|
GÖRGÜ
KURALLARI
“Âdâb",
edeb kelimesinin çoğuludur. "Edeb", sözlük anlamı ile, "terbiye", "utanma",
"usul", "yol" ve "kaide” gibi anlamlara gelir. ”Muaşeret" ise
birlikte yaşayıp iyi geçinme demektir.
Bir
İslam ahlakı terimi olarak “adab", göz önünde bulundurulması
gerekli olan kaideler, usuller, ahlaken uyulması gereken hususlar, terbiye ve
nezaket kuralları anlamında kullanılır. “Adab-ı muaşeret" ise
topluluk içinde normal davranış şekilleri, insanların birbirleriyle geçinmeleri
usulü, nezaket, terbiye ve görgü demektir.
Daha geniş
bir bakış açısıyla, toplum içinde yaşayan insanın, birlikte bulunduğu diğer
insanlarla uyum içinde yaşamasını sağlayan, hayatın günlük akışı sürecinde,
insanların uymaları veya sergilemeleri gereken davranış, usul ve şekillerine,
ahlâk, terbiye ve nezâket kurallarına, İslâm'ın güzel saydığı söz ve
davranışlara, insanların kendisine davet olunan bütün hayır, zarâfet, usluluk
ve güzel ahlâk kurallarını adâb-ı muaşeret diye tanımlamak
mümkündür.
Kâinatı en
mükemmel bir düzen ve intizam üzere var eden Allah, bu düzen içinde insanı en
güzel bir kıvamda yaratmış ve gerçeği şu ayet-i kerimede ifade buyurmuştur:
لَقَدْ
خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
“ Biz insanı
en güzel şekilde yarattık”
(Tin, 95/4).
Bu güzel
yaratılış, maddi yapıyı olduğu kadar, insanın manevi yapısının, soysal ve ahlaki
davranışlarının temel niteliğini ve son noktada olması gereken şekli ve tarzı da
kapsamaktadır. Bu temel niteliğin ona verilmesi, kendisini yüklenen kulluk
vazifesini en güzel biçimde yerine getirmesini sağlamak hedefine yöneliktir.
İşte bundan dolayı Yaratıcı Kudret diğer varlıkları da insanın istifadesine
vermiş, böylece onu, âlem içinde hâkim duruma getirerek kendisine muhatap ve
kulluk ile mükellef kılmıştır. Peygamberleri vasıtasıyla mutluluğa ulaştıran
yolları göstermiş, iyi ve güzeli, kötü ve çirkini öğretmiştir. Her şeyi mükemmel
olarak yaratan Allah, insanlara da bu mükemmel nizama paralel bir hayat
sürmelerini sağlayacak düsturları öğretmiş, "doğru"yu ve "yanlış"ı göstermiştir.
Kur'an'ın
bize öğrettiği ahlâk ve âdâb, zamandan zamana, mekandan mekana değişmeyen,
evrensel hayat düsturlarını temsil eder. İslam ahlak ve adabı diye nitelediğimiz
bu sistemin en güzel öreği de sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) dir. Kuran bu
hakikati şöyle ortaya koymaktadır:
وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
“Sen elbette
yüce bir ahlak üzeresin”
(Kalem, 68/4).
Bu ayet-i
kerime bir yandan Hz. Peygamberi taltif ederken, bir yandan da müminlere hayat
tarzlarını ve davranışlarını kendisine uyduracakları mükemmel bir örnek
sunulduğunu da ifade etmektedir. Nitekim, Hz. Peygamber de
انما بعثت لاتمم مكارم الاخلاق
"Ben,
ahlâkın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim."
buyurmuştur.
O, Kur'ân'dan
ibaret olan güzel ahlâkını hayatında yaptığı uygulaması ve tavsiyeleri ile
ümmetine tebliğ etmiştir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو
اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ "كَثِيرًا
“Ey
inananlar! Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar
ve Allah'ı çok anan kimseler için Resülullah en güzel örnektir”
(Ahzab, 33/21).
Sevgili
Peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde güzel ahlakın hayatımızdaki önemini şöyle
ifade buyurmaktadır:
مَا
مِنْ شئ أثْقَلُ في مِيزَانِ المُؤمِنِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ خُلُقٍ حَسَنٍ،
وَإنَّ اللّهَ تَعالى ليُبْغِضُ الفَاحِشَ الْبَذِئَ
"Kıyâmet
günü, müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah
Teâla hazretleri, çirkin, düşük söz (ve davranış) sahiplerine buğzeder."
وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ
"İnsanlara
iyi ahlakla muamele et"
Müslüman
hiçbir zaman, İslam'ı hayata aktaran bir "birim" olduğunu unutmamalıdır. Her
mümin, birey olarak bütünüyle İslam'ı temsil etme konumundadır. Her davranışı
sonuçta onun dinine, yani İslam'a mal edilecektir. Bu açıdan, İslam'ın
nezaketine gölge düşürecek davranış ve ilişkilerden kaçınmak gerekmektedir.
"Müslüman"
olduğunu söyleyen kimse, aynı zamanda İslam'ı temsil ettiğini de söylemiş
olmaktadır. Bu fiilen de böyledir. Sergilenecek her hangi bir kaba davranış, her
şeyden önce davranış sahibinin hayatını şekillendirdiği öngörülen İslam akla
gelecektir.
Hadis
bilginleri, Hz. Peygamber'in bizzat yaşadığı ve ümmetine tavsiye ettiği âdâbı
ve ahlâk kaidelerini ihtiva eden hadîsleri, topladıkları hadîs kitaplarında,
"Kitâbu'l Edeb", "Bâbu'l Edeb" gibi özel başlıklar altında bir araya
getirmişlerdir.
Edep
kurallarının büyük bir bölümü, Hz. Peygamber'in birer sünneti olduğu gibi, daha
önce geçen peygamberlerin de sünnetidir.
Rivâyetlerle sabit olan edep ve güzel ahlâk hakkındaki Peygamberî emirler
bütün ümmeti ilgilendirdiği için âdâb öğretme ve terbiye etme konumunda olan her
kişinin bu emirleri önce şahsında uygulaması, daha sonra da terbiyesi altında
bulundurduğu kişileri bu güzel ahlâk ile bezemeye çalışması gerekir. Kur'an'ın
bu konudaki uyarısı açıktır:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا
النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ
اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ. ”
"Ey
inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun; onun
yakıtı, insanlar ve taşlardır; görevlileri, Allah'ın kendilerine verdiği
emirlere baş kaldırmayan, kendilerine emredilenleri yerine getiren pek haşin
meleklerdir”
(Tahrim, 66/6).
Bu ayette
yüce Allah, hem kendimizi, hem de himayemiz altında bulunup, yetiştirmekle
sorumlu olduğumuz çocuklarımızı Allah ve Peygamberi'nin razı olduğu güzel
davranış biçimleri ile bezeyerek iyi birer mümin, "güzel" birer insan olmalarını
sağlamamızı istemektedir. Her toplumun kendi sosyal yapısına göre âdâb
anlayışı vardır. Müslümanlığa göre ahlâk âdâbın temel ölçüsünü Allah'ın koyduğu
ölçüler oluşturur. Bu ölçülere aykırı olarak âdâb geliştirilemez. Kültürler
arasındaki etkilenmelerde, milli benliğe aykırı tutumlardan kaçınmak nasıl
gerekli ise, dinin bizzat belirlediği adabın da, kültürel etkilenmelere kurban
edilmemesine dikkat etmek kaçınılmazdır. Sözgelimi, yemeği sağ elle yemek,
İslamî ölçülere göre sünnet, yani bir Peygamber tavsiyesidir. Yabancı
kültürlerin etkisi ile, "muaşeret adabındandır" diye yemeği özellikle sol el ile
yemeğe kalkışmak, İslam adabına aykırıdır, bilinçsizce bir harekettir.
Âdâb-ı
Muâşeretten Örnekler
Bir müslümanın toplum hayatında uygulaması gereken pek çok prensip vardır. Biz
bunlardan 20 tanesine kısaca değineceğiz.
1.
İyi Geçimli Olmak
Bu prensip,
beşeri münasebetlerin özünü teşkil eder. İslam’ın temel anlamlarından biri de
barış ve güven esasına dayanan hayat anlayışıdır. Bu anlayışı günlük hayatımızın
her safhasında insanlara yansıtmamız gerekir. Peygamber Efendimiz şöyle
buyurmaktadır
المسلِمُ
مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِه
"Müslüman
diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kişidir."
2. Kötülüğe Karşı İyilikle karşılık Vermek
Allah katında
sıddîkların mertebelerine erişmek için zulmedeni affetmek, irtibatı kesenle
irtibat kurmak esirgeyene esirgemeden vermek, kötülüğü iyilikle savmak gerekir.
