|
ORUÇ İBADETİ VE NEFİS TERBİYESİ
Oruç
ibadeti, İslam'ın beş temel esasından biridir.
Farz oluşu kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Yüce Allah,
يا ايها الذين امنوا كتب عليكم الصيام كما كتب على
الذين من قبلكم لعلكم تتثون
“Ey
müminler! (Kötülüklerden ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden
öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı”
(Bakara, 2/183)
buyurmuştur. Peygamberimiz (a.s.) ise
من
صام رمضان ايمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه
"Kim faziletine inanarak ve karşılığını
Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır
buyurmuştur.
Oruç Kelimesinin Anlamı
Oruç
kelimesi âyet ve hadislerde "savm" ve "sıyâm" kelimeleriyle ifade
edilmiştir. Bu kelime sözlükte kişinin kendisini yeme, içme, yürüme ve konuşma
gibi her hangi bir söz, eylem ve davranıştan alıkoyması anlamlarına
gelir. Kur'ân'da bu anlamda kullanılmıştır.
(Meryem, 26) Dini bir terim olarak savam;
müminin ibadet niyetiyle imsâk vaktinden iftar vaktine kadar kendisini yeme,
içme ve cinsel ilişkiden alıkoyması demektir.
Oruç
Evrensel Bir İbadettir
Oruç ibadeti insanlık tarihi kadar eskidir. Yüce
Allah,
كتب عليكم الصيام كما كتب على
الذين من قبلكم
“Sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz
kılındı” âyeti ile orucun Hz. Adem’den Hz. Muhammed (a.s.)’a kadar bütün
insanlara farz kılındığını bildirmektedir.
Tâbîîn müfessirlerinden Katâde b. Dâime, Allah’ın önceki toplumlara farz kıldığı
orucun Ramazan orucu olduğunu söylemiştir.
Yahûdiler, Ramazan orucunu terk etmişler, yerine yılda bir gün oruç tutmaya
başlamışlardır. Hıristiyanlar ise sıcak sebebiyle orucu bahar mevsimine
almışlar, bu değişimin karşılığı olarak 10 gün ilave yapmışlardır. Daha sonra 10
gün daha ilave ederek orucu 50 güne çıkarmışlardır.
Orucun Tarihçesi
Sahabeden Muaz b. Cebel, oruç ibadetinin şu merhalelerde geldiği bildirmiştir:
a)
Aşûrâ Ve Eyyâm-ı Bîd Orucu
Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre İslam
öncesinde Mekke halkı ve Peygamberimiz “âşûrâ” orucu tutuyordu.
Peygamberimiz Medîne’ye geldiği zaman Yahudîlerin “âşûrâ” orucu
tuttuklarını gördü, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sordu. Onlar, “bu
gün hayırlı bir günüdür, bu günde Allah İsrail oğullarını düşmanlarından
kurtardı. Musa (a.s.) bu günde oruç tuttu” cevabını verdiler. Bunun üzerine
Peygamberimiz (a.s.), ‘biz Musa’ya sizden daha evla ve layığız’ dedi ve âşûrâ
orucunu tuttu ve ashabına da tutmalarını emretti.
Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz
(a.s.) âşûrâ orucunu tutmuş ve
افضل الصيام بعد رمضان
شهر الله المحرم
“Ramazan orucundan sora en fazîletli oruç Allah’ın
ayı olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” sözleriyle tutulmasını
teşvik etmiştir.
Sahabeden isteyen bu orucu tutmuş, isteyen de tutmamıştır.
Âşûrâ orucu, muharrem ayının 9 ve 10. günlerinde tutulur.
Ayrıca Peygamberimiz (a.s.), Ramazan orucu farz
kılınmadan önce “eyyâm-i bîd” olarak nitelenen kamerî ayların 13,
14 ve 15. günlerinde de oruç tutmuştur.
Peygamberimiz (a.s.) Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da bu orucu tutmuş ve
صوم ثلاثة ايام من
كل شهر صوم الدهر كله
“Her ay üç gün oruç tutmak bütün seneyi oruçla
geçirmek gibi olur” söyleriyle bu orucun tutulmasını teşvik etmiştir.
b) Ramazan Orucu
Ramazan orucu, Bakara suresinin 183-184. âyetleriyle
hicretin ikinci yılında Bedir savaşı öncesinde şaban ayında farz kılınmıştır.
