|
KURBAN İBADETİ
Yaklaşmak, Allah’a yakın olmaya vesile olan şey anlamına gelen "kurban"
kelimesi, dini terim olarak, Allah rızasını kazanmak amacı ve ibadet niyetiyle
belirli vakitte, belirli nitelikleri taşıyan hayvanı usulünce kesmek demektir.
Yüce
dinimiz insanı yaratıcısına yakınlaştırmak, O’na ulaştırmak veya Allah ile kulu
arasındaki bağı sağlamlaştırmak ve benzeri maksatlarla çeşitli ibadetleri meşru
kılmıştır ki, namaz, oruç, hac, zekat ve kurban ibadeti de bunlardan
bazılarıdır.
Bir
ibadet olarak kurban insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlık tarihi boyunca
hemen bütün ilahi dinlerde kurban kesmek, insanı Allah’a manen yaklaştıran bir
ibadet sayılmıştır. Kur’ân’ı-Kerim’de Hz. Ademin iki oğlunun Allah’a kurban
takdim ettiklerinden haber verilmesi
(Maide 5/27),
bunun yanında bir başka ayette ilahi dinlerin hepsinde kurban hükmünün varlığına
işaret edilmesi (Hac,
22/34), hayli değişikliğe uğramış şekliyle de
olsa kurbandan Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da söz edilmesi bu ibadetin ne kadar
eskilere dayandığını göstermektedir.
SÖZLÜK ANLAMIYLA KURBAN
Allah'a yaklaşma ve yaklaştıran şey
anlamıyla kurban kelimesi, Adem (a.s.)ın çocuklarına atıf yapan şu âyette dile
getirilmektedir:
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ
ابْنَىْ ادَمَ بِالْحَقِّ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا
وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاخَرِ
“(Ey
Muhammed) Onlara Ademin iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyla oku. Hani her ikisi
birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti
(Maide, 5/27).
Ayet-i kerime, Allah’a yaklaşmak
maksadıyla O’na kurban ibadetinin insanlıkla birlikte başladığına işaret
etmektedir. Adem'in iki oğlu Habil ve Kabil'dir. O günün uygulaması gereği
Kabil, bir miktar değersiz ekin, Habil ise en iyi bir koç kurban olarak Allah’a
sunmuşlardır. Allah, Kabil'in kurbanını kabul etmiş, Habil'in kurbanını ise
kabul etmemiştir.
"Kurban" kelimesinin anlamı; Allah’a
yakın olmaktır. Ayette geçen "kurban" kelimesi bu anlamda kullanılmıştır.
Bu âyette geçen "kurban" bizim kurban bayramında kestiğimiz ve Arapça'da
"udhiyye" olarak ifade edilen kurban anlamında değildir.
"وَلِكُلِّ
اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ عَلى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ
بَهيمَةِ الْاَنْعَامِ..."
“Her ümmet için, Allah’ın kendilerine
rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru
kıldık…”
( Hac, 22/34)
Ayette geçen “mensek” kelimesi, “kurban kesmek ve
kurban ibadeti, kurban edilecek zaman ve ibadet edilecek yer” manalarına gelir.
Bakara suresinin 196. ayetinde geçen “nüsük” kelimesi de kurban anlamındadır.
KURBAN DİNIN BELİRGİN ÖZELLİKLERİNDEN BİRİDİR
Yüce Allah, her semavi din mensupları için kurban
ibadetini meşru kılmış olduğunu şu ayette açıkça beyan etmektedir:
Kurban, Allah'ın dininin nişanelerinden biridir:
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا
لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللّهِ لَكُمْ فيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّهِ
عَلَيْهَا صَوَافَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا
الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذلِكَ
سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ
لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“Kurbanlık deve ve sığırları da, sizin
için Allah'ın (dininin) nişanelerinden (kurban) kıldık. Sizin için onlarda
hayır vardır. O halde onları saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde)
üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit (yani canları
çıktığında) onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de
yedirin. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz”
(Hac, 22/36).