Bu hususu yüce Allah şöyle bildirmektedir:
و لا تستوي الحسنة و لا السيئة ادفع بالتي هي احسن فاذا الذي بينك و بينه عداوة
كانه ولي حميم
"İyilik, iyi
söz ve davranış ile kötülük, (kötü söz ve davranış) bir değildir. Ben kötülüğü
en güzel biçimde sav, bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan
kimse sanki sıcak (ve samimi) bir dost oluvermiştir."
3.
Küskünlüğe, dargınlığa ve düşmanlığa son vermek.
Müslümanın
müslümanla üç günden fazla dargın durması helâl değildir. Peygamberimiz (a.s.)
وَكُونُوا عِبَادِ اللّه إِخْوَانًا. وََﻷيَحِلُّ لْمُسْلِمِ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ
فَوْقَ ﺛﻻﺚ
"Ey
Allah'ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi
helâl olmaz."
buyurmuştur.
4. Dargın
iki müslümanın arasını bulmaya çalışmak.
Bu sadaka
vermek kadar hayırlı bir iştir. Yüce Allah, Enfâl suresinin birinci âyeti ile
Hucûrât suresinin 10. âyetinde müminlerin arasının düzeltilmesini emretmektedir.
انما المؤمنون اخوة فاصلحوا بين اخويكم
"Müminler
ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin"
(Hucurat, 49/10).
5.
İnsanların kusurlarını araştırmamak, bilakis bu kusurları örtmeye çalışmak.
Başkasının
kusurunu arayan, önce kendi kusurunu görmelidir. Başkasının kusurunu örten bir
müslümanın kusurunu da Allah örter ve onu affeder. Peygamberimiz (a.s.),
من ستر مسلما ستره الله يوم القيامة
"Kim bir
müslümanın bir ayıbını örterse Allah da onun kıyamette bir ayıbını örter"
buyurmuştur.
6. İnsanlara karşı kötü zan ve töhmette bulunmamak, nefret uyandırmamak,
dedikodu yapmamak. Bu sözlerin konuşulduğu yerleri terk etmek.
Bu
davranışlar âyet ve hadislerle yasaklanmıştır. Yüce Allah;
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اجْتَنِبُوا كَثيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ
الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ
اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّهَ
اِنَّ اللّهَ تَوَّابٌ رَحيمٌ .
“Ey imân
edenler! Çokça zannetmekten kaçınınız. Şüphe yok ki, zannın bâzısı günahtır ve
araştırmakta bulunmayınız ve bazınız bazınızı gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? (Bilakis) Onu kerih görmüş olursunuz.
Artık Allah'tan korkunuz, şüphe yok ki, Allah Teâlâ tevbeleri kabul edicidir,
çok esirgeyicidir” (Hucurat
49/ 12)
buyurmuştur.
Peygamberimiz
(a.s.) ise bu hususu şöyle ifade etemketedir:
إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وََﻷ تَجَسَّسُوا،
وﻷََ تَحَسَّسُوا، وََﻷ تَنَافَسُوا، وََﻷ تَحَاسَدُوا، وﻷََ تَبَاغَضُوا، وﻷََ
تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللّهِ إِخْوَانًا كَمَا أَمَرَكُمُ اللّهُ
تَعَالَى: الْمُسْلِمِ أَخُو الْمُسْلِمِ، َﻷ يَظْلِمُهُ، وﻷََ يَخْذُلُهُ، وََﻷ
يَحْقِرُهُ. بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمُ.
كُلِّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ، مَالُهُ وَدَمُهُ وَعِرْضُهُ.
"Zandan
sakının. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın,
birbirinze benlik yarışına girmeyin etmeyin, birbirinize haset etmeyin,
birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları,
Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona
(ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkîr etmez. Kişiye şer
olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı
ve ırzı diğer müslümana haramdır."
7. Büyüklere hürmet ve saygı; küçüklere, düşkünlere şefkat ve
merhamet; özellikle aile arasındaki fertlere iyi muamele etmek.
Peygamberimiz
(a.s.); büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermeyi istemektedir.
من لم يرحم صغيرنا و يعرف حق كبيرنا فليس منا
“Küçüklerimize
merhamet etmeyen, büyüklerimizin hakkını tanımayan bizden değildir (bizim
sünnetimi terk etmiştir)”
لا يرحم الله من لا يرحم الناس
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez”
Yüce Allah,
Özellikle ana babaya saygısızlık bir tarafa, onlara "öf " denilmesini bile
yasaklamıştır
(İsra, 17/23).
