|
İSLAM AHLAKI
"Ahlak" "hulk"
kelimesinin çoğuludur. "Hulk", din, tabîat, huy, karakter, seciye, hal ve
hareket anlamlarına gelir.
"Ahlak", "halk", "mahluk" ve
"hâlik" aynı kökten türeyen kelimelerdir. İnsanın fiziki yapısı için "halk",
manevi yapısı için "hulk" kelimesi kullanılmıştır.
Edep, terbiye, birr, takva,
sıdk, istikamet ,amel-i salih, hayr, maruf, ihsan kelimeleri eş anlamda; ayıp,
fuhş, münker, zulüm, bağy, seyyie, israf, fısk, fücur, nifak, fesat, günah ve
yasak kavramları zıt anlamda "ahlak" kavramının mana alanını oluşturur.
"Ahlak", Hz. Muhammed
(a.s.)'a peygamberlik verilmesi ve Kur'ân'ın indirilmesiyle kullanılmaya
başlayan İslâmî bir kavramdır. Câhiliyye döneminde Arap toplumunda bu kelime
kullanılmamıştır.
"Ahlak"; insandaki iyi
ve kötü huyları, fazîlet ve rezîletleri ifade eder. Dolayısıyla ahlak "iyi ve
kötü olmak üzere iki kısma ayrılır:
a)
İyi ahlak; Kur'ân'a, Sünnete ve akl-ı selîme uygun olan söz, fiil ve
davranışlardır. Abdullah ibn Mubârek iyi ahlakı şöyle
tanımlamıştır:
هو بسط الوجه و بذل المعروف و كف الاذى
"Güler yüzlü olmak, insanlara
çok iyilikte bulunmak, onlara eza ve sıkıntı veren şeyleri yok etmektir."
b)
Kötü ahlak ise; Kur'ân'a, Sünnete ve akl-ı selîme uygun olmayan söz, fiil
ve davranışlardır.
İslam ahlakı,Kur'ân
ve Sünnet temeline dayanır Kur'ân'ı bize tebliğ edip sözlü ve uygulamalı olarak
açıklayan Peygamberimiz (a.s.)'dır. Peygamberimiz her konuda olduğu gibi Kur'ân
konusunda da en güzel örnektir. Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamberimizin büyük bir
ahlak üzere olduğu bildirilmektedir:
و
انك لعلى خلق عظيم
"(Ey Peygamberim!) Sen büyük
bir ahlak üzeresin" (Kalem,
68/4).
KUR'ÂN AHLAKI
Yüce Allah'ın övgüsüne mahzar
olan Peygamberimizin ahlakı ne idi? Saîd b. Hişâm Hz. Aişe validemize Allah'ın
elçisinin ahlakını sormuş o da 'Sen Kur'ân okumuyor musun' demiş. "Evet' demesi
üzerine
فان
خلق رسول الله كان القران
'Rasulüllah'ın ahlakı Kur'ân idi' demiş
ve
و
انك لعلى خلق عظيم
ayetini okumuştur. Başka bir
rivayette
ما كان احد احسن خلقا من رسول الله ما دعاه احد من الصحابة و لا من اهل بيته الا
قال لبيك و لذلك قال الله و انك لعلى خلق عظيم
"Rasulüllah'tan
daha güzel ahlaklı hiç kimse yoktur. Sahabeden ve ev halkından herhangi biri onu
çağırdığı zaman o 'buyur' demiştir, güzel ahlakı sebebiyle Allah ona, '(Ey
Peygamberim!) Sen büyük bir ahlak üzeresin' buyurmuştur" demiştir.
Peygamberimiz (a.s.), en güzel
ahlaka sahip idi.
Onun tebliğ ettiği hak din kemale erdiği gibi
güzel ahlak da onunla kemale ermiştir. O şöyle buyurmuştur:
انما بعثت لاتمم مكارم الاخلاق
“Ben ancak güzel ahlakı
tamamlamak için gönderildim.”
Peygamberimiz (s.a.v.) ahlaka
çok önem vermiş;
اللهم كما احسنت خلقي فاحسن خلقي
“Allah’ım! Yaratılışımı
güzel yaptığın gibi ahlakı mı da güzel yap.”