Ayette geçen “büdn” kelimesi; büyük baş
hayvanlar demektir. “Şeâir” kelimesi, kurbanın dinin adetlerinden olduğunu ifade
eder.
BU GÜNKÜ ŞEKLİYLE KURBAN İBADETİ
Bu günkü şekliyle
dinimizdeki kurban ibadeti, Hz. İbrahim (a.s.) ile başlar.
Hz. İbrahim bir
oğlu olduğu takdirde onu Allah'a kurban etmeyi adamıştı. Zaman geçip oğulları
dünyaya gelmesinden sonra, kendisine bu ahdi rüyasında hatırlatılmış, İbrahim
(a.s.) rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde yorumlamış ve büyük bir
imtihan karşısında olduğunu anlamıştı. Hz İbrahim hiç tereddüt göstermeden bu
konuyu oğlu Hz. İsmail’e açmış, baba oğul büyük bir teslimiyetle ilâhî emri
yerine getirmeye yöneldikleri sırada, yüce Allah, onların bu bağlılıklarına
karşılık Hz. İsmail yerine bir koçun kurban edileceğini Cebrail vasıtasıyla
kendisine bildirmişti. Bu tarihî olay Kur'ân’ı-Kerimde şöyle haber
verilmektedir:
رَبِّ هَبْ لى مِنَ
الصَّالِحينَ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَليمٍ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْىَ
قَالَ يَا بُنَىَّ اِنّى اَرى فِى الْمَنَامِ ْ اَنّى اَذْبَحُكَ فَانْظُر مَاذَا
تَرى قَالَ يَا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنى اِنْ شَاءَ اللّهُ مِنَ
الصَّابِرينَ فَلَمَّا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبينِوَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَا
اِبْرهيمُقَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَا اِنَّا كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ اِنَّ
هذَا لَهُوَ الْبَلؤُا الْمُبينُ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظيمٍ وَتَرَكْنَا
عَلَيْهِ فِى الْاخِرينَ سَلَامٌ عَلى اِبْرهيم كَذلِكَ نَجْزِى الْمُحْسِنينَ
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنينَ
“(İbrahim), 'Ey Rabbim! Bana iyilerden
(bir oğul) ihsan et', dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Oğlu yanında koşacak çağa gelince; 'Ey oğlum!, Ben seni rüyamda boğazladığımı
görüyorum, bir düşün, ne dersin?' dedi. (İsmail), 'Babacığım! Sana ne
emrolunuyorsa onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın' dedi. Nihayet
her ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olup. İbrahim de onu yüz üstü yere
yatırınca, ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat
gösterdin, şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız” “Şüphesiz bu
apaçık imtihandır.” (İsmail'e karşılık) büyük bir kurbanlık fidye verdik.
Kendisinden sonra gelenler arasında ona güzel bir nam bıraktık. Selam olsun
İbrahim’e, 'İşte biz iyi insanları böyle ödüllendiririz. Çünkü o mü’min
kullarımızdandır” (Saffat,
37/100-111).
Diğer
bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da niyet ve ihlas şarttır.
Kısaca hatırlatalım ki "ihlas", bir işi, bir ibadeti başka bir şey
için değil, sırf Allah rızası için yapmaktır. Kur’an’ı-Kerimde;
لَنْ
يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى
مِنْكُمْ..."
“Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin
takvanız ulaşır’
(Hac,22/37) anlamındaki âyet, bütün
ibadetlerin temel şartı olan "ihlas"a vurgu yapmaktadır.
Sevgili peygamberimiz de, bu hususu şöyle ifade
etmektedir:
إنما الأعمال بالنيات، وإنما
لكل امرىء ما نوى
“Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir.
Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan ancak odur.”
Kur'ân'da Kurban kesilmesi emredilmektedir: …
فَصَلِّ
لِرَبِّكَ وَانْحَرْ
“Rabbın için namaz kıl, kurban kes”
(Kevser, 108/2).
