazımızın bu kısmına kadar yapmış olduğumuz,
ayet ve hadislerin ışığında şu hususları maddeler halinde dile getirebiliriz.
Sonuçlar, kişinin öncesinde yapmış olduğu niyete
bağlıdır. Sevap açısından da durum böyle değerlendirilmelidir. Niyet ihlâslı ise
sevap var, niyet ihlâslı değilse sevap yok demektir. Yapmış olduğumuz işlerden
sevap kazanmak arzusu içerisinde isek öncelikle yapmış olduğumuz işler için
samimi bir niyette bulunmamız gerekmektedir.
Niyetin yapıldığı mahal kalptir. Dille yapılan
niyet kalbe ulaşmadıkça işin neticesinden dünyalık fayda alınsa bile ahiret
açısından hiçbir fayda ele alınmayacaktır. Kalbi niyeti tam ve ihlâslı olan
insanın ise dil ile niyeti hatalı olsa bile bu husus kendisinden kabul
edilecektir. İbadetleri makbul ve değerli kılan kalptir. Bu sebeple öncelikle
kalbi kin ve haset gibi mânevî ve içtimâî hastalıklardan arındırmalı, mükemmel
hâle getirmeye çalışılmalıdır.
İtikadi açında çok tehlikeli olan münafıklığın
sebebi ise, inanç açısından niyetin Allah katında kabul edilebilir bir niyet
olmamasıdır. Çünkü münafıklar inanmadığı halde inanmış gözüken kimselerdir.
İnanmanın temeli ise kalp ile niyete bağlıdır. Dil ikrar etmese bile kalbinde
iman taşıyan ve bu niyetle yaşayan insan Müminken, dil ile iman ettiğini
söyleyen insan kalbinde iman taşımayan ve buna niyeti olmayan insan ise münafık
olarak değerlendirilmektedir.
Hz. Mevlana’nın “Ya göründüğün gibi ol, Ya
olduğun gibi görün” sözüyle çok güzel bir şekilde ifade ettiği üzere insan içi
ve dışı bir olmalıdır. Kendisinde olmayan şeyleri varmış gibi insanlara
göstermek hiçte ahlaki olmayan hususlardır. Ya niyetimizi halis hale
getiriceğiz, yada yapmış olduğumuz davranışlarımızı niyetimize göre
şekillendireceğiz.
Aldatan aslında sadece kendini aldatmaktadır.
Çünkü yapılan her işin hesabı ahirette elbette sorgu ve suale çekilecek,
neticesinde cennet veya cehennem verilecektir. Bu sebeple niyeti halis olup,
samimiyet çerçevesinde yaşayan insan kendi menfaatine hareket ediyor demektir.
İnsanları aldatan, içten inanmadığı halde inanan insan ise kendini aldatıyor
demektir ki, bunun zararı da, dünyada görülmese bile ahirette çok acı bir
şekilde görülecektir.
Günlük hayatta yapmış olduğumuz her işi ihlas ve
samimiyet içinde yapmalıyız. İnsanlardan menfaat gözetmek için işleri yerine
getirmek bir Müslüman’a yakışmayacak davranış şekillerindendir. Çünkü inanan bir
kişi hayatında yapmış olduğu bütün işlerle beraber, ibadetlerinde de Allah'ın
dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini
elde etmeye çalışmaz.
Yüce Rabbim niyetlerimiz halisane yapmamızı,
yapmış olduğumuz her şeyi kendi rızası doğrultusunda sürdürmeyi, dünya ve
ahirtte mutlu ve bahtiyar olmayı cümlemize nasip etsin.
Cumanız mübarek olsun. Allah’a emanet olun.
Ahmet ÜNAL
Vaiz
|