Peygamberimiz (a.s.) hayatında dokuz sene Ramazan orucu tutmuştur.
183.
âyette orucun mutlak olarak farz kılındığı bildirilmekte, ancak orucun ne zaman,
nasıl ve kaç gün tutulacağı bildirilmemektedir. 184. âyette bu kapalılık kısmen
giderilmiş, orucun “sayılı günlerde” tutulacağı beyan edilmiştir.
“Sayılı günler” ile maksat Ramazan ayıdır.
Bakara suresinin 184 ve185. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
اياما معدودات
“(Oruç), sayılı günler(dedir)…"
فمن
شهد منكم الشهر فليصمه
"…Sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun…"
Allah, bu âyetlere Ramazan orucunu tutmayı müslümanlara farz kılmıştır.
c) Oruç
Tutma İle Fidye Verme Arasında Muhayyerlik
Bakara suresinin 184. âyetinde;
فمن تطوع خيرا فهو خير له و ان تصوموا خير لكم ان
كنتم تعلمون و على الذين يطيقونه فدية
طعام مسكين
“(Yaşlılık veya tedavi edilemeyen bir hastalık nedeniyle) oruca zor güç
yetirenler, bir yoksul doyumu fidye verirler. Bununla birlikte kim bir hayır
yaparsa (daha fazla fakiri duyurursa) bu, kendisi için daha hayırlıdır. Eğer
bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyrulmuştur
(Bakara, 184).
Sahabeden Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre bu âyetin hükmü gereğince
Müslümanlar oruç tutma ile fidye verme arasında muhayyer bırakılmışlardır.
Sahabeden Seleme b. el-Ekva’, bu âyet inince isteyenin oruç tuttuğunu, isteyenin
fidye verdiğini, 185. âyet inince bu muhayyerliğin kaldırıldığını söylemiştir.
على الذين يطيقونه
“Oruç
tutmaya gücü zor yetenler”
hükmü, çok yaşlı kimseler ile şeker ve kanser gibi tedavisi zor bir hastalığa
müptela olanlar için geçerlidir. “Fidye” bir fakiri iki öğün
doyurmak veya fakire iki öğün doyacağı miktarda ekonomik yardım yapmaktır.
على الذين يطيقونه cümlesi “oruca gücü
yetenler” anlamında değildir. Bu takdirde âyet “oruç, tutmaya gücü yetenlere
fidye farzdır” anlamına gelir ki bu “oruç size farz kılındı” âyeti ile ters
düşer. Hasta ve yolcuya farz olduğu halde sağlıklı ve mukim olup gücü yeten
kimsenin oruç tutup tutmamakta muhayyer bırakılması tenakuz olur. Ayette,
يستطيعون fiili kullanılmayıp يطيقون
fiilinin kullanılması da cümlenin “oruca gücü yetenler”
anlamında değil, “Oruç tutmaya gücü zor yetenler” anlamında olduğunu
ifade eder.
فمن تطوع خيرا
“Kim
bir hayır yaparsa” cümlesi, fidyeyi fazla vermeyi veya hem fidye vermeyi hem de
oruç tutmayı و ان تصوموا خير لكم
“oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” cümlesi ise fidye
vermekten veya orucu kazaya bırakmadan daha hayırlıdır anlamını ifade edebilir.
d) Ramazan Orucunun Sağlıklı Ve Mukim
Olanlara Farz Olması
فمن كان منكم مريضا
او على سفر فعدة من ايام اخر
"…Sizden
kim hasta yada yolcu olur (da orucunu tutamazsa daha sonra) tutamadığı günler
sayısınca başka günlerde oruç tutar…."
(Bakara, 184).
من كان
منكم مريضا او على سفر فعدة من ايام اخر يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم العسر و
لتكملوا العدة و لتكبروا الله على ما هديكم و لعلكم تشكرون
"…(Bu ayda) kim hasta veya yolcu olur (da oruç
tutamazsa) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun (kaza etsin). Allah
size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidâyete
ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir”
(Bakara, 185).