8.
Selâmlaşmak
İnsanların
karşılaşmaları veya ayrılmaları durumlarında birbirlerine güzel söz ve
temennilerle mukabele etmeleri diğer bir ifadeyle “tahiyye” de bulunmalarıdır.
Yüce Allah müminlerin selamlaşmasını istemektedir:
فَاِذَا حُيِّيْتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَا اَوْ رُدُّوها
"Size bir
selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle mukabele edin veya aynıyla selam
verin..."
(Nisa 4/ 86)
Şu hadis-i
şerif de kimin kime selam vereceğinin esaslarını ortaya koymaktadır.
يُسَلِّمُ الرَّاكِبُ عَلى المَاشِي، وَالمَاشِي عَلى القَاعِدِ، وَالْقَلِيلُ عَلى
الكَثِيرِ.:
"Binekte olan
yürüyene, yürüyen oturana, az çok'a selam verir."
Selâm,
müslümanlar arasında sevgi bağlarının kurulmasında önemli bir araçtır. Selâm
vermek sünnet, almak ise farzdır. Peygamberimiz (s.a.s.) selâmı yaymamızı,
tanısak da tanımasak da her müslümana selâm vermemiz gerektiğini bununla da
imanımız olgunluğa erdiği için Cennet'e gireceğimizi müjdelemiştir. Bu nedenle
gençler ihtiyarlara, binek üzerinde olanlar yürüyenlere, yürüyenler oturanlara,
arkadan gelenler önden gidenlere, bir kişi çok kişiye selâm vermelidir. Selâma
daha güzel bir şekil de karşılık vermek gerekir Verilen selâmı alma durumunda
olmayana selâm vermek mekruhtur. Yemek yiyene, namaz kılana, Kur'an okuyana,
hutbe dinleyene selâm verilmemelidir.Topluma verilen selâma bir kişi karşılık
verirse, diğerlerinin selâm alma sorumluluğu kalkar. Selâm getiren birinden
selâmı almak, mektupta yazılı selâma ya mektupla ya da o anda sözle karşılık
vermek gerekir. Eve girerken ev halkına selâm verildiği gibi ayrılırken de selâm
vererek ayrılmak güzel bir iştir.
9.
Tokalaşmak ve hal hatır sormak
Peygamberimiz
müslümanların karşılaşınca tokalaşmalarını tavsiye etmektedir:
مَا مِنْ مُسْلِمَيْنِ يَلْتَقِيَانِ فَيَتَصَافَحَانِ َّ اﻻغُفِرَ لَهمَا قَبْلَ
أنْ يََفتَرَّقاَّ
"İki müslüman
karşılaşıp musâfahada bulununca, ayrılmalarından önce (küçük günahları) mutlaka
affedilir."
10. Temiz
giyinmek
Temizlik İslam'ın üzerinde önemli durduğu hususlardan biridir.
"Oku"
emrinden sora ikinci sırada gelen emir elbiselerin temizlenmesidir.
وَثِيَابَكَ فَطَهِّر
"Elbiselerini
temiz tut”
(Müddessir 74/4)
Yüce Allah
Kur'an'da temizlenenleri sevdiğini bildirmektedir:
ان الله يحب المطهرين
"Şüphesiz
Allah temizlenenleri sever”
(Tevbe,9/108)
Peygamberimiz
beyanı ile
الطهور نصف الايمان
"Temizlik
imanın yarısıdır.”
11. Sıla-i rahim"e riayet etmek
Müslümanlar
uygun zamanlarda mümin kardeşlerini, büyüklerini ve yakınlarını ziyaret etmeli,
onların gönüllerini hoş etmeye çalışmalıdır. Ancak ziyâretin, çok uzun ve
usandırıcı olmamasına özen göstermelidir. Ziyârete gelenlere imkân nispetinde
ikram etmelidir. Allah'a ve âhirete inanan, misâfirine izzet ve ikramda
bulunmalıdır. Kur'an'da bir çok âyette sıla-i rahim emredilmektedir.
Peygamberimiz (a.s.)
صل من قطعك واعط من حرمك واعف عمن ظلمك
"Senin ile
ilişkiyi kesen kimse ile ilişkini sürdür, seni mahrum edene ver, sana zulmedeni
bağışla"
buyurmuştur.
12. Evlere
girerken kurallara uymak.