Bu
âyetteki "venhar" emri, ""kurban kes" anlamına geldiği gibi, bunun başka
anlamlara da geldiğini söyleyen bilginler bulunmaktadır.Ayetteki emrin sadece
Peygamberimize mi, bütün müslümanlara mı yönelik olduğu hususunda da farklı
görüşler ortaya konulmuştur.
Kurban ibadetinin kesin dayanağı, konu ile ilgili Peygamberinizin sözleri ve
uygulamalarıdır. Kurban ibadeti; hicretin ikinci yılında meşru
kılınmıştır. Peygamberimiz (a.s.) bir çok hadisinde kurban kesilmesini
teşvik etmektedir:
مَا
عَمِلَ آدَمِىٌّ يَوْمَ النَّحْرِ أحَبّ .إلى اللّهِ تَعالى مِنْ إهْرَاقِ الدِّمَ
إنَّهَالَتَأتِى يَوْمَ الْقِيَامَةِ بُقُرُونِهَا وَأشْعَارِها وأظﻼَْفِهَا،
وَإنَّ الدَّمَ لَيَقَعُ مِنَ اللّهِ تَعالى بِمَكَان قَبْلَ أنْ يَقَعَ في اﻷرْضِ
فَطِيبُوا بِهَا نَفْساً َ
ٍ
“Ademoğlu
kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmaz.
Şüphesiz ki kesilen kurban kıyamet günü boynuzları , kılları ve tırnakları ile
gelir. Hiç şüphe yok ki kesilen kurban, kanı yere akmadan önce Allah katında
kabul görür. Öyleyse gönüllerinizi kurban ile hoş ediniz.”
Peygamberimiz (a.s.) Medine'de 10 yıl ikamet etmiş ve
her yıl kurban kesmiştir:
نَحَرَ
النَّبىُّ سَبْعَ بَدَنَاتٍ بِيَدِهِ قِيَاماً وَضَحَّى في المدينةِ كَبْشَيْنِ
أقْرَنَيْنِ أمْلَحَيْنِ، يَذْبَحُ وَيُكَبِّرُ وَيُسَمَّى وَيَضَعُ رِجْلَهُ عَلى
صَفْحَتَهما
Enes (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (a.s.), yedi
deveyi kurban olarak eli ile ayakta kesti. Medine'de ise, boynuzlu ve alacalı
iki koç kurban etti. Resûlullah (a.s.) keserken tekbir getiriyor, besmele
çekiyor ve ayağını hayvanların boyunlarının üzerine koyuyordu"
KURBAN KESMEKLE YÜKÜMLÜ OLANLAR
Kurban kesmekle akıllı, buluğa ermiş ve nisap miktarı
para veya servete sahip olan mukim
müslümanlar yükümlüdür. İmam-Şâfiî, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre
dinen yolcu sayılan kimseler de kurban kesmekle yükümlüdürler.
Kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü;
kişinin aslî ihtiyaçlarının ve borcunun dışında nisap miktarı malının veya
parasının bulunmasıdır. Nisap miktarları; beş deve, 30 sığır, 40 koyun-keçi,
80.18 gram altın veya bu değerde para veya ticaret malı, 561 gram gümüş ve 650
kilogram toprak mahsulüdür.
Zekat ile yükümlü olmak için nisap miktarı malın
artıcı nitelikte olması ve üzerinde bir yıl geçmesi şart olmasına karşılık,
kurban ibadeti ile yükümlü olmak için bu şartlar aranmaz.
KURBAN KESMENİN DİNİ HÜKMÜ
Kurban kesmek İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye göre vacip,
İmam Muhammed, İmam Ebu Yusuf, İmam Şafiî, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel'e
göre sünnet-i müekkededir.
Hükmümün vacip veya sünnet-i müekkede olması, uygulamaya bir etki yapmamaktadır.
Her iki görüş sahipleri de gücü yeten kimsenin kurban kesmelerini öngörmektedir.
İmkanı olanların kurban kesmeyi terk etmelerine ruhsat vermemişlerdir.