اللهم اهدني لاحسن الاعمال و احسن الاخلاق لا يهدي لاحسنها الا انت و قني سيئ
الاعمال و سيئ الاخلاق لا يقي سيئها الا انت
“…Allah’ım! Beni amellerin
en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet. Amel ve ahlakın en iyisine ancak sen
hidâyet edebilirsin. Amellerin kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni koru. Amel
ve ahlakın kötüsünden ancak sen koruyabilirsin.”
اللهم اني اعوذ بك من الشقاق و النفاق و سوء الاخلاق
“Allah’ım! Ayrılıktan, iki
yüzlülükten ve ahlakın kötüsünden sana sığınırım.”
diye dua etmiştir.
İnsanları ahlaklı olmaya
çağırmış ve;
ان من احبكم الي و اقربكم مني مجلسا يوم القيامةاحاسنكم خلقا
“Sizin bana en sevimli
olanınız ve kıyamet gününde bana en yakın olanınız ahlakı en güzel olanınızdır”
ان من اخيركم احسنكم خلقا
“Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel
olanınızdır” ve
ما شيئ اثقل في ميزان المؤمن يوم القيامة من خلق حسن
“Kıyamet
gününde müminin mizanında güzel ahlaktan daha ağır hiç bir şey yoktur…”
عليك بحسن الخلق فان احسن الناس خلقا احسنهم دينا
"Güzel ahlaka sarıl. Çünkü
insanların ahlak bakımından en iyi olanları dindarlığı en iyi olanlarıdır."
كرم المرء دينه و حسبه حسن خلقه و مرؤئته عقله
"İnsanın keremi, değeri,
üstünlüğü dini, dindarlığıdır. Hasebi güzel ahlakıdır. Mürüvveti aklıdır"
buyurmuştur
AHLAK - İMAN İLİŞKİSİ
Peygamber efendimizin
hadislerine baktığımız zaman "ahlak" kavramının müminin imanının gereği
olarak söz ve eylem şeklinde yansıttığı davranışları ifade ettiğini görüyoruz.
Şu hadisler bu hususu açık seçik beyan etmektedir:
اكمل المؤمنين ايمانا احسنهم خلقا
“Müminlerin iman
bakımından en mükemmel olanları
ahlakı en güzel olanlarıdır”.
ان احسن الناس اسلاما احسنهم خلقا
"İnsanların Müslümanlık
bakımından en iyi olanları ahlakı en güzel olanlarıdır."
خياركم احاسنكم اخلاقا
"En hayırlınız ahlakı en
güzel olanınızdır"
الايمان بضع و سبعون او بضع و ستون شعبة فافضلها قول لاله الا الله و ادناها
اماطةالاذى عن الطريق و الحياء شعبة من الايمان
"İman yetmiş veya altmış
küsur şubedir, en üst mertebesi / en faziletlisi Allah'tan başka ilah yoktur
demek, en alt mertebesi yoldan insanlara zarar veren şeyleri kaldırmaktır.
Utanma da imandan bir şubedir."
Hadislerde kişideki iman ve
teslimiyetin mükemmelliği ahlakının mükemmel olmasıyla değerlendirilmiştir. Kişi
ahlakî kurallara ne kadar riayet ediyorsa imanı o kadar kuvvetli, ne kadar
ahlâkî zafiyeti varsa o kadar iman zafiyeti var demektir.
"Bir sahâbî (عمرو
بن عبسة) Peygamberimiz (a.s.)'e;
ما الاسلام İslam
nedir? Diye sorar. Peygamberimiz,
قال طيب الكلام و اطعام الطعام "Güzel
söz söylemek ve
yemek yedirmek, insanlara ikramda bulunmaktır"
cevabını verir. Sahâbî,
مالايمان
قلت
"İman nedir" diye sorar, Peygamberimiz,
قال
الصبر و السماحة "Sabırlı ve hoşgörülü
olmaktır" cevabını verir. Sahâbî,
اي
الاسلام افضل
قلت "Hangi İslam (müslüman) daha
faziletlidir" diye sorar. Peygamberimiz,
قال من سلم المسلمون من لسانه و يده
"Elinden ve dilinden
müslümanların zarar
görmediği kimse" cevabını verir.