Bu âyetlerde yüce Allah, Ramazan ayına erişen
sağlıklı ve mukim kimselerin oruç tutmaları gerektiğini, yolcuların ve
hastaların daha sonra kaza etmek üzere oruç tutmayabileceklerini bildirmektedir.
Muâz b. Cebel, 185. âyetteki “Öyle ise sizden kim
bu aya ulaşırsa oruç tutsun” emri ile Allah’ın orucu sağlıklı ve mukim olan
kimseler için farz kıldığını, hasta ve yolcular için oruç tutmama ruhsatı
verildiğini, oruç tutmayıp fidye vermenin, oruca gücü yetmeyen yaşlılara özgü
kılındığını bildirmiştir.
Bir mazeret sebebiyle Ramazan orucunu tutamayan
kimse, orucunu kaza etmeden ölürse, bu kimsenin tutamadığı oruç sayısı kadar
fidye verilir.
e) Orucun Fecr-İ Sâdık İle Güneşin Batması Arasında
Tutulma Emri
183, 184 ve 185. âyetlerde orucun Ramazan
ayında tutulması gerektiği bildirilmekte, ancak oruca başlama ve bitirme zamanı
ve orucun nasıl tutulacağı bildirilmemektedir. Muâz b. Cebel’in bildirdiğine
göre Bakara suresinin 187. âyeti inmeden önce müminler güneş battıktan sonra
uyuyuncaya (veya yatsı namazını kılıncaya) kadar yiyip içebilirler, eşleriyle
cima yapabilirlerdi. Uyuduktan (veya yatsı namazını kıldıktan) sonra artık yeme,
içme ve cinsel ilişki ertesi günü akşama kadar yasak idi.
Bu kuralı ihlal eden sahâbîler oldu.
Meselâ Ensardan Sırma b. Kays adında bir mümin Ramazan ayında oruçlu olarak
akşama kadar çalışır, akşam evine gelir, namazı kıldıktan sonra yemek yemeden
sabaha kadar uyuya kalır. Ertesi günü Peygamberimiz kendisini çok bitkin, halsiz
ve oruca dayanamaz bir durumda görür, “ne oluyor, seni çok yorgun, bitkin ve
halsiz görüyorum” der. Sırma da “Ey Allah’ın elçisi! Dün, gün boyu çalıştım,
akşam eve geldim, namazı kılınca uyuya kalmışım ve bir şey yiyip içmeden oruç
tutuyorum” cevap verir.
Hz.
Ömer eşi ile ilişkiye girerek bu yasağı ihlal eder, sonra yaptığına pişman olur
ve durumu Peygamberimize bildirir. Ashaptan bazıları da aynı hatayı işlerler.
Bunun üzerine Bakara suresinin 187. âyeti iner.
Bu hususa 187. âyette de işaret edilmektedir:
احل لكم
ليلة الصيام ارفث الى نسائكم هن لباس لكم و انتم لباس لهن علم الله انكم تختانون
انفسكم فتاب عليكم و عفا عنكم فائان باشروهن وابتغوا ما كنب الله لكم و كلوا
واشربوا حتى يتبين لكم الخيط الابيض من الخيط الاسود من الفجر و اتموا الصيام الى
اليل ولاتباشروهن و انتم عاكفون في المساجد تلك حدود الله فلا تقربوها كذالك يبين
الله اياته للناس لعلهم يتقون
“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal
kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah (Ramazan
gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendilerinize ihanet ettiğinizi size bildi
tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin
için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin
karanlığından ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra akşama kadar orucu tam
tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın.
Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırladır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah kendine
karşı gelmekten sakınsınlar diye âyetlerini insanlara böyle açıklar”
Âyetteki احل لكم
“size helal kılındı” cümlesi, söz konusu yasağın kaldırıldığını ifade
eder. Bu yasağın ne olduğu yukarıda zikrettiğimiz hadislerde beyan edildiği gibi
âyetin içeriğinden de anlaşılmaktadır.
Cinsel ilişkide bulunma yasağı itikaf halinde iken devam etmektedir.
Allah’ın koyduğu yasağın ihlal edilmesi, âyette “nefse
ihanet” olarak ifade edilmiştir. Âyet, itaatsizlik ederek emir ve
yasakları ihlal eden müminlerin, günahkâr olduklarını, ancak günahlarına tövbe
ettikleri takdirde affedileceklerini de beyan etmektedir.