مَنْ كَانَ لَهُ
سَعَةٌ، وَلَمْ يُضَحِّ، فَلاَ يَقْرَبَنَّ مُصلانَا
“Kim imkanı olduğu halde kurban kesmezse bizim
mescidimize yaklaşmasın”
anlamındaki hadis, İmam-ı A'zam'ın bu konudaki görüşünün dayanaklarından
biridir.
Hadisin Ebu Hanife'ye delil oluşu şu yoruma
dayanmaktadır: “Hadiste yer alan böylesine güçlü bir uyarı, ancak vacip olan bir
ibadetin terki konusunda yapılmış olabilir. Kurban vacip olmasaydı terk eden
kimse için Hz. Peygamber böyle bir ifadeyi kullanmazdı.”
Ebu Hanife'ye göre kurbanın vacip olduğunun diğer bir
delili Peygamberimizin, kurban kesmeyi hiç terk etmemiş olmasıdır.
Ayrıca, Hz. Peygamberin Ebu Bürde'ye namazdan önce kestiği kurbanın yerine bir
başkasını kesmesi gerektiğini söylemiş olması da, kurbanın vacip olduğunu
gösteren bir delildir. Bu görüşü destekleyen diğer bir delil de Hz.
Peygamberin;
مَنْ ﮐﺎﻥ ذَبَحَ مِنْكُمْ قَبْلَ الصلاةِ، فَلْيُعِدْ
أُضْحِيَّتَهُ. وَمَنْ لاَ، فَلْيَذْبَحْ عَلَى اسْمِ الله.
“Kim (bayram) namazını kılmadan önce kurbanını kesmişse,yerine bir diğerini
kessin. Kurbanını henüz kesmemiş olan da Bismillah diyerek kessin”
şeklindeki sözüdür.
Kurbanın müekked sünnet olduğunu söyleyenlerin
delilleri ise bu konuda Kur’ân’ı-Kerimde açık bir emrin bulunmaması ve
Peygamberimizin bazı sözleridir:
إذا.دخلت
العشر وأراد أحدكم أن يضحي، فلا يمس من شعره وبشره شيئا
"Bilinen on gün
(Zilhiccenin on günü) girdiği vakit kurban kesmek
isteyen kimse, (kurban edeceği hayvanın bedeninden) bir kıl almasın bir
tek tırnak kesmesin”.
Bu hadiste Peygamberimiz "kurban kesmek isteyen
kimse" ifadesiyle kurban kesmeyi kişinin iradesine bırakmıştır. Bu da kurban
kesmenin vacip olmadığını ifade eder.
KURBAN EDİLEBİLECEK HAYVANLAR
Dinen kurban edilebilecek hayvanlar; koyun, keçi,
sığır, manda ve devedir. Bunların dışındaki hayvanlardan kurban
edilebileceğine dair bir delil yoktur.
Bu itibarla, tavuk, kaz, ördek, deve kuşu ve ceylan gibi hayvanların kurban
olarak kesilmesi geçerli olmaz.
Kurbanın geçerliliği açısından kurban edilecek
hayvanların erkek veya dişi olmaları arasında fark yoktur.
Kurbanlık hayvanlardan koyun veya keçi ancak bir kişi
tarafından urban edilir. Bunun yanında sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar
ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında da bir sakınca
yoktur.
Ortakların iştirakiyle kesilen kurbanlarda,
ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılımda bulunmalıdırlar. Ortaklardan biri
her hangi bir şekilde kurban niyetiyle değil de, et alma kastıyla kurban
kesimine iştirak ederse, bu durumda diğerleri de niyet ettikleri kurbanları
kesmiş sayılmazlar.
Koyun ve keçi cinsi hayvanlar, bir yaşını
doldurduktan sonra kurban edilebilir. Koyunun, altı ayını tamamladığında, bir
yaşını doldurmuş, diğer koyunlar gibi semiz ve gösterişli olanı da kurban
edilebilir.
Sığır ve manda cinsinden olan hayvanlar iki yaşını,
deve ise beş yaşını doldurduktan sonra kurban olarak kesilebilir.