Evlere
girmeden önce zil çalarak veya kapı tıklatılarak izin istenir, buyurun edilince
girilir ve selam verilir. Bu hususu yüce Allah şöyle ifade etmektedir:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى
تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ
تَذَكَّرُونَ
“Ey
inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam
vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir”
(Nur 24/27).
İzin verilmez
ise girilmemeli ve eve kabul etmedi diye de alınmamalıdır. Çünkü gitmek
istediğimiz kimse müsait olmayabilir, bir mazereti bulunabilir. Bu husus
Kur'an'da şöyle bildirilmektedir:
فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ
وَإِنْ قِيلَ لَكُمْ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا
تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
“Eğer evde
kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Size
"Dönün" denirse dönün. Bu, sizi daha çok temize çıkarır. Allah yaptıklarınızı
bilir"
( Nur 24/28).
Aynı şekilde, erginlik çağına erişmemiş çocuklarla hizmetçilerin başkalarının
odalarına girerken izin almaları yolunda eğitilmeleri ve öğretilmeleri gerekir.
Bu husus Nur suresinin 58. âyetinde bildirilmektedir.
13.
İnsanları küçümsememek
Bu husus
Kur'ân'da şöyle ifade edilmektedir:
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ
اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ِ
"İnsanları
küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip
övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez"
(Lokman, 31/18).
14. Doğru sözlü olmak.
Müslüman
doğru sözlü olmalıdır. Kur'an-ı Kerim, müminlerin doğru ve dikkatli konuşmasını,
söyleyecekleri sözü ölçülü ve bu sözün nereye varacağını düşünerek söylemelerini
emretmekte ve onları sâlih amele yol açan güzel söz söylemeye yönlendirmektedir.
Çünkü Allah, doğruların, doğru sözlülerin yardımcısıdır. Doğru sözlülerin
hareketlerini hatadan korumayı, işlerini düzeltip yoluna koymayı kendilerine bir
mükâfat olarak vaat etmektedir:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدا
يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعْ
اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا
“ Ey
inananlar! Allah'tan sakının, dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize
yararlı kılsın ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat
ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur”(Ahzab,
33/70-71)
15. İsraf etmemek
Müslüman
israf etmemelidir. Çünkü israf dinen haram oluşunun yanında, bir tür görgüsüzce
davranıştır.İsrâf, herhangi bir şeyi gereğinden fazla kullanmak demektir. Yüce
Allah şöyle buyurmaktadır:
وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ"
"…Yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez”
( A'raf, 7/31)
ٍİsraf
bütün harcamalarda söz konusu olabilir. İhtiyaç ölçüsünü aşan her harcamada
israf vardır. Bu durumdan sakınanları Allah övgü ile anıyor:
وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُو وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ
ذَلِكَ قَوَامًا
".. .Onlar, sarf ettikleri zaman ne israf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında
orta bir yol tutarlar"
(Furkan,25/67)
16. Aşırı
gitmemek
Müslüman
hayatının her safhasında orta yolu takip etmelidir. En faydalı nimetler dahi
sınırını aştığında insana dert olabilir.Beşeri münasebetlerde de bu denge çok
önemlidir.İnsanlarla sohbet güzeldir. Fakat sohbette sürekli konuşan veya
dinleyen olmak aşırılıktır.Bu durum cemaat içinde sıkıntıya sebep olur. Tebessüm
edilecek yerde kahkaha atmak da anormal bir davranış olarak dikkat çeker. Aşırı
yemek sofrada diğer insanlara karşı kişiyi küçük düşürürken diğer taraftan
insanı dert sahibi yapar. Peygamber efendimizi aşırılığı men etmiştir:
Sahabeden İbn
Abbâs anlatıyor: "Resûlullah (a.s.) hacda Akabe cemresine taş atma sabahı,
bineğinin üzerindeyken: "Bana (taş) toplayıver!" dedi. Ben de ufak taşlardan
onun için topladım. Avucuna koyduğum sırada şöyle buyurdu:
إيَّاكُمْ وَالْغُلُوَّ في الدِّينِ، فَإنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ
بِالْغُلُوِّ في الدِّينِ
"Dinde
aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri, dinde aşırılıkları helâk etmiştir."
17.
Mütevâzî olmak
İnsanın
kendini büyük görmesi diğer insanlar nazarında onu küçültürken, bunun tersine
alçak gönüllülük o kişiyi insanların nazarında kıymetlendirir .Unutulmamalı ki
şeytanı lanetli kılan şey kibir olmuştur. Bizi yaratan yüce Allah insanı tevazu
ile sevimli kılmıştır. Yüce Mevla şöyle buyurur:
وَلَا تَمْشِ فِى الْاَرْضِ مَرَحًا اِنَّكَ لَنْ تَخْرِقَ الْاَرْضَ وَلَنْ
تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولًا
“ Yeryüzünde
böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara
ulaşabilirsin”
(İsra, 17/37).