Oruç kimlere farzdır: Oruç,
İslam’ın beş temel esasından biri olup, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş, mukim
ve sağlıklı kadın ve erkek her mümine farzdır. Adetli ve loğusa kadınlar oruç
tutmazlar, tutmadıkları oruçlarını daha sonra kaza ederler. Oruç ibadetini
yerine getiren Allah ve Peygambere itaat etmiş olur.
Oruç nasıl tutulur:
Oruç, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yeme, içme ve cinsel
ilişkiyi terk etmek suretiyle tutulacaktır. Ramazan ayı, 29 veya otuz gündür, 28
veya 31 gün olmaz.
Ramazan orucuna akşamdan niyet edilebilir. Uyuyakalıp sahura kalkamayanlara bir
şey yiyip içmemek şartıyla kaba kuşluk vaktine kadar oruçlarına niyet
edebilirler.
Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Haller :İslâm
dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya
yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Buna göre aşağıdaki
durumlarda kişiler, oruç tutmakla yükümlü kılınmamış, daha sonra kaza etmeleri
veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:
a) Bir kimse
Ramazan ayında 90 km veya daha fazla bir
uzaklığa Hanefî bilginlere göre 15 günden, Şâfiî bilginlere göre giriş ve çıkış
günleri hariç 4 günden az bir zaman için yolculuğa çıkarlarsa Ramazan orucunu
tutmayabilirler (Bakara
2/183-184). Yolculuğa çıktıklarında sahabeden
bazısı oruç tutmuş bazısı da tutmamıştır.
Bu kimseler, daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu
bozar, dilerse tamamlar. Ancak, ayette de belirtildiği gibi orucunu tamamlaması
daha iyidir. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken,
Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur.
b)
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının
artmasından veya uzamasından endişe eden kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç
tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayabilirler.
Uzman doktorlar, bir kimsenin oruç tutması halinde hasta olacağını bildirirlerse
bu kimseler de oruç tutmayabilirler.Daha sonra iyileşince oruçlarını kaza
ederler. Ölünceye kadar iyileşmeyen, tedavisi olmayan bir hastalığı olanlar oruç
tutmazlar, imkanları varsa fidye verirler. İmkanları yoksa bir şey yapmaları
gerekmez.
c)
Hamile ve emzikli kadınlar, oruç
tuttuklarında kendilerine veya çocuklarına bir zarar vermesi söz konusu ise,
oruç tutmayabilirler.
Daha sonra oruçlarını kaza ederler.
d)
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan
kimseler, oruç tutmayıp yerine fidye verebilirler.
e)
Oruçlu bir kimse, açlıktan veya susuzluktan dolayı beden ve ruh sağlığının
ciddi derecede bozulması tehlikesi ile karşılaşması halinde orucunu bozup daha
sonra kaza edebilir. Böyle bir kimsenin orucuna devam etmesi ölümüne sebep
olacak nitelikte ise, orucunu açmaması haram olur.
f)
Zor ve meşakkatli bir işte çalışmak
zorunda olan bir kişi, oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden
korkuluyorsa, orucunu tutmaya bilir. Bu durumda olanlar, izin günlerinde veya
müsait zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza etmelidirler. Yıllık izninin
bulunmaması ve haftalık izninin de yeterli olmaması gibi mazeretlerle buna da
imkan bulamayanlar, fidye vermelidirler.
Orucu Bozup Bozmayan
Şeyler:
1. Oruçlu iken bilerek bir şey yiyip içmek, cinsel
ilişkide bulunmak ve isteyerek ağız dolu kusmak orucu bozar.
2. Unutarak
yiyip içmek, kan vermek. Peygamber Efendimiz,
اذا نسي فاكل او شرب فليتم
صومه فانما اطعمه الله و سقيه
"Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse
orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir"
buyurmuştur.
Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu
hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder.
Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra boğazından aşağıya bir şey geçerse orucu
bozulur.
3.
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi
geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez.
Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır. Nitekim Hz.
Peygamber’in Ramazan’da imsaktan sonra yıkandıkları hadis kaynaklarında yer
almaktadır.
4. Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz.