Kurban edilecek hayvanların niteliklerine gelince;
kurban bir ibadet olduğu için kurbanlık hayvanların, kurban olmaya mani
kusurları taşımaması gerekir. Bu kusurlar Peygamberimizin hadislerinde
لا يُضحَّى بالعرجاءِ بيِّنٌ
ظَلعُها ولا بالعوراءِ بيِّنٌ عورُها ولا بالمريضةِ بيِّنٌ مرضُها ولا بالعجفاءِ
التي لا تُنقى.
“Topallığı
açıkça belli olan, körlüğü açıkça belli olan, hastalığı açıkça belli olan hasta
ve iliği kurumuş derecede zayıf olan hayvanlar kurban edilmez”
şeklinde ifadesini bulmuştur.
Diğer taraftan kurban edilecek hayvanın, sağlıklı,
azaları tamam ve besili olması, ibadetin gaye ve mahiyetine uygun olduğu gibi,
sağlık kurallarına da uygun düşer. Bu hadisin ışığı altında, kurbanlık hayvanın
kurban olmasına mani kusurları şöyle ifade edebiliriz.
a) İki veya bir gözü kör,
b)Aşırı derecede zayıf,
c) Yürüyemeyecek derecede kötürüm ve topal,
d) Kulağının ve kuyruğunun üçte birden fazlası kopmuş
e) Dişlerinin yarıdan fazlası dökülmüş
f) Doğuştan kulağı olmayan,
g) Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş,
h) Ağır hasta olan hayvanları kurban etmek caiz
olmaz.
Bu itibarla kurbanlık satın alırken, kusurlu olup
olmadığına dikkat etmek gerekir.
Bununla birlikte, semiz olması için koyunların
kuyruklarının usulünce düşürülmesi, boynuzlarının ilaçla düşürülmesi ve hayvan
üretimini ve kökenini kontrol etmek için hayvanların kulaklarına delinerek küpe
takılması, bu hayvanların kurban edilmelerine engel teşkil etmez . Çünkü
zikredilen hayvanın değerini düşürmez.
KURBANIN KESİM ZAMANI
Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde, kurban
bayramının ilk üç günü bayram namazının kılınmasından sonra, üçüncü günü
akşamına kadar olan süre zarfında kesilebilir. Bayram namazı kılınmayan yerlerde
ise, aynı süre içinde sabah namazı vaktinden itibaren kurbanlar kesilebilir.
Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban
kesmek caiz olmaz. Nitekim bir hadiste Hz. Peygamber:
إن أول ما نبدأ به في يومنا هذا
أن نصلي، ثم نرجع فننحر، من فعله فقد أصاب سنَّتنا، ومن ذبح قبل فإنما هو لحم
قدَّمه لأهله، ليس من النُّسُك في شيء
“Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazını
kılmak, sonra (evlerimize) dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa
sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim (namazdan) önce kurban keserse, o ancak
ailesine bir et sunmuş olur. Bu kestiği kurban olmaz”
buyurmuşlardır.
Kurbanın rüknü, kurban edilmesi caiz olan
hayvanlardan birini kesmek olduğundan, kurbanın bedelinin yoksullara
verilmesiyle kurban kesilmiş olmaz. Bu şekilde verilen para sadaka olur.
Dinimizde normal zamanlarda olduğu gibi, kurbanlık
hayvanın kesiminde de gerekli şartlara uymak gerekir. Efdal olan kişinin
kurbanının bizzat kesmesidir. Peygamberimiz (a.s.), kurbanlarını bizzat kendisi
kesmiştir.
Bir kimse kurbanını bizzat kesemiyorsa, o zaman ehil birine vekalet vererek
kurbanını kestirir. Kendisi de mümkünse orada hazır bulunur.
Kurbanı kesen kimse, kurbanlık hayvana eziyet
vermemelidir. Ehil olmayan kişiler kurban kesmemeli ve kesim esnasında hayvana
eziyet edilmemelidir..