Sahâbî,
قلت اى الايمان افضل
"İman(ın
gerektirdiği hangi davranış) daha faziletlidir" diye sorar. Peygamberimiz,
قال
خلق حسن "Güzel ahlaktır" diye
cevap verir. Sahâbî,
قلت
اي الصلاة افضل
"Hangi namaz daha
fazîletlidir" diye sorar. Peygamberimiz,
قال
طول القنوت
"Kıyamı uzun olan namazdır"
cevabını verir. Sahâbî,
قال
اي الهجرة افضل
"Hicretin
hangisi daha fazîletlidir" diye sorar. Peygamberimiz,
قال ان تهجر ما كره ربك
"Rabbinin
hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir"
cevabını verir…."
Bu hadiste Peygamberimiz
(a.s.) iman, amel ve ahlakı birbiri ile irtibatlandırmıştır. Mümin ve müslüman
olmak ibadet etmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, kötülükleri terk etmeyi
gerektirmektedir. Yoksa iman kuru bir felsefi inançtan ibaret değildir.İman ve
İslam bir aksiyondur, sosyal ilişkileri ahlâkî kurallar çerçevesinde devam
ettirmektir.
AHLAK - AMEL İLİŞKİ
İnsanların yaratılış gayesi,
Allah'a ibadet etmektir.
İnsan bu görevini ya namaz, oruç, zekat ve hac gibi belirli bir zamanda, belirli
bir mekanda ve belirli kurallara uyarak yapar (formel ibadetler), ya da
herhangi bir zaman, mekan ve şekille kayıtlı olmaksızın yerine getirir. Allah’ı
zikretmek, ana babaya iyilik etmek, şahitliği, tartı ve ölçüyü dosdoğru yapmak
gibi emirlere; alkollü içkiler içmek, uyuşturucular kullanmak, kumar oynamak,
hırsızlık yapmak ve cana kıymak gibi yasaklara uyularak yerine getirilir (informel
ibadetler).
Formel ibadetlerin
temel amaçlarından biri, informel ibadetlerin insan hayatında
uygulanır hale gelmesini sağlamaktır. Sözgelimi formel ibadetlerden biri olan
oruç ibadetinin Allah rızasını kazanmanın yanında temel amaçlarından biri de
kişinin nefsini terbiye etmesi, söz, fiil ve davranışlarına çeki düzen
vermesidir. Bu husus hem Kur'ân'da hem de Peygamberimizin hadislerinde açıkça
zikredilmektedir: Orucun farz olduğu bildirilen âyette şöyle buyurulmaktadır:
عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم لعلكم تتقون
يا ايها الذين امنوا كتب
“Ey müminler! (Kötülüklerden
ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı
gibi size de farz kılındı” (Bakara, 2/183).
Peygamberimiz (a.s.);
والصيام جنة فاذا كان يوم صوم احدكم فلا يرفث و لا يسخب فان سابه احد او قاتله
فليقل اني صائم
“Oruç kalkandır. Biriniz
oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, kavga
etmesi. Birisi kendisine söver ya da çatarsa ona ‘ben oruçluyum’ desin”
buyurmuştur. Orucun şehvetini kıran bir özelliği vardır.
Hadis-i şerîf, orucun
gayesinin insanın edep ve ahlakını güzelleştirmek olduğunu açıkça ifade
etmektedir. Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor,
edep ve ahlakını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış demektir, böyle bir
oruçtan istenilen sevap da elde edilemez. Nitekim Peygamberimiz (a.s.),
من لم يدع قول الزور والعمل به فليس لله حاجة في ان يدع طعامه و شرابه
“Kim
yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini
terk etmesine ihtiyacı yoktur”
ve
رب صائم ليس له من صيامه الا الجوع و رب قائم ليس له من قيامه الا السهر
"Nice oruç tutanlar vardır
ki onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve
susuz) kalmalarıdır. Nice geceleri namaz
kılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri sadece uykusuz kalmaktır”
buyurmuştur.