[33]
Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, ağız dolusu
olması halinde, orucu bozar.Nitekim Hz. Peygamber
. من ذرعه قيئ
وهو صائم فليس عليه قضاء و ان استقاء فليقض
"Oruçlu kimseye kusmak gelir de kendisine hakim
olamazsa ona kaza gerekmez. Her kim de kendi isteği ile kusarsa orucunu kaza
etsin" buyurmuştur.
5.
Oruçlu kimselerin iğnelerini iftardan sonra yaptırmaları yerinde olur.
Oruçlu iken iğne yaptırmak zorunda olanlar, tedavi ve aşı amaçlı iğne
yaptırabilirler; oruçları bozulmaz. Ancak, oruçlu iken gıda ve vitamin iğneleri
yaptırmak, damardan serum ve kan almakla oruç bozulur. Daha sonra bu oruç kaza
edilir.
6.
Ağız veya burnundan su girip yutmadıkça, oruçlu kimsenin yıkanması orucuna zarar
vermez. Bu itibarla, ağız ve burnundan su kaçırmamak şartıyla oruçlunun
yıkanmasında bir sakınca yoktur.
7.
Sprey kullanmak zorunda olan astımlı hastalar oruç tutmayabilirler ve tutamadığı
günler sayısınca fidye verebilir. İleride sağlığına kavuşursa, fidye vermiş olsa
da, tutamadığı orucunu kaza eder. Ancak böyle bir kişi oruç tutmak isterse,
kullanmak zorunda kaldığı sprey orucunu bozmaz.
8. Parfüm veya
kolonya sürünmek ve koklamak orucu bozmaz.
9.
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi
ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya
tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.
10. Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macunun, misvak
parçalarının veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma
ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması
uygun olur.
11. Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri
bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından
kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak
kenger sakızı gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde
hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan
sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken bu tür
sakızları çiğnemek mekruhtur.
12. Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu
bulunduğu sırada kan aldırmış
ve
ثلاث
لايفطرن الصائم الحجامة و القيئ والاحتلام
"Üç şey vardır orucu
bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak" buyurmuştur.
13. Göz ve burna atkılan ilaç, genze ulaşması halinde orucu bozar. Çünkü
genze ulaşan maddeler boğaza, oradan da mideye ulaşır. Bu durumda oruçlu o günkü
orucuna devam eder. Ramazandan sonra bir gün kaza eder. Kulak ile boğaz arasında
da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya
kulak zarını geçmeyecek nitelikteki ilaçların kullanılması orucu bozmaz. Fakat
kulak zarı delik olan kişinin kulağına herhangi bir sıvının akıtılıp boğazına
ulaşması halinde orucu bozulur. Ayrıca kulak zarını geçip boğaza ulaşabilecek
nitelikteki ilaçların kullanılması da orucu bozar.
Mazeretsiz Oruç Bozmak
Geçerli bir mazereti olmadığı halde Ramazan orucunu
tutmayan bir Müslüman Allah’a ve Peygambere isyan etmiş, pek çok sevap ve
manevi nimetten yoksun kalmış ve büyük günah işlemiş olur. Mazeretsiz olarak
tutmadığı bir günlük Ramazan orucunun yerine başka zamanlarda ömür boyu oruç
tutsa telâfi edemez. Peygamberimiz (a.s.);
من افطر يوما من رمضان من غير
رخصة و لا مرض لم يقض عنه صوم الدهر كله و ان صامه
“Kim hastalığı ve bir ruhsatı olmaksızın Ramazan
ayından bir gün oruç tutmasa bütün günleri oruç tutsa yine bu orucu yerine
getiremez” buyurmuştur.
Kaza, gününe gün tutmaktır. Kefaret
ise; peş peşe iki kamerî ay oruç tutmakla buna gücü yetmeyenler ise akşamlı
sabah bir fakiri 60 gün veya 60 fakiri bir gün doyurmakla yerine getirirler.
Kefaret orucu ara verilmeden peş peşe tutulur. Adet veya loğusalık halinde
bulunan kadınlar, bu günlerinde keffaret oruçlarına ara verirler. Bu
durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden keffaret orucuna devam ederek 60 günü
tamamlarlar.