Kesim esnasında hayvan yere yatırılırken,
اِنّى وَجَّهْتُ وَجْهِىَ
لِلَّذى فَطَرَ السَّموَاتِ وَالْاَرْضَ حَنيفًا وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكينَ
“Ben
hakka yönelen birisi olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim, ben
Allah’a ortak koşanlardan (müşriklerden) değilim”
(En’am, 6/79).
قُلْ
اِنَّ صَلَاتى وَنُسُكى وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتى لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ
“
Şüphesiz benim namazım, ibadetim (Kurbanım) hayatım ve ölümüm hep alemlerin
rabbı olan Allah içindir"
(En’am, 6/162)
mealindeki ayetleri okur. Kurban kesen kişi devamla, “Allahuekber Allahuekber,
la ilahe illallahu vallahu ekber, Allahuekber velillahi’l-hamd” der, ara
vermeden “Bismillahi Allahuekber” diyerek kesimi yapar.
Usulüne göre kesim işlemi,
hayvanın yemek ve nefes boruları ile, iki şah damarının kesilmesi ile
gerçekleşir. Hayvan henüz ölmeden başını bedeninden ayırmak ve derisini yüzmeye
başlamak, uygun bir davranış olmaz. Kurban kesildikten sonra sahibinin iki rekat
namaz kılarak şükürde bulunması güzel bir davranış olur.
Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban
edildiğinde, etleri ortaklar arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim
edilir. Ancak, bir ailenin fertlerinin ortaklaşa kestiği kurbanın etinin bu
şekilde taksimi gerekmez. Böyle bir kurban tamamen bir hayır kurumuna
verilecekse etinin taksim edilmesi gerekmez.
Kur’an’ı-kerimde kurban eti hakkında,
.فَكُلُوا مِنْهَا
وَاَطْعِمُوا.
“…Ondan yeyiniz, yediriniz”
buyurulmuştur (Hac,22/36)
Kurban kesmenin maksatlarından biri de, yoksulların
evine et girmesini temin etmektir. Bu itibarla, kurban etinin hepsini yoksullara
sadaka olarak dağıtmak veya aile efradı için alıkoymak caiz ise de, en uygun
olanı kurban etini üçe taksim edip, birini kurban kesemeyen kimselere dağıtmak,
bir bölümünü akraba tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de aile için
alıkoymaktır. Şayet kurban kesen kimsenin aile fertleri kalabalık ve hali vakti
de çok iyi değilse, kurban etini dağıtmadan tamamını çoluk çocuğu için
alıkoyabilir.
Kurban, hayatımızda gerek fert,
gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan mali ibadetlerimizden biridir.
Kişi kurban kesmekle, Allah'ın emirlerine uymuş ve kulluk bilincini muhafaza
ettiğini canlı bir şekilde ortaya koymuş olur. Kurban toplumdaki kardeşlik,
yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar. Sosyal adaletin gerçekleşmesine
katkıda bulunur. Zengine malını Allah rızasına uygun olarak ihtiyaç sahipleriyle
paylaşma alışkanlığı verir. Fakirin de bu yardımlaşma vesilesiyle, kendini
içinde bulunduğu toplumun bir üyesi olma hissini yaşamasına vesile olur. Diğer
taraftan kurban kesmekle sadece nisap miktarı mala sahip olan zenginlerin ve
orta tabakanın mükellef oluşu, kesilen kurbanların hastalıklı, sakat, kör ve
topal olmamasının istenmesi ve kurbanın etiyle ilgili sünnetteki tavsiyeler
göstermektedir ki, dinimiz, kurban kesme emriyle ibadetlerde ihlas,sosyal
sorumlulukların bilincinde olmak gibi bir takım manevi, ahlaki ve sosyal
maksatlara ulaşmayı da hedeflemiştir.
Kurban kesmekle dinimizin bir
emrine uyulmakta, sağlıklı, değerli ve önemli bir mal Allah yolunda feda
edilmekte, böylece insanlar, Allahın emrine uyma ve cömert olma alışkanlığını
kazanmaktadırlar. Kurban, can da dahil olmak üzere, bir mü’minin yeri geldiğinde
bütün varlığını da Allah yolunda feda etmeye hazır ve muktedir olduğunun
sembolik bir göstergesidir.