18. Ahde vefa.
Müslüman verdiği sözde duran insandır. Bu Allah ve Peygamberin kesin emridir.
Yüce Allah şöyle buyurlaktadır.
يا ايها الذين امنوا اوفوا بالعقود
"Ey Müminler
akitlerinizi yerine getirin"
(Mâide, 5/1),
و اوفوا بالعهد ان العهد كان مسولا
"…Verdiğiniz
sözü yerine getirin Çünkü söz veren sözünden sorumludur"
(İsrâ, 17/34).
19.
Meclislerde konumuna uygun davranmak.
Müslüman
gittiği meclise temiz elbiseyle gitmelidir. Yaşlı ve bilgili kimselerden üstte
oturmamalı, kendine söz düşmedikçe konuşmamalı, söylenilen faydalı şeyleri
dinlemelidir. Sonradan gelenlere yer vermeli, birbirlerine karşı güler yüzlü,
tatlı sözlü olmalıdır. Meclisten ayrılırken arkadaşlarından izin alarak ve selâm
vererek ayrılmalıdır. Yüce Allah bu hususu Kur'ân'da şöyle ifade etmektedir:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ
فَافْسَحُوا يَفْسَحْ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعْ
اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ
وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
“ Ey
inananlar! Toplantılarda, size, "Yer açın" denince yer açın ki Allah da size
genişlik versin; "Kalkın" denildiği zaman da hemen kalkın ki, Allah, içinizden
inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah
işlediklerinizden haberdardır” (Mücadele,
58/11).
20.
Yemek
adabına uymak.
Günlük
hayatımızda önemi bir yer tutan yeme-içmenin de dinimizde kuralları vardır.
Yemekten önce elleri yıkamak, yiyeceklerimizi helal ve temiz olarak yemek,
Besmele ile başlamak, verilen nimetlere şükretmek, tıka-basa yemeyip henüz
iştahı varken sofradan kalkmak, acele etmeden sağ elle yemek, yemekten sonra
elleri yıkamak önemli görgü kurallarındandır
Sonuç
Görgü
kuralları elbette yukarıda anlattıklarımızdan ibaret değildir. İslam,
hayatın her safhasına müslümanın edepli, terbiyeli ve görgülü ve nazik olmasını
istemektedir. İslam'ın toplum içindeki tavır ve davranışlarını belirleyen
görgü kuralları Kur'an ve sünnette detaylı olarak bildirilmiştir. Dinin her
emrine uymak ve her yasağından kaçınmak edeptir, ahlaktır.
Müminin;
inancında, işlerinde, sözlerinde ve davranışlarında dosdoğru olması onun
edebinin sonucudur. Mümin hayatında şu hususlara hep riayet etmelidir:
Kızgınlık ve
şiddetten sakınarak yumuşak huylu olmak, dostluğa önem vermek, hakkına razı
olmak,yapılan iyiliklere karşı teşekkür etmek, bir işte azim ve sebat sahibi
olmak, günahlardan kaçınmak, başkalarını kötülemekten kaçınmak, kendini yüksek
görmemek, yaptığı iyilikleri başa kakmamak, ağır başlı ve vakur olmak,
koğuculuk yapmamak, herkes hakkında hayır dilemek, yardımsever olmak, kendisi
için arzu ettiği güzel şeyleri Müslüman kardeşi için de arzu etmek, aksırana
karşı hayır dua etmek, hastaları ziyârette bulunmak, onların sıhhat ve
afiyetleri için dua etmek, muhtaçlara yardımcı olmak, iyiliği emredip
kötülükten sakındırmak, kaba ve çirkin, edep dışı müstehcen ve kalp kırıcı
sözlerden sakınmak……
Görgü kurallarını yaşamak ve yaşatmak insanlar arasında saygınlık ve muhabbet
doğurur. Bunlara riayet etmek İslâm'ın ortaya koyduğu huzur ve mutluluğu
hissetmek demektir.
Malik, Hüsnü'l-Hulk, 8 , I, 904.
Tirmizi, Birr, 62. IV, 363.
Tirmizî, Birr, 55, IV,355.
Müslim,
Selam 1. II, 1703.
|