Mazeret Sebebiyle
Orucu bozmak
Yolculuk, hastalık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece
kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve
anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının
meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozup, sadece kazasını gerektirir.
Ramazan ayında dinen geçerli bir mazeret olmaksızın oruç tutmayanlar Allah'a
isyan ve büyük günah işlemiş olurlar.
Mazeret Sebebiyle Hiç
Oruç Tutamayanlar
Şeker
ve kanser hastalığı gibi oruç tutmaya mani olan ve tedavisi de mümkün olmayan
bir hastalığı olanlar, oruç tutmazlar bunun yerine imkanları varsa her oruç için
bir fidye verirler (Bakara
2/184). Fidye, fakir bir kişiyi bir
gün akşamlı sabahlı doyurmak veya doyacağı kadar para vermek vermektir.
يريد الله بكم اليسر ولا يريد
بكم العسر
“Allah size kolaylık diler zorluk dilemez”
anlamındaki âyet, ibadetlerdeki kolaylığı ifade eder.
ORUÇ VE NEFİS TERBİYESİ
İnsanların yaratılış gayesi olan ibadet görevi;
ya namaz, oruç, zekat ve hac gibi belirli bir zamanda, belirli bir mekanda ve
belirli kurallara uyularak yapılır (formel ibadetler), yada her hangi bir
zaman, mekan ve şekille kayıtlı olmaksızın yerine getirilir. Allah’ı zikretmek,
ana babaya iyilik etmek, şahitliği, tartı ve ölçüyü dosdoğru yapmak gibi
emirlere; alkollü içkiler içmek, uyuşturucular kullanmak, kumar oynamak,
hırsızlık yapmak ve cana kıymak gibi yasaklara uyularak yerine getirilir (informel
ibadetler).
Formel ibadetlerin temel amaçlarından biri, informel
ibadetlerin insan hayatında uygulanır hale gelmesini sağlamaktır.
Sözgelimi namaz ibadetinin temel amaçlarından biri insanı her türlü çirkinlik,
kötülük ve haramlardan alıkoymasıdır.
Formel ibadetlerden biri olan oruç ibadetinin Allah rızasını kazanmanı yanında
temel amaçlarından biri de kişinin nefsini terbiye etmesi, söz, fiil ve
davranışlarına çeki düzen vermesidir. Bu husus hem Kur'ân'da hem de
Peygamberimizin hadislerinde açıkça zikredilmektedir: Orucun farz olduğu
bildirilen âyette şöyle buyurulmaktadır:يا ايها
الذين امنوا كتب عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم لعلكم تتقون
“Ey müminler! (Kötülüklerden ve haramlardan) korunmanız için oruç tutmak, sizden
öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı”
(Bakara, 2/183).
Orucun kötülük ve haramlardan korunmak için farz kılındığının bildirilmesi
ibadetin insanın kişisel ve sosyal hayatındaki yerini ve etkisini bildirmeğe
yöneliktir. Nitekim yüce Allah günde beş vakit kılınan namazın insanı hayasızlık
ve haramlardan alıkoyduğunu bildirmektedir.
Aynı şekilde orucun da insanı haram ve kötülüklerden alıkoyması gerekir.
Peygamberimiz (a.s.);
والصيام
جنة فاذا كان يوم صوم اخدكم فلا يرفث و لا يسخب فان سابه احد او قاتله فليفل اني
صائم
“Oruç
kalkandır. Biriniz oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp
çağırmasın, kavga etmesi. Birisi kendisine söver yada çatarsa ona ‘ben
oruçluyum’ desin”
buyurmuştur. Orucun şehvetini kıran bir özelliği vardır.
Hadis-i şerîf, orucun gayesinin insanın edep ve ahlakını güzelleştirmek olduğunu
açıkça ifade etmektedir. Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan
uzaklaştırmıyor, edep ve ahlakını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış
demektir, böyle bir oruçtan istenilen sevap da elde edilemez. Nitekim
Peygamberimiz (a.s.),
من لم يدع قول الزور والعمل به فليس لله حاجة في ان
يدع طعامه و شرابه
“Kim
yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini
terk etmesine ihtiyacı yoktur”
ve
رب صائم ليس له من صيامه الا الجوع و رب قائم ليس له من قيامه الا السهر
“Nice
oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve susuz)
kalmalarıdır. Nice geceleri namaz kılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri
sadece uykusuz kalmaktır” buyurmuştur. Dolayısıyla oruç tutan insan; yalan,
yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü söz ve benzeri
davranışlardan uzak, iş ve işlemlerinde, söz ve sözleşmelerinde, alım ve
satımlarında dürüst ve dosdoğru olmalıdır.