Orucun kötülük ve haramlardan
korunmak için farz kılındığının bildirilmesi ibadetin insanın kişisel ve sosyal
hayatındaki yerini ve etkisini bildirmeğe yöneliktir.
Kur'ân'da müslümanın günde beş
vakit kıldığı namazın insanı hayasızlık ve haramlardan alıkoyduğu
bildirmektedir:
اقم الصلوة ان الصلوة تنهى عن الفحشاء و المنكر
Namazı
dosdoğru kıl, Çünkü namaz insanı fuhuş (her türlü çirkin, söz, fiil ve
davranışlardan) ve münkerden (haramlardan, dinin ve akl-ı selimin çirkin
gördüğü işlerden) men eder, alıkor."
Dolayısıyla oruç tutan ve
namaz kılan insan; yalan, yalan şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü
söz ve benzeri davranışlardan uzak, iş ve işlemlerinde, söz ve sözleşmelerinde,
alım ve satımlarında dürüst ve dosdoğru olmak zorundadır.. Gerçek anlamda
tutulan oruç ve kılınan namaz hem kötü söz ve
davranışlara, hem de cehennem ateşine karşı perde olur; kişiyi fuhuş ve edep
dışı davranışlardan alıkoyar.
* Buna göre, iman edip sâlih
ameller işleyen, İslam’ın emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına, öğüt ve
tavsiyelerine uyan, insanlarla iyi ilişkiler içerisinde olan, onlara kötülük
etmekten sakınan kimse "güzel ahlak" sahibi, aksi davranışta olan kimse
ise "kötü ahlaklı" demektir.
Sahabeden Abdullah es-Sakafî
diyor ki:
قلت يا رسول الله قل لي في الاسلام قولا لا اسال عنه احدا بعدك
"Ey Allah'ın elçisi! İslam
hakkında bana öyle bir söz söyle ki senden sonra onu kimseye sormayayım" dedim.
Hz. Peygamber (a.s.),
قل امنت بالله فاستقم
"Allah'a iman ettim de ve dosdoğru ol" buyurdu.
Peygamberin sahabîye yaptığı
bu tavsiye, Kur'ân'ın Fussilet suresinin 30-32 âyetlerinde ifade edilmektedir.
Hûd suresinin 112. âyetinde
فاستقم كما امرت و من تاب معك و لا تطغوا
"(Ey
Peygamberim!) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol, seninle birlikte tövbe eden
müminler de dosdoğru olsunlar" buyurulmaktadır.
Özünde, sözünde, iş ve
davranışlarında dosdoğru olan insan sözgelimi; doğru sözlü olan ve yalan
söylemeyen
tartıda hile yapmayan",
şahitliği dosdoğru yapan ve gizlemeyen,
sözünde duran, sözleşmesine uyan,
zina etmeyen,
yetim malı yemeyen ve cana kıymayan”,
kibirlenmeyen, insanları hakir görmeyen,
kötü zandan sakınan,
insanların gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayan, kimsenin gıybetini
yapmayan",
anne-babasını azarlamayan,
israf ve cimrilik etmeyen,
komşusuna eziyet etmeyen, misafirine ikram eden,
kin tutmayan, haset etmeyen,
yakınlarıyla ilişkisini sürdüren,
koğuculuk yapmayan
kimse Kur'ân ahlakına sahip olan, bunların aksini yapan kimse ise Kur'ân
ahlakından uzaklaşmış kimsedir.
Sahabeden Nevvâs b Sem'ân
anlatıyor.
سالت
رسول الله عن البر و الاثم
Rasulüllah'a 'birri ve
günahı sordum,
قال البر حسن الخلق والاثم ما حاك في صدرك و كرهت ان يطلع عليه الناس
"Birr, güzel ahlaktır.
Günah ise göğsünü daraltan ve insanların muttali olmasını istemediğin şeydir”
buyurmuştur.
Bu hadiste Peygamberimiz
(a.s.) "birr" ile "iyi ahlakı" eş değerde zikretmiştir. Bakara suresinin 177.
âyetinde hangi söz, eylem ve davranışların "birr" olduğu açıklanmıştır.