Kurban kesmenin sosyal ve iktisadi
açıdan da bir takım faydaları vardır. Kurban bayramı sebebiyle milyonlarca
hayvanın kesildiğini ve geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri sürüp,
kurban kesmenin ekonomik bakımdan sakıncalı bir davranış olduğunu iddia edenler
olabilir. Ancak kesilen kurbanların dinimizde ifadesini bulan manada
değerlendirilmesi, israftan kaçınılması, ihtiyaç sahiplerinin ve çevremizdeki
insanların bundan istifade ettirilmesi, sosyal bünyemizde insani ilişkiler
bağlamında faydalı neticeler ortaya çıkarmaktadır. Kaldı ki bir sene boyunca
zaten insanların gıda ihtiyacını karşılamak için belirli oranda kesim
yapılmaktadır.
Kurban ibadetimizin yerine
getirilmesiyle, besiciliğin teşvik edildiği, işsizlere iş sahası açıldığı,
pazarlara bir hareket geldiği, bu işle uğraşan insanlarımızın belirli bir kazanç
elde ettiği de bir gerçektir.
Dinimizin temizliğe ne kadar önem
verdiği bilinen bir gerçektir. Müslümanın hayatının her safhasında, dinimizin bu
prensibine riayet etmesi gerekir. Kurban kesimi ile ilgili olarak bu prensibi
tahakkuk ettirebilmek için, imkanlar oluşturulan yerlerde, kurban kesim
işlemleri ilgililerce önceden tespit edilen yerlerde yapılmalıdır. Kurban
kesildikten sonra çevre temizliği iyice yapılmalı, yol kenarlarında, insanların
ortak kullanım alanlarında, dışarıda, insanlara rahatsızlık verecek hiçbir şey
bırakılmamalıdır. Bu husus, kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı
gösterilecek bir saygının da gereğidir. Bir taraftan kurban ibadetimizi yerine
getirirken, diğer taraftan insanlara davranışlarımızla rahatsızlık vermemiz
doğru bir davranış olmaz.
SONUÇ
İnsan, yaratılışı gereği kendi
Yaratıcısı ile yakınlık kurma ihtiyacı hisseden bir varlıktır. Yüce dinimizde
insanın Yaratıcısı ile yakınlık kurmasını sağlayan sayısız yollar vardır. Bütün
ilahi dinlerde yer alan ve Allah'a yakınlık sağlamaya vesile olan şey
anlamındaki kurban ibadeti de bu yollardan biridir.
Dinimizdeki kurban ibadeti, yüce
Allah'a karşı engin ibadet duygusunu bize kazandırır. Kurban, fert ve toplum
hayatı açısından çok çeşitli işlevi olan mali bir ibadettir. Bu ibadetimiz,
kendisinden hedeflenen insani ve sosyal manalar özümsenerek ifa edilmelidir.
Olgun insan kimliğimizin
oluşmasında ve bu özelliğimizin devam ettirilmesinde en önemli unsur dini
olgulardır. Böylesine ulvi duygularla mücehhez bireylerin oluşturduğu toplumlar
insanlık camiası içinde daha uyumlu, daha paylaşımcı ve hoşgörülü olurlar.
İbn Rüşd,
Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed, Bidayetü’l-Müctehid ve
Nihâyetü'l-Muktesıd, I, 347, Ahmet Kamil Matbaası, 1333, İstanbul.
Şirbini, Hatîb Şemsüddin Muhammed Muğni’l-Muhtac ila Marifeti
Meâni'l-Elfazi’l-Minhac, IV,282, Mısır, 1958. İbn Kudâme,
el-Makdisi, Abdurrahman b. Muhammed. eş-Şerhu’l- Kebir, Xl,
94Matbaatu’l-Menar, Mısır, 1348.
İbn Hümâm, Muhammed
b. Abdulvâhit, Şerhu Fethu’l-Kadir, VIII,467. Daru
İhyai’t-Türasi'l-Arabî, Beyrut, tarihsiz.
|