Gerçek anlamda tutulan oruç, hem kötü söz ve davranışlara, hem de
cehennem ateşine karşı perde olur; kişiyi fuhuş ve edep dışı davranışlardan
alıkoyar, çünkü “orucun şehveti kıran bir özelliği vardır”.
Oruç tutan insan sabırlı olmayı öğrenir. Çünkü Peygamberimizin beyanı ile
الصوم نصف الصبر “Oruç sabrın
yarısıdır”.
İnsanın günah işlemesine genellikle iki şey sebep
olur. Biri şehevî arzuları, diğeri dili ve midesidir.
من يتكفل لي ما بين لحييه و ما
بين رجليه اتكفل له بالجنة
“Kim diline
ve ırzına sahip çıkacağına güvence verirse ben de o kimsenin cennete gireceğine
güvence veririm”
anlamındaki hadis, insanın şehevî arzularına, konuşmasına, yeme ve içmesine
dikkat etmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Orucun farz olmasının arka planında, müslümanın
cinsel arzularını, konuşmalarını, yemesini ve içmesini kontrol altında tutması,
huyunu ve ahlakını güzelleştirmesi ve nefsine sahip çıkabilme yeteneğini
kazanması vardır. Bu sebeple Kur'ân ve Sünnette Müslümanlar oruç tutmaya teşvik
edilmiş, oruç tutanlar övülmüş ve onlara Allah’ın rahmeti, rızası, sevap ve
mükâfâtı va’d edilmiştir. Ahzab suresinin 35. âyetinde on özelliğe sahip olan
kadın ve erkeklere mağfiret ve büyük mükâfat olduğu bildirilmiştir:
(Peygamberimiz (a.s.),
كل عما ابن ادم يضاعف الحسنة
بعشر امثالها الى سبعمائة ضعف
“Adem oğlunun her ameline kat kat sevap verilir
Bir iyilik on mislinden yedi yüz misline katlanır” buyurmuş, Yüce Allah da
الا الصوم فانه لي و
انا اجزي به يدع شهوةه و طعامه من اجلى
“Oruç hariç, çünkü oruç benim içindir, onun
mükâfatını da ben vereceğim, oruç tutan kimse şehvetini ve yemesin-içmesini
benim için terk etmektedir”
كل عمل ابن ادم له الا الصيام
فانه لي و انا اجزي به
“Oruç hariç, Adem oğlunun her ameli kendisi
içindir. Oruç benim içindir, onun ödülünü ben vereceğim"
buyurmuştur.
ان في الجنة بابا يقال له ريان
يدخل منه الصائمون يوم القيامة لا يدخل منه احد غيرهم
“Cennette reyyân adında bir kapı vardır ki buradan
kıyamet gününde sadece oruç tutanlar cennete gireceklerdir”
ve
من صام يوما في سبيل الله باعد
الله وجهه عن النر سبعين خريفا
“Kim Allah için bir gün oruç tutarsa Allah yetmiş
yıllık bir mesafe kadar onu cehennem ateşinden uzaklaştırır”
anlamındaki hadisler de orucun değerini
ifade etmektedir.
Oruç tutan insan;
-Allah ve Peygambere itaat etmiş ve büyük sevap
kazanmış olur.
-Allah’ın verdiği nimetlere şükretmiş ve aç
kalanların hallerini öğrenmiş olur.
-Sağlığını korumuş, nefsini terbiye etmiş ve irâde
eğitimi yapmış olur.
-Sabır ve metanet kazanmış, kötü söz ve
davranışlardan korunmuş olur.
-Ahlâkını güzelleştirmiş ve imanının bilincine ermiş
olur.
-İbadet zevkini tatmış, Allah’ın rızasını ve
cennetini kazanmış olur.
Tirmizi, Savm 24. III, 97.
|