Bunlar;
Allah'a, âhiret gününe,
meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman, malından isteyerek yakınlara,
yetimlere, fakirlere, yolda kalmışa (ihtiyacından dolayı) yardım isteyenlere ve
özgürlüğü elinden alınmış olanlara vermek; namazı dosdoğru kılmak, zekatı
vermek, yapılan antlaşmalara uymak, zor durumlarda, hasta olduğunda ve savaşa
katıldığında sabırlı olmaktır. Bu nitelikler, aynı zaman "sâdık" ve "muttakî"
insanın nitelikleridir.
Yüce Allah Mâide suresinin
birinci âyetinde müminleri "birr" ve "takvâ" konusunda
yardımlaşmaya çağırmaktadır:
و
تعاونوا على البر والتقوى
"Birr ve takvada yardımlaşın."
Osman b. Nâdır el-Ezdî,
Abdullah ibn Abbâs'a; bana öğüt ver dedim, İbn Abbâs da;
عليك بتقوى الله و الاستقامة
"Sana Allah'a karşı gelmekten
sakınmayı ve dosdoğru olmayı tavsiye ederim" demiştir.
"Birr", "sıdk" "istikamet" ve
"takvâ" İslam'ın bütün emir ve yasakların, hüküm ve ilkelerini içeren dört
kavramdır. Bir insanın "berr", "muttakî", "sâdık" ve "müstakîm"
olabilmesi için iman edip Allah ve Peygamberin emir ve yasaklarına uyması
gerekir. İşte bu kimse "ahlak sahibi" kimsedir.
Peygamberimizin ahlakının
sorulması üzerine Hz. Aişe validemiz cevap olarak Müminûn suresinin ilk on
âyetini okumuştur.
Müminûn suresinin ilk on âyetinde Firdevs cennetine girecek olan müminlerin
özellikleri sıralanmaktadır. Bu nitelikler; namazı huşu içinde kılmak, faydasız
işlerden ve boş şeylerden yüz çevirmek, mallarının zekatlarını vermek, ırz ve
namusu korumak, emanetlerine riayet etmek, verilen sözü tutmaktır. Aynı
nitelikler Meâriç suresinin 22-35. âyetlerinde namazlarını kılan müminlerin
nitelikleri olarak sayılmış, ilave olarak; din gününü tasdik etmek, Allah'ın
azabından korkmak, şahitliği dosdoğru yapmak zikredilmiştir.
Şuarâ suresinin 36-39.
âyetlerinde; Allah'a güvenmek, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınmak,
öfkeye hakim olmak, kusur işleyenleri bağışlamak, Allah'ın davetine icabet
etmek, işleri istişare ile yapmak, mallarından Allah yolunda infak etmek, zulme
uğradıkları zaman yardımlaşmak müminlerin nitelikleri olarak zikredilmiştir.
Fürkân suresinin 63-75.
âyetlerinde Allah'ın övgüsüne mazhar olan, "Rahman'ın kulları" olarak
isimlendirilen ve cennete girecekleri bildirilen müminlerin şu ahlâkî
niteliklerine vurgu yapılmıştır: Rahmanın kulları; yeryüzünde vakar ve
tevazu ile yürüyen, kendilerine
laf atan cahillere uymayan, "selam" deyip geçen,
gecelerini ibadetle geçiren, bizi cehennem azabından
uzaklaştır diye dua eden, harcadıkları zaman ne israf eden ne de cimrilikte
bulunan, harcamaları bu ikisi arasında dengeli olan, Allah'tan başka ilahlara
kulluk etmeyen, Allah'ın haram kıldığı cana kıymayan, zina etmeyen, yalancı
şahitlik yapmayan, faydasız ve boş şeyle karşılaştıkları zaman vakar ve hoşgörü
ile geçip giden, kendilerine Rab'lerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman duymamış
ve görmemiş gibi hareket etmeyen, eş ve çocukları için hayır dua eden ve sabırlı
olan kimselerdir.
Bu âyetlerde de iman, ibadet
ve ahlâkî görevler iç içe sıralanmaktadır. İman ibadeti, ibadetler ahlâkî
davranışları gerektirmektedir. Aslında Allah’ın yapılmasını istediği şeyleri
yapmak da, yasakladığı şeylerden kaçınmak da ahlâkî davranışlar da birer
ibadettir. Bu ibadet, isterse namaz gibi Allah hakkı ili ilgili olsun, isterse
şahitlik yapmak gibi insan hakları ile ilgili olsun fark etmez. İslam'ın tamamı
güzel ahlaktır
الاسلام حسن الخلق
"
Kur'ân'ın tümü tarandığı zaman
görülecektir ki onlarca âyette ahlâki ilkeler değişik bağlamlarda
anlatılmaktadır. Bazen peş peşe gelen birden fazla âyet, bazen bir âyet özet
olarak ve veciz bir şekilde ahlâkî ilkeleri beyan etmektedir. Şu dört ayetten
her biri âhlâkî bütün kuralları ifade edecek içeriktedir.
خذ العفووامر بالعرف و اعرض عن الجاهلين
"(İnsanlarını
kusurlarını) bağışla, ma'rufu (iyi ve güzel olan söz, fiil ve davranışları)
emret ve câhillerden yüz çevir."
Ayet üç cümlede âhlâkî bütün
güzellikleri ifade etmektedir. Affedici olmak, hep iyilik peşinde koşmak ve
herkesin böyle olmasını istemek, ahlak dışı davranışta bulunan, söz dinlemeyen
cahillere uymamak.
ان الله يامر بالعدل والاحسان و ايتاء ذي القربى و ينهى عن الفحشاء والمنكر والبغي
"Şüphesiz Allah; size âdil
olmayı, ihsanı (iyi amelleri en güzel biçimde yapmayı) ve yakınlara yardım
etmeyi emreder. Her türlü edepsizlik ve çirkinliği, haram ve kötülüğü, azgınlık
ve zulmü yasaklar.."
Ayette üç emir üç yasak ile
hem iyi ve kötü, ahlakî ve gayri ahlâki bütün söz, fiil ve davranışlar
özetlenmiştir.
و لا تستوي الحسنة و لا السيئة ادفع بالتي هي احسن فاذا الذي بينك و بينه عداوة
كانه ولي حميم
"İyilik, iyi söz ve davranış
ile kötülük, kötü söz ve davranış bir değildir. Kötülüğü en güzel biçimde sav,
bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak ve
samimi bir dost oluvermiştir."
Ayet, sosyal ilişkilerde en
güzel ahlâkî kuralı ve en ideal davranış biçimini bize bildirmektedir. Kötülük
etmeyeceksiniz, kötülüğe karşılık vermeyeceksiniz, üstelik kötülüğe kötülükle
mukabele etmeyecek ve iyilik yapacaksınız. Bu ilkeyi, hayatın her alanında
uygulayacaksınız. Kötülüğe karşılık verilmesi gerekiyorsa meşru sınırlar
içerisinde ancak misli ile karşılık verilmesine izin verilmiş fakat sabredip
karşılık vermemenin daha hayırlı olduğu bildirilmiştir.
و ان عاقبتم فعاقبوا بمثل ما عوقبتم و لئن صبرتم لهو خير للصابرين
"Eğer ceza verecekseniz size
yapılanın misliyle cezalandırın. Eğer sabrederseniz elbette bu sabredenler için
daha hayırlıdır."
و جزاء سيئة سيئة مثلها فمن عفا و اصلح فاجره على الله انه لا يحب الظالمين
"Bir kötülüğün karşılığı onun
gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse
onun mükafatı Allah'a aittir. Çünkü Allah zalimleri sevmez"
Suçu affedebilmek hem ahlâkî
bir davranış,
hem de muttakî olmanın gereğidir.
Peygamberimiz (a.s.),şu
hadislerinde ahlâkî ilkeleri üçer cümle ile özetlemektedir:
اتق الله حيث ما كنت و اتبع السيئة الحسنة تمحها و خالق الناس بخلق حسن
"Nerede olursan ol Allah'a
karşı gelmekten sakın, yaptığın kötülüğün, kötü amelin arkasından hemen bir
iyilik, iyi bir amel yap ki o kötülüğü yok etsin. İnsanlara iyi ahlak ile
muamele et."
صل من قطعك واعط من حرمك واعف عمن ظلمك
"Senin ile ilişkiyi kesen
kimse ile ilişkini sürdür, seni mahrum edene ver, sana zulmedeni bağışla"
Bu iki hadis İslâmî ahlakı
veciz ve beliğ bir şekilde ifade etmektedir. Allah'a karşı gelmekten sakınan,
yaptığı bir kötülüğü hemen telafi eden, bir günahına hemen tövbe eden, insanlara
iyi davranan, kendisiyle darılan kimse ile görüşen, vermeyene veren, zulmedeni
affeden insan iman bakımından kemale ermiş, güzel ahlakın zirvesine çıkmış
demektir
Ahlak
kurallarını bilmek ve öğrenmek, bu kuralları hayata geçirmek için yeterli
değildir. Nice insanlar var ki içkinin, kumarın, fuhşun, hırsızlığın, yalanın,
sahtekârlığın ve hilenin haram ve günah olduğunu, fert, aile ve toplum hayatına
zarar verdiğini biliyor ama bu yasakları işlemekten de geri durmuyor. Bu, Allah
ve âhiret inancının, din duygusunun ve dindarlığın zayıf olmasından
kaynaklanıyor.
SONUÇ
Yaratıkların en değerlisi ve üstünü insandır. İnsanın
bu değerini ve üstünlüğünü koruyabilmesi için her şeyden önce şartlarına uygun
iman etmesi, yaratılış gayesi olan ibadet görevini yerine getirmesi ve Allah'a
karşı gelmekten sakınması gerekir. İbadetlerin temel amacı kişinin imanını
koruması, Allah rızasını ve sevgisi kazanması, takvâ ve ahlâkî fazîletlere
sahip olmasıdır. İnsanların en değerlisi en muttâkî olanlarıdır.
Muttakî olan insan, ilahî emir ve yasaklara uyar, böylece en güzel ahlaka sahip
olur. En güzel ahlak Kur'ân ahlakıdır. Kur'ân ahlakına sahip olan insan,
kendisine, Yaratanına ve bütün insanlara saygılı olur, söz, fiil ve
davranışlarında dürüst olur, edep ve terbiyeli olur.
İnsan ne
kadar İslam'ın emir ve yasaklarına uyarsa o nispette güzel ahlak sahibi olur. Ne
kadar emir ve yasak ihlal ederse o nispette Kur'ân ahlakından taviz vermiş olur.
İnsanı
ahlak sahibi yapan; Allah, sevgisi,
Allah korkusu, Allah tarafından sürekli murakabe altında bulunma, âhirette bütün
söz, eylem ve davranışlardan sorguya çekilme, neticede iman ve itaatine, inkâr
ve isyanına göre cennet veya cehenneme gitme inancıdır. Bu inanç, Kur'ân'ın her
tarafında sık sık vurgulanmış ve insanların Kur'ân ahlakına sahip olmaları
amaçlanmıştır.
Ahlakî duyarlılığa veya duyarsızlığa etki eden unsurlardan biri de "utanma"
duygusunun korunmuş veya kaybedilmiş olmasıdır.
اذا
لم تستح فاصنع ما شئت
"Utanmazsan
dilediğini yap"
anlamındaki hadis bu gerçeğe işaret etmektedir. Peygamberimizin beyanı ile
الحياء
شعبة من الايمان
"Utanma
imandanbir şubedir."
Ancak imanının sesine kulak vermeyen ve utanma duygusunu yitiren insanlar,
edepsiz sözler söyleyebilir, çirkin davranışlarda bulunabilir, günahları
pervasızca işleyebilir, Allah ve insan haklarını ihlal edebilirler.
Tirmizî, Birr, 62. IV, 363.
Nesâî, İftitah, 16. II, 129.
Buhari, Edeb, 38. VII, 81. Müslim, Fedail, 68, II, 1810; Tirmizî, Birr,
47, IV,349.
Tirmizî, Birr, 55, IV, 355.
|